Bu Blogda Ara

İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Ocak 2026

Yavşak Olmak

 Uzun zaman boyunca çalıştık çabaladık.
Kazandığımız bütün paralarımızı yavşaklık okuluna yatırdık.
Bizi yavşaklık yapmağı öğretmesi için birçok yavşak öğretmen de tuttuk.


Ama ne yaptıysak veya yapamadıysak bir türlü yavşak olmağı öğrenemedik.
Bunun yerine bizi yavşak yapması gereken öğretmenler yavşaklığı unutup adam oldular.
Yani reva mıdır bu?

07 Aralık 2025

Kedi Olmak Zordur

Dünyada her Kedi aynı değildir, tıplı biz İnsan gibi çeşitli huyları ve becerileri veya zayıflıkları vardır.
Eskişehir'de bir mekânın kapısına asılan uyarı:


Kapıyı kapalı tutalım. Küçük gri kedinin çıkması yasaktır!
Köpeklerden kaçamıyor.

14 Kasım 2025

Patates Ve Çiçek

Çiçek gibi insanlar duygularını göstermeği severler.
İç dünyalarındaki güzelliği paylaşırlar, neşeleri zarafetleri ve renkleriyle çevrelerine ilhâm olurlar.
Görülmek onlar için bir ihtiyaç değil bir armağandır çünkü varlıklarıyla ruhlara dokunurlar.
Ancak kırılgandırlar, tıpkı bir çiçek gibi fazla rüzgârda savrulabilirler.
Yine de her defasında yeniden açmağı bir şekilde bilirler.


Patates gibi insanlar ise sessizdir ama derin.
Gösteriş peşinde değildirler çünkü değerlerini dışarıda değil içlerinde taşırlar.
Toprağın altında görünmeden büyürler, kökleri güçlüdür ve dayanıklıdırlar.
Onlar konuşmazlar ama hissettirirler, görünmezler ama yaşatırlar. Güven emek ve sadakâtle var olurlar.


Biri dışı güzelleştirir, diğeri içi doyurur.
Biri gözle görülür, diğeri kâlple hissedilir.
Ve aslında yaşam bu ikisinin dengesinde güzeldir.

16 Ekim 2025

Yıkılım

Bazı insanların kolay yıkılmamalarının sebebi güçlü olmaları değil, vicdanlarının rahat olmasıdır.
 

Vicdan rahat olursa insan kendini daha iyi hisseder.

05 Ocak 2023

Yaradılış Öyküsü

 Baştan söyleyeyim burada yazan şeyler insanlara hakaret değil hayatın gerçekleridir. Yaşayan görür bilir ve acı bir şekilde öğrenir.


Yaradan önce Eşeği yarattı. Biraz baktı ve hakkındaki düşüncelerini tebliğ etti:
"Sen bir Eşeksin. En ağır yükleri çekeceksin, en zor şartlarda çalışacaksın, bir ahırda yaşayacaksın, elli yıl ömrün olacak."
Eşek de dileğini söyledi:
"Tanrım bu hayat için bana biçtiğin elli yıl çok fazla, bana yirmibeş yıl yeter."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz düşündü ve Köpeği yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir Köpeksin. Sürekli sahibinin yakınında olacak, sahibini koruyacak, evindekiler için en tehlikeli görevlere bile atlamaktan çekinmeyeceksin, otuz yıl ömrün olacak."
Köpek de dileğini söyledi:
"Tanrım bu dediğin hayat için otuz yıl çok fazla, bana onbeş yıl yeter."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz daha düşündü ve Maymunu yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir Maymunsun. Sürekli aptal aptal hareketler yapacaksın, daldan dala atlayacaksın, fıstık fındıkla besleneceksin, yirmi yıl ömrün olacak."
Maymun da dileğini söyledi:
"Tanrım bu dediğin hayat için yirmi yıl çok fazla gelir bana, ben on yıl kalayım dünyada benim için yeterli."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz daha düşündü ve İnsanı yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir insansın. Dünyanın kralı olacaksın, biraz önceki yarattıklarıma hükmedeceksin, her şey senin emrinde olacak, ama yirmi yıl ömrün olacak."
İnsan da dileğini söyledi:
"Tanrım bu krallığa yırmi yıl çok az, bana Eşeğin istemediği yirmibeş yılı, Köpeğin istemediği onbeş yılı, Maymunun istemediği on yılı ömrüme eklemeni istiyorum."
Ve öyle oldu.


Derken insan dünyaya geldi, yirmi yıl insan gibi yaşadı, sonraki yirmibeş yıl eşşekler gibi çalıştı para kazandığını sandı, sonraki onbeş yıl köpekler gibi yaşadığı evi korudu ve aileden artanları yedi, sonraki on yıl da maymunlar gibi komik durumlara düşerek torunlarını eğlendirdi.
Bugüne kadar böyle geldi, bundan sonra da böyle gidecek.

31 Mart 2022

Zarar - Felâket

Hayatta bazı şeyleri gerçekleştirmeğe çalışmadan önce bazı değişik şeyleri de göz önüne almak gerekir.
Örnek olarak yapılacak bir şeyin bir başkasına zararı yanında kendinize de zarar vermesi gerçeği.
Çoğu zaman bir şeyden kurtulayım derken kendinizi de felâkete sürükleyebilirsiniz.
Tıpkı resimdeki tasvirde görüldüğü gibi.


Bir zamanlar Emrah İpek'in bir şarkısı vardı.
Hey hey hey taksi, bütün işlerim gitti aksi, hey dur taksi. İlk orta fakülte bitirdim ben güzelce, bir baltaya sap olup kurtulurum sandım böylece. Nerede ağabey nerede? Ekmek aslanın midesinde, bugün git yarın gel her gün başka bir engel.
Kendini kurtarayım derken hem kendisini hem de bir başka günâhsızı mahvetmeğe çalışan bir adamın tasvirini izlediniz.

10 Ocak 2022

İnsansız Bir Dünya

İnsanoğlu belki de dünyaya ve doğaya en fazla zarar veren varlığıdır, ama insanlar aynı zamanda dünyanın dengesini de sağlamaktadırlar. Kısacası ilişkilerin konusu olduğu gibi insanların toplu olarak dünyadaki varlığı bir dert, yokluğu bambaşka bir dert.
İşbu yazımda sizlere insan ırkının dünya üzerinden tamamen silindiği zaman olacaklardan biraz bahsetmek istiyor ben.


Öncelikle elektrik ve diğer saklı güçleri işleyecek bir canlı olmadığı için çok ama çok kısa bir zaman zarfında karanlığa ve soğuklara teslim olacak bir dünya. Her ne kadar gökyüzünde Güneş de olsa Güneşin varlığı mâlesef günlerin en fazla yarısında etkili olabiliyor, üstelik Yaz ve Kış dönemlerinde bu süre biraz uzayıp kısalabilse bile etkisiz kaldığı zaman zarfı mevcut.
Biz insanların dünyadan neslimiz tükendikten tam bir yıl sonrasında tüm uydular ve uzay istasyonları Dünyaya geri düşer ve atmosferde büyük delikler oluştururdu.


Sadece bir hafta içinde milyarlarca ev ve çiftlik hayvanı açlık ve susuzluktan Hakk'ın rahmetine kavuşurlardı. Ne de olsa artık onlar evcil hayvan, her ne kadar fıtratlarında avcılık gibi hamurlar katılmış bile olsa o hamurun miktarı sanıldığı kadar çok değil, üstelik aradan geçen yıllar boyunca o hamurun varlığı bile tartışma konusu olmuştur.
Evcilleştirilmiş atlar tekrardan özgürlüklerine kavuşur ve doğada dörtnala koşmağa başlarlardı.
Nesilleri tükenmek üzere olan hayvanlar yavaş yavaş tekrardan çiftleşerek çoğalmağa başlarlardı.
Yaşamak için insan vücûduna ihtiyacı olan birçok parazit de yok olurdu. Mâlum-u âliniz ki insan vücûdunda önemli bir oranda gözle görülmeyen varlıklar da yaşıyorlar.
Evlerdeki haşeratın da soyları tükenmeğe başlardı.


Barajlar yıkılıp dev sel felâketlerine sebep olurdu. Sonradan tüm bu alanlar bataklığa dönüşürdü.
Büyükşehirlerde bugüne kadar yapılmış ve işletilmekte olan Metro hatlarını koruyan su pompaları çalışmayacağı için her tarafı sel götürürdü.
Soğutma sistemleri durduktan sonra bazı nükleer santrâller patlarlardı.
Sanayi bölgelerindeki emisyonlar sıfıra ineceği için hava sadece bir ay gibi kısacık bir sürede tertemiz olurdu.
Bakım falan yapan birileri olmayınca tüm metâl binalar çürüyüp yıkılırlardı.
Şehir parkları giderek büyür ve şehirleri ele geçirirdi, sadece yirmibeş yıl içerisinde dünyadaki tüm kaldırımlar ve yollar yemyeşil olur ve Doğa kendine ait olan her yeri tekrar geri alırdı. Altıyüz yıl kadar sonrası tüm dünya dev bir ormanlığa dönüşür ve her yerde farklı hayvan nüfûsu oluşurdu.
Okyanuslar eski temizliğine geri döner ve tüm balıklar huzur içinde yaşardı. Tek dertleri artık birbirleri kalırdı, çünkü büyük balıklar her zaman küçük balıkları yerler.
Yüzbin yıl sonra yıl içerisinde havadaki karbondioksit seviyeleri insan ırkının dünyaya ilk ayak bastığı seviyelere dönerdi.


Yazımı ahanda burada sonlandırırken tek bir cümle eklemek istiyorum:
Her ne kadar Dünyanın insanlara ihtiyacı olmasa dâhi İnsanların dünyaya ihtiyaçları vardır.
Her ne kadar insanlara hayvan lâkapları takılıyor bile olsa, ne olduğu konusunda fikir almak için üstteki resm-i şerifi inceleyiniz.

20 Ağustos 2021

Bir Eşek Öyküsü

 Hikâye bu ya bir İnek bir Beygir ve bir Eşek etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeğe ve üç yıl sonra bulundukları yerde buluşmağa karar verirler. Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce İnek ve Beygir gelir. İkisinin de vaziyeti perişan bir hâldedir, hem zayıflamış ve dişleri dökülmüş hem de kamburları çıkmıştır, adeta çökmüştür.
Beygir merakla sorar: "Nedir bu hâlin İnek kardeş?"
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
"Sorma sevgili Beygir kardeş. Bu insanlar çok merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir başka inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş."
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
"Ah, sorma. Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler ağzımı açamadım. Üzerime bindiler ses çıkaramadım. Biri indi öbürü bindi. Binmedikleri zamanlar da zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hâle geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımağa başladım. Ben onları taşıdıkça daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım İnek kardeş."


İnek ve Beygir böyle konuşurken uzaktan Eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala ve taşlara tekme ata ata kısaca hoplaya zıplaya gelir. Mutludur üstelik de şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta ve gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lâcivert takımlar vardır.
Bunu görünce İnek ile Beygir şaşırmış bir şekilde:
"Nedir bu hâlin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin?" diye sorarlar tabi.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
"Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan hukuktan refahtan adaletten filan bahsettim."
"Eee, sonra ne oldu?"
"Ne olacak? Beni başkan seçtiler."
"Deme yahu. Yani sen imdı başkan mı oldun?"
"Evet. Bir şey yapmama bile gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım."
"Peki, senin eşek olduğunu anlamadılar mı?"
"Valla ne yalan söyleyeyim yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı."


Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un ikibinaltıyüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsünü okudunuz.
Gerçek şahıslarla ilgisi yoktur.

21 Temmuz 2021

Martı Bağlama

Başlığa bakıp da bildiğimiz kuş olan Martı'dan bahsedeceğimi sanmaktaysanız çok büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu hatırlatarak yazıma başlamak isyiuor ben.
Akşam akşam Cadde-i Bağdad'ın arka tarafında kalan Bilim Sokak burası, ki sokağın ism-i şerifi de biraz mânidar.
Mâlum-u âliniz Bilim Sokak, yani bilgililerin gelip geçmesi gereken bir yol.
Ancak buradaki temaşa ettiğimiz bir manzara hiç de bilimsel değil.


Sokak lâmbasının direğinde de yazdığına göre sıkutır bağlanmaması buyurulmasına rağmen inadına sıkutırı bağlamış bir züppe.
Oldum olası Cadde-i Bağdad'ın zengin züppelerinden hiçbiri adam olamamıştır, hele de Bilim Sokak gibi bilimin olması gereken bir semtte.
Hani ben imdı bunu yapana "Öküz" diyeceğim ama Öküz'ün günâhını almaktan çekiniyorum, çünkü siz de biliyorsunuz Öküz bizlere bir avuç saman karşılığında etini derisini ve İnek olanları da Öküze ek olarak sütlerini bağışlıyor bizlere.
Zaten gerçek Öküz böyle şey yapmaz.

15 Haziran 2021

Angut'un Sadakâti

 Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir "Angut" kelime-i şerifi.
Biri lâftan anlamayınca boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen "Angut musun?" der günümüzün insanı. Angut’un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.
Peki ya özelliği nedir bilir misiniz?


Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dâhi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler.
İşte bu canlının yaptığı en büyük "Angut"luk budur.
Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Kadın olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının çok ürkek bir hayvan olmalarına rağmen eşlerinin ölüsünün başlarında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dâhi oradan kaçmaz.
Hani derler ya "Angut gibi bakmasana" diye, keşke herkes Angut gibi bakabilse değer verdiklerine.
Bir "Angut" bile olamayan o kadar çok insan var ki artık günümüzde.

19 Mart 2021

Çiğ Süt

 İnsanoğlu çiğ süt emmiş, kimse bilmez fendini, her kime iyilik yaptıysan ondan kolla kendini.
İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler ya çiğliği ondandır. Pişmeden de ölür gider çoğu zaman.


Doğduğumuzda ilk tanıştığımız gıda anne sütüdür ve edindiğimiz ilk bilgilerdir. Hiçbir süzgeçten geçmeden edinilen bu bilgiler biyolojik düzeyden gelir. Anne bile nasıl ürettiğinden haberi olmadan ve kendisine sorulmadan bu maddeyi biyolojik yapısıyla üretir. Bu nedenle çiğ süt emmiş olan insanoğlu içinde bir hayvanın duygularını barındıran muhtemel bir vahşidir.


Dostuma gülümsedim, daha arkamı döndüğümde onu bana gülerken gördüm.
İşte insanın zavallılığı burada başlıyor. Sevmek istiyorsun, güvenmek istiyorsun, bu defa oldu diyorsun, ama her defasında tuhaf bir şekilde başa sarıyorsun. Kısır bir döngü bütün hayatını etkiliyor kapsıyor.
Oysa hayata ve insanlara bu kadar da anlam yüklememek gerekir. Koskoca Nietzsche bile "İnsan düpedüz konuşan hayvandır" dememiş mi? Bizse mükemmelin peşinde koşar dururuz. Sanki kendimiz mükemmelmişiz gibi. Bu hayatta en çok insan ilişkileri yorar insanı. Eğer bu enerjiyi daha faydalı işlere verse insan kim bilir ne başarılara imza atar?


Ama yok olmaz çünkü didişmek bir şekilde gizli bir keyif verir, istemem yan cebime koy misali. Öyle komplike bir yapısı vardır ki insanın çoğu insan özeleştiri yapmadan kendini tanımadan öylece geçer gider bu hayattan. Hep karşıya bakar kendinden bîhaberdir.
Kaçak güreşenler, ikili üçlü oynayanlar, dalkavuklar, sevmediği halde miş gibi yapanlar, eli maşalı olup da masumu oynayanlar, sinsiler, tatlı su kurnazları, saflar, zekiler, aptallar, onların bir suçu yok ki.
Tevellüdü ne olursa olsun insanoğlu çiğ süt emmiştir çünkü.

08 Mart 2020

Kadınlık

Yolda yürürken gülse dert, evinde oturup ağlasa dert.
Saçını kapatsa bir dert, açsa apayrı bir dert.
Çocuğu olmasa bir dert, karnı burnundayken sokağa çıksa başka bir dert.
Korunursa sıkıntı, çocuğunu aldırsa üzüntüyle karışık başka bir dert.
Şort giyse bir sorun, pantolon giyse başka dert, etek giyse eteğinin boyu bambaşka dert.
Evde kalsa kendine dert, evden çıksa başkalarına dert.
Çalışsa ictimai dert, çalışmasa iktisadi dert.
Eve para getirse dert, getirmese tıkırında olan ekomoniye dert.
Lâfa geldi mi anne bacı kızkardeş abla, yolda yalnız yürürken bir erkeğe müstakbel manita.
İşimize geldi mi ayaklarının altı cennet, gelmedi miydi Adem Babamızı yoldan çıkartan şehvet.


Savaşta ganimet, barışta esaret.
Tarlada ekici, evde hizmetçi.
Bizi etinden çıkartır, memesinden emzirir. Büyütürken dişinden arttırır, gözünden sakınır.
Kim demiş dokuz ay diye? Kadın çocuğunu bir ömür boyu bağrında taşır.
Anne olsa çocuğunun yolunu gözler, eş olsa kocasının uyumasını bekler.
Kadındır bu, eksik olmamalı sırtından sopası karnından sıpası.
Hâddi midir sanki elinin hamuruyla erkek işine karışması?
Saçı uzadıkça kısalıverir zaten aklı.
Kadın öyle bir şeydir ki çocukluktan başlamalı terbiyesi, eğer zamanında dövmezsen kızını sonradan döversin dizini.


Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü.
Bence siz de sokağa çıkıp kadınlarımıza günlük göstermelik karanfil falan dağıtmayın, lâflarınızı da süsleyip hiç kimsenin gözlerini boyamayın.
Yılda bir gün kibarlık gösterip kadın gibi davranacağınıza bir zahmet yılın geri kalan Üçyüzaltmışdört günü insan gibi davranın.
Emin olun kadınlarımıza erkeklerin insan gibi muamelesi yeter de artar.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Bugün aslında çiçek böcekle kutlanacak ve ıvır zıvır hediye edilecek bir gün değil.
Kadınlar günü kapitâlist düzende kadınların bir numaralı istismarcısı olan markaların alışveriş çılgınlığına insanları kaptırarak bindirmeden sonra göz boyamak için yaptığı indirimlerle kutlanan bir gün de değildir.
Aslında tam da burada zurna zırtlamaya başlar, çünkü o dönemde de dünyaya hâkim olan kapitâlist düzene başkaldırı günüdür.
Ancak o zamanlardan beri yine ay ı kapitâlist düzen bu acıyı bile unutturarak günün emek kısmını atıp sadece kadınların kutladığı ve erkeklerin kendilerine çiçek böcek pırlanta ayakkabı hediyeler aldığı bir kutlama gününe çevirmiştir.


Bugün kendi haklarını almak için direnirlerken şehitlik mertebesine erişen kadınları anma günüdür.
Ayrıca kadınlar melek de değildirler, çünkü melekler hâmile kalmazlar.
Kadınlar bizleri dünyaya getirirler, beslerler büyütürler adam ederler, sonra da başka bir kadına emanet ederler, aslında kadınlar olmazlarsa erkekler tek başlarına bir hiçtirler.
Çünkü erkek tek başına neslini devam ettiremez, neden derseniz erkekler de melekler gibi hâmile kalamazlar.


Gerçekte kadın da erkek de dünyaya Gök Tanrı Tengri tarafından ruh eşitliği olarak yollanmıştır, iki cins arasındaki tek fark bedenseldir.
Hani vakt-i zamanında evli bir çift tartışırlarken koca bir anda sesini yükseltir:
"Erkeğin önemi şundan belli ki Allah erkeği kadından önce yaratmıştır."
Karısı da altta kalmaz:
"Bir sanat eseri yaratmak için önce bir taslak ortaya çıkartmak gerektiğini sen bilmiyor musun?"


Ancak dünyamız kadınlarına hiç de adil davranmıyor.
Geçtiğimiz yıl yine bundan önceki yıllarda olduğu gibi kadınları eksik etek veya saçı uzun aklı kısa gibi hurafeler sayesinde yine ikinci sınıf vatandaş olarak gördü.
Gerçi istisnalar kaideleri bozmaz, belki bazı ülkelerde kadınların ön plânda olduğu sahalar vardır ama bu ülkeler bizlere çok ama çok uzak.
Yine de henüz çok geç kalmadık, kadınlarımıza çiçek böcek gibi sıfatlar yükleyeceğimize insan gibi muamele edelim, bakın o zaman dünya daha güzelleşecek.

01 Şubat 2020

Belgesellerden Anılar

Bazı akşamlar gittiğim mekânda sabaha karşı izlediğim belgeseller bendenizi işbu mevzuat-ı umumiye hakkında bazı araştırmalara yöneltti.
Hepimizin mâlum-u âliniz Türkiye Cümhûriyeti sınırları dâhilinde karikâtürler inanılmaz nesne-i şerifler anlatırlar, ancak bunların dilinde yazılan yazıları herkes okuyabilme, okuduysa da anlayabilme yeteneğine sahip değildir.
Yine hepimizce mâlum olan ve bizim zamanımızda ilkokulda şimdiki zamane gençliğin ortaokul veya lisede hep birlikte öğrendiğimiz mâlumatfuruşa göre ormanlarda yaşayan hayvanlar her zaman birbirleriyle avlanırlar, ancak onların dünyası bizim dünyamızdan çok ama çok farklı olduğunu da öğrenmek gerek.
Bu arada hatırlatayım ki dünya üzerinde daha gerçek olup olmayacağı tartışma konusuyken bile bir robotun duygusal zekâyla donatılmasının ne gibi sonuçlara yol açabileceği konusunda film yapabilmeyi başarmış bir Yeşilçam'a sahibiz, hani bir Türk'e bir işin inkânının olmadığını söyle ve kenara çekilip olacakları izle gibi kocaman tankın karşısında aslanlar gibi durabilen ve o duruşuyla o tankı durdurabilen bir irademiz mevcuttur bizde.
Ben kafanızı bulandırmadan başlıyorum yeniden yazıma konu olan resimlere.


Ah şu kadınlar, aslan bile olsalar kadın her zaman kadındır.
Bir türküde bile biz erkeklerin günâhının siz kızlardan sorulacağı söylenir.
Buna rağmen erkeklerin kılıbık olduklarından bahsederler, oysa kadın erkeğe yaklaşma şansı vermezse biz erkeklerin yapacağı her hamle ters teper Tanrı korusun.


Bizim karikâtürcülere göre aslında orman hâlkı dosttur arkadaştır, sadece belgeselciler geldiklerinde insanlara kendilerinin yırtıcı olduklarını göstermek için şakacıktan birbirlerine saldırırlar.


Bazen dost görünümlü insanlar bizleri sadece kandırmakta ve bizim açıklarımızı kollamakla meşgûller, zaten bir atasözü bizim düşmanlardan değil de dostlarımızdan korkmamız gerektiğini söyler.
Buna rağmen hiç dertleşmeyecek miyiz? Gerekirse dertleşmeyeceğiz, tüm sıkıntılarımızı içlerimize atacağız, patlarsak da bundan patlarız.


İkili ilişkilerde de genelde kendi kusurlarımızı ve fazlalıklarımızı görmez de karşımızdakinin eksikliğini görürüz, daha doğrusu yaşadıklarımız bize böyle algılatır hayatlarımızı.
Sorun ise sende değil bendeymiş, ben daha iyisine lâyıkmışım. Hangi kitaptan ezber bu?
Örneğin kirpinin üstündeki dikenlerden atlarda yoktur ya da başka hayvanlarda yoktur, bildiğim kadarıyla gülde vardır ama gülün dikenleri kirpinin derisine karşı daha güçlüdür.
Sarmaşıklardaki dikenler ise kirpinin dikenlerine hiçbir sur'ette mukavemet edemezler.


Avlanma faslı aslında doğar doğmaz hayata karşı mücadeleyle içgüdüsel olarak başlar, eceliyle Hakk'ın rahmetine kavuşuncaya veya bir başka acıkmış olan hayvana av olana kadar devam eder.
İnsan da oyun çağından çıkıp da okul çağına gelince mücadeleye başlar, ama insanın mücadelesini barış ve bilim ile de ilerletebilse bile bazıları kavga ve savaşı ve de adam öldürmeyi öğrenir.
Bu yolda devam etmekte ısrar eden şahıs ise günün birinde yakayı ele verir.


Dün akşam aslında güzel ve beni benden alan bir belgeselde Piton Yılanı çeşitli hayvanları mideye indiriyordu. Hele o tavuklar kümeslerine baskına gelen yılan karşısında hiçbir şey yapmadan gıt gıt gıdaklamaları resmen tavuk milletinin aptallığına sevk etti beni.
Demek bu belgesel bir karikâtürcümüz tarafından da izlenmiş ki av olan farenin aklına tam mideye indirilirken sıçının geldiğini söylemeyi akıl ettirmiş.
Çıkan sonucu da görmektesiniz.


Ya da başka bir açıdan bakalım biz işbu hayat-ı vahşiye.
Sizler hiç keçileri bilir misiniz sevgililer?
Keçiler aşırı derecede inatçı ve intikamcıdırlar, öyle ki miyav diyen bir aslan eğer keçi avlamışsa yerken iki katı dikkât etmesi gerek, çünkü arkadan bir büyüğü gelip aslanı avlayabilir.


Ancak bütün hayvan milleti keçiler kadar şanslı olamıyor ne yazık ki.
Örneğin aslanın biri bir ceylanı mideye indirirse ve o ceylanın yavrusu annesini aramaya çıkarsa aslında gerçekte başına gelecek olan belli ama karikâtürcülerin kitabında aslanın midesi bulanıveriyor.
Ne yazık ki dünya bizim bildiğimiz ve de hayal ettiğimiz tozpembe bir yer değil, ormanın ortasında bütün canlılar diğer canlılara karşı amansız bir savaş içinde.
Üstelik bu geçenlerde Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan bir soğuk savaş da değil.
Günümüzde her ne kadar insanlar birbiriyle sıcak savaşa gimemişlerse de hayvanlara ve doğaya karşı açtıkları savaşta inanılmaz bir tahribatın sorumlusu olarak Yüce Divan'a hesap verecekler.



Bu amansız savaştan geriye ne mi kaldı?
Timsahın annesi çanta babası da ayakkabı olmuş, insanların hizmetine ve kullanımlarına sunulmuş.

01 Kasım 2019

Güzelliklerinizi Bu Çirkinliğe Borçlusunuz

Aslına bakarsanız bu tarz bir oluşumu bir yerde daha okumuştu ben.
Her ne kadar o günü inanmamış da olsam imdı resm-i şerifi gözlerimle görünce kâni olmaya karar verdim.
Bizlerin yüzlerinde küçücük mini minicik örümcekler dolaşmakta, ancak işbu örümcekçikler bize zarar değil yarar sağlamaktalar.


Cilt bakımlarında önemli bir rol üstlenen ve boyları sadece üç desimilimetre olan işbu örümcekçikler kıl köklerinin diplerine yerleşerek ciltteki fazla üretilen yağlarla beslenip çevrelerinde oluşan kirleri de temizliyorlar.
Allah'u Te'âlâ'nın insanları güzelleştirmek için bulduğu ve uyguladığı çareyi sizlerle paylaştı ben işbu yazımda.
Hem erkekler hem de kadınlar için geçerli olan bu varlıklar olmasalardı acaba nasıl bir yaratığa dönüşebileceğimizi hayal dâhi edemedi ben.

01 Ekim 2019

Karga Boku

Köy yerinde ikindi vaktiydi, sesler kesilmiş çıt bile çıkmıyordu. Herkes susmuş sessizlik konuşuyordu. Zaman ise sanki durmuştu.
Birden bir damlama sesi: "Şıp ... Şıp ..."
Alt mahâlledeki çeşmenin sesiydi bu, tamir edilmesi gereken bir musluğu vardı.


İkindinin artık alacakaranlığında yandaki boşluğa bir karga kondu, tedirgindi belki ama ürkek değildi:
"Gak!"
Biraz etrafı kolaçan etti, sağa sola baktı ki kimsecikler yok, hemen medeni ihtiyacını giderdi, sonra da kanatlanıp uçarak gitti.


Aynı yerde saatler geçip de gece olunca bir domuz geldi bu kez. Karganın biraz önce medeni ihtiyacını giderdiği yeri eşeledi.
Domuz eşeledikçe toprağın üzerindekiler alta iniverdiler.


Günler birbirini kovaladılar, kovalanan günler haftaları getirdi, haftaların götürdüğü günler de ayları.
Aradan aylar geçmişti, derken karganın sıçtığı yerde bir fidan yeşermeye başlamıştı.
Yavaş yavaş büyüdü, dal oldu, yaprak açtı, en sonunda kocaman bir incir ağacı olup çıktı.


Önce karıncalar sardı ağacı, sonra sinekler, sonra da börtü böcekler, en son da kuşlar.
Böcekler ağacın filizlerini ve meyvelerini yediler, kuşlar da böcekleri yediler.
Alakargalar da incirleri yediler, bu devran bir süre böyle devam etti.
Hayvanlar âlemi o ağacın çevresinde kendilerince bir dünya kurmuşlardı.
Karganın sıçmasıyla harcı karılan ve domuzun eşelemesiyle temeli atılan bir dünya.


O arsada yaşam böylece sürerken bir insan çıktı ortaya, meğersenem arsayı satın almış.
Önce duvarlarla çevirdi dört bir yanını, sonra da üzerini tel örgülerle sardı.
Böylece domuzlar gelemez oldular.
Sonra börtü böcekten şikâyet etti, etrafını zehire boğdu.
Karıncalar sinekler böcekler arılar birer birer rahmetli oldu.
Ardından da onları yiyen kuşlar gittiler.


Sadece bir ağaç kaldı ayakta, hayvan mezarlığında tek başına incir ağacı.
İnsanın gözü doymuyordu, o incir ağacını da kesti.
Oradaki güzel güzel devam eden hayatı bitirdi, kısaca bir çuval inciri bok etti.


İnsan denilen yaşam türünün bilimde verilen adı Homo Sapiens'tir.
Anlamı da "Düşündüğünün üstüne düşünebilen insan" demektir.
O zaman düşünelim.


Hadi herkes kendi kendine sorsun, bulduğu cevabı da aşağıya yazsın:
Çevreye ve Doğaya bir Karga Boku kadar katkım var mı?

28 Eylül 2019

Okumaya Vakit Ayırın

Okumak sizlere çok şey kazandırır, düşüncenizi ve ufkunuzu genişletir, bilginizi arttırır.
Okumak sizin içinizdeki havuza yeni ve taze suların katılması gibidir. İçindeki havuza taze sular katmayan insanın ruhu yosunlaşır ve kirlenir.


Yeni kitaplar okuyun, eski kitaplar okuyun, yeni yazılar eski yazılar okuyun, haberleri ve düşünceleri okuyun, hiç olmadı gazete okuyun. Yeter ki bir şey okuyun.
Zekânızın bileylendiğini, içinizin aydınlandığını, bir şeyler öğrendiğinizi göreceksiniz zamanla.


Vaktiniz boş geçmesin, trende okuyun, otobüste okuyun, canınız sıkılmasın. Telefonla oynamak yerine kitap okuyun gazete okuyun dergi okuyun.
Çünkü kitap insanın en iyi dostudur.


Bazı kimseler ünüversüteyi bile bitirdikleri zaman okumayı bırakırlar, onların ruhları ve kafaları kirlenmeye ve içleri kararmaya başlar.
Okuyanlar büyük adamların sohbetine katılır ve dünyaları dolaşır gibi olurlar.
Okumak en soylu davranıştır.


Hem atalarımız da demiş:
"Hiç okuyan ve okumayan bir olur mu?"
Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de de ayet-i kerimesi mevcut:
"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"
Bilmek ise okumakla olur.