Bu Blogda Ara

14 Kasım 2018 Çarşamba

Sâhlepli Kahve

Aslına bakarsanız günümüze kadar binlerce fincan kahve içmişimdir ancak böylesini hiç görmemişti ben.


Eski zamanlarda vaporlarda Süt Sâhlep satılırdı ve her ne kadar ucuz olmasa bile tadı eh işte dedirten cinstendi.


İşbu görseldeki vaporumuz Şirket-i Hayriye'den kalma Fransa'da bulunan Atl. & Chantier De France Tershanesi'nde 1910 yapım tarihli çift uskurlu 64 baca numaralı geçmiş zamanlardan kalma ve 30 Temmuz 1975'te emekliye ayrılarak bir zaman sonra Çandarlı'ya gönderilip jilet olan vaporumuzdur.
Her ne kadar günümüzde de ŞH-Küçüksu adında bir vapor mu düdüklü tencere mi yoksa sipor ayakkabı bilinmeyen görünümde olan bir taşıtımız mevcutsa dâhi bunda büfe falan yoktur.


Bu arada vaporlar hakkında da bir iki satır bir şeyler karaladık işte.
Ben artıkım yaşım kemâle erdiği cihetle gürültülü çıstak tarzı müzük çalan mekânlar bana hitâp etmiyor.
Böyle sessiz sâkin yerler bana daha çok münâsip.


İşte böyle bir mekânda hem kafamın keyfinin kâhyasını dinlerken hem poğaçamla sâhlepli kahvemi yavaş yavaş yummileniyor ve mideme indiriveriyorum. 


İndirirken de ahanda sizlere işbu yazımı hazırlıyorum ya da elde yazıyorum.
Çünkü Kahve Dünyası'nda Wayfi yok, ya da hadi size doğrusunu söyleyeyim var ancak biraz sıkıntılı ve tantanalı bir sistem kurmuş.


Yine de sevdiklerinizle çene çalmak ve kafanızı dinlemek isterseniz Kahve Dünyası'nı tercih edebilirsiniz, en azından Starbucks'tan daha iyi ve kâliteli bir yer olduğuna eminim ve tavsiye ederim.

Sinop Mantı Yummi

Aslında kaç zamandan beridir yazmam gerek bu yazıyı ama işler yüzünden bugüne kadar gecikti.
Başlamadan önce bir konuyu belirteyim ki Mantının Cevizlisi bildiğimiz Yoğurtlu Mantıdan çok daha lezzetli ve güzel olduğu tarafımdan test edilip onaylanmıştır.
Zevkler ve renkler hiçbir zaman tartışılmaz ama kendimce belirteyim en azından bendenizin ağız tadı böyle.


Karadeniz'in hırçın dalgaları arasından el emeği göz nuru ve sevgiyle ortaya çıkartılan işbu lezzet-i nefiseyi sizlerin de tatmanızı ve denemenizi şiddetle tavsiye eder ben.
İşbu gördüğünüz mantının yarısının içindeki mâlzeme beyaz peynir, diğer yarısı ise kıyma.


Ancak işbu soğuk Kış mevsimi günlerinde mantıyı yummilenmeden önce bir sıcak Mercimek Çorbasını midelerinize indirmemezlik etmeyin derim.


Dilediğiniz zaman Sinop Mantı'ya uğrayıp bu güzel mantının tadına bakınca bana da görüşlerinizi söyleyebilirsiniz.
Hepinize şimdiden afiyet olsun.

12 Kasım 2018 Pazartesi

Günlük Kahvaltı Yummi

Bazen böyle kahvaltı etmek için çok geç kalınabilir bendeniz tarafından.
Ahanda işte bu saat olmuş Hacı Bozan Sandeviçinden yummileniyor ben.


Ahanda işbu sandeviç essahtan harika sevgili okuyucum. Ancak o kadar çok rağbet görmekte ki her zaman bulunamayabiliyor.


Yanında da her zaman önemli bir seçimim olan Mantarlı Pizza yummilenmekteyim.


İkisini birlikte yummilenmek her ikisinin de tadlarını damaklarınızda bırakacak derecede güzel ve nefistir.
Yummilenme fasl-ı şahane-i şerif nihâyete erdi mi? Tabi ki ermedi.


Sırada işbu mevsim-i şerifte de imâlatı ısrarla devam etmekte olan dondurmalar mide-i şerifime sindirilmek üzere avdet eyledi.


Nihai olarak da bir zamanlar olmazsa olmazım olan ama şimdilerde midemi bozan kahvemi canım çekti bugün.
Serinleyen havaya rağmen içeri bölüm öyle güzel sıcak ki canım hiç dışarı çıkmak istemiyor nedense.
Ancak çıkıp gazete almam gerek ki sizlere güzel haberler ulaştırayım.

9 Kasım 2018 Cuma

Yağmur Zamanı Mutluluğu

İşbu yazıyı sizlere yazarken belki yağmura seviniyor ben ama içimde kocaman bir Hazan Mevsimi yaşıyorsa müsebbibi birkaç günden beri sürmekte olan Pastırma Yazı az önce başlayan Yağmurla birlikte nihâyete ermesi.


Bazı arkadaşlarım Yağmuru Güneşten daha çok severler. Eğer yağmur güzel yağarsa gerçekten güzeldir aslında.


Tek ters tarafı çukurdaki semtleri ve alt yapısı bulunmayan yerleri su basması ve sel oluşturması.
Dilerim işbu yağmur-u şerif bizim üstlerimize bereketleriyle yağar ve bizi fazlama ıslatmaz.

1 Kasım 2018 Perşembe

Kasım

Geçen ay mâlum Ekim'i yazmıştı ben.
Aslında çoğu şey "Sweet November" deyimini "Kasım'da Aşk Başka" diye tercüme eden ism-i şerifi lâzım olmayan zat-ı muhterem yüzünden vukua avdet eyledi.


Son bir haftadan beridir "Pastırma Yazı" hâsıl oldu Şehr-İstânbûl'a.
Herkesin mâlumu ki Yazın o kavurucu sıçakta kuruyamayan pastırma ancak Ekim'in bir haftası boyunca süren son bir "Veda Yazı" zamanı kuruyabilir ve sofralarımızdaki yerlerini alabilirler.
Biz de o sofralarımızdan yummilenir ve midelerimize indiriveririz.


Yeni Havalimanımız da açıldı, Reis'imize canımız feda.
Bugün TC-LJF kuyruk tescilli Ortaköy adlı ilk uçak buradan kalktı ve TK-2124 seferiyle Ankara'ya doğru yolcu taşıyan ilk uçak sıfatıyla gitti.


İstanbul'umuzun bu yepyeni havalimanı vatana millete dünyaya hayırlı uğurlu ve bereketli olsun.


Ekim'i dün bu zamanlarda geride bıraktık, ancak bir gerçek aşk varsa aşkın Kasım'da bir başka türlü yaşandığıdır.
Hem aşkın hem de ayrılığın diplerine kadar hissedildiği ve yaprakların dökülmeye başladığı zamanlardır.


Yani yazımın başındaki eleştirdiğim yazarın tercümesi aslında o kadar da yanlış değil.

Hayat Gezince Güzeldir

Ben kadın değilim ama gezmeyi çok severim.
Ahanda bugün benim için biraz özel olan bir gün.
Ama ne yalan söyleyeyim resimdeki kişiye özenmedim değil.


Hadi bana eyvallah.

17 Ekim 2018 Çarşamba

Happy Börthdey To Me

Bu yıl da börthdeyime erişti ben.
Bakınız bugüne bugün lise mezunu ve kırkbir yaşımda biri oldum.
Sizler kutlamazsanız kutlamayın ama Kırmızı Kuyruk bana kart atmış:


Başka bir kart da hiç aklımdan geçmezdi ama yıllar önce bir form doldurduğum bir kurumdan geldi bana.



Hade balakım ben pastamı yummilenmeye gidiyorum, sizin börthdeyleriniz geldiğinde gereklerini yapacağımdan emin olabilirsiniz.
Öptüm sizi kocaman canlarım.

27 Eylül 2018 Perşembe

Okyanus'un Afrodit'i

Dünyada keşfedilecek bir sürü balık mevcut, üstelik keşfedildikçe adlandırılacaklar.
Ben doğa resimlerini çok severim, hele de nâdir çekilebilen bazı resimleri daha da fazla severim, tıpkı Suriyelilerin Suriye'de yaşayanlarını sevdiğim gibi.


Bu akşam da sizlerle paylaştığım haber-i şerifte Atlantik Okyanusu ortalarında ve deviz seviyesinden yüzyirmi metre derinliklerde yepyeni bir balık türünü bazı dalgıçlar keşfedivermişler.
Resimlerini çekerken kullandıkları ışık mâkinesinin ışıklarının altında çizgileri parlayan balığa göz alıcı neon renkleri nedeniyle Afrodit'in adını verdiler.

Yüzdörtmilyon Türk Lirasılık Yürüyen Mücevher

Eskilerde bir tiyatro kasedi vardı, o kasedin bir yerinde "Şimdiki kaçakçılar jön gibi jön, seninkiler ise biraz bön. Biri yürüyen koltuk biri yürüyen perde, hani püskülleriniz nerede?" replikleri vardı.
Şimdiki gençlik bunu hatırlamazlar, ne de olsa adları üstünde genç, adları altlarında olup da yaşlı olacak değillerdi ya?
Yaşlılık şimdilik şöyle dursun çünkü zamanı gelince ve Gök Tanrı Tengri bizlere ömür verirse yaşlanacağımız muhakkak, ancak günümüzde genç Üçhârfliler genelde kendilerini böyle yüksek topuklu ayakkaplarının içlerinde yolda paytak paytak yürümeleriyle meşhurdurlar.
Ancak işbu yazıda sizlere tanıtacağım bu yüksek topuklu ve giyildiğinde yeni doğmuş zürafa yavruları gibi yollarda paytak paytak yürütmeye yarayan ayakkabıya sıkı durun tam Onyedimilyon Emmarigan Doları fiyat biçilmiş.

Bunun mâliyetinin nedeni olarak Birleşik Arap Emirlikleri'nde bulunan Dubai merkezli Jada Dubai adlı bir ayakkabı firması adını açıklatmayı bir türlü başaramadığımız başka bir mücevher firmasıyla yaptığı işbirliği sonrasında her bir tekinde onbeş kırat toplamında otuz kırat ağırlığındaki elmasların mıhlanması sayesinde dünyanın en pahlı ayakkabısı oluverdi.
Hemen sevinmeyin sefkilı Üçhârfliler, çünkü bu ayakkabı dünya üzerinde sadece bir çift üretildiği ve devamı getrilmeyeceği için sadece bir kişiye nâsip olacak.
Belki bu ayakkabı bu kadar çok tâlipliyi bir arada görünce açık arttırmaya bile çıkartılabilir, sıpansırlarınıza söyleyin paraları hazırlasınlar ki sizlerden biriniz bunları giyip görgüsüz bir şekilde Cadde-i Bağdad'da yeni doğmuş zürafa yavruları gibi paytak paytak yürüyebilin diye.

Kuşlar Erken Kışı Haber Veriyor

İçinde bulunduğumuz İkibinonsekiz Yıl-ı şerifi soğuklarını çok erken yolladı İstanbul'umuza.
Son birkaç günden beridir ne bıcıbıcı yapabiliyorum ne de dışarıdaki açık mekânlarda zaman geçirebiliyorum.
Homumda akşam uyurken bile üşüyorum. Doğalgaz mevsimi henüz gelmedi, eğer şimdiden yakmaya kalksam partomanımda büyük kavgalar çıkar çünkü partoman yöneticimiz Kasım ayının Onbeşinci gününe kadar Doğalgaz yakmamızı yasaklamıştır.


Gerçi daha önceleri ben yazmamıştım ama Ankara'da bulunan Eymir Kuş Halkalama İstasyonu altı yıllığına verilen bir aradan sonra bu yıl yeniden faliyete geçivermiş.
Son iki haftalık zaman zarfında trenin gelmediği ve gelmeyeceği işbu istasyonda görev yapan görevliler otuzbeş farklı türden sekizyüzkırküç adet kuşu deftere kaydederek halkalamışlar.
Buraya kadar tuhafınıza gidebilecek herhangi bir nesne-i şerif yok.
Ancak istasyonun komutanı olan Can Bilgin çevrede genellikle Eylül sonlarında rastlanan Kızılgerdan ve Çıvgının adlı kuş türlerinin Eylül'ün ortasında görüldüğünü belirtmiştir.
Açıklamasının devamında bu yıl Kışın erken geleceğini ve kuş göçlerini izlemenin küresel iklim değişikliklerini gözlemleyebilmek için en akıllı yöntem olduğunu da belirtmiştir.

Yataktaki Telefon Antidepresanın Etkisini Azaltıyor

Eskiden büyükler yatağa telefon sokulmaması gerektiğinden bahsederlerdi.
Yeryüzünde hepimizin mâlumu bir sürü araştırmacı var, bunlardan bazıları tembel ama çoğunluğu çalışkan sıfatına sâhipler.
İşte bu çalışkan sıfatına sahip olan Avustralyalı bazı bilim adamları Monaş Ünüversütesü'nde görevli olan öğretmenlerle birlikte bir araştırmaya katılıvermişler.
Yaptıkları araştırmada telefonla birlikte uyumanın antidepresan adı verilen ilâçların vücût üzerindeki etkisini azalttığını keşfetmişler.


Ancak araştırmanın henüz sonucunun gelmediğini ve çalışkan Avustralyalıların harıl harıl gecelerini gündüzlerine katarak tam gaz devam ettiklerini de eklemem gerekiyor ahanda burada.
Yapmakta oldukları araştırmadan gelen ilk haberlerine göre geceleri telefonların ekranlarından gelen yapay mavi renkli ışık gibi veya telefonun köşelerinden çıkan sinyâl ışıklarının vücûdun içinde eritilmekte olan ilâçların görevlerini yapamamasına neden olduğunu keşfetmişler.
Bütün bunlara neden olarak da aslında uyuyor olsaymışız bile ışık olduğu sürece beynin hâlâ kendisini gündüz vaktinde olduğunu sanması.

Nevyork Tayms'tan Kadıköy'e Övgü

Geçenlerde hatırlar mısınız bilmem İstanbul'un Kadıköy ilçe-i şerifi Dünya genelinde önemli bir derece elde ettiğini yazmıştı ben.
Bulmayanlara bağlantı vermeyecek ben bu sefer, siz kendiniz araştırarak bulacaksınız, yok öyle beş köfte üç para. Biraz bilgiye erişmek istiyorsanız yani köfte yemek istiyorsanız kusura bakmayın dolar yükselince beş köfteyi üç paraya satmaktan ben zarar ediyorum, biraz ellerinizi ceplerinize atmak ve beş köfte için altı parayı bana yollamak zorundasınız örneği veya her şeyi devletten beklemeyerek sizin de elinizi kaldırılacak taşın altına sokmanız gerektiğinde olduğu cihetle biraz zahmete girip blogumda araştıracaksınız. Kapiş?


Neyse efenim işbu yukarıdaki fasl-ı fırçadan sonra İncilaz bir dergi hani İlçe-i Kadıköy'ümüzü dünyanın en havalı elli semtinin içine yerleştirmişti ya, bu sefer de Nevyork Tayms adlı bir gazete bizim İlçe-i Kadıköy için "İstanbul'un Öbür Tarafı" başlıklı bir yazı çıktı.
Yazının içeriğini bilmeyiz çünkü biz İncilazca bilmeyiz ama bizim dilimizin döndüğünce Türkçe'ye çevirmeye çalışınca özet olarak "Mükemmel yiyecek renkli sokaklar için yarım milyondan fazla insanın akın ettiği Kadıköy'ü keşfedin" demiş.
Ayrıca "Asgari bütçeyle azami eğlence" ifadesinin de eklendiği adı geçen yazıda Kadıköy'deki kültür ve sanat hayatının hayranlık verici olduğu da belirtildi.


Çok şükür Gök Tanrı Tengri'ye ki köklerimde İlçe-i Kadıköy'ü yerleştiriverdiği için.

Yaşayan Ölüler

Bu yazıyı hazırlarken aslında hangi cümlelerle başlamam gerektiğini bir türlü bulmayı başaramadı ben Gök Tanrı Tengri sizleri inandırsın.
Ancak yine de sizleri benim hangi sözlerle başlamam gerektiğini bulmayı başaramadığıma inandırmasını istediğim aynı Gök Tanrı Tengri'nin tüm yanına çağırdıklarına rahmetini esirgememesini dilerim öncelikle.
İşbu yazımızda dünyadaki ömürlerini tamamladıkları için artık aramızda olmayan vatandaşların sanal dünya sayesinde sanki hiç gitmemişler gibi aramızda olmalarından bahsedecek ben.
Essahtan iki ucu boklu değnek, bir tarafından tutsam diğer tarafını nasıl bırakacağım?


Siz sevgili okuyucularım şimdi bu yazdıklarımı okuyorsunuz değil mi?
Okuyun tabi helbette okumamazlık etmeyin.
Çoğunuz Facebok da kullanıyor değil mi?
Facebok'u olmayanı Emmariga Gonsolosu adamdan saymıyor bile, inoktaların vize vermek için Facebokunuz olup olmadığı ve bunun şifresini kendilerine vermeniz vize alabilmeniz için önemli bir şart.
Kısacası sevgili okuyucularım eğer Facebok'unuz yoksa Emmariga'ya girişinize vize verilmiyor.


Facebok biliyorsunuz bizim hayatlarımızı da arşivliyor bir yandan. Yazdığınız izlediğiniz resimleriniz sayelerinde.
Günümüz gençliği ise her şeyini Facebok'a göre düzenlemeye başladı yıllar yıllar önce.
Ben burada Facebok'u kötülemiyorum, sadece eleştiriyorum.
Facebok kuurulduğu İkibindört yılından beri kullanıcılarının yaklaşık altmışmilyon adedi günümüzde Gök Tanrı Tengri'nin rahmetine kavuşmuş durumda. Üstelik dünyada yaşam devam ettiği müddetçe de bu döngü devam edecek.
Birçoklarımız hayata veda eden arkadaşlarımızı unutmayız, ancak Facebok'taki arkadaş listemizden de silmeyiz, silmek elimizden gelmez.
Onların Facebok veri tabanında profilleri öylece durur, üstelik özel günleri geldiklerinde bizlere kendilerini de hatırlatırlar.
Bu durumda yas mı tutmamız gerektiğini yoksa o anın sevinçlerini yeniden mi yaşamamız gerektiğini inanın ben de bilmiyorum.
Ayrıca aynı haber-i şerife göre otuz yıl içinde Facebok'u bir zamanlar sağken kullanan rahmetlilerin sayısı o gün hayatta olarak kullananların sayısından fazla olacak.

Giden Bir Arkadaşın Ardından

İşte bu tarz hadise-i şeriflere bir mis'âl-i şerif geldi önümüze.



Amerikalı sanatçı Nathan Wright geçenlerde yazdığı bir yazısında İkibinon Yılında Omaha'da bir konferansta tanıştığı ve o günü sadece ayak üstü sohbet ettikleri Kim'i neredeyse unutmak üzereyken Facebok bir anda karşısına çıkartmış, bunun üzerine ara sıra buluşup birer kahve içerek gerçek arkadaşlığa dönüştüğünü anlatıyor.
Ancak yazının bundan sonraki bölümü gerçekten hüzünlü bir yaşanmışlık barındırıyor.
"Son gördüğümde İsrail'deki erkek arkadaşıyla Skaypi üzerinden kavga ediyordu ki Facebok'ta kolay kolay rastlanamayacak bir haberdi. Facebok'a göre mükemmel bir hayatı vardı.
Ancak bu Facebok Kim'in profilini bir kez daha karşıma çıkarttığında aradan üç yıl geçmiş ve Kim malesef Hakk'ın rahmetine çooktan kavuşmuştu."

Herkese Ait Ama Sizin Değil

Başka bir örnek de bu sefer İngiltere'den geldi.


İngiltere'de bir zamanlar yaşayan henüz ondokuz yaşındaki Becky Palmer adlı bir genç kız diğer yaşıtları ve başkaları gibi gittiği her yerin resmini Facebok'ta paylaşırdı.
Ancak bir gün beyin kanseri sebebiyle kendisini Hakk'ın yanına yolcu etmek zorunda kaldık.
Annesi Louise ise rahmetli kızının anılarına dört elle sarıldı ancak hayatının arşivi olan Facebok hesabına bir türlü giremedi.
Bu konuyu Facebok'a yazdığında da Mark Zukerberg denilen zat-ı muhteremden şu yanıtı aldı:
"Malesef gizlilik nedeniyle hesaba giriş bilgilerini veremeyiz."

Facebok'un Miras Hukuku

Facebok'un miras hukuku ise bizim gerçek dünyada bildiğimiz düzenden başka bir türlü çalışıyor. Ne de olsa sanal dünya olduğu ve sanal dünyanın bazı kuralları gerçek dünyaya uygun olmadığı için bazı konular farklı.


Facebok hesap sâhipleri Gök Tanrı Tengri'nin rahmetine kavuşunca hesaplarına ne olmasını istediklerini seçebilme hakkı sunuyor.
Bir sevdiğinize bırakılmasını ya da kapatılmasını vasiyet edebiliyorsunuz.
Vasiyet edilen kişi anıtlaştırılan ve birçok canlı hesabına göre özellikleri kısıtlanan bu hesabın varlığını sürdürebiliyor.
Ayrıca birinci derecede akrabaların (Annesi babası çocukları eşi kardeşleri) Facebok'a gönderecekleri yazılı tâlepleriyle rahmetlilerin hesapları kapatılabiliyor.
Ancak rahmetli olduğu Facebok'a bildirilmeyen milyonlarca kişinin hesapları oldukları gibi duruyor.

26 Eylül 2018 Çarşamba

Yüz Yüze

Bugünü şöyle güzel bir resimle bitirelim istedi ben.
Arı ve Kartal karşı karşıya birbirlerinin gözlerine bakıyorlar.


Memleketimizden yine kilometre uzakta bulunan Galler'de sayın Adam Hobbs çekmiş bu resmi geçenlerde.
Kim bilir bu bakışma esnasında birbirlerinin akıllarından neler geçiriyorlar?

Kopartana Kırksekizbin Lira Ceza

Doğal yaşam son yıllarda gerçek anlamda tehlike altında olduğu hepimizin mâlumu.
Bu sefer de nesli tükenme tehlikesine maruz kalan bir bitki olan kum zambakları Hatay'ın Arsuz ilçesi sâhillerinde de görülüyor.
Güzellikleriyle insanları büyüleyen bu güzel çiçekler placa gelenler tarafından dikkâtsiz davranışlar sayesinde zarar görmekteler ne yazık ki.


Kum Zambakları iki yıl önce Uluslararası Doğa Koruma Birliği tarafından koruma altına alındı.
Bu karar uyarınca çiçeği bilerek ve isteyerek kopartmanın cezası ise Kırksekizbin Türk Lirası olduğu Arsuz Belediyesi tarafından açıklandı.