Bu Blogda Ara

21 Mart 2026

İstanbul İlkbahar Gezintisi

 Bazı zamanlar gelir insanın gezesi duyguları ortaya çıkar.
İçinde bulunulan taşıt ister uçak ister tren olsun her bir yolculukta bambaşka birer heyecan vardır.
Bugün günlerden İlkbahar Gelişi olan Mart Ayının Yirmibirinci Günü olduğundan Biz Üç Muz'un da gezinti modu açıldı.
 
 
Hâliç üzerinde bir Kırmızı Kuyruk ile geliyoruz, tabi ki İstanbul Uluslararası Havalimanımıza konacağız.
Konduktan sonra da işbu yazıdaki resimleri birçoklarınız ilk defa görecek herhâlde galiba sanırsam.
 
 
Havalimanına konduk, Belediye Otobüsüne de bindik, Çift Biletimizi de kumbaraya attık ve ilk olarak günümüzde ilçe olan Arnavutköy'e doğru yola çıktık.
 

Her ne kadar güzergâh üzerinde olmasa bile burayı hızlıca geçmeği tercih etmek gerek.


Burada gördüğünüz ise Havalimanını İstanbul'a bağlayan Metro Treni olmak var, şimdilik Gayrettepe tarafında tam merkeze ikinci bir Metroyla bağlanıyor, ileride ise Halkalı'dan da Marmaray'a bağlanacak.


Metroya binip Gayrettepe'ye geldiğimizde bizi Çevre Yolunun inşaatı karşılıyordu bu sefer, zamanla Gayrettepe'den ta Mecidiyeköy'e kadar ortalığın muhterem validesiyle çok destansı bir münâsebette bulunulacak bir sahnenin temeli atılmakta.


Oysa bu mıntıka böyle kalsaydı çok daha güzel oluırdu ama kapitâlistlik birilerinin gözlerini bürümüştü.
İşibu resm-i şerifte temaşa ettiğimiz stad ise Ali Sami Yen Stadıdır, günümüzde burası da gökdelenlere yerini bıraktı.


Hayat geçmiştte yaşanmaz ama bir zamanlar Şişli semti böyle sakin ve nezih bir yerdi, günümüzdeki keşmekeş caddeden Özgün Tramvay geçer ve Şişli semtini Tünel'e ve Bayazıd'a bağlardı.
Tünel'e gidenler çift vagonlu, Baayzıd'a gidenler tek vagonluydu.
Bir zaman sonra Mecidiyeköy'e de uzatıldı ama Özgün Tramvayın Mecidiyeköy'deki kalkış durağı o zamanın Şişli Garajı, günümüzün ise Cevahir Alışveriş Merkezi'nin önündeydi.


Harbiye'nin bu resmini şimdiye kadar görmediniz ama bunu ben ilk defa yayınlamaktayım.
Ne yazık ki bu resim zamanı Özgün Tramvaylar artık yoklar, sonsuz uykularında dinelmekteler.


Harbiye'yi geride bırakarak geldiğimiz Taksim Meydanı gerçek anlamda bir meydanken çekilmiş ve bozulmağa başlamadan önceki son resimlerinden biri.
Güünümüzde buradaki taşıt trafiği her ne kadar yer altına alınmış dâhi olsa bir türlü adam gibi bir düzenlemeye kavuşamadı.


Biz buradan bildiğimiz yola devam edelim, karşınızda İstiklâl Caddesinin Parmakkapı durağında bulunan Hüseyin Ağa Cami-i Şerifi'nin bilinen bir resmin renklendirilmişiyle yolumuza devam edelim.
Bilgilendirmek isteriz ki bu yol bu resmin çekildiği yıllarda çift yönlüydü, resimdeki otomobil İett otobüsünü solladığı için yolun diğer şeridine geçmiş.
Kaldı ki o yıllarda bu yoldan çift taraflı olarak Özgün Tramvaylar da işliyordu, başka resimleri de var ama biz bugün sadece bununla idare ederek Tünel binmeğe gidiyoruz.


Bu sayfalarda fazlama zaman ve mekân ayırımı yok, zira bu resimdeki Tünel vagonları günümüzde de kullanımda ama şekli İkibinoniki yılı gibi değiştirildi, Tünel'în yolu da kapsamlı bir şekilde elden geçirildi ve sefer saatleri de uzatıldı.


Bu sefer yolumuzu doğrudan doğruya Vapor binerek Anadolu Yakasına geçirelim, çünkü Tarihi Yarımada içerisinde böyle bir İlkbahar günüyle bitirmeyelim, belki de bir başka gün Eminönü ve Fatih ilçelerinde gezintiye çıkarız.
İşbu resm-i şerifin çekildiği yıllarda şimdiki gençlik bilemez ama Karayköy'den hem Haydarpaşa'ya hem de Kadıköy'e iki ayrı vapor kaldırılırdı, gün içinde tenha saatler dışında Haydarpaşa'ya giden vapor Kadıköy'e devam etmez, Kadıköy'e giden vapor ise Haydarpaşa'ya uğramazdı.


Bahsettiğim konu bir zamanlar bir kartpostala bile konu olmuş, resimdeki Burgaz vaporu Karayköy'den Haydarpaşa'ya doğru gelirken Kadıköy'e girmeden burnunu sola döndürüerek mendireğin sonundan Haydarpaşa'ya doğru dönmüş.
Resmi büyütüp vaporun arkasında bıraktığı ize bakabilirsiniz.


Esasında sırayı şaşırdık ama burayı birçoğunuz bilemeyebilirsiniz, burası Harem iskelesi, karşıda görülen bina ise Selimiye Kışlası ki vakt-i zamanında ordumuz buradan sefere çıktığında Ayrılıkçeşme'de vedalaşır ve gideceği savaşa giderdi.


Bir zamanların Biz Üç Muz'un bile hatırladığı bir Kadıköy resmi, Kadıköy'ün düzenli olduğu son yıllara ait.
Günümüzde otobüslerin bulunduğu arazi artık otopark olarak kullanılmakta, Metro ise bir girişi iskelenin önünde ve en üst sıradaki durağın dibinde.


Hani yukarıda ordunun sefere çıkarken Ayrılıkçeşme'de vedalaştığını yazmıştık, burası da üçüncü çeşme olan Selâmet Çeşmesi, sonradan adı Selâmiçeşme'ye evrildi.


Yolun devamında Şaşkınbakkal semtine geliyoruz, ama Şaşkın Bakkal efsahanesi gerçektir.
Zamanın öncü esnaflarından Ahmet Koşar işbu resm-i şerifte Atlantik Sineması olarak işaretlenen binada çevredeki tek telefonlu bakkalı açar, zaman gelir bakkal kapanır ve sinema olur, günümüzde de burası Marks And Spencer mağazası olmak vardır.
Sağ taraftaki Suadiye Sineması ise bir ara Boyner oldu, şimdilerde kentsel dönüşümde.
Resimde soldaki görülen Kâzım Kulan pasajı ise olduğu gibi duruyor.
Ancak bu yoldaki trafik günümüzde çok yanlış bir kararla Kadıköy tarafına doğru tek yönlü yapıldı Bedrettin dalan tarafından.
Bostancı yönüne gidişler ise kıyı doldurularak açılan yeni sahil yoluna verildi.


Bu sefer size Bostancı'ya geldiğimizde kıyıyı veya istasyonu değil Bostancı Gösteri Merkezi'ni göstermek istiyorum, önünde bir lunapark vardı.


Bura aslında biraz bilindik bir yer ama olmazsa olmayacak bir yer, neredeyse Bostancı ile Küçükyalı arasındaki bir sınır sayılır, ne Bostancı'nın parçasıdır ne de Küçükyalı'nın.
Her ne kadar Küçükyalı'nın parçası olduğu iddia edilse bile önce önünden geniş bir sahil yolu geçirilerek denizle bağı kopartıldı, sonrasında da Bütün Düğnya'ca aldatıldığımız bir Korona Morona vakası sonrası üzerinde ne kaldıysa yıkılarak mezbelelik hâline dönüştürüldü.


Bu kadar zamandır bu çevrede çok zaman resim buluruz, ama hiçbiri bunun kadar harika bir manzara arz etmezdi, burası Süreyya Pilâcı olmak var, günümüzde Biz Üç Muz buraya Penguen Kitapevi'de bulunan kütüphanedeki kalın kalın kitaplar arasında derslerimizi çalışmağa geliyoruz.
Buradaki deniz mi? Çok uzun yıllar önce en az beşyüz metre uzağa gitti, yakında Büüyükada ile birleşecek.


Buradaki mıntıkayı pek paylaşmadık, burası Dragos Tepesi, arka tarafı ise Cevicli İstasyonu ile çevrili ve Adalarımızla aynı toprağa sahip bir yöremiz olmak var.
Görüntüde ise deniz doldurulurken çekilmiş, burası da Adalarımızın İstanbul anakarası ile en yakın olduğu yer.


Görsellerimizin hiçbirinde kesin bir yıl belirtmemeği tercih ederiz, ancak bu resim bir şaheser sayılır.
Kartal sahili henüz şimdiki kafelerin önlerinde, sahil yolu yok, Yalova'ya ise iki saatte bir Arabalı Vapor hareket ediyor.
İstanbul'daki diğer arabalılarda eğer araba sayısı vaporu doldurursa sefer saati beklenemden hareket ettirilmesine rağmen Kartal - Yalova hattı muhakkak sefer saatini beklerdi.
Dahası kaymakamı vali olmaddan önce Yalova tahmininizde yanıldınız Bursa veya Kocaeli'ye değil İstanbul'a bağlıydı, şimdi ilçe olan Çınarcık ise Yalova'nın köyüydü.


Yollar belki yürütülerek aşılmaz ama tepeye tırmanılarak aşılabilir, üstelik burada temaşa ettiğimiz Yakacık semti zamanın Şehr-İstanbul'unun balkonuydu.
Yaz geldi miydi yayla havası isteyenler Yakacık veya Süreyya Paşa ya da Gözdağı gibi semtlerde yaşarlardı.


Diğer yoldan aşağı inerken karşımıza Pendik semti çıkar ki bu da Pendik'in muhteşem bir manzarası olmak vardır, tabi yine Caddebostan'dan buraya kadar gelen altı şeritli sahil yolu gelmeden önceki manzara böyle güzeldi.


Pegasus'u hepimiz "Sarı Kuyruk" olarak biliriz, ama kimileri için "Fettan Sarışın"dır.
Belki de İnternette görüp görebileceğiniz tek siyahbeyaz Pegasus formalı Boeing 737-800 uçağının görüntüsüyle havalanmak istiyoruz.
Bir daha kim bilir ne zaman Eski İstanbul resimleri paylaşırız bilemez ben.

20 Mart 2026

Kahve Dünyası Kedisiz Olmaz

 Her zaman söyleriz yazarız çizeriz, resm-i şeriflerini de çekeriz, Kahve Dünyasıları Kediler olmadan arsla olmaz.
Bugün günlerden Ramézân-ı Şerifin son günü, çünkü Suudi Arabistan dövləti henüz Şevvâl-i Şerif Ayının Hilâlini görmediğini iddia etti.
Ancak işbu hadis-i teşrifiye hakkında bizler Türkiye'den ne söylesek boş çünkü oralar artıkım bizim toprağımız değil, onlar sırtlarını Dingiltereye dayadılar, Dingilisler de çok güzel şekillerde beceriyor yönetmeyi.


Hep söyleriz ama bugün hepimiz gözlerimizle gördük ki Kahve Dünyası mağazaları asla Miyav Şeyler olmadan olmuyorlar.
Bazı zamanlar da yanlarında Havhav Şeyler de bulunabiliyor, ama burada Kedi ile Köpekler arasında gizli bir antlaşma mevcut, ikisi de birbirine saldırmadan güzel bir dost hayatı yaşamaktalar.


Zaten böyle güzel bir manzaranın eşliğinde kavga etmek hiç kimseye yakışır mı?
Hava ne kadar soğuk olursa olsun burası yine de sıcak ve güzeldir.


Siz okuyucularımı bilmem ama eğer Biz Üç Muz sıfatımızla Büyükada'ya yolumuz düşüyorsa en büyük sebebi Miyav Şeyler içindir.


Yarın ise sözüm ona İlkbahar Giriş günü ama hava bugün buz gibi olduğundan içeride tıkılmak zor geldi ve İstanbul'a gitmek üzere yola çıkan Emin Kul vaporumuzu ancak içeriden uğurlayabiliyoruz.


Kediler belki konuşamıyorlar ama bazen bakışlarıyla öyle şeyler söyleyebiliyorlar ki, Biz Üç Muz giderken arkamızdan bakışını görmeniz gerekiyordu.

Büyükada'dan Manzaralar

 Mevsim normâllerinin çok değişik hâllerini yaşamaktayız bu aralar, birisi havanın sıcak olduğunu söylüyor ama Biz Üç Muz soğuk hissediyoruz.
Ancak bugün bizi bu soğuk durduramadı, yolumuzu Büyükada'ya getirdik.


Burası her zaman bizii Büyükada'ya getiren vaporun hareket etmesini gözetlediğimiz nokta, bugün bizi Ahmet Hulûsi Yıldırım adlı vaporumuz getirdi.
Dumanını salıp hareket ettikten sonra doğruca Bostancı'ya dönerek seferini tamamlayacak.


Bu sefer gördüğümüz manzara belki de Büyükada'yı görüp görebileceğimiz en güzel manzara, çünkü artık sahil açılmış ve lokantaların işgâli sona erdirilmiş.
Denizin dibine koydukları masalar kaybolmamış, lokantaların ön taraflarına yerleşmiş.
Bir gün bu sahneleri daha geniş ve ayrıntılı olarak anlatıveririz belki.


İşte burası artıık bilirsiniz ki Büyükada'nın en sevilen ve en çok resm-i şerif ve selfiye çekilen yeri olan Saat Meydanı, bugün hava yağmurlu olduğu cihetle Büyükada'da çevre oldukça tenha.


Tenhalık öyle bir kulağı sağır eden sessizliğe sebep olmakta ki Büyükada Çarşısı bugün çok sessiz ve sakin.


Hadi anladık Çarşı boş da, Sahil de mi boş?
Evet boş, çünkü hava hem Yağmurlu, hem de Rüzgâr oldukça kuvvetli esiyor.


Bir önceki resmi çektiğimiz yerin tam arkasında Deniz Kızı Heykeli mevcut ama alttaki paylaşacağım resimde bir ayrıntı dikkâtinizi çekecek.


Temaşa edebildiğiniz üzere birkaç Çörko tarafından Deniz Kızı'nın çenesi kırılmış.


Martı görünce romantik bir şeyler yazmak isterdim ama benim de aklım ücretlerde, Atla Gel Şaban gibi olmaması için bu kısmı geçiyorum.
Martı sanırım üşüyor, çünkü kanatlarını kabartmış.


Bu noktaya Yaz olduğunda gelseniz birine resim çekilmek için Elli Yeni Türk Lirası ücret ödemeniz gerektiğine dair bir yazı görürdünüz, ama bugün hiç kimse olmadığı için resmimizi de çekeriz Mopuru da yollarız.


Yaz zamanları her saat kalabalık olan İskelenin yolu bile bugün havanın soğuk ve yağışlı olduğu cihetle bomboş sayılır.
Ne de olsa Büyükada'da soğuk havadan korunulabilecek yer fazlama yoktur.
Bizler ise buradan kısa gezip doğruca Kahve Dünyası'ya gideceğiz.

Güle Güle Vapur Cafe

 Çok uzun zaman sonra Biz Üç Muz bindiğimiz bir Şehir Hatları Vaporunda büyük bir sürprüzle karşılaştık.
Bostancı'dan bindiğimiz Ahmet Hulûsi Yıldırım adlı vaporda artık Vapur Cafe'nin olmadığını ve yerine Beltur'un geldiğini, dahası artık Nakit Türk Lirası'nın geçmediğini hayret ve şaşkınlık ve de sinirle öğrenmiş bulunmaktayız.


İlk tepkim geçtiğinden sonra sorunca Allahtan İstanbulkart geçmekteymiş, yoksa Seksen dakika boyunca yolculuğumuz resmi işkence gibi gelecekti.

14 Şubat 2026

Aşk Balonu

 Esasında sıradan bir gün, ama gençliğimiz zamanında oldukça anlamlar yüklemiştik bugüne.
Çünkü ne de olsa sevginin bir gün gerçek olacağını ummuştuk.
Oysa önem verdiğimiz dönemlerde bile içinin boş olduğu gerçeği aradan geçen yıllardan sonra daha da anlam kazandı.
Helyum gazının şişirdiği balonları Marmaray bile taşımıyor.


Aşk bu kadar kolay mıdır?
Ya da soru şudur:
Aşk her şeyi affeder mi?
Yıllar önce bu soru Facebok'ta soruldu ve iki farklı kadın tarafından iki farklı cevapla cevaplandı.
Biri aşka kaptırıverileceği, diğeri de affetmemesi gerektiğini söylüyordu.


En güzel aşk ise Kahveye karşı hissedilen aşk olduğu o kadar doğruydu ki günümüzde artık aşk da sevgi de para etmiyor, üstelik hiçbir şeye değmiyor.