Bu Blogda Ara

Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mayıs 2026

Mayıs Karı Manzaraları

Bizler genel olarak Tepemizin D'amına sadece Mart ayı içinde Kar yağmasınıa alışığız, Mayıs ayında değil.
Ancak havanın dengesi son yıllarca iyicenem şaşırdı ve artıkım ne zaman Kar yağması gerektiğini unuttu.
Bizim güzel ülkemizden Kar manzaraları huzurlarınızda.


Burası her zaman dağlarında çiçekler açan İzmir vilâyeti, yüksek kesimlerinde Kar yağışı oldukça etkili olmuşa benziyor.


Her zaman sıcak iklimiyle bildiğimiz Antalya'nın yüksek kesimlerinde Mayıs karı bir tomofilin ön camından görüntülenmiş.


Burası da genellikle Yeşilin hüküm sürdüğü yeni vilâyetlerimizden olan Karabük, hani Demir Çelik Madeni olan yer.


İnce ince yağan kar Kütahya'da da etkisini göstermiş ve çevreyi iyice bembeyaz yapmış, sanırım birkaç santimetre kadar da kalın bir tabaka kaplatmış.


Bizim başkentimiz de Kar yağışından nasibini aldı, her ne kadar tam başkentimiz sayılmasa dâhi Çamlıdere ilçesi güzel bir Kar manzarası arz etmiş bizlere.
Havaların böyle olması gerçekten ne kadar garip değil mi?
Hani tam Yaz geldi derken başlar bir fırtına, saklanır Güneş Bulutların ardına, şurada birkaç gün kaldı Yazın gelmesine ama Gök gürledi Şimşekler çaktı, ama yağan yağış Yağmur değil Kar oldu.
Bu güzel manzaralarda da Tinki Pinki ve Kukuli de Biz Üç Muz ile birlikte Kartopu oynamağa gittiler.

25 Kasım 2025

Paris'te Kar Yağdı

Türkiye'de hâlkımız Balkanlar üzerinden gelmesi gereken soğuk ve yağışlı havayı bekleyedursun Fransa taraflarında İkibinyirmibeş Yılının ilk Karı yağdı Eyfel Kulesi'nin üstüne.
Fransa da tıpkı Türkiye gibi aynı gün içinde dört farklı mevsimi yaşayabilecek bir ülke, ama bugün sadece Eyfel Kulesi çevresi manzarası ile idare edebileceğizdir.


Yılbaşı da yaklaşırken bu Kar Fırtınası belki de çok güzel manzaralar getirecek, her ne kadar Biz Üç Muz'un kalkıp da Evrupa'ya gidebilme şansı olmasa bile sağ olsun İnokta Basın bize bazı görselleri sağlayabiliyor.
Çünkü bu satırların yazarı başta olmak üzere bu blog'a katkıda bulunan hiçbirimizin Şengen Vizemiz henüz çıkmadı, daha doğrusu çıkabilmesi için şartlarımız oluşamadı.
 
 
Hani eskilerde bir şarkı vardı, başı aynen şöyle başlardı:
Tombe la neige, Tu ne viendras pas ce soir
Tombe la neige et mon cœur s'habille de noir
Yıllardan beridir özgün dilde Salvatore Adamo, Türkçe dilimizde de önce Süperstarımız Ajda Pekkan sonra da bir diğer Yıldızımız Nilüfer (Yumlu) söyledi söyledi, en sonunda yağdırmağı başadı.


Olur da önümüzdeki günlerde Avrupa topraklarından Kar manzaraları gelirse ilerideki zamanlarda paylaşımlarımız olacaktır.
Bu arada eğer Kar yağacaksa Türkiye'de havayı çok fazla soğutmamasını dilemekten başkaca çaremiz yok çünkü Doğalgaz bizim burada çok pahlı.

18 Mart 2022

Çanakkâle Köprü Açılışı

Çok uzun yıllardan beridir çok fazla tartışmaya konu olan ve her alanda İstanbul Boğazı'nın iki katı olan Çanakkâle Boğazı'nın köprüsü de artık vücûda avdet eyledi.
Bugün günlerden Onsekiz Mart, yılı da İkibinyirmiiki, hem Çanakkâle Destanı'nın düzelteyim Zaferi'nin yüzyedinci yıldönümü, hem de bu anlamlı günde boğazın köprüsünün de açılış günü.


Daha önceki bir yazımda köprünün ölçülerini hâl-i hazırda yazdığım için bu yazımda tekrar açıklamayacağım merak eden bir zahmet araştırsın, yani her şeyi de devletten beklemeyin, biraz da kendiniz araştırmacı olun.
Artık her şeyimizde olduğu gibi "Yap İşlet Devret" yöntemiyle yapılan resmi adıyla "Bindokuzyüzonbeş Çanakkâle Köprüsü" bize Üçmilyar Euro'ya mâl oldu ve günde Kırkbeşbin adet otomobilin geçmesi gerekiyor çünkü köprüyü yaptırabilmek için Limak'a taşıt geçme garantisi böyle verildi.


Açılış esnasında kordale kesilirken geçiş ücretinin İkiyüz Türk Lirası olacağı açıklandı, sonra da pahalı olup olmadığı hâlka soruldu.


Her yönüyle devasa bir abide olan köprümüzün ilk gün heyecanı sayesinde çevre anababa günüydü, izdiham yüzünden sosyâl mesafe kuralları hiçe sayıldı.
Oysa daha iki yıl öncesinde en az birbuçuk metrelik sosyâl mesafeye uyulması gerektiği söylenmekteydi.


Projenin üstlenicilerinden biri olan Limak Holding Türkiye'de devletten en çok ihâle alan beş şirketten biri olarak biliniyor. Bu şirketin adı sık sık Cengiz Kalyon Kolin gibi devlerle birlikte anılıyor. Bu inşaat devlerinin devletten aldığı ihâlelerde "Yap İşlet Devret" modeli ön plâna çıkıyor.
Yıllardan beridir bilinir ki "Yap İşlet Devret" modelinde bir kamu altyapı yatırımı veya hizmetinin finansmanının özel bir şirket tarafından karşılanması öngörülüyor. Bu modelde yatırımın maliyetini karşılayan şirket kamu tarafından belirlenen bir süre içinde mâliyetini üstlendiği projenin işletilmesini de üstleniyor.


Şirket bu süre içinde ürettiği hizmeti tarafların karşılıklı saptadıkları bir tarife uyarınca kamu kuruluşlarına satıyor. Belirlenen sürenin sonunda ise şirket işletmekte olduğu tesisleri bakımı yapılmış eksiksiz ve işler bir şekilde ilgili kamu kuruluşuna devrediyor.


Türkiye'de son yıllarda gerçekleştirilen yatırımlarda sıkça kullanılan bu yöntemde şirketler genellikle devletle yaptıkları sözleşmelerde kullanıcı garantisi alıyor. Örneğin havalimanlarının yapımını üstlenen şirketler yolcu garantisi, otoyol ve köprü yapımını üstlenen şirketler ise taşıt geçiş garantisi alıyor. Ayrıca günlük geçmesi gereken taşıt sayısının garantinin altında kalması durumunda devlet garanti ettiği geçiş ücretinin geri kalanını da şirketlere ödüyor.


Bu sayede günümüzde Dolar bu derece değer kazandı. Açıklanan geçiş ücretine ise Google Amca'dan aldığım veriye göre sadece Onüç Amerika Birleşik Devletleri Doları Elli Amerika Birleşik Devletleri Senti alınabiliyor.


Köprüden geçiş ücreti olarak ilk bir hafta herkese beleş ama bir haftanın sonundan itibaren İkiyüz Türk Lirasıcık olacağı açıklandı yukarıda da açıklandığı üzere.
Vatana millete hayırlı uğurlu bereketli olsun, çok otomobil geçsin ki geçmeyenlerin ceplerinden gereksiz yere para çıkmasın.


Bu arada hemen yerini de söyleyelim, köprü Lâpseki civarında. Yani kalkıp da Çanakkâle'nin içinde köprü falan aramayın, Çanakkâle'nin içiyle köprünün olduğu yer arasında yaklaşık otoz kilometre kadar bir mesafe mevcut.

21 Temmuz 2021

Hardal Yalatılan Köpek

 Uzun uzun yıllar önce uzak bir memlekette anlatılmış bir hikâyeye göre bir Alman bir İtalyan bir Fransız ve bir İngiliz aralarında köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya tutuşurlar.
Alman önceliği alır, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar. Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır.
İtalyan alır sırayı: "Öyle olmaz" der ve hardalı makarna şeklinde ufak parçalar halinde bölerek köpeğe yedirmeğe çalışırsa da hayvanın ağzı gene yandığından o da başaramaz.
Fransız da konuya zaten Fransız olduğu için kendi açısından yaklaşarak hardalı önce sulandırıp sos olarak köpeğe yedirmek için uğraşsa da bu uygulama ile de herhangi bir sonuç alamaz.


Sıra dünyanın kocası olan burnu havadaki İngilize geldiğinde önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar, sonra hardalı topak yaparak hayvanın poposuna yapıştırır. Köpek ardı yandıkça başlar hardalı yani arkasını yalamağa, canı yandıkça yalar yaladıkça da canı yanar. Aynı ünlü Coca Cola gibi, hani yandıkça içiyorsun içtikçe yanıyorsun ya aynen öyle. Ama sonuçta yalaya yalaya hardalı bitirir.


Akıllı ülkeler hedef ülkeleri istedikleri çizgide tutabilmek için onlara hardalı öyle yedirirler ki o ülkeler neyi yediklerinin farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olur.
Kısacası eğer akıllı olmazsan hem hardalı yedirirler hem kıçını yalatırlar, hem de dönüşü olmayan yola sokarlar.
Bu işi de senin insanlarını kullanarak yaparlar.

06 Haziran 2021

Topraklı Sac

 Bir zamanlar Anadolu'nun bağrındaki köylerde kasabalarda ve şehirlerde odun ateşinde pişirilen yufka katmer ve bazlama çörek yapımında sacayağı üzerine ters kapanmış saclar kullanılırdı.
Geçmiş yıllarda ev ahâlisi kalabalık olduğundan ekmek ihtiyacını karşılayabilmek için iki veya üç günde bir ekmek teknelerinde hamurlar yoğrulur, ocaklarda ateşler yakılıp üzerlerine saclar yerleştirilirdi.
Sacların altı kırmızı beyaz görünen bir toprakla kaplanırdı ki kuvvetli ateş üzerinde kızaran saca temas eden yufkanın hızlıca kavrulması ve yanması önlensin.
Sacın altına yapıştırılmış bu karışım fırınlardaki tuğlanın görevini görür, sıcaklığı uzun süre koruduğu gibi sacın ısı dengesini de sağlardı.
Sıvama işleminde genellikle pekmeze katılan beyaz toprak ve kuvvetli yapışkan özelliği olan Karacasu seramikciliğinde de kullanılan kızıl toprak karışımı kullanılırdı.


Daha eski yıllarda hayvan sırtındaki tahta kasalar içinde sac toprağı getiren satıcılar olurmuş. Topraklar elenip karıştırılarak çamur hâline getirdikten sonra sacın altına el ile sıvanırmış. 
Satmak için muhtemelen kırmızı kerne toprağı ile beyaz kireçli Dandalas toprağı getiriyorlardı ki karışım saca daha iyi yapışıp dökülmeyi geciktiriyordu.
Satıcıların getirdiği toprakları bulamayanlar bahçe toprağı ile elde ettikleri bolca bulunan külü karıştırıp sacın altına iki üç santimetre kalınlığında sıvarlardı.
Bazen sacın altındaki toprağın döküldüğü olur, parçalanmış kırmızı beyaz bir görüntü ortaya çıkardı.
Sıvanmış saclarda ağır ağır pişen yufkalar kıstırmalar çörekler katmerler ortalığı misler gibi kokutur, o hoş rayiha dalga dalga bütün mahâlleye yayılırdı.

24 Nisan 2021

Kadırga Yaylası Cami-i Şerifi

Bugün size ta Karadeniz Bölgemizden biraz dikkât çekecek bir yer tanıtmak istiyor ben.
Ancak görsellere bakınca buranın yıkılmış bir yer olduğunu sanmayın sakın.


Gördüğünüz üzere kubbesi ve çatısı olmayan tarihi Kadırga Cami-i Şerifi ki zamanında Fatih Sultan Mehmet'in Cum'a Namazı kıldırdığı rivayet ediliyor.


Buranın geçmişinin beşyüzelliyedi yıllık ya da daha da fazla olduğu söyleniyor, çünkü her geçen yıl bu sayıya bir sayı daha ekleniyor.


Çift minareli camide yüzyıllardan beridir insanlar açık havada çimenler üzerinde ibadet ediyorlar.
Bu ilgi çekici hadisenin yeri ise Trabzon ile Gümüşhane vilâyet sınırındaki Kadırga Yaylası, ama cami-i şerif Trabzon vilâyetimize bağlı.

01 Kasım 2019

Hârf İnkılâbı Ve Hârflerimiz

Bugün Bir Kasım İkibinondokuz.
Bundan tam olarak Doksanbir yıl önce eski öğrenmesi zor olan Arapça yazıyı terk ederek günümüzdeki Lâtin Hârflerini kabul ettik.
Her ne kadar içimizde hâlâ Arapça yazıyı savunan bazı zevat mevcutsa bile kendilerine hayallerinin içinde esenlikler diler ben. Bu yazım da kendisine:
كج اويكوسونو اييي اويوسون، رويالار كرچك اولمويور چونكو.
(Gece vakti iyi uyusun, rüyalar gerçek olmuyor çünkü.)
Yeni ve Çağdaş Türkiye Cümhûriyeti Vatandaşlarını bilim alanında Batı ile eklemleme amacını güden işbu inkılâp tarihte benzerine çok zor rastlanabilen büyük bir devrimdir.


Toplamında Yirmidokuz adet olan Hârflerimizi ilkokulda hepimiz öğrenmiştik. İmdı size okunuşlarını bir yazayım, bilmeyenler de öğrensinler:

A, Be, Ce, Çe, De, E, Fe, Ge, Yumuşak Ge, He, I, İ, Je, Ke, Le, Me, Ne, O, Ö, Pe, Re, Se, Şe, Te, U, Ü, Ve, Ye, Ze.

Görüldüğü üzere Qu, We, iX olarak okunan İngilizce hârfler Türkçe'de bulunmamaktadır.
İşin güzel tarafı da hârflerimizin sesli hârfler dışında tamamının E sesiyle okunduğunu da bir kez daha gördünüz.
Yani gerçek Türkçe'de Ha gibi Ka gibi Aş gibi Ti gibi Vi gibi Eyç gibi Er gibi Ay gibi Bi gibi okunuşlar bulunmamaktadır.
Ancak günümüzde dediğim yaklaşık otuz yıldan beridir sürekli bu tarz yanlış okumalar çoğalmaya başlamış bulunmakta.
Bunları yapanlar da aslında kendilerine eğitimli kişiler dedirten ama aslında dış güçler tarafından eğitilen şahıslar olması sizce birer tesâdüf müdür?
Maksat dilimizi bozmak ve yıllardan beridir çok sağlam birer bağla bağlı olan bizleri birbirlerimizden ötekileştirerek ayırmaktan başka bir şey değil.
Ondan sonra ben boşuna İngilizce için İncilazca demekten hiç çekinmem, çünkü İngilizce'nin içinde de bu tarz bozuk yazılımlar mevcut olduğunu İngilizce bilenler biliyorlar. Örnek olarak "Middlesborough nasıl yazılıyor? M'boro olarak.
Tabi bu arada Almanların bir Çe hârfi için "Te Se Ce He" hârflerini birden israf etmeleri de ayrı bir komedi olduğunu da belirteyim.


Aslında bu tarz yanlış kullanımları yazmaya çok uzun bir yazı konusu olur ama ben bu yanlışları zaman içerisinde sizlerle paylaşmayı daha fazla tercih ederim.
Çünkü zamanında Atatürk'ün açtığı yolda kurduğu ülküde gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüyeceğime and içmiştim ve şimdi de işbu andıma sadık kalmak zorundayım.

30 Eylül 2019

Yumurtadan Bir Yumurta Daha Çıktı

Dünya üzerinde bazen vaziyet-i tuhafiye şeyler de vukua avdet eyliyor.
Son zamanlarda çevremiz ilginç olaylarla dolu.
Bunlardan bir adedi de Bursa'nın Mudanya ilçesinde geçen gün İsmail Öztan adında bir vatandaşımızın bahçesinde gerçekleşti.


Habere göre İsmail Bey sabah tavuklarından günlük yumurtaları toplamış, sonra pişirmesi ve Günlük Kahvaltı Yummi için eşine vermiş.
Yumurtalar haşlanınca içlerinden birisini kıran İsmail Bey yumurtanın içinde kabuğuyla birlikte bir başka yumurta daha bulmuş.
Haberi alınca mahâl-i hadiseye azimet eden Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğretmenlerinden Profesör Doktor Mustafa Tayar ilgi çekici bir hadiseye şahit olduklarını belirterek kitaplarda okuduğunu ama gerçekleştiğini ilk kez gördüğünü söylemiştir.


Bu tarz hadise-i dikkâtiyenin genellikle genç tavuklarda yumurtlama çağlarının ilk dönemlerinde vukua avdet edebileceğini söyleyen profesörümüz norminâl yumurtlama süresinin onekiz ilâ yirmialtı saat arasında değiştiğini, döllenen yumurta sarısının yumurtlama kanalına düştüğünü, önce yumurtanın etrafında beyazının şekillendiğini, ardından son aşamada yumurtanın kabuğunun da oluşarak yumurtayı yumurtlama kanalından samanlığa doğru çıktığını, ancak aşağı doğru hareket esnasında tavuğun çok genç olması veya tavuğu korkutabilecek bazı sesler ve hadiseler yüzünden aşağı inen yumurtayı yukarıya gönderdiğini, yukarıya giden bu yumurtanın yukarıda gelen başka bir yumurta sarısıyla karşılaşması sonucunda tavuk vücudunun her iki yumurtayı da tek yumurta olarak algılayıp yukarıdan gelen ikinci yumurta daha önceden çıkması gereken yumurtayı içine alarak ikisini birlikte dışarı çıkarttığını, işbu hadise-i korkunun herhangi bir açıdan sıkıntısının olmadığını ve rahatlıkla tüketilebileceğini de eklemiştir.


Yumurta içinde yumurtayı yumurtlayan tavukla birlikte poz veren İsmail Bey ise böyle bir hadisenin ilk kez başına geldiğini, daha önce ne gördüğünü ne de duyduğunu, yumurtayı anı olarak saklamayı düşündüğünü söylemiştir.

29 Eylül 2014

Vardaha Köprüsü

Nereden aklıma geldiğini sormayın, biraz size Tren Yollarından bahsedecek ben bugün size.
Burası Adana'nın Karaisalı İlçesi Hacıkırı İstasyonu yakınlarındaki meşhur ve yüksek kocaman Vardaha Köprüsü.
Almanlar tarafından 1912 yılında Anadolu Bağdad Demiryolu Hattını Toros Dağlarından geçirebilmesi için yapılmıştır.
Toros Dağları kolay kolay geçit vermez, inanılmaz bir coğrafya vardır orada.
Kendim görmedim ama kitlesel iletişim araçları sayesinde bulduğum resimleri sizlerle de paylaşacağım.


Vardaha Köprüsü'nün inşaatı 1907 yılında başlamış, yapımı zor coğrafya nedeniyle beş yıl sürmüştür.
Uzunluğu 172 metre, orta ayağın yüksekliği 99 metredir. Türkiye'nin en yüksek köprüsüdür.
Köprü üzerindeki tren yolu 1220 metre yarıçapında dönemeçlidir.
Köprü Adana İstasyonuna 64 kilometre uzaklıktadır.


Birinci Dünya Savaşı zamanlarında güneyde bulunan Fransız birliklerine yardımın kesilebilmesi için Osmanlı İmparatorluğu Vardaha Köprüsünü havaya uçurması gerekince bunu duyan Alman komutan onun yerine bir başka köprüyü patlatmaları konusunda bizim komutanları ikna etmeyi başarınca onca zahmetle yapılan köprü yıkılmaktan kurtulmuştur.


Köprüyü yaparken inşaatta çalışan Alman işçiler uçurumda inşa ettikleri köprü ayakları için sürekli aşağıya taş atarak deneme yaparlarmış. Aşağıda oturan Türkler de atılan taşlardan sonra sürekli "Var Daha" diye bağırırlarmış. Bu efsahaneye göre köprünün adı o zamandan beri Vardaha olarak anılır olmuş.


İşte böylece meşhur Vardaha Köprüsü'nün hikâyesi, yükseklik korkusu olanlar bence buralarda fazlama dolaşmasınlar, sadece trenin içinde gözlerini kapatıp kendilerini Mersin'in sahilinde hayal etsinler.

29 Kasım 2013

Yumurta İçinde Yumurta

Hayat aslında ilgi çekici nesnelerle ve hadiselerle doludur. Bazen bilgimizle açıklayamadığımız olaylar gelişir, bazen de gelişen olaylar akıllarımızı durdurur.
Norminâl şeraitte hangi kanatlı kümes hayvanı yumurtlarsa yumurtlasın yumurtalar genellikle tek sarılı ve hadi bilemediniz çift sarılı olur.
Bazen nadiren üç sarılı bir yumurta çıksa bile oldukça enderdir. Ancak bu sefer yumurtanın içinde başka bir yumurta çıktı, hem de eskiden Adana'ya şimdi ise Adana'dan kopartılarak vilâyet olan Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde.


Efenim işbu hadise-i ilginciye Kadirli'nin Pazar mahâllesinde ikâmet etmekte olan Sabriye Koçer isimli bir vatandaşımızın bahçesinde beslediği ördeklerin birinden vukua avdet eylemiş.
Bu sabahleyin günlük yumurtlama esnasında olağandan oldukça büyük bir yumurta yumurtlayan ördeğin yumurtasını alan Sabriye Hanım bu büyüklükteki yumurtayı görünce hemen komşusuna götürmüş. Komşusu da bunun çift sarılı yumurta olduğunu söylemiş.
Kendisi de üç sarılı olabileceğini iddia etmiş, en sonunda yumurtayı kırmışlar ve bir bakmışlar ki yumurtanın içinde bir yumurta daha var.


Bunun üzerine mahâl-i hadiseye gelen uzmanlar da böylesinin norminâl şeraitte olamayacağını ve dünyamızın sonunun yaklaştığını söylemişlerdir.
Yapılan bazı araştırmalarda da bir tavuğun daha önce Şırnak'ta böyle bir yumurta yumurtladığını ama işbu hadisenin ördeklerde ilk kez vuku bulduğunu ortaya çıkartmıştır.


Ördeğin sahibi Sabriye Hanım ise ördeğini topu topu yedi sekiz ay önce henüz civcivken Adana'dan aldığını, bakıp büyütüp bu yaşa getirdiğini, bu sabahleyin kocaman bir yumurta yumurtladığını, bu yumurtayı komşusuna götürdüğünü, komşusuyla iddiaya girdiklerini ama yumurtayı kırınca ikisi de şaşırdıklarını, bu tarzı ilk kez gördüklerini ve hayret ettiklerini söylemiştir.