Bu Blogda Ara

Sayfalar

10 Kasım 2012 Cumartesi

10 Kasım 1938

Saygıyla anıyor ve seni çok arıyoruz Ata'm.
Çok yalnızız çünkü.


9 Kasım 2012 Cuma

Koku

Bugün her tarafımı Hazelnut Kokusu sardı, yanında da Toffee Nut da cabası.
Bir yandan size Blog'umu hazırlarken Starbaks'ın yeni lezzetlerini keşfetmeye çalışıyorum. Ya var ya, ben bu Starbaks Firması'nı sevmeye başladım, özellikle de son zamanlarda.


Koku demişken bu sefer sizinle Hollandalı bilim adamlarının zaten bilinen bir araştırmasını paylaşacağım. Belki bir kokarca veya Pepe Le Pew değiliz ama halet-i ruhiyelerimize bağlı olarak etrafa farklı farklı kokular yayıyormuşuz. Bu tuhaf araştırmada vazifelerini ifa eden görevliler insanların çevrelerinde bulunan diğer kokulardan etkilendiği sayesinde bir anda binlerce insanı kendileriyle aynı halet-i ruhiyeye soktuklarını söylüyorlar.

Hangi kokunun insanı ne gibi bir ruh hâline soktuğunu belki yazamıyorum, kaynak yok. Ama bok kokusunun insana iyi geldiğini hiç kimse iddia edemez herhalde galiba sanırsam. Ya da güzel çiçeklerin kokusunun da kötü hâldekilerinkini düzeltemeyeceğini söyleyemezsiniz.


Hangimiz mis gibi toprak kokusunu ortaya çıkartan şırıl şırıl bir sağanak yağmur sonrası çıkan gökkuşağının verdiği huzuru büyük şehirlerdeki araçların çıkardığı egzos, duman ve benzin kokusu için feda edebiliriz ki?

Kahvesiz Kalacağız

Bu sabahın en kötü haberi işte buydu.
Eminim bu kadar okuyucumun hiç biri kahvesiz yaşayamaz. En azından kendi adıma yazmak gerekirse ben günde en az bir bardak kahve içmeliyim. Tiryakisiyim, kahve benim olmazsa olmazım.


Fakat bu sabah gazeteyi açınca İngiltere Birleşik Krallık Botanik Bahçesi'nde görevli bilim adamları hani ikibinyedi yılındaki bir yazımda bir derece bile ısınsak boku yiyeceğimiz küresel ısınmanın yüzünden Arabica Kahve Çekirdeği'nin 2080 yılında tamamen yok olabileceğinden söz etmeye başladıklarını okudum.


Dünyam yıkıldı şu anda, bunalımdayım.
Ben nasıl yaşayacağım kahvesiz? Uykum geldiğinde nasıl uyandıracak bir gıda bulacağım? Fala nasıl bakacağım veya falcılar falıma nasıl bakacaklar?
Hadi bana söyleyin bu vaziyet-i rezilliyeyi nasıl temizleyebilirim?

8 Kasım 2012 Perşembe

Marmaray Trt'de

Bir kaç haftadır Halkalı - İstanbul ve Pendik - Haydarpaşa güzergâhlarında 2011 yılı imalatlı Hyundai Rotem alamet-i farikalı, Tcdd'nin henüz alışkın olduğumuz sistemde numaralandırmadığı fakat trenci arkadaşlarımın E-32.000 serisinden olacağını söylediği, CRA kodlu, beş vagonlu elektrikli trenler seyr-ü sefer eylemekteler.


Bugün Facebok'ta gezerken yukarıda tarif ettiğim trenlerin Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'na çıktığını gösteren resmi gördüm. Habere göre bu trenler teknoloji harikasıymış.


Evet, yukarıda Allah var, dışarıdan harika görünüyor, ama ilk şoku trenin içine girince yaşıyorsunuz. Çünkü oturma düzeni alışılagelmiş şekilde diklemesine koltuklu değil, yanlamasına karşılıklı iki peyke, eski atlı tramvaylar gibi.


Yolcu ikaz sistemleri henüz çalışmadığı için eğer oturmaktaysanız pencereden dışarı bakıp hangi istasyonda olduğunuzu anlamanız için müneccimlerin nesne-i şerifinden yemeniz gerek.


İkinci hata, pencerelerin hiç birisinin açılmaması. İçeride klima olması bir şey değil, fakat klima insan sağlığına bir çok olumsuz etki yapıyor.
Mesela yazın dışarısı çok sıçak ama trenin içi buz gibi. Ya da kışın, dışarısı buz gibi soğuk, ama trenin içi de soğuk.
Tren klimalarının tarih boyunca hiç bir zaman ayarları olmamıştır, ya tam kapasite çalışırlar, ya da hiç çalışmazlar.


Klima konusunda E-14.000'likler bunlardan çok ama çok daha iyiler, en azından pencereleri açılabiliyor, özellikle de yenilendikten sonra.


Üçüncü sıkıntı da hem E-23.000'likler, hem de E-32.000'likler günümüzdeki mevcud yolda sanki raydan çıkacakmış gibi gidiyorlar.
Ben ne zaman Marmaray'a denk gelsem indiğimde sanki lodos ortasında kalan sandaldan inmiş gibi hissediyorum kendimi, hani çölün ortasında kutup ayısına rast gelen bahtsız bedevi gibi.

Allah hepimizi bu E-32.000'liklerin yapabileceği potansiyel kazalardan saklasın. Amin!
Bu resmi sağladığım Facebok'taki Tcdd Türkiye Sayfası bile bu yeni treni beğenmedi. Herkes bu trenlerden şikâyetçi.
Norminâl şartlar dâhilinde bendeniz de bir Devletin Trenlerine sevdalıyım, hani tekerlekleri bedavaya dönmeyen. Ama bu yeni trenler bu güzergâha uygun değiller. Ben buradan tek bir cümle söylüyorum:
İnokta basın, bunu da yazın!

7 Kasım 2012 Çarşamba

Çarşambadan Cumartesi

Bugün biraz fazla oldum sanırım. Sevgili hanımlar, lütfen beni boğazlamayın, bu yazdıklarım tamamen bilimsel araştırma. Benim çok fazlama suçum yok, İngilizler kaşınıyor bu gereksiz araştırmaları inokta basınla paylaşarak.


Evet, belki kadınların hazırlanmak için uzun zaman aynanın karşısında saatler boyu erkek arkadaşlarını bekletmelerine alışkınız ama bu haber herkesi sonunda pes ettirir.


Çünkü kadınların Cumartesi Geceleri dışarı çıkarken giyecekleri kıyafete karar vermek için taa Çarşamba'dan düşünmeye başlayıp kesin kararlarını en erken Cumartesi Öğle vakti verebildiklerini söylüyor İngiliz bilim adamları bu araştırmanın konusunda.


Blog'uma tekrardan konuk olan sevgili Kylie Ann Minogue'ye sonsuz teşekkürlerimle.
Ben buna fazlama bir yorum ekleyemiyorum, çünkü hâl-i hazırda mevcud bir mevzuat-ı malumiye bize kadınların günde onaltı dakika o günü giyecekleri elbisenin kararını vermek için harcadıklarını beyan etmekte.

Kasım'ın Kasveti

Bugün bana kocaman bir kasvet çöktü, Kasım beni fena kasıyor =(((
Nasıl kasmasın ki?


İlk olarak saatler geri alındı, 16:30 sıralarında Güneş etkisini ve ışığını kaybetmeye başlıyor, dolayısıyla işten çıkma saatlerimizde çevre zifiri karanlık ...
Yağmur mevsimi geldi, her dakika şarıl şarıl insanı sırılsıklam ıslatacak derecede ...
Hava serinledi, yazlıkları içeri kaldırıp kışlıkları çıkarmak ve giymek farz-ı ayn oldu.


Şu anda tam bir yazar havası var dışarıda, hani elinde bir fincan sıcak çikolata, önünde bilgisayar, bir de aklında ilham, üstelik bir de boş zamanın olacak, değme o zaman keyfe =)))
Darılmayın ama ben bu Kasım Ayı'nın bir tek Mandalin'ini seviyorum.
Hem söyleyin bana, benim gibi çılgın, gezmeyi seven ve özgürlüğüne düşkün olan ben, kasvetlenmeyeyim de kim kasvetlensin?

6 Kasım 2012 Salı

Mektup

Günümüzde bilgisayar çıktı çıkalı, daha doğrusu evlerimize girdi gireli mektup yazma alışkanlığımız da sona erdi ... Artık Postacılar sadece fatura veya tebligat taşır oldular, ve eminim ki de hiç birisi bu vaziyet-i kolaylıktan pek hoşnut değiller.


Oysa bir zamanlar eskilerde birbirimizle haberleşmek için mektup kullanırdık, hani elimize aldığımız kağıda çoğunlukla el yazısıyla yazdığımız, zarfa koyup postahaneye gönderilmesi için verdiğimiz, ama PTT'nin mektupları kaplumbağa ile yolladığından olacak uzun bir müddet yerine ulaşması için beklediğimiz, içeriğinde mektubu yazdığımız andaki halet-i ruhiyemizi anlatan o efsanevi kağıtlardan bahsediyorum.


Günümüzde artıkım bilgisayardan atılan sabit puntolu elektronik mektuplardan değil.
Kaldı ki artık Msn Messenger olsun, Facebok olsun, anlık konuşma programları sayesinde E-Mail atma alışkanlıkları da sona erdi ya, bu konuyu başka bir gün deşeriz.
Hâlâ E-Mail yazmasını bilmeyen herhangi biri varsa okuyucularımın arasında, lütfen yukarıdaki bağlantıya tıklasın, orada gerekli malumatfuruş mevcud.
Tabi Cep Telefonları da cabası, bilgisayarlar telefonlara kadar girdiler.
 

Gelgelelim bu aralar Facebok biraz sapıttı gibi, attığımız mektuplar sahiplerine biraz geç ulaşmaya başlayınca herkes alıcıların İnternet'te çevrimiçi olmamakla suçluyor ama bilinmeyen bir gerçek de var ki bu da onbeş yıl önce böyle bir kolaylığın olmadığıydı.
Cep telefonlarımız belki yeni çıkmıştı ama o telefonlar mesaj bile atamazdı ... Hatta bırakın mesajı, çok yerlerden telefonla konuşamazdınız bile, belki de şimdi bile aynısıdır.


E, nereden nerelere?
Eskiden millet okuma yazma bilmediği için dertlerini Mendillerle anlatırdı, sonra okullar anlaşılır olunca mektuba geçtiler, şimdi ise postahanelerde mektup bulmak bile imkânsız oldu resmen =(((


Hatta şimdi bir de "Casus Program"lar türedi, bunu yazan bazı kişiler başkalarına gitmekte olan Elektronik Mektupları ellerine geçirmenin derdinde ... Oysa eskiden ne güzel, bu sıkıntılara postacılar muhatap olurlar, her türlü tedbirleri de hem postacılar hem de mektupları alıcılar taraflarından sağlanırdı.


E, ne yapalım, devir değişti, şimdi ben bu yazıyı bile Starbaks'ta el yazısıyla hazırlıyorken milletin benle dalga geçtiğini sanki bilmiyorum =)))
Olsun ama, yine de bu şekil çok ama çok daha iyi.
Herkes bilgisayardan istediği gibi yazabilir, ben bu yöntemimi çok beğeniyorum.