Bu Blogda Ara

Sayfalar

29 Ocak 2011 Cumartesi

Kapalıçarşı Denilen Pislik Yer

Sevgili Blogcularıma Sevgilerle başlıyorum bu yazıya.
Beni takip edip okuyanlar biliyorlardır ki uzun zamandır, belki de bir çok okuyucumun yaşından dahi fazlaca bir süredir ağzına dışkı boşalttığımının Kapalıçarşısında çalışıyorum. Daha doğrusu çalışmak gibi büyük bir hatanın içerisindeyim :-((

Bugüne kadar hep sabrettim, alttan aldım ama artıkım yetti.
Bugünden itibaren Kapalıçarşı'nın tüm kirli çamaşırlarını dökücem ortalığa.
İnşallah bu yazdıklarım tüm çarşıda çalışmak ve çarşıyı tanımak istiyenlere rehber olur.

Ben bu çarşının içine her gün büyük abdestimi bozuyorsam boşuna değil, çünkü gördüklerimi toplarsak eminim ki "Az bile" yapıyorumdur bunları size yazmakla. Fakat her şeyi bir anda anlatamam, bu yazı biraz uzun bir yazı dizisi olucak.

Kapalıçarşının esnafı aşırı derecede küfürbaz ve ahlaksızdır.
Çünkü birbirlerinin başta anneleri olmak üzere bilumum kadın akrabaları hakkında pornografik ve müstehcen ifadelerle konuşuyorlar ve bir de sanki çok böyük bir marifetmiş gibi adı geçen ileri geri sözlere katıla katıla gülüyorlar.
Bir kimsenin kutsal emanetleri olan anneleri ve kadın akrabaları hakkında ileri geri konuşulması normal şartlarda cinayet sebebidir fakat her nedense bu kural Kapalıçarşı sınırları dahilinde geçerli değildir.

Onsekiz yıldır bir türlü çözmeyi başaramadım bunun nedenini. Ya siz çözebildiniz mi?

Emin olun her sabah ayaklarım geri geri gidiyor işe giderken :-((
Fakat ne yapalım ki mecburum bir süre daha devam etmeye.

28 Ocak 2011 Cuma

Kısa Mı Yazayım? Hade Canım Siz De

Bazen milletin uzun yazıları okumaktan kaçındığını tahmin etmek zor değil, ama bir şey yazıyorsak illa millet okusun diye yazmıyoruz hiç birimiz.
Mesela bendenizin yazarlığı, sadece içimdeki sıkıntıları boşaltmak için başladım bu Blog'u yazmaya, okuyup okumamak tamamen size kalmış bir şey, işbu mevzuat-ı umumiye dahilinde kimseyi zorlıyamam.
Aynı şekilde hiç kimse de bana "Şu kadar yaz", "Bu kadar kış", "Yüz kelimeyi geçme" veya "En az beşyüz kelime olsun" diyemez. Bu tamamen insanın içinden gelir ve bu herkes için geçerlidir.

Bugün kendisini gazeteden ve internetten her fırsatta okuduğum Sevgili Ayşe (Özyılmazel) Hanım'ın yazdığına göre İclal (Aydın) Hanım'a patronu kısa yazılar yazmasını "Buyurmuş".
Bak bak bak bak ....
Bir gazeteciye böyle şey söylenir mi?
Gazetecilerin bir numaralı görevi bir olayı en ince ayrıntılarına kadar okurlarına ulaştırmak değil midir?
Siz olsanız bir haberi nasıl anlatırsınız?
Üç cümleyle yüzeysel mi, yoksa olayı nedenleriyle derinlerine inerek mi?

Kısacası yazar okunmuyorsa hiç yazmasın çok daha iyi.

Zaten başımıza ne geldiyse şu kopya çekme huyumuzdan geldi.
Okulda kopya, sınavda kopya eyvallah, ama hayatta kopya çekebiliyor muyuz?
Çekemediğimiz için de çevremiz bir sürü "Diplomalı İşsiz"lerle dolu :-((
Özgünlüğe gelirsek -Bak konu nerelere geldi- hani bir öykü vardır:
Öğretmenin biri öğrencilerine tembellik konulu bir kompozisyon ödevi verir.
Öğrenciler de kaleme kuvvet başlarlar yazmaya, tümü de gayet mantıklı ve doğru tespitlerdir.
Hepsinin yazdığı üç aşağı beş yukarı aynıdır.
Fakat bu kompozisyonda en başarılısı kim olur biliyor musunuz?
Öğretmenine bomboş kağıdı veren öğrenci.
İşte asıl özgünlük budur, hiç kimsenin aklına gelmiyen şeyi yapmak.

Asıl konumuza geri dönersek, -Çok dağıldı, toparlamak lazım- kısa not şeklinde yazmak önce Gazetelerin köşelerine, sonra da Blogger'in kuruluş amacına ters.
Kısa notlarla yazmak istiyen "Twitter"e gitsin, yüzkırk karakter sınırı var, yetmez mi? Yeter de artar bile, hatta adam olana dahi çoktur, söylemek istediğini eğer becerikliysen sadece oniki harfli bir kelimeyle dahi yazabilirsin :-))

Sonuç olarak, Bravo Ayşe, editörün seni kara listeye alsa dahi okurların seni ak listeye alıyorsa gerisini patronların düşünsün.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Tnt'yi De Kaybettik :-((

Televizyon Dünyası çok ama çok tuhaf ...
Eskiden, yani uzun uzun yıllar önce, henüz televizyonlarımız tek kanallıyken bu tek kanalda her bir şey mevcuddu.
Günümüzde bir sürü, sayısı sayılamıyacak kadar çok kanal olmasına rağmen hepsini toplasanız tek kanallı dönemdeki kaliteye yetişmez.

Biz de mecburen alternatif kanallardan birisi olan Tnt'ye zaplıyorduk.



Bunca zaman boyunca çeşitli diziler ve filmlerle bizi kendisine aşık etti.
Buraya kadar güzel.

Fakat birkaç gündür reklam ve tanıtımlarında yayın politikasının değişiceğinden bahsediyordu.
Ne yazık ki korktuğum başıma geldi, hoşlandığım televizyon kanalım beni artıkım terk etmişti :-((

Ben burdan kendilerine çok ama çok büyük teessüflerimi yolluyor ve kanalımı eskiye geri dönmesi için son kez davet ediyorum, gelmezse kendilerini protesto ediyorum.