Bu Blogda Ara

Sayfalar

5 Ekim 2019 Cumartesi

Yağmurun Boyutu

Dün geceki patlayan yağmuru hepiniz biliyorsunuz, uzun zaman sonra İstanbul'a yağmur yağacağı tuttu ki zaten beklenmekteydi.
Geceleyin biri bir video çekmiş ve Facebok'ta da paylaşmış:


Topu topu on saniyecik kısalıkta ama yağmurun sesini dinlemek için yeterli bir süredir. Üstelik de şimşek çakmıyor ama görüntüleri gelmiş.


İşte temaşa eylediğiniz gibi yıldırım demirden örmüş Boğaziçi Köprüsü'nü.
Hayatın kendisi de böyle değil midir zaten?
Bir gün Güneş çıkar diğer günü Yağmur yağar.
Değişken hayatımız bizleri gelecek güzel günlere hazırlar.

Yağmur Fırtınası

Biraz önce bir yağmur fırtınası patladı, şimşekler çaktı belki bir yerlere yıldırım da düştü.
Bir yağmur ki ahmak ıslatan cinsten basit değil, sağanak gibi de değil, sanki bardakla evlenmiş de şiddetli geçimsizlik yüzünden boşanıyormuş gibi yağıyor mübârek.


Yağışın boyutlarını inşatanrı yarın paylaşmak üzere.

4 Ekim 2019 Cuma

Şifayı Kapmak

Eskiden beridir nevazil yani bugünkü lisanımızla grip olan kişiler için şifayı kapmış olduğu söylenir.
Oysa nevazil olanlar kendilerini hasta ve hâlsiz hissederler. Bu yüzden neden şifa kaptıklarını merak ederler.
Bizler de bu sefer sizlerin seslerini işiterek boş durmadık ve küçük bir araştırma yaptık, bulduğumuz verileri sizlere aktarmak istiyor ben.
Efenim bulduğum bulgulara göre grip bir hastalık değildir. Vücudumuzun ana organ-ı şerifleri yani kâlp ve beyini tehdit edecek kadar bakterilerle dolması sonucu kendini temizlemek için sahip olduğumuz gücü içeriye çekerek bedenimizi temizlemesidir.


Hâlsizlik yaparak vücudun hareket için ayırdığı gücü toksin yakmak için kullanır.
İştahlarımızı keserek sindirim organlarındaki kireçlenmeleri iltihaplanmaları iç zar ve kaslardaki bakım ve onarımları sağlar.
Öksürük ve tükürük salgılatarak beyini ve tüm üst solunum yollarını temizler.
İshâl yaparak beyinlerimizden aşağıya doğru inen tüm bakterileri boşaltım yoluyla vücuttan atar ve bu esnada bağırsaklar da onarılır.


Nevazilken bolca istirahat ediniz. Bol su meyve suyu limon suyu zencefil suyu içiniz. Portakal mandalin limon ve kan portakalı yummileniniz. Bolca sarmısak yutup terlemeye çalışınız.
Daha olmadı battaniye yorgan gibi kalın örtülerin altında yatınız, yine olmadıysa sıcak su torbasıyla kendinizi güzelce bir ısıtınız.
Tabi bu arada stresten yorgunluktan ve çalışmaktan da kaçınınız, iş bekleyebilir.
İkinci paragrafta da okunduğu üzere nevazil şifadır, işte eskiler bunları bildikleri için şifayı kaptığımızı söylerler.

3 Ekim 2019 Perşembe

Evde Hangi Nokta Ne Sıklıkla Temizlenmeli?

Temizliğin imandan geldiğini atalarımız yıllardan beridir söylerler. Eğer okuduysanız ben de Blogumda bazen gündeme getiririm.
Esasında ne kadar az eşya olursa temizliğe harcanan zaman o kadar azalır. Biz insanlar dünyaya temizlik yapmaya gelmedik ki canım?
Bu aralar çok fazla İngilizleri yazdığıma dair şikâyet ediyorsanız bir konuyu açıklığa kavuşturalım ki bu aralar İngiliz bilim adamları çok çalışıyorlar ve her yeni araştırmaları bizlerin daha sağlıklı olarak yaşamaya devam etmemizi istiyorlar.


Bilim adamları belki çalışkan ama bu sefer temizlik uzmanları bir şeyler belirtmişler.
Dediklerine göre evlerin içindeki Tuvaletler haftada bir kez, Mutfak Yüzeylerinin her kullanımdan sonra, Halıların haftada iki kez, Yatak Örtüleri ve Prizlerin de haftada bir defa temizlenmeleri tavsiye ediyorlar.
Bunların içinde en zoru Halı ve Yataklar, ama Allah-u Te'âlâ'ya çok ama çok şükür bizim evde Halı adına hiçbir nesne-i şerif bulunmamakta.

Drone İle Kargo Teslimatı Başladı

İnsansız Hava Araçları çıktı çıkalı hayat sanki bizim için daha mı kolaylaştı nedir acaba?
Geçenlerde Dinyeper'deki dırone ile çekilen şahin resmi sonrası bu kez uluslararası bir kargo şirketi dırone ile yüklerini teslim etmeye başlayacağını duyurdu.


İşbu adı açıklanmayan şirket şimdilik hizmetini Amerika Birleşik Devletlerindeki hastahanelerin acil servislerine ilâçların taşınması için tahsis etti.
Yükün azami ağırlığı ise Yirmibeş Kilo olacak, çünkü daha ağırını uzaktan kumandalı insansız hava aracı taşıyamıyor.
Darısı bizim Türkiye Cümhûriyeti'nin başına.

Bakterileri Yok Ediyor

Bizim vücutlarımıza dadanan mikroplar bile artık antibiyotik adı verilen güçlü ilâçlara karşı galebe çalıyorlar. Ancak bazı besinlere bazı bakteriler direnememekteler.
Bunlardan biri de Yeşilçay. Bir zamanlar hayatımda olan biri sayesinde tanışmıştı ben Yeşilçay adı verilen ve kışın daha çok içilen sıcak içecekle.
Aslına da bakarsanız günümüzde modern tıbbın önerdiği bütün ilâçların atası bizim kocakarı ilâçları olarak adlandırıp yüzüne pek bakmadığımız otlardan üretilmekte olduğunu biliyor musunuz?
Yani demem o ki Dünyadaki bütün hastalıkların çaresi aslında Doğada bulunur.


Efenim imdı Surrey Üniversitesi'ne bazı çalışkan İngiliz bilim adamlarının sırf boşta kalmamak için yaptıkları araştırmada bizim Yeşilçay'ın antibiyotiklere karşı yoğun direniş gösteren ve bazen de galebe çalan bazı bakterilere karşı etkili olduğunu ortaya çıkardılar.
İşbu etkiyi de Yeşilçay'ın içeriğinde bulunan EGCG adlı antioksidan sağlıyormuş.
Doğa aslında biz insanlara karşı o kadar cömert ki anlatamaz ben, ama biz insanlar Doğayı ne kadar koruyoruz?
Demek ki neymiş?
Sağlıklı olmak için biraz da Yeşilçay içmek gerekiyormuş.
Yeşilçay'ın Yaseminli ve Nânéeli olanı Starbaks'ta mevcut.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Duşunuzu Gece Alın

Yıkanmak aslında bizleri sağlığa kavuşturan yegâne nesne-i şeriflerden biridir.
Zaten atalarımız da temizliğin imandan geldiğini söylemişlerdir.
Efenim bizim çalışkan İngiliz bilim adamlarından biri olan Doktor Leona Yip duş almanın inceliklerini anlatmış:
Dediğine göre sabah değil akşam duş almak lâzımmış. Çünkü tüm gün boyunca vücut üzerinde biriken tozları yataklarımıza taşımamış olurmuşuz.


Ayrıca Leona Hanım'ın dediğine göre de nem dengesini korumak için yaptığımız duşun en az dört dakika sürmesi gerekmekteymiş.
Tabi daha uzun sürerse bu daha da iyi olacağı anlamına gelmekte.
Gece duş almanın bir faydası daha var, o da geceleri iyi bir uyku çekmek için de temiz olmak gerekir, çünkü su rahatlatır insanı.
Bir diğer yön ise çiftleşme esnasında güzel kokmak ve temiz olmak farzdır.


Tabi geceleri birtakım faaliyetler sonrası sabah kalkınca gusül abdesti almak da farzdır, çünkü herkesçe mâlumdur ki cenabet olarak dolaşılmaz.
İşte bunlar için suya sabuna dokunalım, geceleri yatmadan önce bir duş da olsa yıkanalım ki hem geceleri hem de ertesi günü temiz kokalım.

Kilis Kadar Buz Koptu

Gün geçmiyor ki Küresel Isınma sayesinde bir yerlerden buz parçası kopmasın.
Bu kopan buzullar yakında denizlerimizi yükseltmeye başlayacak seviyeye gelecekler eğer denizlerimizden yine Küresel Isınma sayesinde bir buharlaşma sonucu su çekilmezse.
Daha şurada Pazartesi günü Beyaz Dağ'dan bir buzul kopmak üzere olduğuna dair haber gelmişti basın merkezimize. Bu kez de buzulların anavatanı olan Antarktika'da bizim Binbeşyüzyirmibir Kilometrekarelik bir alanı olan Kilis vilâyetimizden daha büyük Binaltıyüzotuzaltı Kilometrekarelik bir buzul parçası koptu.


İşbu kopan buzulun son elli yılın en büyük boyutlusu olduğu ve ağırlığının Üçyüzonbeşmilyar Ton olduğunu da söylesem sanırım Dünyanın sonunun iyice yaklaşmakta olduğu konusunda hemfikir olmamızı sağlar mı?
Zaten depremler insanın canını sıkmaya başladı, bir de kopan bu buzullar ne olacaklar?

Denize Yakın Oturmak Depresyonu Engelliyor

Denizden babası çıksa yenmesi gerektiğini atalarımız söylemiştir. Birçok hastalığın tedavisi deniz sayesindedir.
Doktorlar eskiden bazı hastalıkların tedavisi için hastalarını deniz kenarına yollarlardı. Ancak gelişen zaman zarfında ilâç lobisi kulis çalışmaları sonrasında bazı ilâçlarını hastalara zerkettirdi bazı yeni yetme paragöz doktorlar tarafından.
Ancak aklın yolunun bir olduğu ve gerçeklerin her zaman ortaya çıkmak gibi bir huyu bulunduğunu biz yazarlar unutmayız ama bazıları unuttular işte.
Yine de biz her araştırma haberinde olduğu gibi çalışkan İngiliz bilim adamlarının yaptığı bir araştırmadan bahsedelim.


İşbu araştırmaya göre denizden en fazla bir kilometre uzaklıkta yaşayanlar bunalım veya kaygı gibi ruhsal hastalıkların görülme tehlikesi yüzde kırkbir oranında azalıyormuş.
Çünkü denizi daha fazla görmek ruhun dinlenmesini sağlıyormuş, daha temiz hava sağladığı için insanlar daha sağlıklı oluyormuş, üstelik insanlar deniz kıyısında daha fazla sosyâlleşebiliyorlarmış.
İşbu sayılan üç faktörün de doğru olduğunu söylesem ve bütün bunları bizzat yaşadığımı da belirtsem siz buna ne dersiniz?
Kınalıada, Kadıköy, Vaporlar, Boğaziçi, Yürüyüşler, her şeye rağmen İstanbul.
Bazen sizler de Boğaziçi'de bir yürüyüşe çıkın, emin olun zarar görmezsiniz. Ama en az bir saat sürsün.

İzmir'de Yedi Şiddetinde Deprem Uyarısı

Dünyanın canlı bir varlık olduğunu daha önce söylemişti ben.
Aynı yazımda dünyada depremin etkilemediği hiçbir noktanın mevcut olmadığını da.
Şu anlama geliyor bu deyişim: Dünyada her bir noktada tarih boyunca ama büyük ama küçük mutlaka bir deprem olmuştur.
Biz bir depremi belki İstanbul'da bekliyoruz, ama bu deprem bizi İzmir'den vurabilir mi?


Çünkü aynen İstanbul gibi İzmir çevresinde de arazi kırıkları mevcut.
Jeoloji Mühendisleri Odası'nın İzmir Şube Başkanı sayın Alim Murathan bugün basın mensuplarına İzmir ve çevresinde onüç ayrı fay hattının mevcut olduğunu, bunların güncel aktif ve diri olduğunu, önemli bir bölümünün de yerleşim yerlerinden geçtiğini söylemiştir.


İlkokulda Sosyâl Bilgiler, ortaokulda Coğrafya derslerinde işlediğimiz gibi Ege'de dağlar denize dik olarak uzanır, bu dik dağların oluşmasının da sebebi depremlerdir.
Haritayı dikkâtli inceleyen biri Ege Denizi'ndeki Gökçeada ve Bozcaada haricinde hepsi Yunanistan'a bağlı olan adaların nasıl oluştuğunu az çok çözebilir.
Ege Adaları'nın tamamı depremlerde çöken toprağın yerine dolan denizin seviyesinden daha yüksek olan tepeleri sayesinde ada olmuşlardır.


Gelelim olası bir depremde İzmir'deki en fazla etkilenecek yerlere:
Sâhil kesimleri başta olmak üzere Halkapınar tarafları, Konak çevresi, Kordon Boyu, İnciraltı civarları, Kaklıç yöresi en riskli bölgeler.
Geri kalan sâhil ve biraz yukarısı nispeten ikinci derece sayılıyor.
Buca, Balçova, Çiğli daha bir kurtarıyor, geri kalan Menemen Gaziemir gibi kıyıdan uzaklaştıkça daha güvenli olduğu meydana çıkıyor işbu haritadan.
Allah-u Te'âlâ hepimizi böyle felâketlere rağmen câhill cühelâ iş yapandan korusun.

İnternet Yüzünden Şarkılar Kısaldı

İnternet denilen okyanus aslında inanılmaz bir bilgi ağı da olsa bazı kötü yönleri de var, örneğin zararlı yazılımlar veya zararlı Web-Siteler bilgisayarlarımıza bazen tamiri imkânsız hasarlar bırakabiliyorlar. Bunun için Antivirüs Programları kullanarak biraz olsun kendimizi güvene almaya çalışıyoruz.
Ancak benim bu seferki konum oldukça farklı bir alanda olacak, Müzikle ilgili.
İnternetin sayesinde dünyada icra edilen çok konserlere erişebildik, değişik şarkıları keşfettik, kısacası özel radyoların verdikleri müziklerin de dışına çıktık, hâttâ eski plâklarda kalan şarkıların güzelliklerini bile keşfettik.
Ancak internet sayesinde sanatçıların albüm yapmaları da zorlaştığını, yapsalar bile satışlarından eski günlerdeki gibi bir kazanımları olmadığını da belirtmek zorundayım.


Efenim imdı bazı müzikten anlayan bilim adamları araştırmışlar veya kayıtlarını tutmuşlar, günümüzdeki yakın zamanda piyasaya çıkan şarkıların sürelerinin ortalamasını bulmuşlar:
Üç Dakika Dört Saniye, yani rakamla yazarsak 3:04.
İşbu süre bizde yıllarca tantanaları dillendirilen Eurovision'un şartnamesindeki olması gereken şarkı uzunluğundan dört saniye daha uzun da olsa müzisyenler veya şarkı yapımcıları kısalmanın sebebi olarak internetten müzik dinleyenlerin şarkının uzunluklarından sıkılarak şarkının yarısında başka şarkıya geçmelerini önlemek olduğunu belirtmişler.
On yıl önceki yazılan şarkıların ortalaması günümüzdekinden otuzsekiz saniye daha uzundu, yani Üç Dakika Kırkiki Saniye, rakamla 3:42 idi.
Yakın zamanda şarkıların kendileri sadece nakaratlardan oluşursa şaşırmaz ben, çünkü yukarıdaki paragrafta arz ettiğim gerekçeler yüzünden sanatçılar artık nakaratlara daha erken giriyorlar.

Yayalara Yol Vermeyen Yandı

Yaya geçitleri hepimizce mâlum olduğu üzere karayollarında geçiş üstünlüğünün yayalara ait olduğu bölümün adıdır.
Ancak buna rağmen sürücüler tarafından işbu kurala özellikle Türkiye Cümhûriyeti'nde genellikle riayet edilmez. Aksine bir tomofil veya şehirli diliyle otomobil sürücüsü yaya geçitlerine yaklaşınca daha da bir sür'at yapar.
Bütün bunlara rağmen trafik lâmbaları olmayan yaya geçitlerinde yavaşlayan ve gerektiğinde yol da veren sürücüleri tenzih ederim.
Ancak yaya geçitlerinde yayaların geçiş üstünlüğü artık kanunun maddesine eklenmesine rağmen yayaların da uyması gereken kuralların mevcut olduğunu, taşıt yoluna girerken trafiğin norminâl olarak sağdan sağlandığı ülkelerde önce sola sonra sağa sonra tekrar sola, trafiğin yolun ters tarafı olan soldan sağlandığı ülkelerde önce sağa sonra sola sonra tekrar sağa iyice ve dikkâtlice bakılması, eğer yaya geçidi lâmbalıysa yayalara yeşil ışık yanmasının beklenmesi, trafik lâmbası yoksa gelen taşıtın durabilecek ve yol verebilecek bir mesafede olması hâlinde yolun karşısına geçebileceğimiz hususunun her an aklımızda bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde eziliriz ve ölsek belki kurtuluruz ama sakat olarak yaşamaya devam etmek de mukadderatımızda vardır. Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır.


İçinde henüz bulunduğumuz İkibinondokuz yılını bizim İçişleri Bakanlığı "Öncelik Hayatın Öncelik Yayanın" sloganının altında "Yaya Öncelikli Trafik Yılı" ilân etmişti.
İşbu çerçevede bugün Türkiye'nin bütün vilâyetlerinde "Yaya Güvenliğinin Nöbetçisiyiz" başlıklı bir kampanya başlatılacak.
Bugün saatler Onüç'ü gösterdiğinde iki saat boyunca Türkiye Cümhûriyeti'ndeki bütün il ve ilçelerde bulunan toplam yirmibin adet yaya geçidinde yaklaşık ikiyüzbin polis ve jandarma görevlisi "Yaya Nöbeti" tutacak.

1 Ekim 2019 Salı

Men! A Pause Yorganı

Bizim dilimize Menapoz olarak giren ama aslında "Men! A Pause" olarak espirilendirilen kadınların adetten kesilmesi ve doğurganlıklarının Yukarıdaki tarafından sonlandırılması hadisesi sayesinde kocalarıyla yaşadıkları yataktaki sıcaklık tartışmaları dünyanın her tarafında olağan ve norminâl olarak sayıldığı hepimizce mâlumdur.
Doğurganlık bitimi kadınların vücut sıcaklığının artması sebebiyle kadınlar serin yataklarda ve odalarda yatmak isterler.
Buna karşılık erkeklerin hissettikleri ise soğuk olduğu cihetle ısınmak için sıcak oda ve sıcak yatak isterler.


Efenim imdı İngiltere'de yıllardan beridir faaliyette olan Nanu adlı bir çarşaf firması işbu vaziyet-i münâkaşayla başa çıkabilmek için özel bir yorgan üretti.
Yorganın bir yarısı kullananı soğuktan korurken diğer yarısı üzerindeki hava alan minik delikleri sayesinde diğer tarafa nazaran daha serin olmakta.
İşbu yorganın fiyatı ise topu topu Altmışbeş İngiliz Sterlini yani bizim paramızla Dörtyüzelli Türk Lirasıcık.


Aslında illâ tek yorganın altında mı yatılacak? İki ayrı yorgan olsa veya biri battaniye diğeri yorgan olsa olmuyor mu?

Karga Boku

Köy yerinde ikindi vaktiydi, sesler kesilmiş çıt bile çıkmıyordu. Herkes susmuş sessizlik konuşuyordu. Zaman ise sanki durmuştu.
Birden bir damlama sesi: "Şıp ... Şıp ..."
Alt mahâlledeki çeşmenin sesiydi bu, tamir edilmesi gereken bir musluğu vardı.


İkindinin artık alacakaranlığında yandaki boşluğa bir karga kondu, tedirgindi belki ama ürkek değildi:
"Gak!"
Biraz etrafı kolaçan etti, sağa sola baktı ki kimsecikler yok, hemen medeni ihtiyacını giderdi, sonra da kanatlanıp uçarak gitti.


Aynı yerde saatler geçip de gece olunca bir domuz geldi bu kez. Karganın biraz önce medeni ihtiyacını giderdiği yeri eşeledi.
Domuz eşeledikçe toprağın üzerindekiler alta iniverdiler.


Günler birbirini kovaladılar, kovalanan günler haftaları getirdi, haftaların götürdüğü günler de ayları.
Aradan aylar geçmişti, derken karganın sıçtığı yerde bir fidan yeşermeye başlamıştı.
Yavaş yavaş büyüdü, dal oldu, yaprak açtı, en sonunda kocaman bir incir ağacı olup çıktı.


Önce karıncalar sardı ağacı, sonra sinekler, sonra da börtü böcekler, en son da kuşlar.
Böcekler ağacın filizlerini ve meyvelerini yediler, kuşlar da böcekleri yediler.
Alakargalar da incirleri yediler, bu devran bir süre böyle devam etti.
Hayvanlar âlemi o ağacın çevresinde kendilerince bir dünya kurmuşlardı.
Karganın sıçmasıyla harcı karılan ve domuzun eşelemesiyle temeli atılan bir dünya.


O arsada yaşam böylece sürerken bir insan çıktı ortaya, meğersenem arsayı satın almış.
Önce duvarlarla çevirdi dört bir yanını, sonra da üzerini tel örgülerle sardı.
Böylece domuzlar gelemez oldular.
Sonra börtü böcekten şikâyet etti, etrafını zehire boğdu.
Karıncalar sinekler böcekler arılar birer birer rahmetli oldu.
Ardından da onları yiyen kuşlar gittiler.


Sadece bir ağaç kaldı ayakta, hayvan mezarlığında tek başına incir ağacı.
İnsanın gözü doymuyordu, o incir ağacını da kesti.
Oradaki güzel güzel devam eden hayatı bitirdi, kısaca bir çuval inciri bok etti.


İnsan denilen yaşam türünün bilimde verilen adı Homo Sapiens'tir.
Anlamı da "Düşündüğünün üstüne düşünebilen insan" demektir.
O zaman düşünelim.


Hadi herkes kendi kendine sorsun, bulduğu cevabı da aşağıya yazsın:
Çevreye ve Doğaya bir Karga Boku kadar katkım var mı?

Elektrik Zammı

Ekomoni ısrarla tıkırında ilerlemeye devam ediyor.
Delik büyüyor, delik büyüdüğü için artık nasıl yama yapacağımızı şaşırdık.
Enerji Piyasası Denetim Kurulu geçtiğimiz günlerdeki toplantısından mâliyetlerin ücretlerinin artışını değerlendirerek ve işbu nesne-i şerifi dayanak yaparak zam yapmaya karar vermişlerdir.


İşbu ahz-u kabz eylenen karar-ı şerife göre bugünden itibaren Türkiye Cümhûriyeti genelinde Yüzde Ondört nokta Dokuz oranında arttırılmış bulunmaktadır.
Yeni tarifenin ikinci bir emre kadar geçerli olup işbu ikinci emir de Yılbaşında verilmesi beklenmektedir.
Elektriğe bundan önce Bir Temmuz İkibinondokuz gününden geçerli Yüzde Onbeş zam yapılmıştı.
Memleketimize hayırlı olsun, ekomonimiz tıkırında.

Bakkalın Hizmeti

Çiftçinin biri kasabanın her türlü eşya satan dükkânının mâlzeme satan kısmına girdi ve bir balta istedi.
Satıcı birkaç balta çıkardı, çiftçi her birini tek tek elden geçirdikten sonra birinde karar kıldı ve ücretini sordu.
Satıcı "Bir Dolar Elli Sent" dedi.


Bunun üzerine çiftçi cebinden bir katalog çıkardı, katalogun içinde aynı baltanın resmini buldu ve satıcıya gösterdi:
"Bak burada fiyatı Bir Dolar Otuzüç Sent yazıyor."
Satıcı resmi iyice bir inceledikten sonra "Gerçekten yazıyor, eğer onlar bu fiyattan satabiliyorlarsa ben de satarım" dedi.
Çiftçi de "Ben de senden alayım" dedi.


Satıcı faturayı yazarak çiftçinin önüne koyunca çiftçi baktı ki ücreti beklediğinden değişik:
"Balta : Bir Dolar Otuzüç Sent + Onbeş Sent = Bir Dolar Kırksekiz Sent"
Çiftçi tabi hemen sordu:
"Güzel ama bu Onbeş Sent neden?"


Satıcı da altta kalmadı tabi:
"Posta parası. Eğer oradan ısmarlasaydın posta ücreti de ödeyecektin."


Çiftçi buna da razı oldu ve parayı ödedi, satıcı da baltayı güzelce paket yaptı ve arkadaki sergenlerden birine yerleştirdi.
Çiftçinin ise sabrı tükenmişti:
"Yahu deli misin divane misin? Versene baltayı!"
Satıcı ise bıyık altından gülüverdi:
"Oraya sipariş etseydin baltayı üç hafta sonra alacaktın, sen de üç hafta sonra gelip buradan alırsın."

30 Eylül 2019 Pazartesi

Eylül'ün Son Kahvesi

Çare aramadım zannetme, ben her yerin kahvesini içmem.
Bazen canım içmek istemese bile Tilbe'nin kahvesi çok güzeldir Gök Tanrı Tengri hakkı için.
Ben ki kolay kolay kahve paylaşmam, gerçi kahve paylaşıldıkça tadı güzelleşir, aslında güzelleşen birlikte geçirilen zamandır.


Koskoca Tilbe'nin tek kusuru kışın soğuklarında sığınılacak fazla bir yerinin olmamasıdır, ama İlkbaharın ortalarından itibaren Sonbaharın soğukları gelinceye kadar, özellikle de Yaz mevsiminde gerçekten harikadır.
Buranın bir güzelliği de kedileridir, kısaca kedili kahve diye anılır burası.
Kedileri de sevecendir, öyle insanları korkutmaz, çünkü insanlara alışkınlardır.


Bu yazımla birlikte Eylül Ayını sonlandırıyor ben, darısı güzel yazılarımla birlikte Ekim'de devam etmesini dilemekte.
Bu küçük ve şirin kahvehaneyi merak ediyorsanız Tilbe Cafe yazısını tıklayınız.

Hayat Yolu

Hayat yolunda akıp giden iyilik seline katılmak suretiyle refaha ve huzura kavuşabilirsiniz.
Bu iyilik selinin faydasını görmek için öncelikle varlığına ve ona erişebileceğinize inanmalısınız.
Bunlara inanırsanız gecikmeden siz de işbu iyilik selinden istifâde edin.


O devamlıdır, sınırsız ve tükenmezdir.
Size düşen vazife onu her günkü hayatlarınızda kullanmanızdır.
Neşe cömertlik nezâket ve iyi kâlplilik gösterirseniz bütün tahminlerinizin fevkinde olacaktır.

Yumurtadan Bir Yumurta Daha Çıktı

Dünya üzerinde bazen vaziyet-i tuhafiye şeyler de vukua avdet eyliyor.
Son zamanlarda çevremiz ilginç olaylarla dolu.
Bunlardan bir adedi de Bursa'nın Mudanya ilçesinde geçen gün İsmail Öztan adında bir vatandaşımızın bahçesinde gerçekleşti.


Habere göre İsmail Bey sabah tavuklarından günlük yumurtaları toplamış, sonra pişirmesi ve Günlük Kahvaltı Yummi için eşine vermiş.
Yumurtalar haşlanınca içlerinden birisini kıran İsmail Bey yumurtanın içinde kabuğuyla birlikte bir başka yumurta daha bulmuş.
Haberi alınca mahâl-i hadiseye azimet eden Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğretmenlerinden Profesör Doktor Mustafa Tayar ilgi çekici bir hadiseye şahit olduklarını belirterek kitaplarda okuduğunu ama gerçekleştiğini ilk kez gördüğünü söylemiştir.


Bu tarz hadise-i dikkâtiyenin genellikle genç tavuklarda yumurtlama çağlarının ilk dönemlerinde vukua avdet edebileceğini söyleyen profesörümüz norminâl yumurtlama süresinin onekiz ilâ yirmialtı saat arasında değiştiğini, döllenen yumurta sarısının yumurtlama kanalına düştüğünü, önce yumurtanın etrafında beyazının şekillendiğini, ardından son aşamada yumurtanın kabuğunun da oluşarak yumurtayı yumurtlama kanalından samanlığa doğru çıktığını, ancak aşağı doğru hareket esnasında tavuğun çok genç olması veya tavuğu korkutabilecek bazı sesler ve hadiseler yüzünden aşağı inen yumurtayı yukarıya gönderdiğini, yukarıya giden bu yumurtanın yukarıda gelen başka bir yumurta sarısıyla karşılaşması sonucunda tavuk vücudunun her iki yumurtayı da tek yumurta olarak algılayıp yukarıdan gelen ikinci yumurta daha önceden çıkması gereken yumurtayı içine alarak ikisini birlikte dışarı çıkarttığını, işbu hadise-i korkunun herhangi bir açıdan sıkıntısının olmadığını ve rahatlıkla tüketilebileceğini de eklemiştir.


Yumurta içinde yumurtayı yumurtlayan tavukla birlikte poz veren İsmail Bey ise böyle bir hadisenin ilk kez başına geldiğini, daha önce ne gördüğünü ne de duyduğunu, yumurtayı anı olarak saklamayı düşündüğünü söylemiştir.

Mont Blanc'ın Dev Buzulu Kopuyor

Küresel ısınma devam ediyor, İkibinyedi yılından beri alınmayan bazı önlemler sayesinde dağların zirvelerindeki buzullar erimeye daha hızlı başladı.
Bunun şimdilik son örneği bizi aralarına almadıkları için Beşbinyüzotuzyedi metre rakımlı Ağrı Dağı sayılmazsa Avrupa'nın denizden Dörtbinsekizyüzon metre rakımlı en yüksek dağı olarak saydıkları İtalyan tarafından Monte Bianco Fransız tarafından Mont Blanc olarak özgün adları olan ve Türkçe'ye Beyaz Dağ olarak çevrilen ve genellikle Alplerin buzlarıyla kaplı Fransa ile İtalya arasında sınır olan tepenin İtalyan tarafında bulunan devasa Planpincieux adlı buzulun İkiyüzellibin Metreküplük parçasının her an koparak düşebileceği tespit edildi.


Özellikle küresel ısınmanın başladığı İkibinyedi yılından beri her an çökme riski bulunan buzulun o zamandan beri alınmayan önlemler yüzünden artıkım düşme tehlikesinin baş göstermesi yüzünden dağda görevli olan yetkililerin mevcut yolları ulaşıma kapatmasına ve dağda yer alan şahıslara ait kulübelerin boşaltılmasına neden oldu.


Ben de o günü oradaydım ama o günden resim yok, görsel ise başka bir konserden alıntı.
O günü hep birlikte kâğıt pilâstik gibi sûni nesneleri toplamaya ve çevreyi kirleten gazların kullanılmaması konusunda bir parça bilinçlenmiştik.
Ancak yetkililerin işbu mevzuat-ı umumiye hakkında hiçbir mâlumatı bulunmamakta sanırım, yoksa Beyaz Dağ'ın buzulu böyle çözülmezdi.

Para Lider Ve Tanrı

Alman kökenli Amerikalı bilim adamı olan Albert Einstein'i hepimiz tanırız biliriz severiz. Kendisi dünyanın en zeki ve akıllı insanlarından biriydi Allah rahmet eylesin.
Bir toplantıda mı yoksa mülâkatta mı bilmiyoruz şimdi, kendisine sormuşlar:


Delilik nedir?
Delilik aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.
Delilik bir zamanlar var olan zekânın bir hadise yüzünden artık olmaması, aptallık ise o zekânın hiçbir zaman var olmaması anlamına geldiğini biliyor muydunuz?


Sizce Dünya nasıl yönetiliyor?
Dünyayı ahmaklık salaklık korku ve açgözlülük yönetir.
Aslında bir gizli güç var dünyayı yöneten, geri kalan herkes birer kukla.


Dünyada yaşam nasıldır?
Dünyamızda üst sınıf yaşar, orta sınıf şikâyet eder, alt sınıf şükreder.
Ekomonisi tıkırında olan üst sınıf gerçekten yaşıyor, şöyle böyle olanlar yarın ne olacağının derdinde, hiçbir geliri olmayan ya da geliri giderini karşılayamayan da gününü kurtardığı için şükrediyor.


Ya inanç durumu?
Dünyada üst sınıf paraya, orta sınıf lidere, alt sınıf da Tanrı'ya tapar.
Para her zaman bir güç aracıdır, parası olan her zaman güçlüdür, çünkü parayı verenin düdüğü çalacağını Nasrettin Hoca söylemiştir.
Parayı bulmak için her devrin adamı olmak gerekir, her devirde adam olmak o kadar da iyi sonuç vermez.
Din ve Fotbol ise kitleleri uyutmak için güzel bir afyondur, ver odunu gitsin. Sonra da zammı geçir geçirebildiğin kadar.

29 Eylül 2019 Pazar

Ekim Ayı Gece Metrosu Günleri

Geçen ay başlayan Gece Metrosu tam gaz artan büyük ilgiyle seferlerine devam etmekte.
Mâlum-u âliniz olmak üzere Cuma günlerini Cumartesi günlerine ve Cumartesi günlerini Pazar günlerine ve ayrıca Arefe günlerini Bayram günlerine bağlayan geceler yirmişer dakika aralıklarla altı metro hattında seferler devam etmekte.


Ekim Ayı gelmeden ben sizlere Ekim Ayı'nın gece metro işletilecek günlerini hatırlatmayı faydalı buldum.
Gece Metrosunu kullanan yolcuların adetleri artık sayılan bir kaynak olmadığı için işbu istatistiği sonlandırmak zorunda kaldı ben.


Gece Metrosu'nun çalıştığı güzergâhları da eklemek gerektiğini düşündü ben, çünkü çevremde hâlâ Marmaray'ın gece de çalıştığını sanan kişiler mevcut.

1. M1A : Atatürk Havalimanı - Yenikapı
2. M1B : Kirazlı - Yenikapı
3. M2 : Hacı Osman - Yenikapı
4. M4 : Tavşantepe - Kadıköy
5. M5 : Çekmeköy - Üsküdar
6. M6 : Boğaziçi Üniversitesi - Levend

Gelgelelim ben de Marmaray'ın günün yirmidört saati haftanın yüzaltmışsekiz saati çalıştırılması lâzım geldiğine inanmaktayım çünkü Marmaray hattı İstanbul ulaşımının ana omurgası olduğunu Şehr-İstanbul'da yaşayan herkes bilir.
Ancak Marmaray hattının mülkiyeti Türkiye Cümhûriyeti Devlet Demiryolları'na ait olduğu cihetle trenleri işletme iradesine ne yazık ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi söz söyleyemez.
Tcdd ancak buyuracağı bir irade ile trenlerinin saatlerini değiştirebilir.