Bu Blogda Ara

İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2023

Çeşme Kahve Ve Pendik Marina

 Pendik semti genel olarak Uçak Avı Yummi için güzel sahneler ortaya çıkarsa dâhi akşam olunca biraz demlenmek ve yeni bir Türk Kahvemsi gummilenmek için uzun zamandan beridir Swarm listemde olan Pendik Marina'yı gözüme kestirdi ben.
Her ne kadar çok yakınında İett 226831 numaralı bir adet durak komuş olsa bile 16D ya da düz 16 veya 17 numaralar Marina'nın önünden geçmezler.
Arslinda en hızlı ulaşım Devletimin Marmaray Trenlerinin Pendik istasyonudur, ancak istasyonla liman arasında onbeş dakika kadarcık bir yürüme zamanı bulunmaktadır.


Genel olarak birçok hatıraya ev sahipliği yapan bu güzel ve şirin mıntakanın girişinde herhangi bir güvenlik önlemi bulunmamakta olduğunu söylemek istiyorum.
En azından benim içeri girdiğim kapuda hiçbir sorgu suâl edilmeden sanki köyün kahvehanesine girer gibi içeri girmeğe muvaffak oldu ben.


İçerisinde dolanırken gördüğüm Douwe Egberts adlı Hollanda menşeili kahve dükkânı bana sanki Amisteridam havası vermekte, hadi Ajax olmasa bile Roterdam ya da Feyenoord gibi diyebilirim.
Mekânın içerisi eskiden de Hollanda gibiydi hâlâ Hollanda gibi.


Ben ise tercihimi nispeten yeni bir mekân olan Çeşme Kahve'den yana kullandım, ne de olsa burada da İzmir'in Çeşme ilçesiyle yakından bir ilgisi mevcut.
İşin tuhafı ben Çeşme'yi Bodrum'dan daha çok seviyorum, her iki ilçemizde de bulundum ama Bodrum bir büyükşehir Çeşme ise o büyükşehirin bir ilçesi sanki.


Dahası kapusunun karşısında gerçekten bir çeşme mevcut, hem de havuz tiplisinden.
Bu resmi de sadece sizler için yakınlardan çektim, buradaki Fışkiye belediyenin önünde olmadığı için kırılma sorunu yok.


Benim her zamanki tercihim Türk Kahvemsidir elbette, çünkü diğer kahvelerin tadı ne kadar güzel olurlarsa olsunlar arsla bir Türk Kahvemsi kadar olamıyorlar.


Solda gördüğünüze de Tiramisu adını vermişler, her ne kadar ses ve sözcük hiç benzemese bile kendileri bir İtalyan tatlısı olmak var.


Bugün hava yağmurlu ve kasvetli olduğu için ve her şeyden önemlisi Ramézân-ı Şerif Ayı dâhilinde olduğumuz için hazır iftar zamanı da yakın olduğu cihetle içeride fazlama müşteri yok.
Burası essahtan bir Ege sahil kasabasını andırmakta, hani böyle Çeşme gibi Urla gibi Dikili gibi ya da Ayvalık gibi veya Kuşadası gibi kalburüstü bir yermiş gibi.


Ah bir de bu mıntıkaya gelmek için merdiven mevcut olmasa da tam bir düz ayak olsa o zaman tadından gerçekten yenmez.
Ya da şöyle düzelteyim:
O vakit lezzet-i şerifinden essahtan yummilenilmez.

21 Temmuz 2021

Hardal Yalatılan Köpek

 Uzun uzun yıllar önce uzak bir memlekette anlatılmış bir hikâyeye göre bir Alman bir İtalyan bir Fransız ve bir İngiliz aralarında köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya tutuşurlar.
Alman önceliği alır, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar. Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır.
İtalyan alır sırayı: "Öyle olmaz" der ve hardalı makarna şeklinde ufak parçalar halinde bölerek köpeğe yedirmeğe çalışırsa da hayvanın ağzı gene yandığından o da başaramaz.
Fransız da konuya zaten Fransız olduğu için kendi açısından yaklaşarak hardalı önce sulandırıp sos olarak köpeğe yedirmek için uğraşsa da bu uygulama ile de herhangi bir sonuç alamaz.


Sıra dünyanın kocası olan burnu havadaki İngilize geldiğinde önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar, sonra hardalı topak yaparak hayvanın poposuna yapıştırır. Köpek ardı yandıkça başlar hardalı yani arkasını yalamağa, canı yandıkça yalar yaladıkça da canı yanar. Aynı ünlü Coca Cola gibi, hani yandıkça içiyorsun içtikçe yanıyorsun ya aynen öyle. Ama sonuçta yalaya yalaya hardalı bitirir.


Akıllı ülkeler hedef ülkeleri istedikleri çizgide tutabilmek için onlara hardalı öyle yedirirler ki o ülkeler neyi yediklerinin farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olur.
Kısacası eğer akıllı olmazsan hem hardalı yedirirler hem kıçını yalatırlar, hem de dönüşü olmayan yola sokarlar.
Bu işi de senin insanlarını kullanarak yaparlar.

01 Haziran 2021

Muà Dondurma

 Bazı güzel görünen şeyler vardır ama sadece dışları güzel görünüp içleri bomboşlardır.
Akşam vakti Cadde-i Bağdad'da gezerken gördüğüm Muà Gelatieri D'italia adlı bir yeni mekân burası.
Konum olarak belki çok güzel bir yer, çalışanları da çok neşeli, ben içeri girdiğimde Muzella ve Brüksel Püskevitli olannından seçtim ama ne yazık ki dondurmaları yummilendikten yarım saat kadar sonra midemi bozduğunu söylemek zorunda ben.
Sanırım dondurma konusunda biraz çalışmaları gerekecek.


Üstüne üstlük dondurması çok pahalı, çocuk boy topu On Türk Lirasıcık büyük boy topu ise Ondört Türk Lirasıcık gibi oldukça yüksek bir ücretten satışa arz etmişler.
Hani anladık korona morona yüzünden kapalı olduğu zamandaki zararı çıkartmak istiyorlar belki ama bu dükkân korona morona öncesi mevcut değildi.
Hem gereksiz pahalı hem de anlatıldığı kadar güzel değil, kısaca pek değmez.

28 Mart 2021

Eski Roma - Yeni Roma

 İşbu dünyada değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
İstanbul'da her şeyin değiştirildiğinden yakınıp duruyoruz, ama değişen ve günümüze ayak uydurmağa Roma'da da rastlanabilmekte olduğunu unutuveriyoruz.
Ben hayatım boyunca Roma'ya hiç gitmedim ama ileride bir gün Şengen Vizemi alıp da gidemeyeceğim anlamına gelmediği gibi bazı resm-i şerifleri paylaşamayacağıma da hükmedilemez.
Zaman değişiyorken hayat da değişiyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor.
Ancak doğada hiçbir şey de kaybolmuyor, sadece şekilleri değişiyor.
İşbu yazımın mevzuat-ı umumiyesi Roma'da değişen bazı tarihi binaların ilk yapıldıkları dönem ile günümüzün karşılaştırması ile alâkalı.


Turumuza ilk olarak Jüpiter Capitolinus Tapınağı ile başlıyoruz. Gerçek adı Jüpiter Optimus Maximus Tapınağı, Capitoline Tepesi'nde bulunan Antik Roma'nın en önemli tapınağıydı. Çok sayıda türbe, sunak, heykel ve zafer kupasının sergilendiği bir bölge olan Capitolina Bölgesi ile çevriliydi.
Milâttan önce Beşyüzdokuz yılında yapılan tapınağın Etrüsk mimarisinin özelliklerini taşırdı.


İkinci durağımız Roma Forumu.
Roma'nın göbeğinde büyükçe bir meydan. Sadece bir zamanlar eski imparatorluğun önemli hükümet binalarının kalıntıları kalmıştır. Kentin en önemli ticaret merkezlerinden biriydi, halka açık konuşmaların yapıldığı ve birçok sanatçı ve mimarın ilham kaynağı olduğu bir yerdi.
Ticaret, iş, fahişelik, ibadet ve adaletin yönetimi burada gerçekleşmekteydi. Burası toplumsal ocağın olduğu yerdi. Kaldırım kalıntılarından anlaşılan çevresindeki tepelerden aşınan çökeltilerin forumun seviyesini Cümhûriyet'in erken zamanlarından itibaren yükseltmeğe başladığı görülmektedir. Asıl olarak bataklık bir zemin olan alan Tarquins tarafından Cloaca Maxima ile kurutulmuştur. Hâlâ görülebilen en son traverten kaldırımı Augustus'un yönetimi zamanından kalmadır.


Listemizin ikinci durağı dünyanın Colosseum adıyla bildiği Flavianus Amfitiyatro Arenası.
Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından Milâttan sonra Yetmişiki yılında yapımına başlandı ve sekiz yılda Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır. İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla da kullanıldı. Asıl adı Arena iken sonradan girişteki heykelin adını aldı.
7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri seçildi.
Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Roma İmparatorluğu'nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülür. Bugün modern Roma'nın en çok turist çeken yerlerinden biridir, ayrıca Roma Katolik Kilisesi ile çok yakın bağlantıya sahiptir. Paskalya öncesi Cuma günü Papa amfitiyatroda fener alayı düzenler.


Sıradaki durağımız Circus Maximus ya da Büyük Sirk olarak tercüme edebiliriz.
 Aventine ve Palatine tepeleri arasındaki vadiye inşa edilmiş olan yapının bulunduğu alandan başlangıçta Roma'nın Etrüsk'lü kralları tarafından halk oyunları ve eğlenceler için faydalanılmıştır.
Bir süre sonra Circus İkinci yüzyılda Yunan etkisiyle düzenlenen halk oyunlarının ve festivâllerin yapıldığı bir yer hâline geldi. Roma yurttaşlarının eğlenceye olan aşırı ve savurgan tâlebini karşılayabilmek için Circus Milâttan önce Elli yılında imparator Jül Sezar tarafından izlerden ölçüldüğü kadarıyla yaklaşık olarak Altıyüz metre uzunluğunda Seksen metre genişliğinde ve yine yaklaşık olarak İkiyüzellibin izleyiciyi alabilecek şekilde genişletildi.
Tabi bu arada Roma da İstanbul gibi tepeli bir şehir olduğu için Beleştepe'yi de saymadan edemeyiz ki bu dediğim de eklenirse çok daha fazla kişiyi içine çekebiliyordu.
Seksenbir yılında Senate imparator Titus'un onuruna yakın doğu ucuna üç gözlü bir zafer takı yaptırdı. (Palatinum'un karşı tarafındaki Via Sacra'da bulunan Titus Kemeri ile karıştırılmamalıdır)
İmparator Domitian Palatine tepesindeki yeni sarayının yarışları daha kolay izleyebilmek için Circus'la birleştirilmesini emretti. İmparator Trajan Beşbin yeni koltuk ekletti ve İmparator koltuğunu seyirciler tarafından görünürlüğünü arttırabilmek için büyütülmesini emretti.
 Circus'ta düzenlenen en önemli etkinlikler araba yarışlarıydı. Pist on iki arabayı alabilecek kapasitedeydi ve pistin iki tarafı spina olarak adlandırılan bir orta yükselti ile bölünmüştü. Spina kısmen diyagonal olarak yerleştirilmişti ve üzerinde değişik tanrıların heykelleri bulunuyordu. Hemen yanındaki bir Mısır obeliskinin üzerinde Augustus heykeli dikilmişti. Spinanın sonunda arabaların hızlı ve tehlikeli biçimde döndükleri döneme noktası olan meta vardı. Spinanın tepesinde bulunan döndürülebilinir metal yunusların aşağıya doğru çevirilmesiyle yarışın kaçıncı turunda olunduğu anlaşılabiliniyordu. Araba yarışları oldukça tehlikeliydi çünkü hemen her yarışta sık sık olan ve bir ya da birkaç sürücünün ölümüyle sonuçlanan müthiş kazalar meydana gelebiliyordu. Pistin bir tarafının başı tüm arabaların yarışa yan yana başlayabilmesine olanak sağlaması için diğer tarafa oranla daha geniş yapılmıştı. Bu yer sayesinde tüm araçlar ilk dönüş noktasına kadar aynı istikamette ve eşit uzaklıkta gidebiliyorlardı. Bu araba yarışları sırasında, başlangıç noktasında iyi bir yer kapabilmek için rüşvet vermek oldukça sık rastlanılan bir durumdu. Yarışın ortalama toplam uzunluğu yaklaşık olarak Altıbuçuk kilometredir.


Sıradaki durağımız Domitian Stadyumu.
Milâttan sonra Seksen yılında Roma imparatorlarına imparator Titus Flavius Domitianus'tan hediye olarak inşa edildi. Colosseum yanınca gladyatör savaşları buraya taşındı. Roma İmparatorluğu’nun gücü azaldıkça stadyum yoksullar için konut olarak kullanıldı ve sonunda inşaat malzemeleri için parçalandı. Günümüzde Piazza Navona eski stadyumun yerinde durmaktadır.


Gezmenin sonu yok, imdı geldik Satürn Tapınağı'na ki Milâttan önce Dörtyüzdoksanyedi yılında Tarquinius Superbus’un altına inşa edilen tapınak adından da anlaşılacağı gibi tanrı Satürn’e adanmıştı.
Yıllar boyunca birçok felâket yaşadı. Sonunda yeniden inşa edildi ancak eski ihtişamını tekrar kazanamadı.
Alınlığın üzerinde bir yazıt yer almaktadır:
"Roma Senatosu ve Roma Halkı ateş tarafından tüketilen tapınağı restore etmiştir."
....


Son olarak da paylaştığım resm-i şerifte Roma'nın genel bir görüntüsü havadan görünmekte, belki bir Alitalia belki bir Türk Hava Yolları belki de bir Pegasus Hava Yolları uçağından çekilme, belki de ilgisiz bir havayolu da olabilir ancak uçaktan çekildiği mâlumdur.


Bir de eğer yolunuz Roma'ya düşerse Trevi Çeşmesi'ne uğramadan ve küpünüze suyundan doldurmadan dönmeyin benden söylemesi.
Başıkta her ne kadar Yeni Roma kalıbını kullandıysam bile tarih Yeni Roma için İstanbul'u göstermesine rağmen işbu yazımda İstanbul'un konusu sadece küçük benzerliklerden ibarettir ki az önce okudunuz sanırım.

22 Şubat 2021

Zeytin Ve İncir

Zeytin ile İncir ağacı bağlantısını eğer bilimsel olarak mercek altına alırsak zeytin ağacı ile incir ağacı doğaya ters çalışır. Bütün bitkiler gündüz oksijen verirken zeytin ve incir ağaçları karbondioksit salınımı yapar. Gece ise diğer ağaçlar karbondioksit verirken zeytin ve incir ağaçları ise oksijen vermeğe başlar.
İncir ağacı yapraklarını döker ama zeytin ağacı hiçbir zaman yapraklarını dökmez.
Zeytin ağacı devamlı bir oksijen salgılamaktadır ve salgıladığı oksijen İtalya ile Edremit Körfezi çevresinde kendisini daha belirgin şekilde gösterir. Zeytin ağacı geceleri oksijen verirken bir yandan da sabaha kadar atmosfere iyot saçan deniz ve Kaz dağlarından gelen temiz hava ile karışan bir hava bulunmaktadır.
Tan yeri ağarırken deniz kıyısından gözlendiğinde bu durum bir bulut ve sis hâlinde göze çarpar.


Zeytin ağacı ile İncir ağacı aynı dönemde meyve verir ki zeytin sineğinin üremeğe başladığı zamanlardır.
Zeytin sineğinin zeytin ağaçları ve zeytin meyvesine zarar vereceği dönemlerde iyice olgunlaşan incir ağaçlarının meyveleri bal dökmeye başlar.
İncirin balı zeytin sineğine zeytinden daha cazip gelir ve zeytin yerine incir meyvesini tercih eder.
Zeytinliklerdeki incir ağaçları tıpkı bir paratoner gibi zeytin sineklerini üzerine çeker.
İncir balını yiyen zeytin sinekleri bir süre sonra zehirlenerek ölür.


Mübadele öncesinde Ege kıyılarında yaşayan Rumların her zeytin tarlasına üçdört adet incir ağacı dikmiş olmasının sebebi de budur.
Oysa bizim özellikle yeni nesil zeytin üreticilerimizin bir çoğu bu gerçeği bilmedikleri için zeytin bahçelerindeki yüzlerce incir ağacını sinek topluyor diye kesmişler ve odun yapmışlardır.
Bunun sonucunda da bugün zeytin sineği başta olmak üzere zeytin zararlısı uçkunlar çoğalmıştır. 

19 Şubat 2021

Kuğuların Uyumları

 Cum'a günüyle biraz değişik bir şeyler kurcalarken karşıma çıkan işbu sakinleştirici görüntüyü ve bazı bilgiyi sizlerle paylaşmağı istedim.
Biliyorsunuz çok uzun zamandan beridir evlerimizde hapis hayatı yaşıyoruz, üstelik hiçbir suçumuz olmadığı hâlde (!) ama bazı küresel güçler böyle düşünmüyor.
Biraz huzur için sizlere ahanda bu videoyu ekliyorum:


Belki çok kısacık bir sahne ama şu sessizliği sâkinliği huzuru evlerimizde bulamıyoruz.
Ta uzak yollarda Como Gölü'de çekilmiş, iki kuğu birlikte yüzüyorlar.
Bizlere de şu görünümü seyretmek ve onlar adına sevinmek gerek, ne demiş bazı büyüklerimiz?
Hayat Eve Sığar. Evde Kal.

04 Şubat 2020

Şengen Vizesi Zammı

Dünyada bir zam furyası tam gaz devam ediyor. Ama bizim haftalıklarımıza zam yok, ne yapacağız bu vaziyet-i fakr-u zaruret meselesini?
Bizim yıllardan beridir üye olmak için kapısında bekletildiğimiz ama yaşanılanlardan sonra kendimizi hiç kandırmadan söyleyeyim hiçbir zaman içeriye alınmayacağımız Şengen Vizesi onlar için sadece bir çerez parası sayılan Yirmi Euro'cuk kadar zamlandı bu yıl.
Yani artık Şengen'e gidebilmek için Altmış Euro yerine dünden geçerli olmak üzere Seksen Euro ödemeye başlayacağız, üstelik kesin onaylanacak diye bir garantisi de yok.
İşin bu kısmı hadi bir şey değil ama onaylanmayan bir vizeye Seksen Euro'cuk ya da Beşyüzyirmisekiz Türk Lirasıcık ödemek de ekomoniyi olumsuz olarak etkiliyor.


Kaldı ki Şengen için doğrudan ülkelere ödeme yapılmıyor, adamlar işi aracı firmalara devretmişler ve aracı firmalar taş mı yesin mantığını güdüyorlar. E ne de olsa biz öncelikle Almanya'dan bu keferelere Türk'ün gücünü ispatladık zamanında, neden imdı hayıflanıyoruz ki?
Bu arada söyleyeyim altı yaşına kadar olan çocuklar vize almaya mecbur ama onlara vize ücreti tahakkuk ettirilmemekte, oniki yaşına kadar olan afacanlar ise Kırk Euro vize ücretine tabiler.
Lâkin bahsettiğim zam haberinden sonra güzel bir gelişme de yaşandı, meclis üye ülkelere onsekiz yaşına kadar olan çocuklar afacanlar ve ergenler için vize ücretlerinden feragat etme hakkı tanıdı ancak tavsiye niteliğindeki işbu karar mecburi değil çünkü kanunlaşmadı.
Yazımın aşağısında değişen bazı kolaylıklar olacak, ancak vize için istenen annelerimizin nikâhı adlı belge listesinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını da söylemeliyim.


Şengen vizesinde en önemli değişikliklerden biri çok girişli vizelerle ilgili oldu. Kurallar gereği vize geçmişi müspet olan ve sık sık seyahat edip herhangi bir kural ihlâlinde bulunmayan şahıslara kademeli olarak artan bir biçimde uzun kalma süreli ve çok girişli vize verilecek.
Uzun süreli vizeler bir yıldan başlayacak ve en fazla beş yıl geçerli olacak.


Eskiden vize için seyahâtin başlamasına en fazla üç ay kalaya kadar başvurabiliyorken bu değişiklikle bu süre altı aya çıktı.
Vize tâleplerine cevap verme süresinde ise herhangi bir değişiklik yok, en geç onbeş gün içerisinde müspet veya menfi cevap vermek zorundalar.
Şengen'in birden fazla ülkesini ziyaret edecek şahıslar seyahâtleri boyunca en fazla zamanı geçirecekleri ülkenin konsolosluğundan başvuracaklar. Eğer ülkelerde geçirilecek süre eşitse ilk girilen ülkenin konsolosluğu bizleri bekliyor.
Aslında konsolosluk değil de aracı kurumlar bizleri bekliyorlar.
Çünkü eğer parmak izi alınması gerekiyorsa konsolosluğa şahsen başvurulmasını gerektiriyor, artık her şey elektronik ortamdan yapılmaya çalışılacak.


Şengen'deki yeni vize kuralları Avrupa'da kalma hakkı olmayan kişilerin vatandaşı olduğu ülkenin geri kabûl süreci sırasında sergileyeceği tutuma göre değişiklik gösteriyor.
İşbirliği konusunda sorun çıkartan ülkelerin vatandaşlarına daha zor vize verilecek, süre kısıtlaması devreye sokulacak, yani eski tantanalar devam edecek.


İşbu vizeyi alabilmek için Şengen'in istediği belgelerde hiçbir değişikliğe gidilmedi, ayrıca sağlık sigortası uygulaması da devam edecek.
Yeri gelmişken kısaca belgeleri genel olarak özetleyeyim:

Pasaport, en az altı aylık geçerlilik süresi olmalı.
Vize Başvuru Formu, okunaklı ve doğru yazılmış olmalı.
Seyahâtin Amacını Anlatan Dilekçe
Tapu Fotokopisi
Araç Ruhsatı Fotokopisi
Banka Hesap Cüzdanı Fotokopisi
Vergi Levhası Fotokopisi
Sigorta Kaydı Fotokopisi
İmza Beyannamesi Fotokopisi
Nüfus Kayıt Örneği
İkâmetgâh Senedi
Uçak Bileti ve Hotelde Kalış Belgesi Fotokopisi

Konsolosluk bu belgelerin aslını da görmek isteyebilir, fotokopiler ise konsoloslukta kalacak.

30 Eylül 2019

Mont Blanc'ın Dev Buzulu Kopuyor

Küresel ısınma devam ediyor, İkibinyedi yılından beri alınmayan bazı önlemler sayesinde dağların zirvelerindeki buzullar erimeye daha hızlı başladı.
Bunun şimdilik son örneği bizi aralarına almadıkları için Beşbinyüzotuzyedi metre rakımlı Ağrı Dağı sayılmazsa Avrupa'nın denizden Dörtbinsekizyüzon metre rakımlı en yüksek dağı olarak saydıkları İtalyan tarafından Monte Bianco Fransız tarafından Mont Blanc olarak özgün adları olan ve Türkçe'ye Beyaz Dağ olarak çevrilen ve genellikle Alplerin buzlarıyla kaplı Fransa ile İtalya arasında sınır olan tepenin İtalyan tarafında bulunan devasa Planpincieux adlı buzulun İkiyüzellibin Metreküplük parçasının her an koparak düşebileceği tespit edildi.


Özellikle küresel ısınmanın başladığı İkibinyedi yılından beri her an çökme riski bulunan buzulun o zamandan beri alınmayan önlemler yüzünden artıkım düşme tehlikesinin baş göstermesi yüzünden dağda görevli olan yetkililerin mevcut yolları ulaşıma kapatmasına ve dağda yer alan şahıslara ait kulübelerin boşaltılmasına neden oldu.


Ben de o günü oradaydım ama o günden resim yok, görsel ise başka bir konserden alıntı.
O günü hep birlikte kâğıt pilâstik gibi sûni nesneleri toplamaya ve çevreyi kirleten gazların kullanılmaması konusunda bir parça bilinçlenmiştik.
Ancak yetkililerin işbu mevzuat-ı umumiye hakkında hiçbir mâlumatı bulunmamakta sanırım, yoksa Beyaz Dağ'ın buzulu böyle çözülmezdi.