Bu Blogda Ara

Korona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2023

Yeni Aşı Tantanası

 Geçen günlerde İnstegram'da dolaşırken gördüğüm lüzûm üzerine işbu yazımı yazmak ve mevzuat-ı katiliye hakkındaki düşüncelerimi nâkletmek istiyor ben, sonra isterse cellat gelsin boynumu kesip başımı gövdemden ayırsın.


İnsan vücûdu esas olarak kolay kolay hastalanmaz, hastalanırsa dâhi kendi kendıni tedâvi edebilecek yeteneğe sâhiptir.
İlkokulda bizlere nasıl nefes alacağımızı beyinlerimize kazıdılar, öğretmenlerimizin söylediklerine göre nefesi aldığımız ve verdiğimiz organların herhangi bir engele takılmaması gerektiğini öğrettiler.


Ayrıca bir elektrik süpürgesi düşünün ki borusunun ucuna bir bez paçavrası tıkarsanız süpürgenin motorunu yakarsınız.
İşte bizim burun ve ağız adı verilen organlarımız da aynı şekilde çalışırlar, üstelik motoru zorlanarak yanan bir elektrik süpürgesinin yenisini alabilirsiniz ama bir insanın yenisini alamazsınız, alsanız bile kaybettiğinizinki gibi olmaz.


Ben ilk günden beri söylüyorum ve bundan sonra da söylemeğe ve uygulamağa devam edeceğim, maske takmıyorum aşı olmuyorum, böylece küresel kapitâlist güçlerin oyununu bozuyorum.


Hadi size iki soru daha sorayım:
Hâlka maske adlı paçavrayı zorla taktıranları bir defacık bile olsa o maskeyle gördünüz mü?
Üstelik kendisi Tanrı'nın işini yaptığını iddia ediyor ama Tanrı'nın bundan haberi var mı?

31 Mart 2022

İki Yıllık Muhasebe

Bundan yaklaşık iki yıl önce bir gün Çin Hâlk Cümhûriyeti sınırları içerisinde adını o dönemde adlandıramadığımız ve duyunca hayrete düştüğümüz bir hastalık türetildi Amerika Birleşik Devletleri tarafından.
Bu hayâli senaryodan oluşan hastalığa göre evde kalınmalı ve ondört gün boyunca karantinada kalınmalıydı.
Adına sonradan Korona dedikleri bu sahte salgın sayesinde bizler maskeyle tanıştırıldık.
Sokağa çıkabilmek için Hayat Eve Sığar Kodu almak zorunda bırakıldık.
Eskiden yurt dışına gitmek gibi durumlarda almak zorunda olduğumuz Şengen Vizelerinden bu sefer kendi evlerimizden sokağa çıkabilmek için almak zorunda bırakıldık.
Günlerce evlerimizde hapsedildik. O günlerce dediğime bakmayın, ondört günlük karantinayla başlandı ama sokağa çıkabilmemiz üç kocaman ayı buldu.
İller arası ulaşım durdu, Devletin Trenleri durdu, Uçaklar yere indirildi, Otobüsler garajlarda bekletildi.
Tabi bu arada iki adet Ramézân-ı Şerif Ayı, iki adet Ramézân Bayramı, iki adet Paskalya Yortusu, iki adet Hamursuz Bayramı kutlanamadığı için heba edildi. Henüz o yılların bayramları kutlanabilmiş değil.


Essahtan da o günden beridir yaşananları topluyorum da hiçbir şey değişmemiş ama hayatlarımızdan iki kocaman yıl ceplerimizden de beş kocaman yıllık gelirlerimiz çalınmış.
Günümüzde her şeye her Allah-u Te'âlâ'nın gününde zam geliyor, daha geçmiş iki yılımızın zararlarını toparlayamadan götlerimizde birer delik daha açıldı.


Bugün son olarak Şeker'e tam yüzde Otuz gibi oldukça güçlü bir zam yapılmış olup marktler de bu zammı aynen uygulamağa karar vermişlerdir.
Ne de olsa Ramézân-ı Şerif Ayı gelirken her şeye zam yapmak farzdır.
Hani bir zamanlar Hazret-i Muhammet'in "Komşusu açken tok yatanın kendilerinden olmadığı" konusunda buyurmuşluğu vardı, ne oldu sahi onun sünnet olarak kabûl edilen buyruklarına?

10 Temmuz 2021

Karınca Kavanoz Sallama

 Gidin bir çölden yüz tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan yüz tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozun içine koyun.
İlk başta hiçbir şey olmayacaktır.
Daha sonra kavanozu elinize alın ve oldukça şiddetli bir şekilde sallayın ve tekrar yerine koyun.
Kavanozun içinde bir anda karıncaların birbirlerini öldürmek için savaştığı bir kaos ortamı göreceksiniz.
Tıpkı küresel kapitâlist güçlerin şimdilerde korona morona sayesinde insanoğlunu salladığı gibi.


Kırmızı karıncalar bunu yapanın aşıyı reddeden siyah karıncalar olduğunu düşünürken siyah karıncalar bu kaosun nedeni olarak aşı olmak için koşturan kırmızı karıncaları görmektedir. Oysa çok iyi bildiğiniz üzere kaosun asıl nedeni sizin ellerinizdir.
O nedenle günümüzde gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse de başka ortamlarda normâlde hiç tanımadığınız insanlarla tartışacak ya da kavga edecek bir duruma geldiğinizde kendinize hep şu soruyu sorun lütfen:
Kavanozu sallayan kim?

Gece Vaporu İşletilmeğe Başlıyor

 Birkaç gün önce padişah efendi hazretleri korona morona yasaklarının sona erdirildiğini buyurmuştu hatırlıyorsunuz, çünkü birkaç gündür sokağa çıkma konusunda hiçbir kısıtlama yaşanmamakta.
İşbu buyruk neticesinde İstanbul Belediyesi de kendine düşen vazifelerden birini ifa etmeğe hazırlanıyor bugün, çünkü uzun zamandan beridir işletilmeyen Gece Vaporu bu akşam işlemeğe başlayacak.


Seferler Cuma'yı Cumartesi'ye ve Cumartesi'yi Pazar'a bağlayan gecelerde Kadıköy'den 1:30 - 2:35 - 3:45 - 4:55 saatlerinde hareket edecek, Karayköy'e 1:50 - 2:55 - 4:05 - 5:15 saatlerinde, Beşiktaş'a 2:05 - 3:10 - 4:20 - 5:30 saatlerinde uğrayacak, Kadıköy'e 2:25 - 3:30 - 4:40 - 5:50 saatlerinde gelmiş olacak.
Gece vaporu binme ücreti ise Sekiz Türk Lirasıcık, yani daha açık olmak gerekirse Çift Bilet geçerli olacak.
Gece Vaporumuz İstanbul'a hayırlı uğurlu ve bereketli olsun, henüz Gece Metrosu sefere başlamadı ama olsun vapor da bir başlangıç ve patlangıçtır.

01 Temmuz 2021

Mutlu Temmuz

 Kocaman yılın ilk yarısı bitti, geçen hafta en uzun gündüzü yaşadık, imdı sırada Yazın en güzel zamanlarından Temmuz-u Şerif Ayı var yaşamamız gereken.
Biliyorsunuz her geçen gün yeni bir Aybaşıyı getirir huzurumuza, gelip çatan her aybaşında memurda şafak atar. Çünkü nasıl geçecektir çarşıdan kasaba manava yakalanmadan?
Ne de olsa ihtiyarlar evde kemik yiyorlar ama denizde de bolcanam balık var, buna rağmen balıkçılar bir kilo İstavrite sadece Üçyüz Türk Lirasıcık değer biçiyorlar.


Bugün itibariyle uzun zamandan beridir biz özgür ruhlu insanlara dayatılan baskılar padişah efendi hazeretlerinin buyurdukları irade vasıtasıyla kaldırılmış bulunmakta.
Yani otobüslere ve metrolara uygulanan ama Marmaray'da uygulanmayan bir koltuk dolu bir koltuk boş uygulaması ve ayakta yolcu sayısı sınırlaması kaldırıldı.
Geceleri 22:00 saatinden sabaha karşı 5:00 saatine kadar uygulanan sokaka çıkma yasakı kaldırıldı.
Pazar günleri tam günü uygulanan sokaka çıkma kısıtlaması da kaldırıldı.
Bize bu serbestliği sağlayan padişah efendi hazretlerine ne kadar teşekkür etsek ve sağlığı için duva etsek azdır.


Bir haftadan beridir havalar da ısınmağa başladı, ama şu kadarını söyleyeyim İstanbul'da deniz çok kirli, daha önceki paylaştığım yazıma istinaden terlikle tank durduran hâlkımız için çok da bir şey fark etmiyor, çünkü zamanında kolibasili yoğunken de deniz girdiler, şimdi de haydi haydi girerler.
Hadi bakalım sizlere hayırlı yazlar sevgili okuyucularım.

16 Nisan 2021

Yüzyirmi Yıllık Ampul

 Bundan çok ama çok uzun yıllar önce, ta Bindokuzyüzbir yılında bizden çok ama çok uzak bir memleket olan Kaliforniya'da bir ampul bağlandı.
Tesâdüfi midir yoksa bilerek mi yapıldığı bilinmez ama takılan ampul tam yüzyirmi yıl sonra bile bugün hâlâ yanıyor.
Ürünlerin nasıl kasıtlı olarak modern teknolojide kalıcı olmayacak şekilde yapıldığının güçlü kanıtı olarak gösteriliyor.


Nicola Tesla'yı inceleyin derim. Elektrik kabloları konusundaki çözümü, elektriğin ücretsiz olarak nasıl evlere ulaştirilabileceğinin alternatifleri. Bir de Wilhelm Rich'ın organit üzerine çalışmaları. Hepsi sıradışı hayatlar. Tabi ikisinin de evraklarına kimin el koyduğunu da incelerseniz günümüzde de korona morona denilen sahte hastalığın altından çıkan Rotschild'i bulabilirsiniz.
Resm-i şerifte görünen ampul tam yüzyirmi yıldan beri hiç söndürülmeden yanmaktadır ve Guinness Rekorlar Kitabı'nda yayınlanmıştır.
Sözün özü olarak eski dönemdeki cihazlar şimdikilere beşbin basarlar, çünkü o zamanlar dünya üzerinde "Ahlâk" adı verilen bir olgu vardı.

03 Nisan 2021

Büyüklerimizin Zekâsı

Mâlum-u âliniz şu başımızdaki gardiyanımız olan korona morona bakara makara yüzünden birçok büyüklerimiz eve hapsolmuşlardı ve hâlâ da belirli saatler dışında sokağa çıkmaları serbest değil, üstelik toplu taşıma araçlarına da binemiyorlar.
Ancak bizim kültürümüz büyüklerimizin sözlerini dinlemek üzerine kurulmuştur, her ne kadar biz gençler dünyanın hakimiysek de bir zamanlar büyüklerimiz de genç olduklarından dünyaya onlar hakimdi.
Yani hayat tecrübeleri bizlerden çok ama çok daha fazla.


Yapay zekâ da neymiş? Bir dostum yetmiş yaşında. Yasaklar sebebiyle sokağa çıkamadığından çok bunalmış. Bulduğu çareyi anlatıyor:
"Yahu ben yıllardır yürümeye alışmışım. Evde oturamıyorum. Patlayacağım. Sonuçta bir çıkar yol buldum. Bizim evin adresini yazdım cebime koydum. Şimdi ne zaman canım isterse çıkıyorum. Epeyce yürüyorum. Bir zaman sonra polisler çeviriyorlar, adımı soruyorlar. Bilmiyorum diyorum. Üstümü arayıp cebime koyduğum notu buluyorlar.
Notta: Dikkat Alzheimer Hastasıdır yazıyor ve altında da adresim. Zaten epey yorulmuşum. Polis arabasıyla eve dönüyorum."


Bu hikâyeyi okuyunca aklıma bir büyüğümüzün bankadaki yaşadıkları avdet eyledi.
Yine böyle korona morona bakara makara günlerinden birinde bankanın kapısında Heskodu'nu okutan ve içeri girmeğe hak kazanan bir büyüğümüz hesabından Binbeşyüz Türk Lirası çekmek üzere sırası geldiğinde vezneye yaklaşıyor ve tâlebini söylüyor veznedara.
Veznedar ise vatandaşın isteği için bankamatiğe gitmesi gerektiğini ve istediği miktarı ödeyemeyeceğini söylüyor.
Bizim ihtiyar cüzdanını uzatıyor, bakıyorlar ki Milyonluk zengin, bu sefer de hepsini çekmek istediğini söylüyor.
Veznedar ise bir gün önce haber vermesi gerektiğini ve banka şubesinde bu kadar nakit olmadığını söylüyor.
Vatandaş da ne kadar ödeyebileceklerini soruyor, veznedar da İkiyüzbin Türk Lirasıcık ödeyebileceklerini söylüyor.
Başlıyorlar paraları saymağa, onbeş dakika sonra parayı vatandaşın eline tutuşturuyorlar.
Ancak bizim akıllı büyüğümüz içinden ihtiyacı olan Binbeşyüz Türk Lirasını alarak kalan Yüzdoksansekizbinbeşyüz Türk Lirasını geri yatırmak istediğini söylüyor.
Veznedar ise bu tâlep üzerine bayılmış, ayıltamamışlar.


Kıssadan Hisse:
Büyüklerimizle dalga geçmeyin, onlar sınırlı sayıda üretildiler ve bir zamanlar gençtiler.
Sizler yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorsunuz ama onlar gençliğin ne olduğunu çok iyi biliyorlar.

22 Mart 2021

Dünya Su Günü

Su hayatın kaynağıdır.
Bize ta ilkokulda öğretildiği şekilde iki adet Hidrojen ve bir adet Oksijen atomunun birleşiminden oluşan, İngilizce'de "Water" Fransızca'da "Eau" İspanyolca'da "Agua" Almanca'da "Wasser" İtalyanca'da "Aqua" Ermanice'de "Չուր" (Okunuşu : Çur) olarak adlandırılan, varlığı mevcut olmasa bizlerin de hayatta var olamayacağımız kutsal madde.


Allah-u Te'âlâ tarafından bahşedilmiş işbu su adlı madde hepimizin bildiği gibi sınırsız değildir.
Üstelik dünyamız da oldukça kirli bir yer olduğu için sadece içmede değil temizlikte de kullanılmaktadır.
Ancak bizler ne kadar temizlersek temizleyelim dünyanın pisliği kolay kolay bitmez, örnek isterseniz son bir yıldan beridir başımızda olan korona morona virüsünü daha temizleyemedik.
Oysa korona morona bakara makaranın çözümü oldukça basit ve fasit, maske falan değil sadece su ve sabun.
Sabunun üretiminde de su kullanıldığı için süper ekıstıra bir temizlik maddesi çıkıyor ortaya.


Tabi suyu kirletmemek de yine insanın kendi elinde olan bir şey, eğer bu kadar su temizlenmeğe yetmiyorsa insanoğlunun bizzat kendisi pislik yapıyor demektir.
Yani sizin anlayacağınız bizim şu andaki yaşadıklarımız bizlere müstahak kılındı.
İmdı sizlere bir raporun resm-i şerifini yayınlayacak ben.


Demek ki neymiş?
Öncelikle mevcut suyu temizlememiz gerekmekteymiş. Nasıl temizleneceğini de sanırım ilkokulda öğrendik, burada önce kaynatarak sonra da soğutarak suyun mikroplardan arındırılabileceğini size tekrardan öğretmeme gerek olmadığını düşünüyorum.


Her damlası değerlidir her damlasında hayat vardır. Suyu tasarruflu kullanmak ve su kaynaklarını korumak hepimizin görevi. Su yaşamdır ve artık azdır. Salgınla susuz mücadele edemeyiz. Boşa akıtma, konfora harcama. Sürdürülebilir bir gelecek için suyun değerini biliyoruz. Su varsa hayat var. Geleceğimiz için su kaynaklarımızı koruyalım. Su dünyanın her noktasında yaşamı ifade eden bir değerdir. Su kaynaklarımızı ve geleceğimizi koruyoruz. Yaşamın kaynağında ve her anında su var. Dünyamızın geleceği için ise suyu idareli temiz ve verimli kullanmalıyız.
Küresel su sorununa karşı su kaynaklarımızın iyi yönetimini ve sürdürülebilirliğini sağlamak en öncelikli görevimiz. Gelecekte oluşabilecek risklere karşı bugünden önlemimizi alalım, suyumuzu verimli kullanalım.


Bu kadar öğüt ve nasihâttan sonra gelelim bu kutlu günün tarihine:
İlk kez Bindokuzyüzdoksaniki'de Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda önerilen "Dünya Su Günü" gerek Birleşmiş Milletler üyelerinin gerekse diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasında teşvik olması amacıyla bu isme bir gün adamak anlamında oluşturuldu.
Bindokuzyüzdoksanüç yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Yirmiiki Mart tarihini "Dünya Su Günü" olarak ilan etti. Dünya Su Günü artan su krizini sosyal ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğini tehdit eden bir olgu olduğunu vurgular.
Kısacası Dünya Su Günü Kutlu Mutlu Olsun!

24 Şubat 2021

Antalya'da Deniz Keyfi

 Şu güzelim canım memleketimde olan hadiseleri topluyorum da sanırım başka ülkede yaşayamaz ben.
Çünkü biz İstanbul'da soğuk ve yağışlı havayla pençeleşirken Antalya'da bugün bazı vatandaşlarımız deniz girmişler.


Antalya'da hava sıcaklığı Şubat-ı Şerif Ayı'nın ortalamasının olduça üstünde olan Yirmiyedi Derecelik sıcaklık yüzünden hâlk Konyaaltı Sahili'ni doldurmuş.
Doldurması neyse de bu sefer de büyüklerimizin koyduğu korona morona genelgelerine aykırı davranışlar da sergilemiş.
Terlikle tank durduran millete korona morona bakara makara hiçbir halt yapamaz.


İşte bu sıcak havayı ve deniz suyunun sıcaklığının da Onyedi Derece olmasını fırsat bilerek kimileri deniz girmiş, geri kalan çoğunluk da sahilde bisiklet sürmüş veya yürümüş.


Tabi artık uyuduğu derin uykudan uyanan hâlkımız maske falan da takmamış sosyâl mesafeyi de umursamayarak sanki gerçekten eskideki günlerdeymiş gibi felekten bir gün çalmışlar.
Bugün de hayatta Yaz'dan borç alınmış bir gün olarak kayıtlara geçmiş.


Bir zamanlar maskesiz ve hiçbir kısıtlama olmadan gezebiliyorduk, imdı o günler geçmişte kaldı ve bir daha da geri gelmeyecek.
Madem bu dünyadan canlı çıkamayacaksak neden maskeyi takarak daha erken ölmeği tercih ediyoruz?

19 Şubat 2021

Kuğuların Uyumları

 Cum'a günüyle biraz değişik bir şeyler kurcalarken karşıma çıkan işbu sakinleştirici görüntüyü ve bazı bilgiyi sizlerle paylaşmağı istedim.
Biliyorsunuz çok uzun zamandan beridir evlerimizde hapis hayatı yaşıyoruz, üstelik hiçbir suçumuz olmadığı hâlde (!) ama bazı küresel güçler böyle düşünmüyor.
Biraz huzur için sizlere ahanda bu videoyu ekliyorum:


Belki çok kısacık bir sahne ama şu sessizliği sâkinliği huzuru evlerimizde bulamıyoruz.
Ta uzak yollarda Como Gölü'de çekilmiş, iki kuğu birlikte yüzüyorlar.
Bizlere de şu görünümü seyretmek ve onlar adına sevinmek gerek, ne demiş bazı büyüklerimiz?
Hayat Eve Sığar. Evde Kal.

14 Şubat 2021

Kar Zamanı Mutluluğu

Bu seferki Kar ile ilgili yazım Sevgililer Günü tantanası yüzünden biraz geç kaldı, ama sonunda geldi ya siz ona bakın ve gerisini fazlama sorgulamayın.
Aslında bu yılın ikinci Karının tam böyle Sevgililer Günü'nde yağması biraz da romantik bir hava ve ortam kattı.
Artık akşam vakti çok sayıda tencerede pişecek baklaların arasındaki fırına verilecek olan mercimeklere çok güzel birer zemin hazırlandı.


Ancak ben sizlere Sevgililer Günü tantanasının bitimiyle birlikte İstanbul'dan çeşitli kar manzaraları paylaşacağım.
Bazı resimlerin nerede çekildiğini bilmiyorum, ama bildiğim ve söyleyebileceğim tek şey resm-i şeriflerin tamamı Sanal Dünya Paylaşımlarından alıntıdır.


İlk olarak iyisi mi İstanbul Havalimanından başlayalım, çünkü ne de olsa İstanbul'a yağacak karın ilk olarak tutabileceği yepisyeni bir beldemiz oldu.
Belki bu resm-i şerif Uçak Avı Yummi'ye girebilecek resim ama Uçak Avı Yummi Resimlerini ben çekersem anlam kazanır, oysa bu resm-i şerifi bendeniz çekmediğini hatırlatır ben.


Burası müzeden camiye çevrildiği gün Korona Morona Bakara Makara'nın tatil yaptığı ve Cami açılışı nedeniyle insanlara bulaşmama kararı alan ancak tarihi bir hata yapılan ve sonuçlarını hâlâ çektiğimiz Aya Sofya Cami-i Şerifi, norminâl şeraitte karın diz boyu yağması lâzım ki buralar böyle kar tutabilsin.


Hem madem bugün Sevgililer Günü olduğuna göre Aya Sofya Cami-i Şerifi yolunda poz vermiş ve sosyâl mesafe kurallarına aykırı davranan bir sevgili çifti paylaşmak farz oldu.
Benim hiçbir Sevgililer Gününde sevgilim olmadı, bari onlar mutlu olsunlar ve bir yastıkta kocasınlar, Allah-u Te'âlâ onları birbirlerine bağışlasın.


Romantizim deyince bazılarımızın aklına Cadde-i İstiklâl veya Cadde-i Kebir ya da İstiklâl Caddesi avdet eyleyebilir.
Benim ise İstiklâl Caddesi'nde sevdiğim tek şey yolun ortasından giden Nostâlcik Tramvaydır, zaten neredeyse tamamına yakını Suriyeli dolduğu ve pek de Suriye'ye geri dönmeğe niyetleri olmadığı için artık tercih edebileceğim bir yer değil.
Şahsım olarak aslında Suriyelilerle bir alıp veremediğim yok, hâttâ Suriyelileri severim ama Suriyelilerin Suriye'de yaşayanlarını severim.


Buranın neresi olduğunu ben de bilmiyorum ama Facebok'ta paylaşan tipitip üye bu resm-i şerif için 1987 diye bir tarih atmış.
Oysa bu tipitip vatandaşımız 1987 yılında İstanbul'da Tramvay olmadığını, Src Belgesinin olmadığını, 2015 ve üstü model otomobillerin 1987 yılında mevcut olamayacağını bilmeyecek kadar câhil.
Tabi bir resm-i şerifi siyah beyaz yapınca hemen tarihi eskitilir ya, gündemin sorunları da böyle edilmiş.
İstanbul'dan ve Türkiye'den çeşitli kar manzaraları konulu yazı dizisi ilerleyen günlerde devam edecek.

29 Ocak 2021

Kurtuluş Caddesi Çöpleri

 Hayatta en uyuz olduğum şeylerden birisi sokağa caddeye çöp atılmasıdır.
Bu akşam sizlere pek gitmek aklıma gelmeyen bir mahâllemizi tanıtmak istiyorum.
İçiçe bitişik nizam yapılaşmanın en önemli bölgelerinden biri olan Kurtuluş ile Feriköy arasındaki uzun mu uzun Kurtuluş Caddesi burası.
İstanbul'un ortasında mevcut bulunan Şişli İlçemizin kendine göre güzel ve sevimli özellikleri olan şirin mi şirin bir yer.


Ancak benim bu yazımdaki konu pek hoşlanılacak bir şey sayılmamakta.
Efenim günlerimizin saatleri akşam zamanı oldu muydu işbu güzide caddemizin sakinleri çöplerini caddeye boşaltmaktalar.


Hani şu son iki aylık zamanlarda hafta sonları evlerimizde hapis hayatı yaşamamıza sebep olan dünyanın gündemindeki Korona Morona Bakara Makara adlı bir virüsü bile üretir bu tarz hareketler.


Yıllar önce "Güler Yüzlü Temiz Şişli" diye slogan atan ve Şişli İlçesinin her tarafında bu yazıyı her defasında yazan koskocaman Şişli Belediyesi ilçesinin göbeğindeki bu çöp sorununu görmüyor mu?


Bu yazıda gördüğünüz resimlerin tamamı gerçektir, canlı olarak sahadan çekilmiştir.
İkibinyrmibir gibi bir yılda Şişli gibi bir ilçede böyle çağdışı ve pislik görüntüler kusura bakmayın yakışmıyor.


Hani dokuz aydan beridir bas bas bağırılıyorsa ki Maske Mesafe Temizlik diye, ama bakıyorum da işbu çevrede hiç kimsenin umurunda değil.
Çünkü temizlik olmayan yerde virüs de bulaşır hastalık da.
Zaten bu koronavirüs dedikleri şey insan yapısı, böyle pis yerlerde daha kolay bulaşır.


İşin güzel tarafı çöp sorunu sadece Kurtuluş Caddesinde yok, Cümhûriyet Caddesi'nde de var.
Burası ise Harbiye durağı, neredeyse birçok İett Otobüsü hattına baş durak olan ve birçok İett Hattı'nın da transit durak vazifesi gören bir durak.
İşte vahameti görüyorsunuz sevgili okuyucular, koskoca Şişli İlçesinde akşam vakitleri böyle görüntüler elde ediliyor.
Biz bu korona morona bakara makaradan ne zaman kurtulur da özgürlüğümüze kavuşuruz acaba?
Ben söyleyeyim: HİÇBİR ZAMAN.
Neden? Çünkü biz Şişli gibi temiz olması gereken ilçeyi bile pis vaziyete sokabiliyoruz.

31 Aralık 2020

İkibinyirmibir Geliyor

 Bu geçen yıldan hiçbir fışkı anlamadı ben.
Sizler bilmiyorum anlayabildiniz mi?

İkibinyirmi gibi medeni olması gereken bir yılda önce işyerlerimiz kapatıldı, nargiliye yasaklandı, dışarıya çıkmak yasaklandı, evlerimize hapsedildik.
Yaz gelene kadar bütün bayramlarımız iptâl edildi, hele Ramezân-ı Şerif Ayında iftar etmeğe bile izin verilmedi. Tabi işbu vaziyet-i rezilliye dâhilinde tutulan oruçlar da elbette kabûl olmaz ya neyse ben imdı Allah-u Te'âlâ'ya ortak koşmak gibi bir günâh işlemeyeyim.
Kendi yurdumuzda bir vilâyetimizden başka bir vilâyete gidebilmek için vize almak zorunda bırakıldık.
Sonra her zaman içimizi ısıtan Yaz geldi, azıcık açıldık saçıldık.
Sonbahar geldiğinde elimiz ayağımız birbirine dolaştı, bu sefer de başka kısıtlamalar uygulanmağa konuldu.
İmdı da otobüse binebilmek için vize almamız gerekiyormuş.


Şurada koskocaman İkibinyirmi gibi medeni olması gereken bir yılı bitirmemize sadece otuz dakikacık kamış durumda.
Her yılın son gününde eski yıl için methiyeler düzerdim ama bu sefer içimden nedense gelmiyor.
Hadis-i şerif yukarıdaki videoda gizli, artıkım birkaç megabayt internetinizden yiyecek ama Wayfili bir yerden izlerseniz fazlama bir zararınız olmaz.