Bu Blogda Ara

İstanbul Belediyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Belediyesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2026

Büyükada Güzelliği

 Hafta sonlarının güzellikleri Büyükada'da da yaşanır, hele de Bostancı'dan üç katlı vapor denk geldiğinde.


 Hareket zamanına bir onbeş dakika varsa sahilden resmini de çekebilirsiniz, ama zaman kalmazsa en kısa zamanda iskeleden içeri girmeniz menfaatiniz icabıdır.


Dahası eğer yanınızda artık Beltur'un mülkiyetinde olan ve artıkım Sipâli geçmeyen ve İstanbulkartların ve Bankalardan alınan Kıredi Kartlarının ve belki de Bankamatik Kartlarının geçerli olduğu Vapur Cafe'den satın alabileceğiniz Kahve Simit ve Hamidiye Su varsa daha keyiflidir.


Ada vaporunun olmazsa olmazı kanatlı kaçak yolculardır ama Belediye o kaçak yolculardan "Doğaları gereği" ücret tahsil edemez.


Büyükada'da inince de iskelenin çevresinde biraz gezerseniz kanatlılardan Karga ve Martıyı resimleyebilirsiniz.


Büyükada'nın iskele çevresi bugünkü şekliyle daha güzel oldu kanımızca, çünkü kıyıyı parselleyen işletmeler hâlka denizi izlettirmeyerek haklarımızı gasp ediyorlardı.


Büyükada'da hafif bir şeyler yummilenmek isterseniz Çarşının içindeki Sarıyer Börekçisi biçilmiş kaftandır.


Daha önceleri Kahve Dünyası'dan bahsetmiştik, bu sefer de burası çok güzel, hele de Güneş Batımı çok güzeldir.


Son olarak Kumsal tarafında bulunan Deniz Kızı Heykeli bu hafta tamir edilmeğe başlanmış olduğunu söylememiz bir habercilik geleneği olmak vardı.

20 Mart 2026

Güle Güle Vapur Cafe

 Çok uzun zaman sonra Biz Üç Muz bindiğimiz bir Şehir Hatları Vaporunda büyük bir sürprüzle karşılaştık.
Bostancı'dan bindiğimiz Ahmet Hulûsi Yıldırım adlı vaporda artık Vapur Cafe'nin olmadığını ve yerine Beltur'un geldiğini, dahası artık Nakit Türk Lirası'nın geçmediğini hayret ve şaşkınlık ve de sinirle öğrenmiş bulunmaktayız.


İlk tepkim geçtiğinden sonra sorunca Allahtan İstanbulkart geçmekteymiş, yoksa Seksen dakika boyunca yolculuğumuz resmi işkence gibi gelecekti.

09 Kasım 2025

Büyükada Prenstur İskelesi

 Büyükada semtinde yaşayanlar ve Büyükada'ya Biz Üç Muz gibi günübirlik ziyarete gelenlerce uzun zamandan beri mâlumdur ki Prenstur adlı işletmenin Kartal'a giderken ve Kartal'dan gelirken yanaştığı iskelenin binası hiçbir şekilde Büyükada'ya yakışmıyordu.
Bugün görüldü ki iskelenin binasında bir inşaat faaliyeti başlatılmış.


Artık eski derme çatma ve Kış geldiğinde saatta bir olan Mopur seferlerini bekleyen vatandaşları üşüten eskimiş binanın yerinde yakın zamandan sonra yepisyeni bir iskele binası yerini alacak.


Bizler de her Pazar gittiğimiz Büyükada dönüşünde kullanacağımız yeni iskele binasının başta Büyükada olmak üzere vatana millete hayırlı uğurlu ve bereketli olmasını Allah-u Te'âlâ'dan niyaz eyleriz.

18 Ocak 2025

Marmaray Norminâl Zamcığı

 İmdı biraz önce siz sevgili okuyucularım için bir zamcık haberi vermiştim.
Belediye otobüslerine zam yapılır da Devletin Trenlerine zam yapılmadan durulur mu hiç?
Durmayacağı baştan beri belliydi, çünkü bugün sabahtan itibaren Marmaray'da ilk yedi istasyonluk mesafe ve İstanbul Havalimanı Metrosunda ise ilk üç istasyonluk mesafe Yirmiyedimilyon Türk Lirasıcıklık ücrete erişti.
Günümüze kadar İstanbul Havalimanı Metrosunun hakkında hiçbir şey yazmadık çünkü oradaki trenin yolu henüz tam olarak bitmedi, her ne kadar İstanbul Havalimanı'na Metro gidiyor olsa bile Arnavutköy ile Halkalı arasındaki yolu bitmediği cihetle bahsetmeğe gerek görmedik.
İşbu hattın işlemesi gereken bütünü olan Halkalı - Gayrettepe tamamen hizmete girsin istasyonları tek tek incelenecek ve ayrıntılı olarak kaydedilecek.


Bizler bu yazımızda uzun uzadıya ücretlerden bahsedemeyeceğiz, ayrıntıları görmek isteyenler resmi bilgisayarlarına kaydedebilirler ve istedikleri gibi büyütüp ayrıntılı olarak inceleyebilirler.
Ancak şu kadarını yazayım Gayrettepe'den binen İstanbul Havalimanı yolcusu yedinci istasyonda ineceği cihetle yolculuk ücreti Otuzdörtmilyonsekizyüzotuzbin Türk Lirasıcık tutmaktadır, tabi çıkışta iade hakkını aldıktan sonra.

İett Norminâl Zamcığı

 Eğer hatırlıyorsanız birkaç gün önce İkibinyirmibeş Yılına girmiştik.
İşbu satırların yazarları Şehr-İstanbul'da yaşamaktalar, gerçi Türkiye Cümhûriyeti'nde hem Asgari Ücret hem de diğer bütün ücretler zamlandı ama maaşa bağlı çalışanların hiçbirinin ceplerine ve keselerine Asgari Ücret henüz girmedi.
Birkaç günden beridir İstanbul Belediye Meclisinde zamcık oranının ne kadar olması gerektiği konusunda harıl harıl bir çalışma mevcuttu, en son olarak Otobüs Ücretinin Yirmiyedimilyon Türk Lirasıcık olmasına karar verildi.


Artıkım bugünden itibaren Şehr-İstanbul hudutları dâhiilinde işleyen İstanbul Elektrik Tünel Tramvay Otobüsleri ve Özel Hâlk Otobüslerine, İstiklâl Caddesi'nde işletmekte olduğu Nostâljik Tramvay'a ve dünyanın ikinci metrosu olan Tünel'e, Metro İstanbul bünyesindeki Metro ve Çağdaş Tramvaylara binerken İstanbulkartlarımızdan tam yolcular için Yirmiyedimilyon, indirimli tarifeye tabi yolcuların İstanbulkartlarından Ondokuzmilyonüçyüzotuzüçbin ve öğrenci pasosu olan yolcuların İstanbulkartlarından Onüçmilyonyüzseksenbin Türk Lirasıcık tahsil edilmeğe başlanacak.
Aktarma ve Metrobüs kıt'alı ücretleri için lütfen yukarıdaki tabeleye bakınız.


Eskilerin deyimiyle Mavikart veya Aylık Abonman ise tam yolcular Yüzseksen biniş hakkı için İkimilyaryüzyirmimilyon, indirimli yolcular bizden daha fazla olarak İkiyüz biniş hakkı için Birmilyarüçyüzonsekizmilyon ve öğrenciler ise yine İkiyüz biniş hakkı için Üçyüzseksenbirmilyon Türk Lirasıcık oldu.
İşbu yeni ücret tarifesi başta İstanbul Belediyesi olmak üzere hepimize hayırlı uğurlu ve bereketli olsun.
Tabi bununla birlikte Marmaray'a ve Vaporlara da zamcık geldi, ama çok özür dilerim güncelleme diyecektim değil mi?

08 Kasım 2024

Turuncu Köprüler

 İçinde bulunduğumuz hafta Lösemi Haftası olmak var.
İşbu kapsam dâhilinde İstanbul Boğazı'nın orta ve en üst tarafında bulunan Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim köprüleri Turuncu ampûllerle aydınlatıldılar.


Her ne kadar işbu görünüm bir manzara-i nefise arz etse bile Lösemi dediğimiz şey hiç de iyi bir şey değil.
Yıllar önce bu hastalığın hikâyesi Yeşilçam'da bir filme konu oldu ve filmi izlerken hepimiz salya sümük ağlamıştık.
Neyse ki aradan geçen yıllar zarfında Lösemi denilen illetin yani daha açıklayıcı olsun Kan Kanserinin tedavisi çok şükür bulundu.
Ancak işbu mevzuat-ı rahatsızye hakkında Biz Üç Muz yorum yapamayız çünkü biz doktor veya sağlıkçı değiliz, bu konuda doktora başvurulmasını rica ederiz.


Her ne kadar köprüler Turuncu renklerle bu gece de aydınlatılacak olsalar ateş her zaman düştüğü yeri yakar.
Bizler de Üç Muz sıfatımızla nerede bir hastalık varsa şifa bulmasını Allah-u Te'âlâ'dan niyaz eyleriz.

31 Ekim 2024

Troleybüs

 Herkesçe mâlum olmak üzere İnternet ortamında çoğu zaman için yanlış tarhlendirilen resimler mevcuttur.
Bugün bir adet dallama Şehr-İstanbul'da bulunan günümüzde Suriyelilerin çoğunlukta Türkleriin azınlıkta olduğu Aksaray meydanının Bindokuzyüzellidört yılına tarihlendirmiş olduğu ve her ne hikmeti şenden bir cansa Bindokuzyüzaltmışbir yılında Şehr-İstanbul'a hizmet vermeğe başlamışş ve Bindokuzyüzseksendört yılında hizmeti sonlandırılmış olan Ansaldo San Giorgio alâmet-i farikalı Troleybüsün olduğu bir resm-i şerifi paylaşmış.


Ortalık işte böyle Müptezel Embesil dolu, akılları sıra bilerek yanlış paylaşacaklar ki bilen millet doğrusunu yazsın da kendileri Pirim yapsın.


Bir varmış bir yokmuş eski günlerde, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellâl iken pireler berber iken Şehr-İstanbul'da zaman makinesi icad edilmiş ve resimler dillere gelmeğe başlamış.
Boğaziçi'deki tatlı ve güzel kız büyümüş ve çok alımlı ve fettan bir sarışın bombaya dönüşmüş.
Gerçekten bizler tarihi yanlış mı biliyoruz?

26 Ekim 2024

Çöp Tayöm

 Akşam olduğunda bütün dükkânlar gün içinde biriktirdikleri çöpleri dışarı çıkartırlar.
Ancak özellikle Kapalıçarşı'dakiler işbu mvzuat-ı rezilliye hakkında oldukça sabıkalıdırlar.


İşbu temaşa ettiğimiz yer Kapalıçarşı'nın üstü açık kalan kısmı Çuhacı Han'a inen Ağa Sokak olmak vardır.
Çöp dağının arkasındaki kapuda ise Varakçı Han mvcuttur.


İşbu resm-i şerifleri çektğimiz saat bir hafta içi için erken ama haftanın en önemli günü olan Cumartesi için geç bir saat olan "Onaltı'yı Kırk Geçe" civarı ve herkes çöpünü ahanda Varakçı Han'ın kapusuna bırakmış ve defolup gitmiş.
Kim temizleyecek?


Bu arada buradaki resimler daha önceleri Facebok'ta dolaşan ama milletin Çarşıkapı sandığı ve ısrarla da Çarşıkapı olduğunu iddia ettiği ama bariz bir şekilde Çuhacı Han'ın kapusunun olduğu mekânda çekilmiştir.
Bunu da bir bilgi olarak iletmek istedik.

06 Ekim 2024

Moda İskelesinde Deniz Taşıtı Volüm Altı

 Gün nasıl olursa olsun yine de yapılabilecek şeyler muhakkak kendiliklerinden ortaya çıkabilirler.
Yağmur da olsa Kar da olsa Güneş tepemizi de ısıtsa Biz Üç Muz fazlama kendimizi hapsedemeyiz.


Moda iskelesine Deniz Taşıtı gelmesi artıkım sıradan bir olay, çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere günde çeşitli sayılarda seferler mevcut.
Ancak bu akşamki Avcı adlı Mavi Marmara Mopurunda alışılmışın dışında bir kalabalık vardı.


Bunda sanırım Altı Ekim İstanbul'un Kurtuluşu münâsebetiyle Kişiselleştirilmiş İstanbulkart sahibi vatandaşların İstanbul Belediyesine çalışan taşıtlarda Beleş yolculuk edebilmelerinin etkisi muhakkak olarak mevcuttu.

15 Eylül 2024

Vapor Toto

 Her seferinde Kabataş İskelesinde beklerken hangi Vaporun kalkıp da Büyükada'ya gönderileceği her zaman için başlı başına bir Sipor Toto sorusudur.


Bugünkü namzetlerimiz solda İsmail Hakkı Durusu, sağda Barış Manço vaporlarımız Büyükada yönüne sefere çıkmak için hareket komutu bekliyorlar.


Ne yazık ki kameramızın açısı her iki vaporu da içine alabilecek bir çerçeveye sahip olmadığı cihetle böyle bir yöntem uygulayabildi ben.


Ancak bu akşam Biz Üç Muz bir başka istikâmet olan Üsküdar'a doğru bir Dentur Avrasya Mopuruyla Kabataş iskelesinden denize açılabilmeğe çalışıyoruz.

26 Ağustos 2024

Moda İskelesinde Deniz Taşıtı Volüm Beş

Geçenlerde yine Moda iskelesinin deniz taşıtlı resmi vardı burada.
Ancak dikkât ediyorum da millet hâlâ Mopurlu resmini paylaşmaktan kaçınıyor.
Ya da resimleri Mopurun gelmediği saatlarda çekiyor.
Bilmenizi ve görmenizi isterim ki Moda iskelesine daha önceleri bu sayfalarda da açıklandığı saatlarda Mopur adı verilen Deniz Taşıtı yanaşıyor.
Moda iskelesine kaç saatinde Deniz Taşııtı uğradığını görmek için "BURAYI" tıklayabilir ve saatleri hakkında mâlumatfuruş edinebilirsiniz.
Veya burayla uğraşmak istemiyorsanız İstanbul Belediyesi'ni veya Şehir Hatları'nı telefonunuzla arayabilir ve işbu mâlumatfuruş-u şerifleri telefonlarınızdan da öğrenebilirsiniz.


Bu akşam Moda iskelesine Erke Han adlı Mavi Marmara'nın büyük mopuru ve Avcı adlı yine Mavi Marmara'nın küçük mopuru on dakika arayla uğradı, ilki Bostancı'ya gitti, ikincisi de Kabataş'a doğru gittiler.
İsm-i şerifi Avcı olan küçük Mopurumuz dönüşte Biz Üç Muz'u aldı ve Bostancı'ya hem de oldukça sür'âtli bir şekilde getireceği tuttu.
Doğrusu mu bendeniz işbu küçücük minicik Mopurun bu kadar hız yapabileceğini pek tahmin edemiyordum.
Ama dediğim gibi artık devir sür'ât devri, hız devri, yavaş kalanlar kaybediyorlar.

22 Ağustos 2024

Caddebostan Kıyı Dolgusu

 Bu yazıda anlatılacak şeyler Milliyet gazetesinin Oniki Nisan Bindokuzyüzseksenbeş günkü bir haberinin yayınlanmasıyla başladı.
Haberde zamanın İstanbul şehremini Bedrettin Dalan'ın kıyıları bir daha geriye dönülemeyecek biçimde doldurularak hâlkın kullanımına açılacağından bahsediyordu.


İşbu haberden sonra çok fazlama zaman geçmesi gerekmedi, kısa zaman zarfında doldurulan alan Bostancı'ya dayanmıştı bile.
Ancak biz yine de sırayla gidelim ve Caddebostan ile Fenerbahçe dalyanı arasındaki tahribatla başlayalım.


Eski zamanlarda dalyanların bulunduğu ve günümüzde Fenerbahçe Orduevi durağının oradan başlayan doldurma işlemi işbu resm-i şerifte Caddebostan pilâcına kadar dayandığı gözükmekte.


Dolgu tahribatının ne kadar büyük olduğunu anlatabilmek için ahanda eski zamandan kalma işbu resm-i şerifi de tükledim.
Buradaki kumsal üstte bulunan resimdeki üçgen kahverengi yer.
Bir zamanlar burada muhteşem bir pilâj vardı. Büyüklerimizin anlattıklarına göre kumu altın gibi sarışın, denizi berrak bir maviydi. Dahası körfez olduğu için sığdı yani fazlama derin değişdi, yüzmeği bilmeyenler de girebilirlerdi.


Aynı yere bir de deniz tarafından bakalım, her ne kadar resimdeki köşkler günümüzde de duruyorlarsa dâhi o eski ihtişamlı günlerini çoktan kaybettiler.


Bir zamanlar burada Vapor İskelesi olduğunu söylersem hepiniz kargalar gibi gülerdiniz değil mi?
Oysa şurada Bindokuzyüzseksen yılına kadar Caddebostan'da Vapor İskelesi vardı ve Türkiye Denizciilik İşletmeleri bünyesindeki Şehir Hatları vaporları günde birkaç kez Caddebostan'a uğrarlardı.


İşte onlardan bir tanesi de Caddebostan adlı zamanın deyimiyle Deniz Otobüsü ama gerçekte günümüzde Turyol ve Dentur Avrasya ve Prenstur ve de Mavi Marmara'dan İstanbul Belediyesi bünyesindeki Şehir Hatları tarafından kiralanan Mopurlardan tek farkı yandan yanaşan tekneler.
İşbu deniz otobüslerinden topu topu iki adet yapıldı, adlarına da Caddebostan ve Bostancı uygun görüldü.
İşbu deniz taşıtlarına deniz otobüsü denmesinin sebebi koltuk düzenlerinin İett otobüsü gibi olmasından ve karada giden bildiğimiz otobüsler gibi zangır zangır titremesi yüzünden olduğu büyüklerimiz taradından Facebok'ta anlatılmış olmasıdır.


Caddebostan'ın batı tarafındaki vaziyetini temaşa eyledikten sonra doğu tarafına bir göz atalım, burada da sonradan rahmetli Çetin Emeç'in ismi verilen sahil yolu görünmekte.
Bu yeni yapılan yol Cadde-i Bağdad'a iki sokakla bağlanmış, ilki Marmara Yelken Kulübü'nün yanından geçen ve Galip Paşa Cami-i Şerifinin yanından aşağıya inen yol, diğeri de Kantarcı durağının oradaki Divan Pastahanesinin karşısına çıkan yol.
İkinci bahsettiğim yoldan ER1 hat numaralı İett otobüsleri geçer, ancak Çetin Emeç Caddesi üzerindeki Erenköy ve Kantarcı duraklarında durmaz.


İşbu sahil dolgusu Suadiye'yi de yedi bitirdi, çünkü günümüzde Suadiye Hotelinin önünde otopark olarak kullanılan alan eski zamanların Suadiye Pilâcı olmak vardı.


Bu resimdeki zaman Caddebostan dolgusundan günümüze daha yakın ama temeli ta kırk yıl öncedden atılmış olduğu ortaya çıkıyor.
Bizler sanırım yaşlanıyoruz, günümüzün dünyası bizlere göre değil gibime geliyor.


Kıyı doldurula doldurula nerelere kadar geldiğini gördünüz.
Bostancı'daki istasyondan bakılınca fazlama bir şey fark edemiyor olabilirsiniz ama buradaki resm-i şerifte Cadde-i Bağdad artık Kızıltoprak yönüne tek yönlü olmuş vaziyette, dönüş yolu ise Ihlamur durağından itibaren Kalamış - Fener Caddesi + Ahmet Mithat Efendi Caddesi + Cemil Topuzlu Caddesi + Çetin Emeç Caddesi yoluyla sağlanmakta.


İşbu dolgu yapıldıktan sonra Bindokuzyüzseksenyedi yılında yine zamanın İstanbul şehremini olan Bedrettin Dalan kalktı Norveç'ten birkaç adet katamaran tekne getirdi, bağlı olduğu firmanın adını da İstanbul Deniz Otobüsleri koydu, yukarıda resm-i şerifini temaşa ettiğiniz Bostancı'daki iskele aynı zamanda genel müdürlük olarak kullanıldı.
O zamanki İstanbul Deniz Otobüslerinin ortaklık yapısı olarak yüzde seksenbeşi İstanbul Deniz Otobüslerinin, yüzde ondördü İstanbul Elektrik Tünel Tramvay idaresinin, yüzde yarımı Hamidiye'nin, kalan yüzde yarımı da İstanbul Beleiyesi bünyesindeki diğer şirketlere aitti ve bu şirketlerin en yüksek hissesi İstanbul Ulaşım Anonim Şirketi yani sonradan Metro İstanbul'undu.
İlk olarak Bostancı'dan Kabataş'a açılan hattın yanına ertesi yıl Bakırköy hattı da açıldı, üçüncü yılda Kadıköy ve Karayköy iskeleleri de açılınca o zamanlar oldukça iyi gösteriiş yapmıştı.
Gel zaman git zaman İstanbul Deniz Otobüsleri o zaman için fena sayılmayan bir para olan Sekizyüzaltmışbirmilyon Amerika Birleşik Devletleri Dolarıcıklık bir ücrete satıldı.
Bazı kişiler kiralandığını söylüyor ama aradan geçen zaman zarfında bazı taşıtlar başka yerlere gönderildi, mâlum-u âliniz kiralanan bir şey kiracı tarafından başkasına satılamaz veya yeniden kiralanamaz, işbu vaziyet-i umumiye yasaya aykırıdır.


Sizlere son olarak Bostancı iskelesinin eski vaziyetinin bir resm-i şerifini de paylaşayım tam olsun, ama işbu mevzuat-ı umumiye burada bitmeyecek, çünkü yolun devamı olan Turgut Özal Bulvarı on yıl sonrasında Kaynarca'ya kadar dayandı ve günümüzde de kullanılıyor.
O tarafın tahribatı başka bir yazımızın konusu olacak.

01 Ağustos 2024

Oradan Buradan Birazcık İstanbul

Bağzı zamanlar Şehr-İstanbul'un geçmişinde kalmış resimlerinden paylaşmak siz okuyucu kitlesini bilmeyiz ama Biz Üç Muz'un ziyadesiyle hoşuna gitmek var.


Bugün gezebilmek için dün ve önceki gün oldukça zor bir "Temizlik Günü" ifa eyledik Homelerimizde ki bütün akşam pestillerimiz vücûdlarımızdan dışarı çıktı.


Yolculuk sırasında giyeceğimiz kıyafetlerimizi Arçelik Merdahaneli Çamaşır Makinasıyla yıkadık, tabi banyoda başlayan yıkama işlemi salonda sona erdi çünkü makinemiz yıkarken Homumuzun içinde bolcanam geziyor.
Eklemeden geçemeyeceğim ki merdahanelinin yıkadığı efsahane çamaşırları günümüzün en gelişmiş öamaşır majinesi arsla merdahaneli kadar yıkayamaz.



Tabi yıkamadan önce bazı küçük söküklerimizi "Her Genç Kızın Rüyası Zetina Dikiş Makinası"mızla dikmeği isterdik ama mâlesef dikiş mâkinemizin markası Zetina değil Ayyıldız markalı ve tabi ji Türk malı.
Ne de olsa Biz Üç Muz'un okula gittiği zamanlarda "Tutum Yatırım Ve Türk Malları Haftası"nı canlı ve ilikleimize kadar yaşamış bir nesiliz, yeni nesil gibi "Embesil Nesil" değiliz çok şükür.
Yerli Malı Yurdumun Malı Herkes Onu Kullanmalı.


Bu kadar dikiş ve çamaşır tantanasından sonra ıslanan yerlerimizi "Simtel Süper Islak Kuru" Elektrik Süpürgesiyle temizleyebilmeğe muvaffak olduk.


Sabah olunca da yataklarımızdan kalktık ve Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninin durduğu bir istasyona doğru Homemizden çıktık.


İstasyona gelince her dürüst Türk vatandaşının yaptığı gibi kişeden biletlerimizi alıp yolculuk ücretini ödeyerek başka dürüst vatandaşların haklarına tecâvüz etmeden Biz Üç Muz'u Şehr-İstanbul'a götürecek olan bir sonraki Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Trenimizi beklemeğe başladık.


Neyse ki tekerlekleri bedavaya dönmeyen Devletimin Elektrikli Treni hem diğer yolcuları hem de Biz Üç Muz'u fazlama bekletmeden geliverdi, ne kadar güzel ki hemen bineceğiz ve çabucak Şehr-İstanbul'da olacağız.


Netekim birkaç dakika sonra Biz Üç Muz'u taşıyan Elektrikli Tren çatır çutur Şehr-İstanbul'un Yedikule tarafındaki surlarından içeri giriyor ve Yedikule'deki istasyonda duruyor.


Daha sonra Kumkapu'da bir başka tren karşımıza çıkıyor, özgün kırmızı renkli tombul yanaklı elma dudaklısından hem de.


Ancak güzergâhtaki istasyonlarda beklemelerinden olacak ki Biz Üç Muz arslinda Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninden bir an önce inerek Eyyam-ı Bahur günlerinde kendimizi bir Şehir Hatları Vaporuna bindirmeğe can atıyoruz.


Tabi bu esnada Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninden inince İstanbul Garının çıkış kapusundan çıkarken bilet toplayıcılara biletimizi vermezsek kallâvi bir ceza ödemek zorunluluğumuz olduğu cihetle dürüst yolcu olduğumuzu ispat edebilmeğe çalışıyoruz.


İstasyonun çıkışında biletlerimizi ibraz edip sokağa çıktığımızda karşımıza deneme maksatlı filo kodu olmayan bir adet 34 G 060 plâkalı İkarus Z80 modeli körüklü otobüs çıkıyor ama son durağı Eminönü olduğu için binmiyoruz tabi ki, çünkü bir durak için bir bilet feda edilmez, otobüs binildi miydi şöyle en az Üçbin Metre yol gidilmeli ki attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değsin denilir.


Biz ise Tcdd'nin en yaşlı lokomotifi olan son zamanlarını Adana'da geçiren 1871 model Karaaslan lâkaplı Krupp markalı lokomotifin önünde Vaporumuzun hareket saatine kadar zaman geçirebilmeğe çalışıyoruz.


Bu belge de İstanbul Garının simgeleşmiş lokomotifinin emeklilik haberi ve pilâketi olmak var, çünkü zamanında Hürriyet gazetesine çıkmış.


Bizim bugünkü gezimizin payına Şirket-i Hayriye'den kalma 59 numaralı Kamer vaporumuz düştü, bakalım nerelere gideceğiz ve nelerle karşılaşacağız?
Tabi aynen Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Trenlerimizde olduğu gibi Devletimin Pervahaneleri Bedavaya Dönmeyen Vaporlarına da binebilmek için Bilet adı verilen bir karton parçasını ücretini ödeyerek dürüst vatandaşlar gibi biniyoruz.


İlk olarak vaporumuz Beşiktaş iskelesine geliyor, orada da Şirket-i Hayriye'nin 52 baca numaralı Şihap vaporu iskelenin yan tarafında beklemeteydi.


Biz hareket ettikten sonra Şirket-i Hayriye'den Akay'a geçerken 69 numarasını kaybeden ve Hüseyin Haki olan ism-i şerifi Göztepe olarak değişen ve geri geldiğinde en azından kurtarabilmesini istediğimiz ama Şirket-i Hayriye'nin fiilen mevcut olmadığı cihetle Türkiye Denizcilik İşletmelerinin yeni vaporlara numara vermemesi yüzünden geri de alamayan Göztepe vaporumuz yanaşıverdi.


Sıradaki iskelemiz olan Ortaköy'e geldiğimizde Şirket-i Hayriye'den son seferde kalan 68 baca numaralı efsahanevi Güzelhisar vaporumuz yanaşmış ve sefer saatini bekliyordu.
Güzelhisar'ın hayatı ne yazık ki çok acı şekilde bitmiştir, ıskat olduktan sonra yıllar boyunca müze mi gezi mi yoksa çay bahçesi mi yapmalı diye tartışmalar çok uzamıştı, sonunda Koç Müzesi aldı, Tuzla'daki tershanesine götürdü, ama orada sadece "Otuzbeşmlyar Türk Lirasıcık" gibi komik bir paraya hurdacılara satıldı.


İşin ilgi çekici tarafı ise Güzelhisar vaporumuz Lloyd ve Marine Traffic kayıtlarında hâlâ mevcut görünmektedir.
Buradaki resm-i şerif bir parentezdi, bir gün anlatırız konuyu.


Sıradaki iskelemiz olan Arnavutköy'e gelince bu sefer Şirket-i Hayriye'nin 64 baca numaralı Küçüksu vaporumuz iskelede sefer saatini bekliyordu.
Bahsedilen zaman Boğaz hattında seferlerin azaltılmağa başlandığı yıllar, gerçi hâlâ Vapor gidip geliyor ama o ilk şatafatlı yıllar gerilerde kalmağa başlamış.
Sırf bu yüzden her bir iskelede başkaca bir vapor seferinin saatini bekliyordu.


Ancak bir sonraki iskelemiz olan Bebek'e geldiğimizde vaziyet-i umumiye biraz değişiklik gösterdi çünkü boştu.
Bizim içinde bulunduğumuz Vaporumuz buradan sonra Anadolu Yakasına geçecek.


Eski norminâl şerait olsaydı Biz Üç Muz'un bu gördüğünüz yer olan Anadolu Hisarı'da inmemiz gerekmekteydi, çünkü Boğaz tarafında Anadolu Hisarı bir Kıt'a'ydı  bir zamanlar, yani vaporla Galata Köprüsü ve Beşiktaş ve Üsküdar'dan binildiğinde Rumeli Hisarı ve Anadolu Hisarı sonrasındaki skelelere gidebilmek için Yirmibeş Kuruş daha lâzımdı.
Bu sefer şartlar değişti, Kıt'a'yı Kanlıca ve Emirgân'a taşıdılar.


Kanlıca'ya geldiğimizde iskelede Şirket-i Hayriye'nin 63 baca numaralı Sütlüce vaporumuz vardı ama biz geldiğimizde Beykoz yönüne doğru hareket etti gitti.


Bizler ise bir cemâatle hiçbir ilgisi olmayan Tarihi İsmail Ağa Kahvesi'nde Üç Muz olarak Mahâlle-i Kanlıca'nın bir zamanlar gerçekten meşhur ve Lezzoni olan Yoğurdunu yummileneceğiz ve Türk Kahvemsilerimizi gummilenirken hem Günün Batımını hem de Kanlıca İskelesine gelen giden deniz taşıtlarını seyredeceğiz.


O yıllarda işbu Kanlıca Yoğurtlarından Vaporlarda da satarlardı, dahası Boğaziçi Özel Gezi Seferinde Kanlıca İskelesinden gidişte ve dönüşte görevliler biner ve işbu yoğurtlar için turistlerden kallâvi bir Mangır veya Sipâli kazanırlardı.


Elbette ki gün Türk Kahvemsi gummilenilmeden bitirilmez, Kahvesiz geçen bir gün yaşanmamış bir gün olarak tarihin ve geçmişin tozlu sergenlerinde yerini almak zorunda kalır.


Hadise-i şerif sadece Kahve gummilenmekle sınırlı değil, ara sıra çevrede değişik bir şeyler de görmek gerekir, örnek olarak yolun karşısına geçerek biraz resim çekmek gibi.


İskelesine artıkım o cahanım Şirket-i Hayriye Vaporlarından hiçbiri gelmiyorsa veya o eski güzel insanlar o güzel atlarına binip gittilerse bile Boğaziçi ve semtlerinin eski günlerini yaşayan bilen vatandaşlarımızın sayesinde hââ bir yerlerde gizlenen geçmişin güzel günleri bizlere o eşsiz hayatlarını anlatabiliyorlar.
O yıllarda da bugün gibi kötü tarafları yok muydu?
Elbette vardı, belki günümüzdekinden daha da fazla bile olabilirdi.
Ama yine de hırsızın bile az biraz vicdanı vardı, şimdiki gibi elini vatandaşı ceplerinin derinliklerine sokmazlardı.


Burada temaşa ettiğiniz Birmilyon Türk Lirasının günümüzde hiçbir değeri yok, yirmi yıl önce Bir sayısının arkasındaki altı adet Sıfırın üstleri çizildi ve Kuruş kavramı geri geldi.
Aradan geçen zaman zarfında artıkım Kuruş para etmemesi bir şey değil Bir Yeni Türk Lirası ile bile hiçbir şey alınamıyor.
Oysa bu altı sıfırı atılmış para ilk tedâvüle çıktığında Bir Amerika Birleşik Devletleri Doları alınabiliyordu ve üzerie de Dört Yeni Türk Kuruşu artıyordu.


İşbu temaşa ettiğiniz Bir Yeni Türk Lirası bir mezat sayfasında İkiyüzdoksandokuzmilyon Türk Lirasıcık'a satılıyor.
Ya bir de Üçyüzmilyon Türk Lirası olsaydı nasıl alacaktı biz?


Ahanda bunu da buyurun paramızın arkası ve seri numarası da eşgâl numaraymış.


Herkes yukarıdaki manzumeyi güldürü aracı sandı ama hayat şartları o yıllarda da böyleydi, imdı daha da kötü oldu, bir yerden bir yere gezmenin mâliyeti de çok yükseldi.
Hele bir yerde bir şey yummilenmek veya gummilenmek iyicenem ücretlerini uçurdu.


Bizler ise Üç Muz olarak akşam olduğu cihetle Kanlıca'ya gelen bir deniz taşıtıyla ayrılmağa karar veriyoruz, çünkü yol üzerinde zerzavatçılarla buluşmamız mevcut olduğu ortaya çıkmak var.


Dönüş yolunda Kândilli'deki meşhur Saip Molla Yalısının önünden o kadar yakın mesafe geçiyoruz ki eski zamanlarda bayrak sallayan görevlimizi anmamak olmazdı.


Burası var ya İstanbul Boğazının en kör noktasıdır, üstelik de ters akıntının çok şiddetli olduğu bir yerdir, tıpkı Arnavutköy'deki Akıntıburnu gibi serttir.
Kandilli'den kalkan vaporla Vaniköy'den gelen vapor burada biririni göremezdi, sırf bu yüzden Şirket-i Hayriye zamanında elinde bayrak sallayan bir yetkili olurdu burada.
Tıpkı günümüzün trafik polisleri gibiydi.


Biz bu akşam Homemize dönerken Çengelköy'den birazcık Hıyar adlı zepsemizi biraz Sipâli ödeyip alacağız.
Tabi yukarıda bahsettiğim tıkırında olan ekomonimizi göz önünde bulundurarak.


Her ne olursa olsun Çengelköy'ün Hıyarı yine de lezzetli ve nefistir diye düşünüyoruz, ne de olsa Şehr-İstanbul'un tescilli ürünlerinden olmak vardır kendileri.


İşbu resm-i şerifimizde de Boğaziçi Köprüsü ve Lezzoni bir Gün Batımını temaşa etmektesiniz, Çengelköy'deki en güzel manzara-i nefise ahanda bu olmak vardır.


Ve işte gün akşam oldu Güneş battı, Kanlıca'ya giderken Ortaköy iskelesinde sefer saatini bekleyen Güzelhisar vaporumuz Biz Üç Muz'u Köprü'ye götürecek.


Çengelköy iskelesinden içei girerken yine her dürüst Türk vatandaşının yapmak zorunda olduğu biletlerimizi alıp biniş ücretimizi ödeyerek Şirket-i Hayriye'nin 68 baca numaralı Güzelhisar vaporumuza binerek yerlerimize oturabilmeğe çalışıyoruz.


Arslinda keşke Üsküdar'da inebilecek kadar zamanımız olsaydı diye düşündük gelirken ama zaman ve saat çok geç kalmıştı.
Üsküdar seferini bir başka gün yapabilmeği dileyerek Şehr-İstanbul'a geri dönüyoruz.


Güzelhisar vaporumuz Galata Köprüsüne öyle bir yanaştı ki arkadan çıkardığı burgaçların köprüyü yıkabilceğini sandı ben bir anda.
Her ne kadar vaporlarımızın pervahaneleri oldukça güçlü olsa bile Galata Köprüsü üzerine vapor yanaşabilecek şekilde inşa edildi.


Bizler ise Homemize dönmek için yine İstanbul Garına yürüdük, her zamanki giibi biletlerimizi alacağız ve her dürüst Türk vatandaşı gibi ücretimizi ödeyip Devletimin Elektrikli Banliyö Trenimizin tekerleklerinin bedavaya dönmemesine katkıda bulunacağız ki trenimiz her zaman işletilebilsin.


Yine trenden her gün olduğu gibi indik, imdı Homemize gideceğiz ki az biraz uyuyabilelim ve Çengelköy'den getirdiğimiz Hıyarları temizleyebilelim.


Son olarak günü bitirirken gummilendiğimiz Filitre ve Damla Sakızlı Türk Kahvemsileri de paylaşmam lâzım sizlerle.


Bakalım yarın neler göreceğiz duyacağız söyleyeceğiz?