Bu Blogda Ara

Şehr-İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehr-İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Ağustos 2026

Taşınma

Herhangi bir nedenle Şehr-İstanbul’da taşınma mâliyeti yaklaşık Üçyüzmilyar Türk Lirasıcık ücrete dayandı.
İmdı mâliyet kâlemlerine bakalım ki bu kâlemler devenin kulağı olarak bildirildi.


Bir aylık peşin kira : Kırkbeşmilyar Türk Lirasıcık (45.000)
İki aylık depozito : Doksanmilyar Türk Lirasıcık (90.000)
Emlâk komisyonu : Kırkbeşmilyar Türk Lirasıcık (45.000) 
Nakliye : Ellimilyar Türk Lirasıcık (50.000)
Boya badana ve temizlik : Ellimilyar Türk Lirasıcık (50.000) 
Abonelik ve noter giderleri : Onbirmilyar Türk Lirasıcık (11.000)
Bunların ortalama toplamı : 291.000.000.000 (İkiyüzdoksanbirmilyar) Türk Lirasıcık veya yeni nesil doğru anlasın 291.000 (İkiyüzdoksanbirbin) Yeni Türk Lirasıcık.


Belirtilen ücretler yaklaşık mâliyetleri ifade ediyor. 
Bu yıl her ay kazandığımız Yirmisekizmilyar Türk Lirasıcıklık Askeri Üçretle bu borçları çok rahat ödeyebiliriz çok şükür..

08 Mayıs 2026

Paraşol

Bir zamanlar Şehr-İstanbul'un Anadolu yakasındaki iki büyük semti arasındaki ulaşım bu tek atın çektiği üstü tenteli ve yanları perdeli at arabalarının arkadan biriki demir merdivenle binilen ve karşılıklı minderli setlere oturulan ve de Fayton değil Paraşol adı verilen taşıtlarla sağlanırdı.

 
Görüntüdeki paraşolumuz Hatdarpaşa ile Selimiye arasındaki Tıbbiye Caddesi civarından geçmekte, ortada henüz Özgün Tramvay yokken. 
Bindokuzyüzyetmişli yıllara kadar Kadıköy'de vardı bu paraşollardan, ama tabi ki her şey gibi zamana yenik düştü ve kayboldular.

23 Nisan 2026

İstanbul Bayram Gezintisi

 Bazı günler gerçekten özel günlerdir, örnek olarak bugün Yirmiüç Nisan neş'e doluyor insan.
Çocuklar için ise tören ertesi gezinti günü gibi, çünkü hava Şehr-İstanbul'da çok güzel.
Yeni bir Şehr-İstanbul gezisi bizleri bekler resm-i şerifler eşliğinde.


İstanbul'a uçakla gelmek gerçekten güzel bir yolculuktur, özellikle de Atatürk Havalimanında karşılanmak daha güzeldir.
Gelgelelim resm-i şerifimizde temaşa ettiğimiz Yeşilköy havalimanımıza Atatürk'ün adı Bindokuzyüzseksenüç yılında verilmiştir.
Bir zamanlar tek havalimanımız burasıydı, imdı iki adet daha mevcut.


Havalimanından çıktık Metroya bindik ama Metroda millet telefonlarıyla oynuyordu, Biz Üç Muz'un elinde ise telefon adına hiçbir şey yoktu.
Acaba bir Telefon kalkıp da İnsanla oynasaydı nasıl olurdu?
Cevabı yukarıdaki resimde.


Eski zamanlarda ve eski bir televizyon dizisinde İstanbul'da bir yer tarif edilirken "Sırtını Aksaray'a Vermek" diye bir tabir vardı, işte o bahsedilen Aksaray burası olmak vardı.
Tabi o eski günlerin Aksaray'ından geriye sadece Pertevniyâl Valide Sultan Cami-i Şerifi günümüzde mevcut, geri kalan tüm her şey değişti.


Bugün her ne kadar Bayram da olsa birçok kişi için Çalışma Günü, sadece resmi daireler kapalı olmak var.
Arkada temaşa ettiğiniz yer Sultan Bayazıd-ı Veli Cami-i Şerifi (Fatih Sultan Mehmet'in oğlu olan), önünde de Kapalıçarşı'nın dış duvarları mevcut, ancak ağaçlardan dolayı görünmüyor.


Genel olarak her zaman Sultan Ahmet Cami-i Şerifi paylaşılır, ya da Aya Sofya-i Kebir Cami-i Şerifininkisi, ama minareden çekilen resm-i şeriflere henüz sıra gelmemiştir derler.
Resmin sol tarafında Firuz Ağa Cami-i Şerifi mevcuttur, caminin arkasında kalan yoldan ise bir İett otobüsü geçmekte, Eminönü tarafına gittiği kesin ama son durağı Eminönü mü yoksa daha ilerisindeki bir başka mahâlle mi bilmiyoruz.


Sirkeci ve çevresi tarih boyunca her zaman curcuna ve karmaşa olmuştur, her ne kadar günümüzde Çağdaş Tramvay biraz düzeltecek gibi bir algıya kapılındıysa bile hâlâ düzene girememiş olduğunu üzülerek söylemek zorundayız.


Yoıllar hiçbir zaman yürüyerek aşılmaz, hele Şehr-İstanbul'da hiç aşılmaz.
Yine de sıradaki semt olan Eminönü'yü paylaşırken curcunayı mı sâkinliği mi paylaşalım diye düşünürken havadan çekilmiş bir resm-i şerif imdadımıza yetişti.
Tabi yine değişim Eminönü'de de kaçınılamadı, üst geçidin olduğu yerde günümüzde Hâliç Çağdaş Tramvayı (T5) durağı mevcut.


Bu kısımları şimdiye kadar hiç paylaşmamıştık, bir adet Troleybüsümüz ve diğer taşıtlar Unkapanı durağında görülüyor, yolun solunda Şeb Sefa Hatun Cami-i Şerifi, ilerisinde de Bozdoğan Kemeri işbu resm-i şerifte günümüze kalanlar.


Bugün biliyorsunuz bayram, üstelik çocuklara armağan edilmiş bir bayram, dünyada tek Çocuk Bayramı mâlum-u âliniz Türkiye Cümhûriyeti'de kutlanıyor.
Bir zamanlar bizim ulusal televizyonumuz olan Türkiye Radyo Televizyon kurumu tüm dünya geneline açık olarak Yirmiüç Nisan Şenlikleri yapar, dünyanın dört bir tarafından gelen çocuklarla birlikte kutlardık.
Bu küçük nostâljiden sonra yolumuz Eyüp Sultan'a düşüyor, zamanın çocukları bir okuladan çıkmışlar ve bir kartpostala poz vermişler.
Sanırız da hiçbiri artık Cismani Dünya hayatlarını bitirmiş olmaları gerek, Allah hepsine rahmet eylesin.


Sanal ortamdaki resimler arasında gezintimiz esnassında Eyüp Sultan'a kadar gelmişken yukarıdaki Pierre Loti Tepesine çıkıp manzara-i nefiseyi temaşa etmemek olmazdı.


Pek paylaşılan ve Şehr-İstanbul ile ilişkilendirilmese bile bu sefer Blogumuza yer alan semtlerden birisi de Taşlıtarla'dır, günümüzde ise Gazi Osman Paşa olarak geçer, Taşlıtarla ise unutulmuştur.


Vaporlarımız olmaszlarsa Şehr-İstanbul arsla güzel bir yer olamazdı, burası da dünya üzerindeki faal olan en eski tershane olmak vardır.
Buradaki resim oldukça yakın bir tarihte çekildi, arkada bulunan Fenerbahçe vaporuumuzun beyaz renkli cam simitleri sizi yanıltmasın ama bu renk Rahmi Koç Müzesi için özel olarak yeniden yapıldı.
Paşabahçe vaporumuz ise bu resim çekildikten bir süre sonra sefere geri döndü, yetmedi vapor yokluğundan dolayı Nostâlji Vaporu sınıfından çıkartılarak Seferi Vapor sınıfına eklendi.


Vapor demişken dünya üzerinde bu kadar tarihi eseri aynı kareye sığdırmak o kadar kolay değildir, aşağıda İnciburnu Vaporu, yukarıda da Galata Kulesi, arada da Karayköy iskelesi ve aralardaki diğer binalar.
Buradaki iskele yıllar önce bir Lodos fırtınasında battı, İnciburnu vaporu ise hâlâ seferde ancak adı Barış Manço olarak değiştirildi.
Vapora adını veren Barış Manço'yu ise sanırım birçoğumuz tanıyor, zamanında gerek şarkılarıyla gerekse televizyondaki programıyla çağının çok ötesinde biriydi, Allah rahmet eylesin, kendisini Bindokuzyüzdoksandıokuz yılında ahirete uğurladık.


İmdı hazır Vaporla karşıya geçerken geçmişin güzel bir anısı olarak Şirket-i Hayriye'den kalma 76 baca numaralı Sarıyer adlı vaporumuzu Salacak iskelesinden kaldırıp Kız Kulesi önünden geçirterrek Eminönü'ye yolluyorduk.


Buradaki resmin renkli biçimi sanırım ilk defa yayınlanmakta, karşımızda Haydarpaşa Garı ve önünde de zamanın Anadolu - Bağdat Demiryolları idaresinin mülkiyetinde bulunan Bağdat Basra Hâlep adlı vaporlarından birisi iskelesine yanaşmış bekliyordu.
Birçok kaynak karıştırır ama bu vaporlar Şirket-i Hayriye'nin mülkiyetinde değildiler.
Kaldı ki Şirket-i Hayriye'nin sorumluluk sahası Anadolu yakasında Harem iskelesinden yukarıdaki iskeleleri kapsıyordui, Haydarpaşa ise sınırın dışındaydı.


Eski kaynaklar Kadıköy için Körler Memleketi derler ama günümüzü görmüş olsalardı yanıldıklarını anlarlardı.
Kadıköy belki körlere hitap eden bir semt olabilir ama Şehr-İstanbul'da Güneş batımları en güzellerinden birisi buradan seyredilir.


Yine de eğer günü doğurmak isterseniz de Moda iskelesi biçilmiş kaftanlardan biridir, ilk defa temaşa edebileceğimiz işbu resm-i şerifimizde sanırım Necati Gürkaya vaporumuz Moda iskelesinde görüntülenmiş, ama Adaya mı gidiyor yoksa Bostancı hattı mı bilinmiyor.
Moda iskelesine günümüzde de Deniz Taşıtı yanaşıyor ama bunlar Mavi Marmara'dan kiralanan Kabataş - Moda - Bostancı hattının mopurları olmak var ki daha önceleri bu blogda konusu edildi.


Kadıköy'ü burada uzuzun anlatmamıza gerek bulunmamakta, ama en ikonik binalarından birisinin Süreyya Opérası olduğunu belirtmemde yarar görmekteyiz.
İşbu resm-i şerif çekildiği dönemlerde sinemaydı, dahası Biz Üç Muz burada film bile izlemiştik.
Burada bahsettiğim Süreyya Operası, Maltepe'deki Süreyya Pilâcı ve yine Maltepe'deki Süreyya Paşa Hastahanesi aynı kişinin, rahmetli Süreyya Paşa'nın (İlmen) eseridir.


Esasında bu mıntaka için çok fazla resm-i şerifimiz var ama biz bu sefer Fenerbahçe feneriyle geçiştirelim, çünkü fenerin olduğu yer İstanbul Boğazının Güney ucudur.
Şehr-İstanbul'daki en güzel Gün Batımı buradan izlenir, ama Kalamış tarafındaki körfezin içinden daha da güzeldir.


Günümüzde birçok kişi Caddebostan semtinde bir Vapor iskelesi olduğunu ve Şehir Hatlarının bir zamanlar Deniz Otobüsü ürettiğini bilmezler.
Ancak bu resimdeki Deniz Otobüsü adlı taşıtımız şimdiki bildiğimiz katamaran tekneler gibi hızlı değildi, daha çok Turyol ve Mavi Marmara Mopurlarına benziyordu ama en önemli farkı Vaporlar gibi yandan yanaşıyordu.
Üretildiği dönemde Caddebostan ve Bostancı adı verilen iki adet Deniz Otobüsü topu topu on yıl kadar seferde kalmış ve sonrasında da sessiz sedasız ıskat edilmişlerdi.


Bugün sizin için hazırladığım sürpriz ise Atatürk'ün pek bilinmeyen Suadiye Pilâcında görüntülenmiş olduğu resm-i şerif olmak var.
İşbu resm-i şerif hakkında hiçbir yorum yapmadan doğrudan Bostancı'ya geçiyoruz.


Bayram günleri eğlenmek herkesin hakkıdır, gerek gösterilerle gerekse sinemayla tiyatroyla konserlerle.
Bu gibi etkinliklerin icra edildiği yerlerden birisi de Bostancı Gösteri Merkezi'dir, her zaman bir etkinlik mutlaka bulunabilir.


Hani biraz önce Bahariye'de bahsettiğim Süreyya Paşa Hastahanesi ahanda burasıdır, Maltepe'nin tepelerinde kurulu ve çevresi Çam ağaçlarıyla çevrilidir.
Varlığı bir güvencedir ama yine de Allah hiç kimseyi hastahanelere düşürmemesini dilemekten başka bir şey elimizden gelmez.


Burası da haftada bir gün içindeki kalın kalın kitaplarından derslerimizi çalıştığımız Penguen Kitapevi'nin bulunduğu Süreyya Pilâcı olmak var, bir zamanlar Denize girmenin en güzel yerlerinden birisiydi.
Bugün belki Adaya da gidelim isterdik ama bu kadar yoğıunluk biraz fazla geldiğinden bir başka resim dizisi ilerideki günlerde sizlerle birlikte olacak.

Yirmiüç Nisan Metrosu

Bugün takvimler Nisan-ı Şerif Ayının Yirmiüçünç Gününü göstermekte, anlamı ve önemi de Hakimiyet-i Milliye ve Etfâl Bayramı olması.
Bundan yıllar yıllar önce ya da açık olarak yazalım Bindokuzyüzyirmi Yılında Ankara'da Meclisimiz açıldı ve o günden beridir çok şükür hayatta.
Ancak bu sefer sizlere bambaşka bir konuyla ilgili bazı resimlerimiz mevcut.


Eskiden hatırlar mısınız İlkokul günlerimizde okuma yazma fişleri vardı, o fişler sayesinde hepimiz okuma yazma öğrendik.
Ancak her ne hikmetse toplu taşıma araçlarına medeni bir şekilde binebilmeği öğrenemedik.


Hadi medeniyetten de vaz geçtik, koskoca İstanbul Belediyesinin işletmekte olduğu Metro'da her ne kadar geçmiş güzel çocukluk günlerimizi anımsatan okuma fişinde yapılmış olan akıllara zarar vahim imlâ hatasını bir tek Biz Üç Muz mu gördü?
Tamamen yazıldığı gibi okunan Türkçe'de daha ilkokulda öğrendiğimiz bir kural vardır:
Birkaç istisna haricinde Türkçe kelimelerde ilk hecedeki sesli hârf  kalın sesli hârf yani A I O U ise diğer hecelerdeki sesli hârfler de A I O U, buna mukâbil ilk hecedeki sesli hârf ince sesli hârf yani E İ Ö Ü ise diğer hecelerdeki sesli hârfler de E İ Ö Ü olması gerektiğidir.
Eğer bir kelime bu kurala uymuyorsa ve herhangi bir ek almışsa ekteki sesli hârf son hecedeki sesli hârfle uyumlu olması gerektiğidir.
İşbu örnekteki "Skuter" kelimesi Türkçe bile olmayan bir kelimedir.
Bunun doğrusu kesinlikle böyle değildir, ya "Skuterle" ya da "Skutırla" olması gerekmez midir?.


Metroyu geride bıraktık ve Çağdaş Tramvay'da içimizi ferahlatan bir karşılama gördük çok şükür.
Bizler için belki İlkbahar ama bu tarih Güney Yarımküre için Sonbahar anlamına geliyor.
Baharı iyi hissetmek için siz de Elif gibi gülümseyin.


Metroda tramvayda trende otobüste bulunan "Acil Durum Zımbırtılarını" gerçekten acil bir durum yoksa siz de Gülçin gibi kullanmayınız.

22 Nisan 2026

Nisan Yağmuru

Nisan yeniden Sağanak Yağmuru sağ olsun Bardak'tan yeniden boşattı.
Yağmur ise sanırım kocişkosu Bardak'tan nafakasını yine tahsil edememiş olacak ki Dünya üzerine şöyle bir gürleyerek hemen yuvasına geri dönmeğe karar verdi.


Kimileri sürekli bir yağmuru sever, kimileri de az sağanakları.
Ancak bu sefer yeniden Yağmur ve Bardak ayrılığa fazlama dayanamayarak yeniden evlendiler.

21 Nisan 2026

Gece Yağmuru

Günün tamamını Güneş ile yaşamak ama Yağmurla bitirmek ve Geceyi serin bir hava ile karşılamsnın tadı sadece Şehr-İstanbul'da çıkartılabilir.


Nisan'ın neredeyse son haftasında sıcaklık hâlâ gerçek değerlerine erişemedi.
Bu sene de mi Yaz geldiğinde bir türlü ısınamayacağız?

12 Nisan 2026

Büyükada Güzelliği

 Hafta sonlarının güzellikleri Büyükada'da da yaşanır, hele de Bostancı'dan üç katlı vapor denk geldiğinde.


 Hareket zamanına bir onbeş dakika varsa sahilden resmini de çekebilirsiniz, ama zaman kalmazsa en kısa zamanda iskeleden içeri girmeniz menfaatiniz icabıdır.


Dahası eğer yanınızda artık Beltur'un mülkiyetinde olan ve artıkım Sipâli geçmeyen ve İstanbulkartların ve Bankalardan alınan Kıredi Kartlarının ve belki de Bankamatik Kartlarının geçerli olduğu Vapur Cafe'den satın alabileceğiniz Kahve Simit ve Hamidiye Su varsa daha keyiflidir.


Ada vaporunun olmazsa olmazı kanatlı kaçak yolculardır ama Belediye o kaçak yolculardan "Doğaları gereği" ücret tahsil edemez.


Büyükada'da inince de iskelenin çevresinde biraz gezerseniz kanatlılardan Karga ve Martıyı resimleyebilirsiniz.


Büyükada'nın iskele çevresi bugünkü şekliyle daha güzel oldu kanımızca, çünkü kıyıyı parselleyen işletmeler hâlka denizi izlettirmeyerek haklarımızı gasp ediyorlardı.


Büyükada'da hafif bir şeyler yummilenmek isterseniz Çarşının içindeki Sarıyer Börekçisi biçilmiş kaftandır.


Daha önceleri Kahve Dünyası'dan bahsetmiştik, bu sefer de burası çok güzel, hele de Güneş Batımı çok güzeldir.


Son olarak Kumsal tarafında bulunan Deniz Kızı Heykeli bu hafta tamir edilmeğe başlanmış olduğunu söylememiz bir habercilik geleneği olmak vardı.

04 Nisan 2026

Kediler Ve Tren

Akşam olduğu cihetle İstanbul Garında trene binmeğe yeltendik, Banyolu Treni kaçırdık ama birazcık Devletimin Trenlerinden Kedili olanlarının resm-i şerifini çektik.


Bu kesim hakkında daha önce hiçbirimiz hiçbir şey yazmamışız ama gerçek anlamda birçok fiyaskoyla dolu bir güzergâh olmuş.


Bir kere bu yol artık tek raylı olduğundan seferleri Yirmibeş dakikada bir kez hareket edebiliyor.
Deniz tarafındaki yol ise artık yaya ve bisiklet yoluna dönüştürülmüş durumda.
Yakın zamanda Yaz geliyor diye bağzı vatandaşlarımız tarafından Tren Seyretme Güzergâhı olarak kullanılması düşünülmekte.


Ancak bu tren yolu sayesinde Marmaray inşaatı bitip de Beş yaşına geldiği güne kadar atıl kalan güzergâh üzerindeki Yedikule Kocamustafapaşa Yenikapı Kumkapı ve Cankurtaran istasyonları da İstanbul Garı ilke birlikte sonunda Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Devlertimin Elektrikli Trenine kavuştu.


Gönlümüz isterdi ki bu eski yolda yukarıda resm-i şerifini gördüğünüz eski özgün E-8.000'likler sefer yapsaydılar, tam bir güzel olurdu ama sağ olsunlar bizi yönetenler E-32.000'lik Kore yapımı Marmaray Kısa Trenlerinden lâyık gördüler.

21 Mart 2026

İstanbul İlkbahar Gezintisi

 Bazı zamanlar gelir insanın gezesi duyguları ortaya çıkar.
İçinde bulunulan taşıt ister uçak ister tren olsun her bir yolculukta bambaşka birer heyecan vardır.
Bugün günlerden İlkbahar Gelişi olan Mart Ayının Yirmibirinci Günü olduğundan Biz Üç Muz'un da gezinti modu açıldı.
 
 
Hâliç üzerinde bir Kırmızı Kuyruk ile geliyoruz, tabi ki İstanbul Uluslararası Havalimanımıza konacağız.
Konduktan sonra da işbu yazıdaki resimleri birçoklarınız ilk defa görecek herhâlde galiba sanırsam.
 
 
Havalimanına konduk, Belediye Otobüsüne de bindik, Çift Biletimizi de kumbaraya attık ve ilk olarak günümüzde ilçe olan Arnavutköy'e doğru yola çıktık.
 

Her ne kadar güzergâh üzerinde olmasa bile burayı hızlıca geçmeği tercih etmek gerek.


Burada gördüğünüz ise Havalimanını İstanbul'a bağlayan Metro Treni olmak var, şimdilik Gayrettepe tarafında tam merkeze ikinci bir Metroyla bağlanıyor, ileride ise Halkalı'dan da Marmaray'a bağlanacak.


Metroya binip Gayrettepe'ye geldiğimizde bizi Çevre Yolunun inşaatı karşılıyordu bu sefer, zamanla Gayrettepe'den ta Mecidiyeköy'e kadar ortalığın muhterem validesiyle çok destansı bir münâsebette bulunulacak bir sahnenin temeli atılmakta.


Oysa bu mıntıka böyle kalsaydı çok daha güzel oluırdu ama kapitâlistlik birilerinin gözlerini bürümüştü.
İşibu resm-i şerifte temaşa ettiğimiz stad ise Ali Sami Yen Stadıdır, günümüzde burası da gökdelenlere yerini bıraktı.


Hayat geçmiştte yaşanmaz ama bir zamanlar Şişli semti böyle sakin ve nezih bir yerdi, günümüzdeki keşmekeş caddeden Özgün Tramvay geçer ve Şişli semtini Tünel'e ve Bayazıd'a bağlardı.
Tünel'e gidenler çift vagonlu, Baayzıd'a gidenler tek vagonluydu.
Bir zaman sonra Mecidiyeköy'e de uzatıldı ama Özgün Tramvayın Mecidiyeköy'deki kalkış durağı o zamanın Şişli Garajı, günümüzün ise Cevahir Alışveriş Merkezi'nin önündeydi.


Harbiye'nin bu resmini şimdiye kadar görmediniz ama bunu ben ilk defa yayınlamaktayım.
Ne yazık ki bu resim zamanı Özgün Tramvaylar artık yoklar, sonsuz uykularında dinelmekteler.


Harbiye'yi geride bırakarak geldiğimiz Taksim Meydanı gerçek anlamda bir meydanken çekilmiş ve bozulmağa başlamadan önceki son resimlerinden biri.
Güünümüzde buradaki taşıt trafiği her ne kadar yer altına alınmış dâhi olsa bir türlü adam gibi bir düzenlemeye kavuşamadı.


Biz buradan bildiğimiz yola devam edelim, karşınızda İstiklâl Caddesinin Parmakkapı durağında bulunan Hüseyin Ağa Cami-i Şerifi'nin bilinen bir resmin renklendirilmişiyle yolumuza devam edelim.
Bilgilendirmek isteriz ki bu yol bu resmin çekildiği yıllarda çift yönlüydü, resimdeki otomobil İett otobüsünü solladığı için yolun diğer şeridine geçmiş.
Kaldı ki o yıllarda bu yoldan çift taraflı olarak Özgün Tramvaylar da işliyordu, başka resimleri de var ama biz bugün sadece bununla idare ederek Tünel binmeğe gidiyoruz.


Bu sayfalarda fazlama zaman ve mekân ayırımı yok, zira bu resimdeki Tünel vagonları günümüzde de kullanımda ama şekli İkibinoniki yılı gibi değiştirildi, Tünel'în yolu da kapsamlı bir şekilde elden geçirildi ve sefer saatleri de uzatıldı.


Bu sefer yolumuzu doğrudan doğruya Vapor binerek Anadolu Yakasına geçirelim, çünkü Tarihi Yarımada içerisinde böyle bir İlkbahar günüyle bitirmeyelim, belki de bir başka gün Eminönü ve Fatih ilçelerinde gezintiye çıkarız.
İşbu resm-i şerifin çekildiği yıllarda şimdiki gençlik bilemez ama Karayköy'den hem Haydarpaşa'ya hem de Kadıköy'e iki ayrı vapor kaldırılırdı, gün içinde tenha saatler dışında Haydarpaşa'ya giden vapor Kadıköy'e devam etmez, Kadıköy'e giden vapor ise Haydarpaşa'ya uğramazdı.


Bahsettiğim konu bir zamanlar bir kartpostala bile konu olmuş, resimdeki Burgaz vaporu Karayköy'den Haydarpaşa'ya doğru gelirken Kadıköy'e girmeden burnunu sola döndürüerek mendireğin sonundan Haydarpaşa'ya doğru dönmüş.
Resmi büyütüp vaporun arkasında bıraktığı ize bakabilirsiniz.


Esasında sırayı şaşırdık ama burayı birçoğunuz bilemeyebilirsiniz, burası Harem iskelesi, karşıda görülen bina ise Selimiye Kışlası ki vakt-i zamanında ordumuz buradan sefere çıktığında Ayrılıkçeşme'de vedalaşır ve gideceği savaşa giderdi.


Bir zamanların Biz Üç Muz'un bile hatırladığı bir Kadıköy resmi, Kadıköy'ün düzenli olduğu son yıllara ait.
Günümüzde otobüslerin bulunduğu arazi artık otopark olarak kullanılmakta, Metro ise bir girişi iskelenin önünde ve en üst sıradaki durağın dibinde.


Hani yukarıda ordunun sefere çıkarken Ayrılıkçeşme'de vedalaştığını yazmıştık, burası da üçüncü çeşme olan Selâmet Çeşmesi, sonradan adı Selâmiçeşme'ye evrildi.


Yolun devamında Şaşkınbakkal semtine geliyoruz, ama Şaşkın Bakkal efsahanesi gerçektir.
Zamanın öncü esnaflarından Ahmet Koşar işbu resm-i şerifte Atlantik Sineması olarak işaretlenen binada çevredeki tek telefonlu bakkalı açar, zaman gelir bakkal kapanır ve sinema olur, günümüzde de burası Marks And Spencer mağazası olmak vardır.
Sağ taraftaki Suadiye Sineması ise bir ara Boyner oldu, şimdilerde kentsel dönüşümde.
Resimde soldaki görülen Kâzım Kulan pasajı ise olduğu gibi duruyor.
Ancak bu yoldaki trafik günümüzde çok yanlış bir kararla Kadıköy tarafına doğru tek yönlü yapıldı Bedrettin dalan tarafından.
Bostancı yönüne gidişler ise kıyı doldurularak açılan yeni sahil yoluna verildi.


Bu sefer size Bostancı'ya geldiğimizde kıyıyı veya istasyonu değil Bostancı Gösteri Merkezi'ni göstermek istiyorum, önünde bir lunapark vardı.


Bura aslında biraz bilindik bir yer ama olmazsa olmayacak bir yer, neredeyse Bostancı ile Küçükyalı arasındaki bir sınır sayılır, ne Bostancı'nın parçasıdır ne de Küçükyalı'nın.
Her ne kadar Küçükyalı'nın parçası olduğu iddia edilse bile önce önünden geniş bir sahil yolu geçirilerek denizle bağı kopartıldı, sonrasında da Bütün Düğnya'ca aldatıldığımız bir Korona Morona vakası sonrası üzerinde ne kaldıysa yıkılarak mezbelelik hâline dönüştürüldü.


Bu kadar zamandır bu çevrede çok zaman resim buluruz, ama hiçbiri bunun kadar harika bir manzara arz etmezdi, burası Süreyya Pilâcı olmak var, günümüzde Biz Üç Muz buraya Penguen Kitapevi'de bulunan kütüphanedeki kalın kalın kitaplar arasında derslerimizi çalışmağa geliyoruz.
Buradaki deniz mi? Çok uzun yıllar önce en az beşyüz metre uzağa gitti, yakında Büüyükada ile birleşecek.


Buradaki mıntıkayı pek paylaşmadık, burası Dragos Tepesi, arka tarafı ise Cevicli İstasyonu ile çevrili ve Adalarımızla aynı toprağa sahip bir yöremiz olmak var.
Görüntüde ise deniz doldurulurken çekilmiş, burası da Adalarımızın İstanbul anakarası ile en yakın olduğu yer.


Görsellerimizin hiçbirinde kesin bir yıl belirtmemeği tercih ederiz, ancak bu resim bir şaheser sayılır.
Kartal sahili henüz şimdiki kafelerin önlerinde, sahil yolu yok, Yalova'ya ise iki saatte bir Arabalı Vapor hareket ediyor.
İstanbul'daki diğer arabalılarda eğer araba sayısı vaporu doldurursa sefer saati beklenemden hareket ettirilmesine rağmen Kartal - Yalova hattı muhakkak sefer saatini beklerdi.
Dahası kaymakamı vali olmaddan önce Yalova tahmininizde yanıldınız Bursa veya Kocaeli'ye değil İstanbul'a bağlıydı, şimdi ilçe olan Çınarcık ise Yalova'nın köyüydü.


Yollar belki yürütülerek aşılmaz ama tepeye tırmanılarak aşılabilir, üstelik burada temaşa ettiğimiz Yakacık semti zamanın Şehr-İstanbul'unun balkonuydu.
Yaz geldi miydi yayla havası isteyenler Yakacık veya Süreyya Paşa ya da Gözdağı gibi semtlerde yaşarlardı.


Diğer yoldan aşağı inerken karşımıza Pendik semti çıkar ki bu da Pendik'in muhteşem bir manzarası olmak vardır, tabi yine Caddebostan'dan buraya kadar gelen altı şeritli sahil yolu gelmeden önceki manzara böyle güzeldi.


Pegasus'u hepimiz "Sarı Kuyruk" olarak biliriz, ama kimileri için "Fettan Sarışın"dır.
Belki de İnternette görüp görebileceğiniz tek siyahbeyaz Pegasus formalı Boeing 737-800 uçağının görüntüsüyle havalanmak istiyoruz.
Bir daha kim bilir ne zaman Eski İstanbul resimleri paylaşırız bilemez ben.