Bu Blogda Ara

Süreyya Pilâcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süreyya Pilâcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2026

İstanbul Bayram Gezintisi

 Bazı günler gerçekten özel günlerdir, örnek olarak bugün Yirmiüç Nisan neş'e doluyor insan.
Çocuklar için ise tören ertesi gezinti günü gibi, çünkü hava Şehr-İstanbul'da çok güzel.
Yeni bir Şehr-İstanbul gezisi bizleri bekler resm-i şerifler eşliğinde.


İstanbul'a uçakla gelmek gerçekten güzel bir yolculuktur, özellikle de Atatürk Havalimanında karşılanmak daha güzeldir.
Gelgelelim resm-i şerifimizde temaşa ettiğimiz Yeşilköy havalimanımıza Atatürk'ün adı Bindokuzyüzseksenüç yılında verilmiştir.
Bir zamanlar tek havalimanımız burasıydı, imdı iki adet daha mevcut.


Havalimanından çıktık Metroya bindik ama Metroda millet telefonlarıyla oynuyordu, Biz Üç Muz'un elinde ise telefon adına hiçbir şey yoktu.
Acaba bir Telefon kalkıp da İnsanla oynasaydı nasıl olurdu?
Cevabı yukarıdaki resimde.


Eski zamanlarda ve eski bir televizyon dizisinde İstanbul'da bir yer tarif edilirken "Sırtını Aksaray'a Vermek" diye bir tabir vardı, işte o bahsedilen Aksaray burası olmak vardı.
Tabi o eski günlerin Aksaray'ından geriye sadece Pertevniyâl Valide Sultan Cami-i Şerifi günümüzde mevcut, geri kalan tüm her şey değişti.


Bugün her ne kadar Bayram da olsa birçok kişi için Çalışma Günü, sadece resmi daireler kapalı olmak var.
Arkada temaşa ettiğiniz yer Sultan Bayazıd-ı Veli Cami-i Şerifi (Fatih Sultan Mehmet'in oğlu olan), önünde de Kapalıçarşı'nın dış duvarları mevcut, ancak ağaçlardan dolayı görünmüyor.


Genel olarak her zaman Sultan Ahmet Cami-i Şerifi paylaşılır, ya da Aya Sofya-i Kebir Cami-i Şerifininkisi, ama minareden çekilen resm-i şeriflere henüz sıra gelmemiştir derler.
Resmin sol tarafında Firuz Ağa Cami-i Şerifi mevcuttur, caminin arkasında kalan yoldan ise bir İett otobüsü geçmekte, Eminönü tarafına gittiği kesin ama son durağı Eminönü mü yoksa daha ilerisindeki bir başka mahâlle mi bilmiyoruz.


Sirkeci ve çevresi tarih boyunca her zaman curcuna ve karmaşa olmuştur, her ne kadar günümüzde Çağdaş Tramvay biraz düzeltecek gibi bir algıya kapılındıysa bile hâlâ düzene girememiş olduğunu üzülerek söylemek zorundayız.


Yoıllar hiçbir zaman yürüyerek aşılmaz, hele Şehr-İstanbul'da hiç aşılmaz.
Yine de sıradaki semt olan Eminönü'yü paylaşırken curcunayı mı sâkinliği mi paylaşalım diye düşünürken havadan çekilmiş bir resm-i şerif imdadımıza yetişti.
Tabi yine değişim Eminönü'de de kaçınılamadı, üst geçidin olduğu yerde günümüzde Hâliç Çağdaş Tramvayı (T5) durağı mevcut.


Bu kısımları şimdiye kadar hiç paylaşmamıştık, bir adet Troleybüsümüz ve diğer taşıtlar Unkapanı durağında görülüyor, yolun solunda Şeb Sefa Hatun Cami-i Şerifi, ilerisinde de Bozdoğan Kemeri işbu resm-i şerifte günümüze kalanlar.


Bugün biliyorsunuz bayram, üstelik çocuklara armağan edilmiş bir bayram, dünyada tek Çocuk Bayramı mâlum-u âliniz Türkiye Cümhûriyeti'de kutlanıyor.
Bir zamanlar bizim ulusal televizyonumuz olan Türkiye Radyo Televizyon kurumu tüm dünya geneline açık olarak Yirmiüç Nisan Şenlikleri yapar, dünyanın dört bir tarafından gelen çocuklarla birlikte kutlardık.
Bu küçük nostâljiden sonra yolumuz Eyüp Sultan'a düşüyor, zamanın çocukları bir okuladan çıkmışlar ve bir kartpostala poz vermişler.
Sanırız da hiçbiri artık Cismani Dünya hayatlarını bitirmiş olmaları gerek, Allah hepsine rahmet eylesin.


Sanal ortamdaki resimler arasında gezintimiz esnassında Eyüp Sultan'a kadar gelmişken yukarıdaki Pierre Loti Tepesine çıkıp manzara-i nefiseyi temaşa etmemek olmazdı.


Pek paylaşılan ve Şehr-İstanbul ile ilişkilendirilmese bile bu sefer Blogumuza yer alan semtlerden birisi de Taşlıtarla'dır, günümüzde ise Gazi Osman Paşa olarak geçer, Taşlıtarla ise unutulmuştur.


Vaporlarımız olmaszlarsa Şehr-İstanbul arsla güzel bir yer olamazdı, burası da dünya üzerindeki faal olan en eski tershane olmak vardır.
Buradaki resim oldukça yakın bir tarihte çekildi, arkada bulunan Fenerbahçe vaporuumuzun beyaz renkli cam simitleri sizi yanıltmasın ama bu renk Rahmi Koç Müzesi için özel olarak yeniden yapıldı.
Paşabahçe vaporumuz ise bu resim çekildikten bir süre sonra sefere geri döndü, yetmedi vapor yokluğundan dolayı Nostâlji Vaporu sınıfından çıkartılarak Seferi Vapor sınıfına eklendi.


Vapor demişken dünya üzerinde bu kadar tarihi eseri aynı kareye sığdırmak o kadar kolay değildir, aşağıda İnciburnu Vaporu, yukarıda da Galata Kulesi, arada da Karayköy iskelesi ve aralardaki diğer binalar.
Buradaki iskele yıllar önce bir Lodos fırtınasında battı, İnciburnu vaporu ise hâlâ seferde ancak adı Barış Manço olarak değiştirildi.
Vapora adını veren Barış Manço'yu ise sanırım birçoğumuz tanıyor, zamanında gerek şarkılarıyla gerekse televizyondaki programıyla çağının çok ötesinde biriydi, Allah rahmet eylesin, kendisini Bindokuzyüzdoksandıokuz yılında ahirete uğurladık.


İmdı hazır Vaporla karşıya geçerken geçmişin güzel bir anısı olarak Şirket-i Hayriye'den kalma 76 baca numaralı Sarıyer adlı vaporumuzu Salacak iskelesinden kaldırıp Kız Kulesi önünden geçirterrek Eminönü'ye yolluyorduk.


Buradaki resmin renkli biçimi sanırım ilk defa yayınlanmakta, karşımızda Haydarpaşa Garı ve önünde de zamanın Anadolu - Bağdat Demiryolları idaresinin mülkiyetinde bulunan Bağdat Basra Hâlep adlı vaporlarından birisi iskelesine yanaşmış bekliyordu.
Birçok kaynak karıştırır ama bu vaporlar Şirket-i Hayriye'nin mülkiyetinde değildiler.
Kaldı ki Şirket-i Hayriye'nin sorumluluk sahası Anadolu yakasında Harem iskelesinden yukarıdaki iskeleleri kapsıyordui, Haydarpaşa ise sınırın dışındaydı.


Eski kaynaklar Kadıköy için Körler Memleketi derler ama günümüzü görmüş olsalardı yanıldıklarını anlarlardı.
Kadıköy belki körlere hitap eden bir semt olabilir ama Şehr-İstanbul'da Güneş batımları en güzellerinden birisi buradan seyredilir.


Yine de eğer günü doğurmak isterseniz de Moda iskelesi biçilmiş kaftanlardan biridir, ilk defa temaşa edebileceğimiz işbu resm-i şerifimizde sanırım Necati Gürkaya vaporumuz Moda iskelesinde görüntülenmiş, ama Adaya mı gidiyor yoksa Bostancı hattı mı bilinmiyor.
Moda iskelesine günümüzde de Deniz Taşıtı yanaşıyor ama bunlar Mavi Marmara'dan kiralanan Kabataş - Moda - Bostancı hattının mopurları olmak var ki daha önceleri bu blogda konusu edildi.


Kadıköy'ü burada uzuzun anlatmamıza gerek bulunmamakta, ama en ikonik binalarından birisinin Süreyya Opérası olduğunu belirtmemde yarar görmekteyiz.
İşbu resm-i şerif çekildiği dönemlerde sinemaydı, dahası Biz Üç Muz burada film bile izlemiştik.
Burada bahsettiğim Süreyya Operası, Maltepe'deki Süreyya Pilâcı ve yine Maltepe'deki Süreyya Paşa Hastahanesi aynı kişinin, rahmetli Süreyya Paşa'nın (İlmen) eseridir.


Esasında bu mıntaka için çok fazla resm-i şerifimiz var ama biz bu sefer Fenerbahçe feneriyle geçiştirelim, çünkü fenerin olduğu yer İstanbul Boğazının Güney ucudur.
Şehr-İstanbul'daki en güzel Gün Batımı buradan izlenir, ama Kalamış tarafındaki körfezin içinden daha da güzeldir.


Günümüzde birçok kişi Caddebostan semtinde bir Vapor iskelesi olduğunu ve Şehir Hatlarının bir zamanlar Deniz Otobüsü ürettiğini bilmezler.
Ancak bu resimdeki Deniz Otobüsü adlı taşıtımız şimdiki bildiğimiz katamaran tekneler gibi hızlı değildi, daha çok Turyol ve Mavi Marmara Mopurlarına benziyordu ama en önemli farkı Vaporlar gibi yandan yanaşıyordu.
Üretildiği dönemde Caddebostan ve Bostancı adı verilen iki adet Deniz Otobüsü topu topu on yıl kadar seferde kalmış ve sonrasında da sessiz sedasız ıskat edilmişlerdi.


Bugün sizin için hazırladığım sürpriz ise Atatürk'ün pek bilinmeyen Suadiye Pilâcında görüntülenmiş olduğu resm-i şerif olmak var.
İşbu resm-i şerif hakkında hiçbir yorum yapmadan doğrudan Bostancı'ya geçiyoruz.


Bayram günleri eğlenmek herkesin hakkıdır, gerek gösterilerle gerekse sinemayla tiyatroyla konserlerle.
Bu gibi etkinliklerin icra edildiği yerlerden birisi de Bostancı Gösteri Merkezi'dir, her zaman bir etkinlik mutlaka bulunabilir.


Hani biraz önce Bahariye'de bahsettiğim Süreyya Paşa Hastahanesi ahanda burasıdır, Maltepe'nin tepelerinde kurulu ve çevresi Çam ağaçlarıyla çevrilidir.
Varlığı bir güvencedir ama yine de Allah hiç kimseyi hastahanelere düşürmemesini dilemekten başka bir şey elimizden gelmez.


Burası da haftada bir gün içindeki kalın kalın kitaplarından derslerimizi çalıştığımız Penguen Kitapevi'nin bulunduğu Süreyya Pilâcı olmak var, bir zamanlar Denize girmenin en güzel yerlerinden birisiydi.
Bugün belki Adaya da gidelim isterdik ama bu kadar yoğıunluk biraz fazla geldiğinden bir başka resim dizisi ilerideki günlerde sizlerle birlikte olacak.

26 Ağustos 2024

Maltepe Kıyı Dolgusu

 Geçenlerde kıyı dolgularıyla alâkalı bir yazımız vardı, işbu yazımız o yazımızın devamındaki bölgelerle ilgilidir.
Bir zamanlar gerçekten güzel bir kıyımız vardı, imdı bağzılarımız daha güzel olduğunu iddia etseler bile çok ahım şahım bir şey olmadı çünkü tomofiller doldu.


Her şey işbu haberle başlamış ve Anadolu yakası Marmara kıyısının doldurulmasını Bostancı'ya kadar getirmiştik.
Ancak o zamanlar kıyı dolgu tahribatı Bostancı'da durmamış ve zamanla Pendik Tershaesine kadar dayanmıştı.


Biz bu yazımızın gövde metnine Bostancı iskelesinden itibaren başlayalım.


Burası arslinda sahil değil Bostancı'daki tren yolu, az ileride Devletimin tekerlekleri bedavaya dönmeyen Trenlerinin durduğu istasyon mevcut.
Burada paylaştığım resm-i şerif Bostancı semtinin muhterem vâlidesiyle teşvik-i mesainin henüz bşlarında çekilmiş.


Buradaki görselimizde ise dolgunun bir zamanlar önemli bir sosyâlleşme mekânı ve denizde yüzme yeri olan Çamlık Kazinosu olmak vardı, çünkü hepimizin ceplerinin içlerinden geçen ve hayatlarımızın üç kocaman yılını çalan yalan bir salgın sonrasında bu güzel ve tarihi mekân tarihin tozlu sergenlerinde yerini almak zorunda kaldı.


Oysa dolgudan önce böyle güzel ve nefis bir görüntüsü vardı.


Vakt-i zamanında Devletimin Trenleri bu mıntıkada sâhilden giderlerdi, şimdiki trenler gibi yan koltuklu olmayan eski trenlerin düz ve ters koltuklarında özellikle de Gebze yönüne giderken sağ Haydarpaşa yönüne giderken de sol taraf pencere kenarındaki koltukta oturabilmeğe yer bulursanız kendinizi şanslı saymanız gerekirdi.


Hele bir de tekerlekleri bedavaya dönmeyen Devletimin Buharlı Trenlerine denk gelmiş olsaydınız o yıllarda her şey daha mı güzedi yoksa bizler mi güzeldik?


Hasıl kelâm Bostancı günümüzde böyle bir yer oldu.
Bir zamanlar burası İett Son Durağı'ydı ama Dudullu'dan gelen Metro buraya yerleştiği ve Park Et Devam Et uygulaması yüzünden buradaki durak Maltepe'ye taşındı.


Buradan biraz daha ilerlersek İdeâltepe gelir, artıkım İlçe-i Kadıköy'den çıkılmış ve İlçe-i Maltepe'ye gelinmiştir.
Dolgu yapıldığı dönemlerde Maltepe semti bağlı bulunduğu Kartal'dan ayrılarak kaymakamlığa terfi ettirilmişti, Başıbüyük Altayçeşme Zümrütevler Süreyyapaşa Cevizli Küçükyalı Altıntepe semtleri de İdeâltepe ile birlikte İlçe-i Maltepe'ye bağlandı.


Kıyı doldurularak yol geçirildiğinde İdeâltepe böyle değişik bir yer oldu.


Dahası tren yolunun üzerinden devasa bir köprü yapıldı.


Köprüyü havadan görünce buradaki Büyükyalı deresini anca yeni fark edebildik ki birçoğumuzun işbu akarsudan haberi yoktu sanırım.


Yol buraya gelmeden önceleri ise İdeâltepe böyle sessiz sakin bir semtimizdi.
Kıyısında birkaç deniz girilebilecek yeri olan, biriki küçük bakkalı ve bir okulu olan, ulaşımının Bağdat Caddesi sayesinde sağlandığı, biraz da kerestecilerin bulundukları bir yerdi.


Tabi o yıllrda İdeâltepe istasyonunun tam sahilde olduğunu Biz Üç Muz sıfatımızla söylemiş miydik bilmiyorum, çünkü trenden inince hemen deniz kıyısına çıkılırdı.


Bundan sonra yolumuz Süreyya Pilâcı'na geliyor, daha önceleri yazılmış olan Bakireler Mabedi çevresindeki deniz doldurulurken bir resm-i şerifini bulduk.


Bir başka dolgu resminde dolgu Maltepe taraflarında, ancak bulduğum kaynak Bindokuzyüzyetmişaltı Yılı olduğunu söylemekte, yine de en doğrusunu yukarıdakinin bileceğini düşünüyoruz hep birlikte.
Ancak bizim bildiğimiz bir gerçek varsa o da dolgunun neredeyse Büyükada'ya dayandığı ve günün birinde Büyükada'ya gitmek için herhangi bir Deniz Taşıtına ihtiyacımızın olmayacağı.


Yol yapıldıktan sonra uzun zaman boyunca torpak içinde kalmıştı, son zamanlarda iyice mezbelelik hâle düşen gençliklerimizin yüzme hedefi günümüzde cilâlanıp yeni bir havuz içinde eski itibarına kavuşturuldu.


Bir önceki resm-i şerifin altındaki cümlede itibar dedik ama en güzel hâlini bilen kişiler buna çok fazlama sevinemeyeceklerdir.


Çünkü bizler ve bizim yaşımızdaki okuyucularımız Süreyya Pilâcı'nın işbu hâlini bilmiyor değiliz.
Sadece pilâja gelenler için yapılmış bir istasyon, üst kesimde köy hayatı, şimdiki kalabalığın ve tomofillerin hiçbiri yok, huzur ve sessizlik hakim.


Ya imdı burada neler var? Buyurun kendiniz temaşa eyleyin.
Buradaki resim yine iyi sayılabilcek zamanları, çünkü aradan geçen otuz yıla yakın zamanda çok şey değişti.


Dolgudan yaklaşık dokuz yıl sonra çekilen işbu resm-i şeriflerde görülen Defakto Mekdanılds ve Burgerking aynen yerlerinde duruyorlar.


İleri tarafına da devasa bir Migros geldi ki açıldığı dönemler Şehr-İstanbul'un en büyük Migros'u burasıydı. İçinde de yok yoktu, hâlâ da yok yok.


Ancak buradan yukarıya havalanınca dolguun da dolgusunun yapıldığını ve eski özgün kıyıya ziyadesiyle belirgin bir tecâvüzle karşı karşıya bırakıldığını görebilirsiniz.


Hele bir de Maltepe semtinin önündeki alana ikinci dolgunun yapıldığı günlerden kalan işbu resm-i şerif biraz daha çalışılırsa dolgunun Büyükada'ya ulaşacağını ve Büyükada'ya gitmek için artıkım bir deniz taşıtına ihtiyacımızın olmadığına dair bir fikir oluşturabiliyor.
Resmin alt tarafında olan küçük çıkıntı ise Maltepe iskelesi, birkaç zamandan beridir buradan günde on sefer Büyükada Heybeliada Burgazada ve Kınalıada'ya genelde Prenstur'dan kiralanan ama Mavi Marmara'dan da takviye alınan mopurlarla Şehir Hatları bünyesinde sefer yapılmakta.
Sefer saatlerine Şehir Hatları Ada-Maltepe sayfasından ulaşabilirsiniz.


Doldurulma bittikten sonra aşağı yukarı böyle bir hâl aldı.


Oysa dolgudan önce böyle sessiz sakin ve huzurlu bir semtmiş burası da diğerleri gibi.
İşbu resm-i şerifin içinde görülen yol günümüzde de mevcut ama artıkım kıyıda değil.


Maltepe'den sonra sıradaki durağımız Dragos tepesi, bir dönemler Orhantepe olarak adlandırılmıştı.


Bir zamanlar bu kıyıda Posta Telgraf Telefon idaremizin güzel bir kampı vardı.
Tabi o yıllarda altın yumurtlayan tavuğumuz olan telefon kısmı Üçotuz Paraya bir araba satılmamıştı, ulusal güvenliğimiz devletimizin sorumluluğunda emin ellerdeydi.


Buradaki yazıyı Dragos'un gece görünümüyle bitirelim, arka pilânda Adalar bile gözükmekte.
Ancak işbu dolgu bitmedi, Kartal'a Pendik'e ve Salacak'a doğru devam edecek.
Bu arada küçücük ve miniminnacık bir mâlumatfuruşu da eklemeliyiz:
Adaların içinde anakaraya en yakını olan Büyükada'ya en yakın olan kıyı ahanda burada temaşa edilmekte.