Bu Blogda Ara

Aksaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aksaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2026

İstanbul Bayram Gezintisi

 Bazı günler gerçekten özel günlerdir, örnek olarak bugün Yirmiüç Nisan neş'e doluyor insan.
Çocuklar için ise tören ertesi gezinti günü gibi, çünkü hava Şehr-İstanbul'da çok güzel.
Yeni bir Şehr-İstanbul gezisi bizleri bekler resm-i şerifler eşliğinde.


İstanbul'a uçakla gelmek gerçekten güzel bir yolculuktur, özellikle de Atatürk Havalimanında karşılanmak daha güzeldir.
Gelgelelim resm-i şerifimizde temaşa ettiğimiz Yeşilköy havalimanımıza Atatürk'ün adı Bindokuzyüzseksenüç yılında verilmiştir.
Bir zamanlar tek havalimanımız burasıydı, imdı iki adet daha mevcut.


Havalimanından çıktık Metroya bindik ama Metroda millet telefonlarıyla oynuyordu, Biz Üç Muz'un elinde ise telefon adına hiçbir şey yoktu.
Acaba bir Telefon kalkıp da İnsanla oynasaydı nasıl olurdu?
Cevabı yukarıdaki resimde.


Eski zamanlarda ve eski bir televizyon dizisinde İstanbul'da bir yer tarif edilirken "Sırtını Aksaray'a Vermek" diye bir tabir vardı, işte o bahsedilen Aksaray burası olmak vardı.
Tabi o eski günlerin Aksaray'ından geriye sadece Pertevniyâl Valide Sultan Cami-i Şerifi günümüzde mevcut, geri kalan tüm her şey değişti.


Bugün her ne kadar Bayram da olsa birçok kişi için Çalışma Günü, sadece resmi daireler kapalı olmak var.
Arkada temaşa ettiğiniz yer Sultan Bayazıd-ı Veli Cami-i Şerifi (Fatih Sultan Mehmet'in oğlu olan), önünde de Kapalıçarşı'nın dış duvarları mevcut, ancak ağaçlardan dolayı görünmüyor.


Genel olarak her zaman Sultan Ahmet Cami-i Şerifi paylaşılır, ya da Aya Sofya-i Kebir Cami-i Şerifininkisi, ama minareden çekilen resm-i şeriflere henüz sıra gelmemiştir derler.
Resmin sol tarafında Firuz Ağa Cami-i Şerifi mevcuttur, caminin arkasında kalan yoldan ise bir İett otobüsü geçmekte, Eminönü tarafına gittiği kesin ama son durağı Eminönü mü yoksa daha ilerisindeki bir başka mahâlle mi bilmiyoruz.


Sirkeci ve çevresi tarih boyunca her zaman curcuna ve karmaşa olmuştur, her ne kadar günümüzde Çağdaş Tramvay biraz düzeltecek gibi bir algıya kapılındıysa bile hâlâ düzene girememiş olduğunu üzülerek söylemek zorundayız.


Yoıllar hiçbir zaman yürüyerek aşılmaz, hele Şehr-İstanbul'da hiç aşılmaz.
Yine de sıradaki semt olan Eminönü'yü paylaşırken curcunayı mı sâkinliği mi paylaşalım diye düşünürken havadan çekilmiş bir resm-i şerif imdadımıza yetişti.
Tabi yine değişim Eminönü'de de kaçınılamadı, üst geçidin olduğu yerde günümüzde Hâliç Çağdaş Tramvayı (T5) durağı mevcut.


Bu kısımları şimdiye kadar hiç paylaşmamıştık, bir adet Troleybüsümüz ve diğer taşıtlar Unkapanı durağında görülüyor, yolun solunda Şeb Sefa Hatun Cami-i Şerifi, ilerisinde de Bozdoğan Kemeri işbu resm-i şerifte günümüze kalanlar.


Bugün biliyorsunuz bayram, üstelik çocuklara armağan edilmiş bir bayram, dünyada tek Çocuk Bayramı mâlum-u âliniz Türkiye Cümhûriyeti'de kutlanıyor.
Bir zamanlar bizim ulusal televizyonumuz olan Türkiye Radyo Televizyon kurumu tüm dünya geneline açık olarak Yirmiüç Nisan Şenlikleri yapar, dünyanın dört bir tarafından gelen çocuklarla birlikte kutlardık.
Bu küçük nostâljiden sonra yolumuz Eyüp Sultan'a düşüyor, zamanın çocukları bir okuladan çıkmışlar ve bir kartpostala poz vermişler.
Sanırız da hiçbiri artık Cismani Dünya hayatlarını bitirmiş olmaları gerek, Allah hepsine rahmet eylesin.


Sanal ortamdaki resimler arasında gezintimiz esnassında Eyüp Sultan'a kadar gelmişken yukarıdaki Pierre Loti Tepesine çıkıp manzara-i nefiseyi temaşa etmemek olmazdı.


Pek paylaşılan ve Şehr-İstanbul ile ilişkilendirilmese bile bu sefer Blogumuza yer alan semtlerden birisi de Taşlıtarla'dır, günümüzde ise Gazi Osman Paşa olarak geçer, Taşlıtarla ise unutulmuştur.


Vaporlarımız olmaszlarsa Şehr-İstanbul arsla güzel bir yer olamazdı, burası da dünya üzerindeki faal olan en eski tershane olmak vardır.
Buradaki resim oldukça yakın bir tarihte çekildi, arkada bulunan Fenerbahçe vaporuumuzun beyaz renkli cam simitleri sizi yanıltmasın ama bu renk Rahmi Koç Müzesi için özel olarak yeniden yapıldı.
Paşabahçe vaporumuz ise bu resim çekildikten bir süre sonra sefere geri döndü, yetmedi vapor yokluğundan dolayı Nostâlji Vaporu sınıfından çıkartılarak Seferi Vapor sınıfına eklendi.


Vapor demişken dünya üzerinde bu kadar tarihi eseri aynı kareye sığdırmak o kadar kolay değildir, aşağıda İnciburnu Vaporu, yukarıda da Galata Kulesi, arada da Karayköy iskelesi ve aralardaki diğer binalar.
Buradaki iskele yıllar önce bir Lodos fırtınasında battı, İnciburnu vaporu ise hâlâ seferde ancak adı Barış Manço olarak değiştirildi.
Vapora adını veren Barış Manço'yu ise sanırım birçoğumuz tanıyor, zamanında gerek şarkılarıyla gerekse televizyondaki programıyla çağının çok ötesinde biriydi, Allah rahmet eylesin, kendisini Bindokuzyüzdoksandıokuz yılında ahirete uğurladık.


İmdı hazır Vaporla karşıya geçerken geçmişin güzel bir anısı olarak Şirket-i Hayriye'den kalma 76 baca numaralı Sarıyer adlı vaporumuzu Salacak iskelesinden kaldırıp Kız Kulesi önünden geçirterrek Eminönü'ye yolluyorduk.


Buradaki resmin renkli biçimi sanırım ilk defa yayınlanmakta, karşımızda Haydarpaşa Garı ve önünde de zamanın Anadolu - Bağdat Demiryolları idaresinin mülkiyetinde bulunan Bağdat Basra Hâlep adlı vaporlarından birisi iskelesine yanaşmış bekliyordu.
Birçok kaynak karıştırır ama bu vaporlar Şirket-i Hayriye'nin mülkiyetinde değildiler.
Kaldı ki Şirket-i Hayriye'nin sorumluluk sahası Anadolu yakasında Harem iskelesinden yukarıdaki iskeleleri kapsıyordui, Haydarpaşa ise sınırın dışındaydı.


Eski kaynaklar Kadıköy için Körler Memleketi derler ama günümüzü görmüş olsalardı yanıldıklarını anlarlardı.
Kadıköy belki körlere hitap eden bir semt olabilir ama Şehr-İstanbul'da Güneş batımları en güzellerinden birisi buradan seyredilir.


Yine de eğer günü doğurmak isterseniz de Moda iskelesi biçilmiş kaftanlardan biridir, ilk defa temaşa edebileceğimiz işbu resm-i şerifimizde sanırım Necati Gürkaya vaporumuz Moda iskelesinde görüntülenmiş, ama Adaya mı gidiyor yoksa Bostancı hattı mı bilinmiyor.
Moda iskelesine günümüzde de Deniz Taşıtı yanaşıyor ama bunlar Mavi Marmara'dan kiralanan Kabataş - Moda - Bostancı hattının mopurları olmak var ki daha önceleri bu blogda konusu edildi.


Kadıköy'ü burada uzuzun anlatmamıza gerek bulunmamakta, ama en ikonik binalarından birisinin Süreyya Opérası olduğunu belirtmemde yarar görmekteyiz.
İşbu resm-i şerif çekildiği dönemlerde sinemaydı, dahası Biz Üç Muz burada film bile izlemiştik.
Burada bahsettiğim Süreyya Operası, Maltepe'deki Süreyya Pilâcı ve yine Maltepe'deki Süreyya Paşa Hastahanesi aynı kişinin, rahmetli Süreyya Paşa'nın (İlmen) eseridir.


Esasında bu mıntaka için çok fazla resm-i şerifimiz var ama biz bu sefer Fenerbahçe feneriyle geçiştirelim, çünkü fenerin olduğu yer İstanbul Boğazının Güney ucudur.
Şehr-İstanbul'daki en güzel Gün Batımı buradan izlenir, ama Kalamış tarafındaki körfezin içinden daha da güzeldir.


Günümüzde birçok kişi Caddebostan semtinde bir Vapor iskelesi olduğunu ve Şehir Hatlarının bir zamanlar Deniz Otobüsü ürettiğini bilmezler.
Ancak bu resimdeki Deniz Otobüsü adlı taşıtımız şimdiki bildiğimiz katamaran tekneler gibi hızlı değildi, daha çok Turyol ve Mavi Marmara Mopurlarına benziyordu ama en önemli farkı Vaporlar gibi yandan yanaşıyordu.
Üretildiği dönemde Caddebostan ve Bostancı adı verilen iki adet Deniz Otobüsü topu topu on yıl kadar seferde kalmış ve sonrasında da sessiz sedasız ıskat edilmişlerdi.


Bugün sizin için hazırladığım sürpriz ise Atatürk'ün pek bilinmeyen Suadiye Pilâcında görüntülenmiş olduğu resm-i şerif olmak var.
İşbu resm-i şerif hakkında hiçbir yorum yapmadan doğrudan Bostancı'ya geçiyoruz.


Bayram günleri eğlenmek herkesin hakkıdır, gerek gösterilerle gerekse sinemayla tiyatroyla konserlerle.
Bu gibi etkinliklerin icra edildiği yerlerden birisi de Bostancı Gösteri Merkezi'dir, her zaman bir etkinlik mutlaka bulunabilir.


Hani biraz önce Bahariye'de bahsettiğim Süreyya Paşa Hastahanesi ahanda burasıdır, Maltepe'nin tepelerinde kurulu ve çevresi Çam ağaçlarıyla çevrilidir.
Varlığı bir güvencedir ama yine de Allah hiç kimseyi hastahanelere düşürmemesini dilemekten başka bir şey elimizden gelmez.


Burası da haftada bir gün içindeki kalın kalın kitaplarından derslerimizi çalıştığımız Penguen Kitapevi'nin bulunduğu Süreyya Pilâcı olmak var, bir zamanlar Denize girmenin en güzel yerlerinden birisiydi.
Bugün belki Adaya da gidelim isterdik ama bu kadar yoğıunluk biraz fazla geldiğinden bir başka resim dizisi ilerideki günlerde sizlerle birlikte olacak.

19 Ocak 2026

Kar Yağıyor

 Bütün yıl boyunca sanki bugünü bekledik.
Sabah sabah çok güzel bir sürprizdi, çünkü yataktan kalkıp işe gitmek üzere yola çıktığımızda bir baktım ki Şehr-İstanbul kar tutmuş.


Şöyle kar altında bir Yeşilköy İstasyonu manzarasını görünce resm-i şerifini çekmemezlik edemezdi ben.
Biraz sonra Devletimin Treni gelecek ve beni işime götürecek, çünkü bugün bir Çalışma Günü olmak var, biz öğrenvci olmadığımız için Kar Tatili diye bir şey yok bize.

29 Eylül 2025

Yağmur Sabahı

Eylül avdet eyledi miydi büyüklerimiz ilk yarısının Yaz ikinci yarısının Kış olduğunu söylerlerdi.
Sabah sabah güne Yağmur ve soğukla haftaya başladık, sanırım bu hafta böyle devam edeceķ.


Bizim için hava gerçekten hoş çünkü Ekomonimiz ısrarla Tıkırında kalmağa devam ediyor, herkes Tomofilini trafiğe çıkartacak Benzin parasını bulmuş olduğundan yürüyerek beş dakikada gidilebilecek mesafeyi İett veya Öho otobüsleri ile onbeş dakikada gidebiliyoruz çok şükür.


Çünkü bizler İneklik Ederek Taksi Tutmuyoruz çünkü taksi adlı taşıt için Sipâlimiz yok.

05 Şubat 2025

Kar Geldi

 Son zamanlarda gerek gazeteler gerekse televizyonlar kar konusunda felâket tellâllıkları yapıyorlardı.
Bugün ise Kar sonunda Şehr-İstanbul'un ortalarında bulunan Aksaray semtine ilk damlalarını akıttı.


Tabi ki nuru çok sulu olduğu cihetle yeri tuttuğunu söyleyemeyiz, çünkü yer o kadar soğuk değil.

17 Ocak 2025

Bu Saatlardan Hangisi Doğru?

 Hepimizce mâlumdur ki Türkiye Cümhûriyeti'nin sınırları dâhilinde Kış Saatı uygulaması yıllardan beridir uygulanmıyor.
Yani her yılın Ekim sonlarında saatlar bir saat geri alınmayıp Mart sonlarında geri ayarlanmıyor.
İşbu sebeple birçok kişi daha Güneş doğmadan sıcacık yataklarından kalkarak sabah bile olmadan işe ve okula gitmek zorunda bırakılıyor ki işbu mevzu bambaşka bir yazı konusu.


Lâkin son birkaç haftadan beridir Şehr-İstanbul'un en önemli meydanlarından olan Aksaray'daki saat kulesinin resm-i şerife göre sol yüzündeki saat sağ yüzündeki saattan geri, sağ yüzündeki saat ise sol yüzündeki saattan bir saat ileri.
İmdı işbu şerait dâhilinde biz hangi saata inanacağız?

31 Ekim 2024

Troleybüs

 Herkesçe mâlum olmak üzere İnternet ortamında çoğu zaman için yanlış tarhlendirilen resimler mevcuttur.
Bugün bir adet dallama Şehr-İstanbul'da bulunan günümüzde Suriyelilerin çoğunlukta Türkleriin azınlıkta olduğu Aksaray meydanının Bindokuzyüzellidört yılına tarihlendirmiş olduğu ve her ne hikmeti şenden bir cansa Bindokuzyüzaltmışbir yılında Şehr-İstanbul'a hizmet vermeğe başlamışş ve Bindokuzyüzseksendört yılında hizmeti sonlandırılmış olan Ansaldo San Giorgio alâmet-i farikalı Troleybüsün olduğu bir resm-i şerifi paylaşmış.


Ortalık işte böyle Müptezel Embesil dolu, akılları sıra bilerek yanlış paylaşacaklar ki bilen millet doğrusunu yazsın da kendileri Pirim yapsın.


Bir varmış bir yokmuş eski günlerde, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellâl iken pireler berber iken Şehr-İstanbul'da zaman makinesi icad edilmiş ve resimler dillere gelmeğe başlamış.
Boğaziçi'deki tatlı ve güzel kız büyümüş ve çok alımlı ve fettan bir sarışın bombaya dönüşmüş.
Gerçekten bizler tarihi yanlış mı biliyoruz?

05 Nisan 2018

Kartpostallarda Gezinti - Volüm Bir

Bazı sevgili Üçhârflilerin de yardımıyla Home'umda bu aralar temizlik zamanı. Ahanda işbu temizlik-i şerifi ifa eylerken bazı eski zamanlarımdan kalma kartpostallar çıktı karşıma.
Günümüzde malûm-u aliniz kartpostal adı verilen tebrik kartları pek bulunmuyor, kazara bulunsa bile antika kategorisine girmekte. Neden demeyin çünkü nedeni gayet açık.
Artıkım millet bayram tebriği veya çeşitli samimi yazışmalar için kartpostalları seçmiyor, çünkü o zamanlar jetonlusunu bile zor bulan milletimiz günümüzde telefonu götünde dolaşıyor.
İçlerinden seçtiğim birkaç tanesiyle sizleri İsthânéboûl turuna sanal olarak dâhi olsa çıkartmak istiyor ben sizleri.


Aslına bakarsanız nereden başlasam bilemedi ben. Ancak diğerlerinin arasında işte bu temaşa eylediğiniz bir tanesi diğerlerinden belirgin olarak ayrılmaktaydı.
Bendeki serinin en eskisi olan işbu kartpstal-ı şerifin üst sırasında Taksim Cümhûriyet Anıtı - Üsküdar Şemsipaşa (Kuşkonmaz) Camii - Eminönü Valide Sultan Camii, alt sırasında Hâliç - Sultan Ahmet Camii'nin İçi - Dolmabahçe Camii manzara-i nefaset-i şerif gözlerinizi biraz bozabilir çünkü kartpostal bayağı yıpranmıştı.


Gelelim serimin ikinci kartpostalına. Burada da İstanbul'un Aksaray semtinde bulunan Pertevniyâl Valide Sultan Camii temaşa eylenmekte.
Aksaray'da günümüzde mevcut olan ve her hâliyle tam bir görüntü kirliliği olan üst geçitler henüz işbu resm-i şerifte meydanda yok.
Biz de şimdi Yedi Numara dizisindeki Recep'in yol tarafi repliğindeki gibi sırtımızı Aksaray'a verdik, bakalım ne taraflara gideceğiz?
Bu arada kartpostalımın üstünde gördüğünüz iki adet beyaz lekeye fazlama takılmayın, o lekeler adları üzerlerinde leke. Bilinmeyen ve tanımlanamayan birtakım uçan nesne-i şerifler veya yazımın başında zat-ı alilerinize bahsettiğim üçhârfliler değiller.


Aksaray'dan sonra geldiğimiz köşe Beyoğlu ilçesinin Taksim Meydanı. Burada karşıda Gezi Parkı, solda Taksim Su Maksemi -ki Taksim'in adı işbu su-u şerifin Sarıyer ilçesinde Bahçeköy taraflarında mevcut olan bazı bentlerden gelip işbu temaşa eylediğiniz maksemde şehr-İstanbul'a dağıtılması sağlandığı için gelir-, Taksim Cümhûriyet Anıtı -ki günümüzde Bir Mayıs günleri erişime yasak bölge ilân edilmiştir- bizi karşıladı.
İşbu resm-i şerifte dikkât çeken bir nokta da günümüzde eski tramvayların işletildiği İstiklâl Caddesi o zamanlar çift yönlü bir araç trafiğine sahipmiş. Çünkü maksemin önünden geçmekte olan ve günümüzde vidası bile bulunmayan troleybüsler İstiklâl Caddesi'ne doğru giriyorlar.


Bu kez Beyoğlu ilçesinin sâhil kesimine iniveriyoruz. Burada da bizi ön plânda Turan Emeksiz Kuzguncuk ve Maltepe, sol tarafta da Suadiye adlı vaporlar, vaporların arkasında 1992'de yandıktan sonra Hâliç'e çekilip vaziyet-i atıl hâlde öylece bekleyen ama o günlerin curcunasını hemen iç tarafında yapılan yeni köprüye bir zamanlar eskisine yanaşan vaporların hâricinde aynen aktaran dubalı Galata Köprüsü, köprünün diğer tarafında uzun yıllar boyunca hava durumunun öğrenildiği Bayazıd Kulesi, en geride de bütün ihtişamıyla Kanûni Sultan Süleyman adına ithâfen Mimar Sinan'ın eseri olan Süleymâniye Camii'ni temaşa eyliyoruz.
Tabi bu arada elektrikler kesilmediği zaman zarflarında troleybüsler de vızır vızır çalışmaktalar.
Ancak sağ taraftaki Karayköy Rıhtım Caddesi günümüzde araç trafiğine kapalı.


Diyelim ki Karayköy'e kadar gelmişken oradaki iskele-i şerifte mevcut bulunan ve de neredeyse birkaç dakika sonra hareket edecek olan vaporun birine atlayıp Kadıköy ilçesine geldik. Bakalım burada bizi neler karşılıyor? Sol üstteki iskele temalı resimden başlıyoruz:
Vaporumuz bizi günümüzde Beşiktaş ve Büyükada hattındaki vaporların yolcu indirip bindirdiği iskeleye getiriyor. O zamanlar henüz Eminönü'den Kadıköy'e vapor işlemezdi.
Birkaç yıl öncesinde günümüzdeki Eminönü ve Karayköy vaporlarının kullandıkları Yeni Kadıköy iskelesi o zamanlar bile Arabalı vaporun olası bir yolculuğu için hazır tutuluyordu.
Turyol mopurları mı? Hade canım, o zamanlar Turyol yoktu, alt tarafı kıtırpiyoz yolcu motorları vardı ve bu motorlar bu kıtırpiyozluklarına rağmen özellikle sisli havalarda vaporlar çalışmazken Kadıköy'lü vatandaşları Eminönü'ye dolmuş usulü taşımakta üstlerine yoktu. Aynı şekilde Eminönü'den de Kadıköy'e getirirlerdi.
Sağ üstteki resim Kadıköy İlçesinin hükümet konağını gösteriyor bize, o zamanlar hem kaymakamlık hem de şehremaneti (belediye başkanlığı) aynı binadaydı.
Binanın yanındaki yolda o zamanların kral otobüsü olan Leyland Levend Panther Kadıköy'ün son durağından bilinmeyen bir yere sefere çıkmış. Aynı yolun karşısındaki Etibank ise günümüzde yok.
Katpostalın alt tarafındaki geniş açılı resimde ise Kadıköy Rıhtım Caddesinin pek fazlama curcunalı olmadığı hâlini temaşa eylemektesiniz.
Günümüzde kullandığımız Kadıköy İett Son Durağı bu resimde görülmüyor bile.


Kadıköy'den sonra yolumuz bir önceki kartpostalda bulunan sağ üstteki Leyland Levend Panther otobüsüne binip Cadde-i Bağdad üzerinden Şaşkınbakkal'a geliyor ve ahanda işbu manzara-i nefaseti temaşa eyliyoruz.
Henüz o zamanlar sâhil yolu gündemde bile değilken Cadde-i Bağdad'da araç trafiği tabi ki gidiş geliş, günümüzdeki gibi tek yönlü değil.
Sağ tarafta gözlerimiz Kâzım Kulan Çarşısını görmekte ancak günümüze ne resimdeki arabalar ne de caddenin ortasındaki ağaçlıklı refüj kaldı.
Bedrettin Dalan adlı zat-ı muhteremin sayesinde Cadde-i Bağdad'da günümüzde ahanda bu resmin ilerisine doğru tek yönlü bir araç trafiği yaşanıyor ancak trafiğin tıkanıklığının giderilmesi henüz mümkün olamadı. Kadıköy'den buraya erişmek için ise Cemil Topuzlu Caddesi ve Sâhil yolu kullanılmakta.


Sırtımızı Aksaray'a verdikten sonra aldığımız gaz bizi Kartal'a kadar götürdü şimdilik. Tabi sahil yolu hâlâ yapılmamış, biz günümüzde Minibüs Caddesi denilen ama bir önceki resimdeki Bağdat Caddesi'nin devamı ve de adaşı olan yoldan geldik.
Kartal'da bizi Yalova'ya gidip gelen ve yolcu ve araç taşıyan arabalı vaporlar karşıladılar ön plânda. Bir zamanlar Eskihisar ile Topçular arası yokken Kartal - Yalova hattı çok iyi iş yapıyordu. Bu hat 1980'lerin sonlarında bir ucu Eskihisar'a diğer ucu Topçular'a taşınınca tarihin tozlu sergen-i şeriflerindeki yerini aldı.
İşbu resm-i şerifin çekilmesinden ve kartpostal olarak hazırlanmasından yıllar sonra sahil yolu Kartal'a gelip arabalı vaporun bulunduğu iskeleyi yol ortasındasıradan bir yapıya çevirdiği yetmiyormuş gibi sağda üstleri mavi tenteyle kapanmış olan sahil kahvehanelerinin bütün manzara-i şeriflerinin değişmesine sebep oldu.
Kartal'da deniz günümüzden yaklaşık üçyüz metre daha ileride. Arabalı vapor ise artık dediğim gibi yok. Her ne kadar o günkü gibi yoğun değilse dâhi ağaçlar henüz şimdilik duuruyorlar.


Günbatımı çok yaklaştı, artık akşam oluyor, o zamanlar akşamları güneş battıktan sonra ortalıklarda dolanmak için bayağı bir güven özveri tecrübe lâzımdı.
Kartal'da bindiğimiz Ada'dan gelen vapor bizi Pendik iskelesine eriştiriyor. İskeleyi göremeyenler veya seçemeyenler için hemen tarif edeyim ki denizin kıyısındaki sağ tarafta güneşin batışından dolayı pembeleşmiş olan bina.
Bu kadar kayığın arasından vaporun iskeleye yanaşması bile zor olmuştu sanırsam, gerçi ben binmedim ama size sanal da olsa binmiş gibi anlatmaya çabalıyorum.
Denizin kenarında Pendik'in şu anda adını hatırlayamadığım meşhur çay bahçesinden insanlar denizdeki kayıkları seyrediyordu bir zamanlar.
Sol arkada da Pendik'in çarşısının içindeki cami-i şerif hem kubbesiyle hem de minâresiyle kendisini ön plâna çıkartmaya çalışıyor.
Bir küçük ayrıntı daha vereyim hadi size, sağ taraftaki kızıllaşmış dağ ise günümüzde Kadıköy Metrosunun eriştiği şimdilik son nokta olan Tavşantepe.
Şimdilik sırtımızı Aksaray'a verdiğimizde geldiğimiz nokta burası olmuştu, başka zamanlarda başka kartpostallarla bakalım sırtımızı nereye vereceğimizi bilemeyiz ama değerlendirmeyi yapan sevgili okuyucularımız olarak kadri kıymeti sizler bilirsiniz.