Bu Blogda Ara

Karga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

03 Mayıs 2026

Büyükada Soğukluğu

Hafta sonlarında Büyükada yolu başka bir güzeldir, ama Yağmur olursa çekilecek dert değildir, Vaporu ayrı derttir İskeleleri apayrım derttir.


Büyükada genel olarak zamanın durduğu büyülü bir mıntıka gibidir, haritadaki döneminde neydiyse günümüzde de bazı şeyler değişmemiştir.
Bir zamanlar işleyen Akay vaporları günümüzde Şehir Hatları tarafından genel olarak yok sayılmakta, ama Şirket-i Hayriye sorumluluk sahası sınırlaması gereği Büyükada'ya tenezzüh haricinde gelemezdi.


İlk resimdeki haritanın günlerinden çıkıp günümüze geldiğimizde ilk gösterebileceğim şeylerden biri Bostancı iskelesinde atıl vaziyette bekleyen Deniz Otobüslerimiz, her ne kadar hiçbirinin mülkiyeti artık İstanbul Belediyesine ait değilse bile ulusal servetimiz inşallah çürümez.


Bugün yine Vaporuımuzda "Kaçak Yolcu" mevcut, ama onlar olmazlarsa Vapor yolculuğunun tadı bulunmaz.


Bugünkü sırada Gece Vaporu nöbeti İsmail Hakkı Durusu vaporumuzda, biz Büyükada'ya giderken Heybeliada'da sefer saatini bekliyordu.


Varış noktamız olan Büyükada'daki iskelede ise Peşabahçe ve Beşiktaş-1 vaporları sefer saatlarını bekliyorlardı.


Bizi buraya getiren ŞH-Kadıköy vaporumuz ise tabi ki Bostancı'ya geri dönüyordu.


Büyükada'nın sahil yolu bu hâliyle çok ama çok daha güzel, hâlkımız artıkım Deniz kenarında soluklanmak için uzun uzadıya yürümeyecek çok şükür.


Büyükada'nın simgesi olan Saat Kulesi ise her zaman olduğu gibi insanlara saatı yanlış söylüyor, yine bir saat ileride.


Akşam olduğunda Kahve Dünyası'da Filitre Kahvemizi yanında Damla Sakız Dondurma ile gummilenirken Heybeliada'da sefer saatini bekleyen İsmail Hakkı Durusu vaporumuz seferlerine başlamış ve Bostancı ile bağlantıyı sağlamağa başlamıştı.


Aslında hiçbirimiz son dönemlerin revaçtaki mesleği olan "İnfluencer" değiliz, ama Büyükada'daki yeni açılan Dolci Pastahanesini görünce içerisinde birkaç bir şeyler bakalım dedik.
Burayla ilgili bir değerlendirme yazısı iki saat sonra bu sayfalarda olacak.


Bütün gün yüzünü göstermetkten kaçınan Güneş en sonunda Bostancı'da kadrana girdi, Bostancı iskelesi ise Vaporluyken daha güzel bir manzara arz etti.
Bir hafta sonunda Büyükada turumuz ahanda böyle bitti.

12 Nisan 2026

Büyükada Güzelliği

 Hafta sonlarının güzellikleri Büyükada'da da yaşanır, hele de Bostancı'dan üç katlı vapor denk geldiğinde.


 Hareket zamanına bir onbeş dakika varsa sahilden resmini de çekebilirsiniz, ama zaman kalmazsa en kısa zamanda iskeleden içeri girmeniz menfaatiniz icabıdır.


Dahası eğer yanınızda artık Beltur'un mülkiyetinde olan ve artıkım Sipâli geçmeyen ve İstanbulkartların ve Bankalardan alınan Kıredi Kartlarının ve belki de Bankamatik Kartlarının geçerli olduğu Vapur Cafe'den satın alabileceğiniz Kahve Simit ve Hamidiye Su varsa daha keyiflidir.


Ada vaporunun olmazsa olmazı kanatlı kaçak yolculardır ama Belediye o kaçak yolculardan "Doğaları gereği" ücret tahsil edemez.


Büyükada'da inince de iskelenin çevresinde biraz gezerseniz kanatlılardan Karga ve Martıyı resimleyebilirsiniz.


Büyükada'nın iskele çevresi bugünkü şekliyle daha güzel oldu kanımızca, çünkü kıyıyı parselleyen işletmeler hâlka denizi izlettirmeyerek haklarımızı gasp ediyorlardı.


Büyükada'da hafif bir şeyler yummilenmek isterseniz Çarşının içindeki Sarıyer Börekçisi biçilmiş kaftandır.


Daha önceleri Kahve Dünyası'dan bahsetmiştik, bu sefer de burası çok güzel, hele de Güneş Batımı çok güzeldir.


Son olarak Kumsal tarafında bulunan Deniz Kızı Heykeli bu hafta tamir edilmeğe başlanmış olduğunu söylememiz bir habercilik geleneği olmak vardı.

18 Nisan 2023

Blog Onaltınç Yıl Dönümüm

 Bu akşam işbu yazdıklarımı okuyabildiğiniz Blog'umun kuruluşunun onaltıncı yıldönümü olmak var.
Bunca yıldan beridir şu sanal ortamda sizlere bağzı şeyhler çızıktırıp duruyorum işte.
Sizler de eminim ki okuyorsunuzdur.
Meraklısı olanlar ahanda ilk yazımı buradan okuyabilirler.


Bu yıl sizlere Kahve Dünyası Genel Müdürlük'ten yazıyorum, soframa konuk olan Alamut Kâlesi adlı kalın kalın kitaplarımdan biri önümüzdeki yıl bana yol gösterecek.
Daha kalınını çok aradım ama bulamadım ne yazık ki, artıkım bununla idare edeceksiniz.


Şu anda dış bölüm Yağmurlu olduğundan ben ahanda kapandım bittim, doğru düzgün bir kutlama yapabilmeği çok isterdim ama hava şartları bağzı şeyhlere müsade etmemekte.


Bu yıl dönümümde sizlerle Kabataş Martı İskelesi'nin procesinin resm-i şerifiyle selâm edecek ben.
Aslında uzun uzun bahsetmem lâzım ama iskelede Kızıltoprak Vaporumuz beni bekler.


Esasında burada olması gereken Paşabahçe Vaporumuzdu ama ben bu satırları yazdığım saatlarda Ada seferinde olduğundan bir başka gün deneyimlersem yazacağım size.


Buradaki görselimiz geçen yılın Yaz zamanlarından kalmadır.
Çektiğim gün henüz sefere verilmemişti.


Hayat esasında müzikle güzeldir ama Rep ile değil, sevene dinleyene seslendirene saygım var ama biz Bindokuzyüzseksenli yıllarda çocukluğu ve Bindokuzyüzdoksanlı yıllarda ergenliği ve de İkibinli yıllarda gençliği yaşamış olan nesil pek haz etmez.
Bizim gençliğimizde bir Doğan Canku vardı, sözlerinde insanoğlunun bir köprü olduğu ve sırtında hayat taşıdığını anlattığı bir şarkısı vardı.


Bir köprü gibidir sırtında hayat taşır
Saltanat sürerken içinde acı taşır
Hayat o köprüden binbir kılıkta geçer
Yollara hem sevgi hem de acıyı döker
İnsanoğlu yaşamaktan elbet zevk almak ister
Düşüncelerden sıyrılıp biraz mest olmak ister
Şarkılarla türkülerle içindekini döker
Kuralları değişse de bu oyun böyle
Böyle sürer gider, oyuncular değişir
Bir köprü gibidir insanoğlu dünyada
Sırtında kaderi gözlerinde umutla


Bizim için müziği bahsetmek biraz fazla löküs kalıyor çünkü benim sevdiğim şarkılar ve seslendiren musıkîşinaslar o kadar eskilerde kaldı ki kendilerini ne Müge Anlı ne de Ebru Baki kolay kolay bulamazlar.


Neyse efenim biz bu akşam Türk Kahvemsinin ve Çikolatalı Kuruhasan'ın bir de olmazsa olmazım olan Tahinli Dondurmanın tadını içlerimizde hissedelim ve bakalım falımızda neler çıkacağını tahmin edelim.

10 Mayıs 2021

Karga Ve Eşi

Bazen düşünüyorum bir Karga gibi yaşamak bu kadar zor mu diye?
Siz hiç Kargaları düşündünüz mü?
Kargaların da kendilerine göre ruhani birer anlayışları vardır. Çok uzun olan ömürlerini tek bir eşle geçirirler.


Bu kadar zaman içerisinde onları baştan çıkartacak başka karga yok mudur?
Vardır elbette, tıpkı insanların karşılarına çıkan tek gecelik aşkların yaşattığı pişmanlıklar gibidir.
Kadın karga yatarken erkek karga yuvasına bakar. Kısaca hayatın müşterek olduğu kargaların evlilik hayatında daha belirgin ortaya çıkar.
Biz insanların hayvanlardan alacakları çok ders vardır, ileride ayrıntılarla irdeleyeceğiz işbu mevzuat-ı umumiyatı.

01 Ekim 2019

Karga Boku

Köy yerinde ikindi vaktiydi, sesler kesilmiş çıt bile çıkmıyordu. Herkes susmuş sessizlik konuşuyordu. Zaman ise sanki durmuştu.
Birden bir damlama sesi: "Şıp ... Şıp ..."
Alt mahâlledeki çeşmenin sesiydi bu, tamir edilmesi gereken bir musluğu vardı.


İkindinin artık alacakaranlığında yandaki boşluğa bir karga kondu, tedirgindi belki ama ürkek değildi:
"Gak!"
Biraz etrafı kolaçan etti, sağa sola baktı ki kimsecikler yok, hemen medeni ihtiyacını giderdi, sonra da kanatlanıp uçarak gitti.


Aynı yerde saatler geçip de gece olunca bir domuz geldi bu kez. Karganın biraz önce medeni ihtiyacını giderdiği yeri eşeledi.
Domuz eşeledikçe toprağın üzerindekiler alta iniverdiler.


Günler birbirini kovaladılar, kovalanan günler haftaları getirdi, haftaların götürdüğü günler de ayları.
Aradan aylar geçmişti, derken karganın sıçtığı yerde bir fidan yeşermeye başlamıştı.
Yavaş yavaş büyüdü, dal oldu, yaprak açtı, en sonunda kocaman bir incir ağacı olup çıktı.


Önce karıncalar sardı ağacı, sonra sinekler, sonra da börtü böcekler, en son da kuşlar.
Böcekler ağacın filizlerini ve meyvelerini yediler, kuşlar da böcekleri yediler.
Alakargalar da incirleri yediler, bu devran bir süre böyle devam etti.
Hayvanlar âlemi o ağacın çevresinde kendilerince bir dünya kurmuşlardı.
Karganın sıçmasıyla harcı karılan ve domuzun eşelemesiyle temeli atılan bir dünya.


O arsada yaşam böylece sürerken bir insan çıktı ortaya, meğersenem arsayı satın almış.
Önce duvarlarla çevirdi dört bir yanını, sonra da üzerini tel örgülerle sardı.
Böylece domuzlar gelemez oldular.
Sonra börtü böcekten şikâyet etti, etrafını zehire boğdu.
Karıncalar sinekler böcekler arılar birer birer rahmetli oldu.
Ardından da onları yiyen kuşlar gittiler.


Sadece bir ağaç kaldı ayakta, hayvan mezarlığında tek başına incir ağacı.
İnsanın gözü doymuyordu, o incir ağacını da kesti.
Oradaki güzel güzel devam eden hayatı bitirdi, kısaca bir çuval inciri bok etti.


İnsan denilen yaşam türünün bilimde verilen adı Homo Sapiens'tir.
Anlamı da "Düşündüğünün üstüne düşünebilen insan" demektir.
O zaman düşünelim.


Hadi herkes kendi kendine sorsun, bulduğu cevabı da aşağıya yazsın:
Çevreye ve Doğaya bir Karga Boku kadar katkım var mı?