Bu Blogda Ara

Şirket-i Hayriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şirket-i Hayriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Mayıs 2026

İş Vapur'un Kahvesi

Herkesçe mâlumdur ki henüz Türkiye İş Bankası nezdinde Biz Üç Muz'un para adına Bir Türk Kuruşu bile hesabı namevcut olsa dâhi İş Vapur'un bir kütüphânesi ve küçük bir kahvehanesi mevcut.
 

Bu akşam en sonunda yetiştik ve en azından birer Dabıl Türk Kahvemsi gummilenmeği ve yanında da Dereotlu + Peynirli Poğaça yummilenmeği başardık.


Geldik gördük ki porselen fincan namevcud, İş Vapur sürekli Denizde sallandığı için Karton Bardakta servis yapabiliyorlar.


Mönüdeki ücretler ilerleyen zaman içerisinde değişebilir. Yasal İkazdır.
Burada yummilenmenin de gummilenmenin de mâliyeti öyle sanıldığı kadar pahlı değil, ücretleri birçok kahveci mekânına göre ucuz olmak var.


Fişte de temaşa eyleyebileceğiniz cihetle Yüzyetmişbeşmilyon Türk Lirasıcıklık bir masrafımız oldu kişi başı.
Burada bir de içinde kalın kalın kitapların bulunduğu bir Kütüphane olduğunu sanırım ilk geldiğimiz gün belirtmiştik.


Ön tarafında da İş Bankasının Vapur Şubesi olduğunu sanırım biliyorsunuz.
Güvenlik kuralları göz önünde olması gerektiği için Banka kısmının resm-i şerifini çekmedik.

03 Mayıs 2026

Büyükada Soğukluğu

Hafta sonlarında Büyükada yolu başka bir güzeldir, ama Yağmur olursa çekilecek dert değildir, Vaporu ayrı derttir İskeleleri apayrım derttir.


Büyükada genel olarak zamanın durduğu büyülü bir mıntıka gibidir, haritadaki döneminde neydiyse günümüzde de bazı şeyler değişmemiştir.
Bir zamanlar işleyen Akay vaporları günümüzde Şehir Hatları tarafından genel olarak yok sayılmakta, ama Şirket-i Hayriye sorumluluk sahası sınırlaması gereği Büyükada'ya tenezzüh haricinde gelemezdi.


İlk resimdeki haritanın günlerinden çıkıp günümüze geldiğimizde ilk gösterebileceğim şeylerden biri Bostancı iskelesinde atıl vaziyette bekleyen Deniz Otobüslerimiz, her ne kadar hiçbirinin mülkiyeti artık İstanbul Belediyesine ait değilse bile ulusal servetimiz inşallah çürümez.


Bugün yine Vaporuımuzda "Kaçak Yolcu" mevcut, ama onlar olmazlarsa Vapor yolculuğunun tadı bulunmaz.


Bugünkü sırada Gece Vaporu nöbeti İsmail Hakkı Durusu vaporumuzda, biz Büyükada'ya giderken Heybeliada'da sefer saatini bekliyordu.


Varış noktamız olan Büyükada'daki iskelede ise Peşabahçe ve Beşiktaş-1 vaporları sefer saatlarını bekliyorlardı.


Bizi buraya getiren ŞH-Kadıköy vaporumuz ise tabi ki Bostancı'ya geri dönüyordu.


Büyükada'nın sahil yolu bu hâliyle çok ama çok daha güzel, hâlkımız artıkım Deniz kenarında soluklanmak için uzun uzadıya yürümeyecek çok şükür.


Büyükada'nın simgesi olan Saat Kulesi ise her zaman olduğu gibi insanlara saatı yanlış söylüyor, yine bir saat ileride.


Akşam olduğunda Kahve Dünyası'da Filitre Kahvemizi yanında Damla Sakız Dondurma ile gummilenirken Heybeliada'da sefer saatini bekleyen İsmail Hakkı Durusu vaporumuz seferlerine başlamış ve Bostancı ile bağlantıyı sağlamağa başlamıştı.


Aslında hiçbirimiz son dönemlerin revaçtaki mesleği olan "İnfluencer" değiliz, ama Büyükada'daki yeni açılan Dolci Pastahanesini görünce içerisinde birkaç bir şeyler bakalım dedik.
Burayla ilgili bir değerlendirme yazısı iki saat sonra bu sayfalarda olacak.


Bütün gün yüzünü göstermetkten kaçınan Güneş en sonunda Bostancı'da kadrana girdi, Bostancı iskelesi ise Vaporluyken daha güzel bir manzara arz etti.
Bir hafta sonunda Büyükada turumuz ahanda böyle bitti.

15 Nisan 2026

İş Vapur

Son dönemlerde gerek Facebok gerekse İnstegram pilâtforumlarındaki Vaporla ilgili sayfalarda bahsedilen İş Vapur bir süredir Galataport'ta bulunan Paket Postahanesinin önünde hem Banka olarak hem de Kafe olarak ve de içerisinde Kalın Kalın Kitaplar da bulunan Kütüphânesiyle ziyaretçilerini bekliyor.


Bugün nasıl olduysa akşam saatlarında Biz Üç Muz birlikte gidip görmeği istedik, ziyadesiyle de memnun kaldık, ancak kapanma saatlarına denk geldiğimiz cihetle bir Türk Kahvemsi bile gummilenemedik.


Eski zamanın Şirket-i Hayriye'sinde ve devamında Şehir Hatları'nda bunun biçiminde birkaç adet Vapor vardı, ancak uzun yıllar önce emekli edilmişlerdi.


Bizim günümüzdeki sevgili gözbebeklerimizden Şehir Hatları ve bağlı olduğu Hâliç Tershanesi o eski güzel günlerin anısına bir benzerini inşa etmeği başarmış.


Umarız ve dileriz ki bu İş Vapur'un boyutlarında veya biraz daha uzunundan Şehir Hatları'na yolcu taşımak için birkaç adet Gemicik inşa edilerek sefere sokulur.


Olur da bir gün ziyaret etmek isterseniz İş Vapur her gün Onbir saatinden Yirmi saatine kadar Galataport'ta, Galataport Tophane'de, Tophane İstanbul'da, İstanbul da Türkiye'de bulunmakta.


Bu günümüz yapısı ama tarih kokan Gemicikte hem banka ile ilgili işlerinizi hâlledebilir, hem de kütüphanesindeki kalın kalın kitaplar arasında derslerinizi çalışabilir, hem de uykunuz geldiğinde Türk Kahvemsi gummilenerek uyanabilirsiniz.


Eğer burayı bulamazsanız Galataportun kapısındaki veya sahilinde gezen Güvenlik Görevlilerine sorabilirsiniz, size çok ziyadesiyle yardımcı olacaklardır.

04 Haziran 2025

Harem Seferleri

 Bugün günümüzden tam Doksandokuz yıl öncesine yani Bindokuzyüzyirmialtı Yılı'na gidiyoruz ve Harem iskelesinin tamiratının bittiğini öğrenebilmeğe çalışıyoruz.
Aynı zamanda Şehir Hatlarının geçmişini buradan başlattığı Şirket-i Hayriye de Galata Köprüsü'nden yeniden Harem'e vapor göndermeğe başlayacağını da ilân etmekte.


İşbu haberi alınca ben de hemen 57 numaralı Tarabya adlı olanını Harem'e yollayayım dedim,
İmdı avdet eyledik o günkü Akşam gazetesinde çıkan yazılara.

Harem İskelesi Yapıldı


Şirket-i Hayriye idaresi kışın fırtınada yıkılmış olan Harem iskelesini yeniden inşa ettirmiştir.
Yakında bu iskeleye vapurlar işlemeğe başlayacaklardır.


O zamanlar gayet tabi ki işbu seferler sadece sabah ve akşam saatlarında yapılacaktı, çünkü o mıntıkada yaşayan hâlk miktaı mahduttu, yani günümüzdeki gibi değildi tabi ki.
Aynı gün Akşam gaetesine bir de sefer ilânı vermişti.

İlan
Şirket-i Hayriye'den


Yeni inşa edilmiş olan Harem iskelesine Haziranın Beşinci Cuma Ertesi sabahından itibaren vapurlarımızın yanaşmağa başlayacakları ve atide gösterilen seferlerin icra edileceği ahali-i muhteremce mâlum olmak üzere ilân olunur.

Ayam-ı Adiye  S D  S D  S D  S D
Köprü'den --:--  7:55 17:45 18:30
Harem'den 6:55 8:10 18:00 18:45
Köprü'ye V.  7:10 8:30 18:20 19:05

Cuma Günleri  S D  S D
Köprü'den 8:30 17:30
Harem'den 8:45 17:45
Köprü'ye V. 9:05 18:05

Belirtmek isterim ki o yıllarda hafta tatili Cuma günleriydi.


Harem hattı günümüzde de faaldir, ama artık Arabalı Vapor çalışıyor.
Arabalının da hikâyesi ilginçtir, önce Kadıköy'e yollanan vaporlar bir zaman sonra Ankara Asfaltı'nın ya da E-5'in Harem'e gelmesiyle Arabalı iskelesi Harem'e getriliyor.

11 Eylül 2024

Yandan Çarklı Kahve Gummi

Bağzı zamanlarda midelerimiz değişik bir Kahve isteyebilir ama en faideli olanının Türk Kahvemsi olduğunu daha önceleri çeşitli seferler belirtmiş ve tavsiye etmişti ben.

Hayatı yakalamak istiyorsanız günu muhakkak sur'ette Türk Kahvemsi içmeden uğurlamayın.
Hem azıcık dinlence verir hem de rahatlamağa vesile olur.


Kahvenin özü neş'edir ama karşınızda sevdiğiniz biri olması hâlinde daha da sevinç kaynağı sağlar.
Dünya üzerinde bağzı kişiler Çaycı olsa bile birçok kişi de Kahvecidir tıpkı Biz Üç Muz gibi.


Eğer ki gittiğiniz mekânda Türk Kahvemsinin yanında Kaşık Çikolata Lokum gibi bağzı Ekıstıra Ürünler varsa ama bu ekıstıralara Sipâli ödemiyorsanız işte buna gerçek anlamda "Yandan Çarklı" derler ve bu yandan çarklı deyiminin bizim eski model Şirket-i Hayriye'nin ilk otuz vaporu ve Seyr-i Sefain'in ilk zamanlardaki vaporları ile alâkası bulunmamaktadır.


Madem o kadar güzelledik bu yazıyı bir de Vapor'daki Kahveyi ekleyelim tam olsun.

01 Ağustos 2024

Oradan Buradan Birazcık İstanbul

Bağzı zamanlar Şehr-İstanbul'un geçmişinde kalmış resimlerinden paylaşmak siz okuyucu kitlesini bilmeyiz ama Biz Üç Muz'un ziyadesiyle hoşuna gitmek var.


Bugün gezebilmek için dün ve önceki gün oldukça zor bir "Temizlik Günü" ifa eyledik Homelerimizde ki bütün akşam pestillerimiz vücûdlarımızdan dışarı çıktı.


Yolculuk sırasında giyeceğimiz kıyafetlerimizi Arçelik Merdahaneli Çamaşır Makinasıyla yıkadık, tabi banyoda başlayan yıkama işlemi salonda sona erdi çünkü makinemiz yıkarken Homumuzun içinde bolcanam geziyor.
Eklemeden geçemeyeceğim ki merdahanelinin yıkadığı efsahane çamaşırları günümüzün en gelişmiş öamaşır majinesi arsla merdahaneli kadar yıkayamaz.



Tabi yıkamadan önce bazı küçük söküklerimizi "Her Genç Kızın Rüyası Zetina Dikiş Makinası"mızla dikmeği isterdik ama mâlesef dikiş mâkinemizin markası Zetina değil Ayyıldız markalı ve tabi ji Türk malı.
Ne de olsa Biz Üç Muz'un okula gittiği zamanlarda "Tutum Yatırım Ve Türk Malları Haftası"nı canlı ve ilikleimize kadar yaşamış bir nesiliz, yeni nesil gibi "Embesil Nesil" değiliz çok şükür.
Yerli Malı Yurdumun Malı Herkes Onu Kullanmalı.


Bu kadar dikiş ve çamaşır tantanasından sonra ıslanan yerlerimizi "Simtel Süper Islak Kuru" Elektrik Süpürgesiyle temizleyebilmeğe muvaffak olduk.


Sabah olunca da yataklarımızdan kalktık ve Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninin durduğu bir istasyona doğru Homemizden çıktık.


İstasyona gelince her dürüst Türk vatandaşının yaptığı gibi kişeden biletlerimizi alıp yolculuk ücretini ödeyerek başka dürüst vatandaşların haklarına tecâvüz etmeden Biz Üç Muz'u Şehr-İstanbul'a götürecek olan bir sonraki Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Trenimizi beklemeğe başladık.


Neyse ki tekerlekleri bedavaya dönmeyen Devletimin Elektrikli Treni hem diğer yolcuları hem de Biz Üç Muz'u fazlama bekletmeden geliverdi, ne kadar güzel ki hemen bineceğiz ve çabucak Şehr-İstanbul'da olacağız.


Netekim birkaç dakika sonra Biz Üç Muz'u taşıyan Elektrikli Tren çatır çutur Şehr-İstanbul'un Yedikule tarafındaki surlarından içeri giriyor ve Yedikule'deki istasyonda duruyor.


Daha sonra Kumkapu'da bir başka tren karşımıza çıkıyor, özgün kırmızı renkli tombul yanaklı elma dudaklısından hem de.


Ancak güzergâhtaki istasyonlarda beklemelerinden olacak ki Biz Üç Muz arslinda Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninden bir an önce inerek Eyyam-ı Bahur günlerinde kendimizi bir Şehir Hatları Vaporuna bindirmeğe can atıyoruz.


Tabi bu esnada Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Treninden inince İstanbul Garının çıkış kapusundan çıkarken bilet toplayıcılara biletimizi vermezsek kallâvi bir ceza ödemek zorunluluğumuz olduğu cihetle dürüst yolcu olduğumuzu ispat edebilmeğe çalışıyoruz.


İstasyonun çıkışında biletlerimizi ibraz edip sokağa çıktığımızda karşımıza deneme maksatlı filo kodu olmayan bir adet 34 G 060 plâkalı İkarus Z80 modeli körüklü otobüs çıkıyor ama son durağı Eminönü olduğu için binmiyoruz tabi ki, çünkü bir durak için bir bilet feda edilmez, otobüs binildi miydi şöyle en az Üçbin Metre yol gidilmeli ki attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değsin denilir.


Biz ise Tcdd'nin en yaşlı lokomotifi olan son zamanlarını Adana'da geçiren 1871 model Karaaslan lâkaplı Krupp markalı lokomotifin önünde Vaporumuzun hareket saatine kadar zaman geçirebilmeğe çalışıyoruz.


Bu belge de İstanbul Garının simgeleşmiş lokomotifinin emeklilik haberi ve pilâketi olmak var, çünkü zamanında Hürriyet gazetesine çıkmış.


Bizim bugünkü gezimizin payına Şirket-i Hayriye'den kalma 59 numaralı Kamer vaporumuz düştü, bakalım nerelere gideceğiz ve nelerle karşılaşacağız?
Tabi aynen Devletimin Tekerlekleri Bedavaya Dönmeyen Elektrikli Banliyö Trenlerimizde olduğu gibi Devletimin Pervahaneleri Bedavaya Dönmeyen Vaporlarına da binebilmek için Bilet adı verilen bir karton parçasını ücretini ödeyerek dürüst vatandaşlar gibi biniyoruz.


İlk olarak vaporumuz Beşiktaş iskelesine geliyor, orada da Şirket-i Hayriye'nin 52 baca numaralı Şihap vaporu iskelenin yan tarafında beklemeteydi.


Biz hareket ettikten sonra Şirket-i Hayriye'den Akay'a geçerken 69 numarasını kaybeden ve Hüseyin Haki olan ism-i şerifi Göztepe olarak değişen ve geri geldiğinde en azından kurtarabilmesini istediğimiz ama Şirket-i Hayriye'nin fiilen mevcut olmadığı cihetle Türkiye Denizcilik İşletmelerinin yeni vaporlara numara vermemesi yüzünden geri de alamayan Göztepe vaporumuz yanaşıverdi.


Sıradaki iskelemiz olan Ortaköy'e geldiğimizde Şirket-i Hayriye'den son seferde kalan 68 baca numaralı efsahanevi Güzelhisar vaporumuz yanaşmış ve sefer saatini bekliyordu.
Güzelhisar'ın hayatı ne yazık ki çok acı şekilde bitmiştir, ıskat olduktan sonra yıllar boyunca müze mi gezi mi yoksa çay bahçesi mi yapmalı diye tartışmalar çok uzamıştı, sonunda Koç Müzesi aldı, Tuzla'daki tershanesine götürdü, ama orada sadece "Otuzbeşmlyar Türk Lirasıcık" gibi komik bir paraya hurdacılara satıldı.


İşin ilgi çekici tarafı ise Güzelhisar vaporumuz Lloyd ve Marine Traffic kayıtlarında hâlâ mevcut görünmektedir.
Buradaki resm-i şerif bir parentezdi, bir gün anlatırız konuyu.


Sıradaki iskelemiz olan Arnavutköy'e gelince bu sefer Şirket-i Hayriye'nin 64 baca numaralı Küçüksu vaporumuz iskelede sefer saatini bekliyordu.
Bahsedilen zaman Boğaz hattında seferlerin azaltılmağa başlandığı yıllar, gerçi hâlâ Vapor gidip geliyor ama o ilk şatafatlı yıllar gerilerde kalmağa başlamış.
Sırf bu yüzden her bir iskelede başkaca bir vapor seferinin saatini bekliyordu.


Ancak bir sonraki iskelemiz olan Bebek'e geldiğimizde vaziyet-i umumiye biraz değişiklik gösterdi çünkü boştu.
Bizim içinde bulunduğumuz Vaporumuz buradan sonra Anadolu Yakasına geçecek.


Eski norminâl şerait olsaydı Biz Üç Muz'un bu gördüğünüz yer olan Anadolu Hisarı'da inmemiz gerekmekteydi, çünkü Boğaz tarafında Anadolu Hisarı bir Kıt'a'ydı  bir zamanlar, yani vaporla Galata Köprüsü ve Beşiktaş ve Üsküdar'dan binildiğinde Rumeli Hisarı ve Anadolu Hisarı sonrasındaki skelelere gidebilmek için Yirmibeş Kuruş daha lâzımdı.
Bu sefer şartlar değişti, Kıt'a'yı Kanlıca ve Emirgân'a taşıdılar.


Kanlıca'ya geldiğimizde iskelede Şirket-i Hayriye'nin 63 baca numaralı Sütlüce vaporumuz vardı ama biz geldiğimizde Beykoz yönüne doğru hareket etti gitti.


Bizler ise bir cemâatle hiçbir ilgisi olmayan Tarihi İsmail Ağa Kahvesi'nde Üç Muz olarak Mahâlle-i Kanlıca'nın bir zamanlar gerçekten meşhur ve Lezzoni olan Yoğurdunu yummileneceğiz ve Türk Kahvemsilerimizi gummilenirken hem Günün Batımını hem de Kanlıca İskelesine gelen giden deniz taşıtlarını seyredeceğiz.


O yıllarda işbu Kanlıca Yoğurtlarından Vaporlarda da satarlardı, dahası Boğaziçi Özel Gezi Seferinde Kanlıca İskelesinden gidişte ve dönüşte görevliler biner ve işbu yoğurtlar için turistlerden kallâvi bir Mangır veya Sipâli kazanırlardı.


Elbette ki gün Türk Kahvemsi gummilenilmeden bitirilmez, Kahvesiz geçen bir gün yaşanmamış bir gün olarak tarihin ve geçmişin tozlu sergenlerinde yerini almak zorunda kalır.


Hadise-i şerif sadece Kahve gummilenmekle sınırlı değil, ara sıra çevrede değişik bir şeyler de görmek gerekir, örnek olarak yolun karşısına geçerek biraz resim çekmek gibi.


İskelesine artıkım o cahanım Şirket-i Hayriye Vaporlarından hiçbiri gelmiyorsa veya o eski güzel insanlar o güzel atlarına binip gittilerse bile Boğaziçi ve semtlerinin eski günlerini yaşayan bilen vatandaşlarımızın sayesinde hââ bir yerlerde gizlenen geçmişin güzel günleri bizlere o eşsiz hayatlarını anlatabiliyorlar.
O yıllarda da bugün gibi kötü tarafları yok muydu?
Elbette vardı, belki günümüzdekinden daha da fazla bile olabilirdi.
Ama yine de hırsızın bile az biraz vicdanı vardı, şimdiki gibi elini vatandaşı ceplerinin derinliklerine sokmazlardı.


Burada temaşa ettiğiniz Birmilyon Türk Lirasının günümüzde hiçbir değeri yok, yirmi yıl önce Bir sayısının arkasındaki altı adet Sıfırın üstleri çizildi ve Kuruş kavramı geri geldi.
Aradan geçen zaman zarfında artıkım Kuruş para etmemesi bir şey değil Bir Yeni Türk Lirası ile bile hiçbir şey alınamıyor.
Oysa bu altı sıfırı atılmış para ilk tedâvüle çıktığında Bir Amerika Birleşik Devletleri Doları alınabiliyordu ve üzerie de Dört Yeni Türk Kuruşu artıyordu.


İşbu temaşa ettiğiniz Bir Yeni Türk Lirası bir mezat sayfasında İkiyüzdoksandokuzmilyon Türk Lirasıcık'a satılıyor.
Ya bir de Üçyüzmilyon Türk Lirası olsaydı nasıl alacaktı biz?


Ahanda bunu da buyurun paramızın arkası ve seri numarası da eşgâl numaraymış.


Herkes yukarıdaki manzumeyi güldürü aracı sandı ama hayat şartları o yıllarda da böyleydi, imdı daha da kötü oldu, bir yerden bir yere gezmenin mâliyeti de çok yükseldi.
Hele bir yerde bir şey yummilenmek veya gummilenmek iyicenem ücretlerini uçurdu.


Bizler ise Üç Muz olarak akşam olduğu cihetle Kanlıca'ya gelen bir deniz taşıtıyla ayrılmağa karar veriyoruz, çünkü yol üzerinde zerzavatçılarla buluşmamız mevcut olduğu ortaya çıkmak var.


Dönüş yolunda Kândilli'deki meşhur Saip Molla Yalısının önünden o kadar yakın mesafe geçiyoruz ki eski zamanlarda bayrak sallayan görevlimizi anmamak olmazdı.


Burası var ya İstanbul Boğazının en kör noktasıdır, üstelik de ters akıntının çok şiddetli olduğu bir yerdir, tıpkı Arnavutköy'deki Akıntıburnu gibi serttir.
Kandilli'den kalkan vaporla Vaniköy'den gelen vapor burada biririni göremezdi, sırf bu yüzden Şirket-i Hayriye zamanında elinde bayrak sallayan bir yetkili olurdu burada.
Tıpkı günümüzün trafik polisleri gibiydi.


Biz bu akşam Homemize dönerken Çengelköy'den birazcık Hıyar adlı zepsemizi biraz Sipâli ödeyip alacağız.
Tabi yukarıda bahsettiğim tıkırında olan ekomonimizi göz önünde bulundurarak.


Her ne olursa olsun Çengelköy'ün Hıyarı yine de lezzetli ve nefistir diye düşünüyoruz, ne de olsa Şehr-İstanbul'un tescilli ürünlerinden olmak vardır kendileri.


İşbu resm-i şerifimizde de Boğaziçi Köprüsü ve Lezzoni bir Gün Batımını temaşa etmektesiniz, Çengelköy'deki en güzel manzara-i nefise ahanda bu olmak vardır.


Ve işte gün akşam oldu Güneş battı, Kanlıca'ya giderken Ortaköy iskelesinde sefer saatini bekleyen Güzelhisar vaporumuz Biz Üç Muz'u Köprü'ye götürecek.


Çengelköy iskelesinden içei girerken yine her dürüst Türk vatandaşının yapmak zorunda olduğu biletlerimizi alıp biniş ücretimizi ödeyerek Şirket-i Hayriye'nin 68 baca numaralı Güzelhisar vaporumuza binerek yerlerimize oturabilmeğe çalışıyoruz.


Arslinda keşke Üsküdar'da inebilecek kadar zamanımız olsaydı diye düşündük gelirken ama zaman ve saat çok geç kalmıştı.
Üsküdar seferini bir başka gün yapabilmeği dileyerek Şehr-İstanbul'a geri dönüyoruz.


Güzelhisar vaporumuz Galata Köprüsüne öyle bir yanaştı ki arkadan çıkardığı burgaçların köprüyü yıkabilceğini sandı ben bir anda.
Her ne kadar vaporlarımızın pervahaneleri oldukça güçlü olsa bile Galata Köprüsü üzerine vapor yanaşabilecek şekilde inşa edildi.


Bizler ise Homemize dönmek için yine İstanbul Garına yürüdük, her zamanki giibi biletlerimizi alacağız ve her dürüst Türk vatandaşı gibi ücretimizi ödeyip Devletimin Elektrikli Banliyö Trenimizin tekerleklerinin bedavaya dönmemesine katkıda bulunacağız ki trenimiz her zaman işletilebilsin.


Yine trenden her gün olduğu gibi indik, imdı Homemize gideceğiz ki az biraz uyuyabilelim ve Çengelköy'den getirdiğimiz Hıyarları temizleyebilelim.


Son olarak günü bitirirken gummilendiğimiz Filitre ve Damla Sakızlı Türk Kahvemsileri de paylaşmam lâzım sizlerle.


Bakalım yarın neler göreceğiz duyacağız söyleyeceğiz?