Zamanlar geçiyor gidiyor ama geçen zamanın elinden tutamıyoruz.
Henüz iki güncük önce koskoca İkibinyirmidört yılını hiç bitmeyen zamcıklarıyla ve yaşanmışlıklarıyla birlikte geride bıraktık.
Geçen yıl boyunca Asgari Ücret yani bir çalışanın alması gereken en az maaş Onyedimilyarikimilyon Türk Lirasıcık olarak uygulandı.
Ancak geçen yılki yazımı okuyanlar o günden beridir Doların Altının ücretlerini de hatırlıyorlardır.
Köprünün altından akan sular o günkü döviz cinsinden alınabilecek miktarı düşürdü, önce bunları bir hesaplayalım:
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 17.002 ÷ 35,33 = 481,23
Avrupa Birliği Eurosu : 17.002 ÷ 36,43 = 466,70
İsviçre Frankı : 17.002 ÷ 38,90 = 437,06
İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 44,00 = 386,40
Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 114,25 = 148,81
Has Altın : 17.002 ÷ 3.042 = 5,58
İlk sayılar İkibinyirmidört yılının Asgari Ücreti, ikinci sayılar İki Ocak İkibinyirmibeş günü Dövizin Ücreti, sonucu ise Alınabilen Döviz Miktarıdır.
Artık iki gündür içinde bulunduğumuz İkibinyirmibeş yılında uygulanacak olan YirmikimilyarYüzdörtmilyonAltıyüzyetmişbin Türk Lirasıcıklık veya kafanız karışmasın diye günümüz dilinden yazayım YirmiikibinYüzdört Yeni Türk Lirasıcıklık yeni ve güncel Asgari Ücret tutarındaki maaşlarımız bizim ceplerimize ancak Ocak sonunda gireceği için günümüzdeki güncel maaşlarımız karşılığında en fazla yukarıda belirttiğim miktarlarda yatırım yapabileceğiz.
Ancak yine de güncel döviz kurlarından yeni Asgari Ücretin karşılığını hesaplayalım.
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 22.104 ÷ 35,33 = 625,64
Avrupa Birliği Eurosu : 22.104 ÷ 36,43 = 606,75
İsviçre Frankı : 22.104 ÷ 38,90 = 568,22
İngiltere Sterlini : 22.104 ÷ 44,00 = 502,36
Kuveyt Dinarı : 22.104 ÷ 114,25 = 193,47
Has Altın : 22.104 ÷ 3.042 = 7,26
İlk sayılar İkibinyirmibeş yılının başında açıklanan Asgari Ücreti, ikinci sayılar İki Ocak İkibinyirmibeş günündeki Dövizin Ücreti, sonucu ise Alınabilen Döviz Miktarıdır.
Şekilde de görüldüğü gibi yeni Asgari Ücretimiz bu işlemlerdeki değerler ediyor.
Geçen yılın başındaki değerleri görmek isterseniz onların da çözümü burada, geçtiğimiz yıl yazmıştım bunu, Aybaşı Geldi Çattı Volüm Üç başlıklı yazımdan okuyabilirsiniz..
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 17.002 ÷ 29.73 = 571.97
Avrupa Birliği Eurosu : 17.002 ÷ 32.65 = 520.73
İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 35.20 = 483.00
İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 37.95 = 448.00
Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 95.00 = 178.96
Has Altın : 17.002 ÷ 2.056,00 = 8.28
İlk sayılar İkibinyirmidört yılının başında açıklanan Asgari Ücreti, ikinci sayılar İki Ocak İkibinyirmidört günündeki Dövizin Ücreti, sonucu ise Alınabilen Döviz Miktarıdır.
Tabelâ ise aşağıdadır:
Aradaki farkları da hesaplayalım, önce geçen yılın Asgari Ücretiyle oluşan kurdaki farklar geliyor huzurlarınıza.
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 625,64 - 571,97 = 53,67
Avrupa Birliği Eurosu : 606,75 - 520,73 = 86,02
İsviçre Frangı : 568,22 - 483,00 = 85,22
İngiltere Sterlini : 502,36 - 448 = 54,36
Kuveyt Dinarı : 193,47 - 178,96 = 14,51
Has Altın : 7,26 - 8,28 = -1,02 (Ekside)
İlk sayılar İkibinyirmibeş yılının başında henüz ceplerimize girmeyen İkibinyirmibeş yılının Asgari Ücreti karşılığı alınabilinen Döviz, ikinci sayılar İkibinyirmidört yılının başında İkibinyirmidört yılının Asgari Ücreti karşılığı alınabilinen Döviz, sonucu ise arasındaki farktır.
Buradaki işlemlerle de temaşa edileeği üzere Dövizlere karşı artan bir Asgari Ücretimiz olmsına rağmen Altına karşı eksilen bir seviyede bulunmakta.
Yani geçen yılın başındakinden 1,02 Gram eksik Has Altın alabiliyoruz.
Son bir yıldaki farklar nasıl mı oldu? Ahanda onun işlemleri de burada:
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 571,97 - 481,23 = 90,74
Avrua Birliği Eurosu : 520,73 - 466,70 = 54,03
İsviçre Frangı : 483,00 - 437,06 = 45,94
İngiltere Sterlini : 448,00 - 386,40 = 61,60
Kuveyt Dinarı : 178,96 - 148,81 = 30,15
Has Altın : 8,28 - 5,58 = 2,70
İlk sayılar İkibinyirmidört yılının başında açıklanan Asgari Ücretle İki Ocak İkibinyirmidört günü alınabilen Döviz miktarını, ikinci sayılar İkibinyirmidört yılının başında açıklanan Asgari Ücretle İki Ocak İkibinyirmibeş günü alınabilen Döviz miktarını, sonucu ise İkibninyirmidört yılı boyunca oluşan farklardır.
Yani geçen yılın aynı gününün aynı miktarındaki dövizi alabilmek için ekıstıradan ilâve edilmesi lâzım gereken farktır.
İşbu farkları Yeni Türk Lirasına çevirecek olursak:
Amerika Birleşik Devletleri Doları : 90,74 x 35,33 = 3.205,85
Avrupa Birliği Eurosu : 54,03 x 36,43 = 1.968,32
İsviçre Frangı : 45,94 x 38,90 = 1.787,06
İngiltere Sterlini : 61,60 x 44,00 = 2.710,40
Kuveyt Dinarı : 30,15 x 114,25 = 3.444,64
Has Altın : 2,70 x 3.042 = 8.213,40
İlk sayılar İkibinyirmidört yılı boyunca oluşan eksilme farkları, ikinci sayılar İki Ocak İkibinyirmibeş günkü Döviz Ücretleri, sonuçlar ise İkibinyirmidört yılında ceplerimizden eksilen Dövizin miktarının yeniden yerine konması sürecinde ödenmesi gereken farklardır.
İkibinyirmibeş yılının ilk Asgari Ücreti en erken Otuzbir Ocak İkibinyirmibeş günü cüzdanımıza girebileceği cihetle son işlemi çok dikkâte almayabilirsiniz.
Çünkü yaşanmış bir tecrübeye göre Tıkırında işlemeğe devam eden Ekomoniler dâhilinde her gün Dövizin ücretleri Piyasa ortamında değişkenlik gösterebilme yeteneğine sahiptir.
Bizler burada sürekli Sipâlinin vaziyet-i umumiyesinden bahsediyoruz ama Asgari Ücretle hayatlarını sürdürmek zorunda olan insanlar mevcut, işbu ücretlerle bırakın para biriktirmeyi ayın sonunu getirebilenler kendilerini çok şanslı saymalılar.
Günümüzün tıkırında olan ekomonisinin akşamları ek iş yapmağı gerektirecek hâlde olduğunu da belirtmek gerek.
Bundan yıllar önce Aybaşı'nın gelip çattığını ve memurda şafağın attığını yazmıştı ben.
Aradan geçen dörtbuçuk yıllık zaman zarfında olan bağzı değişimleri ve benzerlikleri yazmamın zamanı geldi de geçiyor bile.
Ayın başlarında banka hesaplarımıza yatmış olan bir önceki aya ait maaşlarımızın henüz ceplerimize girmediğini belirterek yazıma başlıyorum.
Aradan geçen koskocaman dört yıl boyunca hayatlarımızda değişmeyen tek şey bu.
Hesaplarımıza yatan maaşlarımızın miktarı kaç Türk Lirası olursa olsun henüz ayın onuncu günü geldiğinde hiçbir kuruşu bizimle birlikte kalmıyor.
Arslinda o da kalmak istiyor ama mâlesef bizimle birlikte kalabilmesne izin verilmiyor.
Bundan çok değil sadece ve sadece BİN GÜN kadar önce Onaltı Kasım İkibinyirmibir günü tüm kısıtlamalara rağmen Amerika Doları'nın On Yeni Türk Lirası olma sınırını geçmişti.
Dolar tabi o günden bu güne aynı seviyede kalamadı, günümüzde o günkü değerinin üçbuçuk misline yakın seviyeye avdet eylediğini dövüz piyasasını takip edenler bilirler.
Ancak biz yine de hâlkta para olmadığına dair yaptıkları edebiyata pek inanmıyoruz, çünkü ne zaman sokaklarda gezmeğe çıksak yolların her tarafı Tomofil dolu ve bu otomobiller suyla çalışmıyorlar.
Çoğunluğunun deposuna yerleştirilen Benzin ve Mazot adlı yakıtla çalışıyorlar.
Bunların kayıtlarını tutmak Biz Üç Muz'un görevleri arasında olmadığı cihetle şuraya ücretlerii inceleyebileceğiniz bir "Bağlantı" bırakıyorum, artık tıklayabilirsiniz.
İşbu resm-i şerifte de temaşa edebileceğiniz üzere trafik Allah-u Te'âlâ'nın her günü tıkalı vaziyette ve işbu tıkanıklık Yeditepe Üniversitesi'nde görevli bilimadamlarının "Buradaki" araştırmasına göre Yüzaltmışsekiz saatlik bir haftamızın Otuzüç saatlık kısmını yollarda perişân olarak geçirmemizi sağlıyor.
Ya da araştırmanın sonucunu onların bize anlattığı dilden yazayım:
Ayda altı günümüz trafikte geçiyor.
Bizler artıkım gıdalı beslenmeği unuttuk, sadece karınlarımızı doyurabilmeğe çalışıyoruz.
Hadi bu ay neyse diyeceğiz ama Ekim-i Şerif Ayı geldiğinde havalar son bir Pastırma Yazı sonrasında soğumağa başladığında Doğalgaz ve Elektrik kullanmak zorundayız ve geçtiğmiz ay içinde bunlara şöyle güzel bir zamcık yapıldı ama asgari ücrete dokunulmadı.
İşbu şerait dâhilinde azami çalıarak cebimize giren asgari ücretin bizimle kalması mümkün müdür sizce?
Çünkü bilinmeyen yerlerdeki Üçüncü Dünya Ekomonileri her zaman Tıkırında işlemeğe ve çarkları sağlam döndürmeğe muktedirdirler.
İmdı nüsahâde buyuran herkese içinde bulunduğumuz İkibinyirmidört Yılının ilk iş günündeki Kapalıçarşı'daki döziz ücretlerini arz etmek isteriz:
Hemen belirteyim Yılbaşından itibaren tahakkuk ettirilecek lan asgari ücret her ne kadar bir ay sonra ceplerimize Sipâli olarak girmesine rağmen Biz Üç Muz olarak o günkü kurlar üzerinden değerini hesaplayalım:
Asgari ücretimiz içinde bulunduğumuz İkibinyirmidört yılında Onyedimilyarikimilyon olarak belirlendi ve gelecek yıla kadar dokunulmayacağı açıklandığını bilginize arz ederiz.
Paranın gerçek değeri her zaman Has Altın üzerinden hesaplanır, bu itibarla asgari ücretle Sekiz gram Yirmisekiz santigram (8.28) has altın alınabiliyordu o günü.
Ancak hâlkımız Amerika Birleşik Devletleri Dolarını üstün tuttuğu cihetle o günü Beşyüzyetmişbir Dolar Doksanyedi Sent (571.97) yapıyordu.
Hâlkımız sepetine Avrupa Ekomonik Topluluğu Eurosu da eklediği için onun da karşılığı Beşyüzyirmisekiz Euro Yetmişüç Sent (528.73) yapıyor.
Dünyanın en pahlı parası Kuveyt Dinarı'dır, oradan da hesaplarsak Yüzyetmişsekiz Dinar (178) yaptı mı?
Tüm fotbolseverler bilirler ki Uefa'nın ve Fifa'nın para birimi artıkım sadece İsviçre'de kalan Frank'tır, ona da uygularsak Dörtyüzseksenüç İsviçre Frangı (483) yapar.
Hadi bir de içimizdeki incilazları da memnun edelim, Dörtyüzkırksekiz İngiltere Sterlini (448) yaptı.
Amerika Doları : 17.002 ÷ 29.73 = 571.97 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 32.65 = 528.73 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 35.20 = 483.00 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 37.95 = 448.00 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 95.00 = 178.00 Has Altın : 17.002 ÷ 2.056,50 = 8.28
Yukarıdaki yazılı sayılardan kafanız bulanmasın diye bir de tablo ve matematik olarak anlattık.
İşbu sayıları aklınızda iyi tutun, çünkü yazının yayınlandığı gün yeniden karşımız çıkacak.
İmdı avdet eyleyelim Asgari Ücreti ceplerimize girdiği güne ve o günkü değerlerine:
Dolar olsa Beşyüzaltmış dolar Otuzsekiz sent (560.38), Euro olsa Beşyüzondokuz euro Altmışiki sent (519.62), Sterlin olsa Dörtyüzkırkbir sterlin Altmışbir şilin (441.61), Dinar olsa Yüzyyetmişyedi dinar Altmış kuruş (177.60) olarak değerinden düştü değil mi?
Ama merak etmeyin, altın alsanız Sekiz gram Yirmidokuz santigram (8.29) veya Frank üzerinden Dörtyüzseksenbeş frank Yedi santim (485.07) alabiliyorsunuz, yani Askari Ücret bu iki para birimine karşı değer kazanmış bir aylık zaman zarfında.
Amerika Doları : 17.002 ÷ 30.34 = 560.38 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 32.72 = 519.62 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 35.05 = 485.07 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 38.50 = 441.61 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 98.50 = 177.60 Has Altın : 17.002 ÷ 2.050,00 = 8.29
Artışlarla düşüşlerle bir dönemdi bunlar.
Gelelim günümüze, yani zurnanın artık zırtladığı yere.
Bugün aynı yerden aynı dövizciden çekilen işbu resm-i şerifteki ücret tabelâsında da görülmektedir ki Yeni Türk Lirası değerini kaybetmeğe devam etmekte ve alım gücü iyicenem düşmekte.
Asgari ücretin bugünkü değeri ahanda burada.
Eğer bugün Dolar alırsak Beşyüz dolar Otuzbeş sent (500.35)
Euro alırsak Dörtyüzelliüç euro Otuzsekiz sent (453.38)
Frank alsak Dörtyüzyirmialtı frank Onbir santim (426.11)
Amerika Doları : 17.002 ÷ 33.98 = 500.35 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 37.50 = 453.38 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 39.90 = 426.11 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 44.55 = 381.63 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 110.50 = 153.86 Has Altın : 17.002 ÷ 2.802,00 = 6.06
Ama işbu aldıklarımız Binde İki oranında vergiye tabi olduklarından vergiyi de üzerine eklememiz gerekiyor, bu da Asgari Ücretten zarar etmemize veya alacağımız miktardaki dövizden daha düşük miktarı alabilmemize sebep oluyor.
İmdı avdet edelim en güvenli liman olan Altına, Asgari Ücret ile bugün Altı gram Altı santim (6.06) Has Altın alabiliyoruz, yani bir Cümhûriyet Altını bile etmiyor Asgari Ücretin günümüzdeki gerçek değeri.
Farklarını da hesaplayalım:
Amerika Doları : 561.97 - 500.35 = 61.62
Avrupa Eurosu : 528.73 - 453.38 = 75.35
İsviçre Frangı : 483.00 - 426.11 = 56.89
İngiltere Sterlini : 448.00 - 381.63 = 66.37
Kuveyt Dinarı : 178.00 - 153.86 = 24.14
Has Altın : 8.28 - 6.06 = 2.22
Bu yılki Asgari Ücret uygulanmağa başladığı günden bu yana bugüne kadar eridiği değerden bahsettik, imdı Yılbaşı'daki döviz miktarlarını günümüzde alabilmek için kaç Türk Lirasıcık ödememiz gerektiğini de hesaplayalım:
Amerika Doları : 561.97 x 33.98 = 19.095,74
Avrupa Eurosu : 528.73 x 37.50 = 19.827,37
İsviçre Frangı : 483.00 x 39.90 = 19.271,70
İngiltere Sterlini : 448.00 x 44.55 = 19.958,40
Kuveyt Dinarı : 178.00 x 110.50 = 19.669,00
Has Altın : 8.28 x 2.802,00 = 23.200,56
Hesaplarımızı temaşa ettikten sonra Yeni Türk Lirası da sürekli değer kaybetmekte ve Eski Türk Lirasını yani Milyonların konuşulduğu dönemi aratmamakta, tabi günümüzdeki Türk Lirasının arkasına altı adet sıfır rakamını ekleyince İkibindört öncesi kullandığımız parayı bulacağız.
Son tablomuzda da eğer yukarıda saydığımız dövizlere yatırdığımızda aradaki ücret farklarını yazalım tam olsun.
Amerika Doları : 19.095,74 - 17.002 = 2.093,74
Avrupa Eurosu : 19.827,37 - 17.002 = 2.825,37
İsviçre Frangı : 19.271,70 - 17.002 = 2.269,70
İngiltere Sterlini : 19.958,40 - 17.002 = 2.956,40
Kuveyt Dinarı : 19.669,00 - 17.002 = 2.667,00
Has Altın : 23.200,56 - 17.002 = 6.198,56
Temaşa edilebildiği üzere Askeri Ücret olmayan Asgari Ücret olan her ay sonunda ceplerimize giren ücretten bugüne kadar yukarıda behsettiğim değerler kadar erimiş.
İşbu beyiti hepimiz hatırlarız, rahmetlinin kırk yıl önce söylediği beyitleri o günlerde de yaşıyorduk, günümüzde de yaşıyoruz.
Tek farkla, yirmi yıl önce paralarımızdan altı adet sıfır atıldı. O dönemde en büyük paramız olan Onbin Türk Lirası günümüzde oldu en küçük paramız olan Bir Yeni Türk Kuruşu.
O bir kuruş da günümüzde hiçbir geçerliliği olmayan ama hesapları dolduran ve ileriki zamanlarda Bir Türk Kuruşuluk Borç yüzünden başlarımızı belâya sokan bir varlık oldu.
Gerçekten dediğimiz gibi Aybaşı geldi çattı, Memur'da şafak attı. Nasıl geçeriz çarşıdan kasaba manava yakalanmadan?
Çünkü denizde yüzüyor boy boy odun ve evde ne şeker kaldı ne de un. Yakamozu yaslamış denize Dolunay, şinanay yavrum şinanay. Böyle giderse pahalılık vay vay vay, kafada ne tahta kalacak ne de yay.
Günün Şarkısı
Hiç sorulur mu? Tabi ki Şiki Şiki Baba, rahmetli Durmuş Çiğdem'in sesinden.
Aha da buraya videosunu da bıraktım anadın mı, isteyen dinlesin.
Gerçi son zamanlarda bu şarkının bir sürü kavırı yapıldı ama yapılan kavırların hepsi güzelim şarkının içine sıçmış.
Sanırım birkaç gün önce Cadde-i İstiklâl'de otuzdört yıldan beridir işlemekte olan Özgün Tramvaylarımızın değiştirileceğini yazmıştı ben.
İmdı birkaç saat önce haber aldık ki Beyoğlu Belediyesi ya da eski zaman insanlarının deyimiyle Altıncı Daire-i Belediyye aslinda doğru ama yanlış olup olmadığı tartışılan bir kararla Cadde-i İstiklâl'in mevcut binalarının ön cephelerinin düzenlenmesi gerektiğini esnafa tebliğ etmiş.
İşbu düzenleme ve güzelleştirmenin ifa edilebiilmesi için de Cadde-i İstiklâl'e büyük vinçlerin girmesi gerekiyormuş ve vinçlerin yüksekliği Özgün Tramvaylarımızın kullandığı elektrik tellerinden daha yüksekmiş.
Gezmek isteyenler rahat etmeliymiş çünkü tüm çalışmalar geceleri yapılacakmış.
Çalışmalar tamamlandıktan sonra ise teller yerine konularak Bindokuzyüzondört model Tramvaylarımızın geri dönüşü sağlanacakmış.
Şimdilerde çakma ve şişman olandan bir adet daha yapılıyormuş, bitince teller sökülmeğe başlanacakmış.
Ne diyelim değişim şart olsa bile her değişim güzel değildir.
Bizler okuldayken işemenin sadece böbreklerde biriken yemek artıklarının atılmasını sağladığını öğrenmiştik, üstelik sadece ilkokul ortaokulda değil ta lisede bile biyoloji dersinin müfredatında böyle yazardı kitaplarda.
Ben ünüversüteye gitmedim ama Allah-u Te'âlâ bilir ünüversütedeki kaln kalın tıp kitaplarında da böyle yazdığına çok eminim.
Ancak geçtiğimiz hafta sonu tuhaf bir şekilde Çiş yapmanın Ayfon başta olmak üzere akıllı telefonları şarz ettiğine dair bir paylaşım buldum.
Nereli olduğu bilinmeyen ama çok çalışkan oldukları belli araştırmacılar ilk defa idrarın bir akıllı telefonu şarj etmek için kullanılabileceğini kanıtladılar ve deneme tahtası olarak kullanılan telefon bir duş alma süresinde yaklaşık üç saat telefon görüşmesi yapabilecek kadar şarj oldu.
Bakteriler idrar içindeki kimyasalları parçaladıktan sonra enerjiyi elektriğe dönüştürülebilen elektronlar hâline getiriyor.
Bu habere pek inanamadı ben ama eğer essahtan doğruysa telefonlara kuvvet vermenin tek kaynağının elektrik olmayacağı günler geliyor demektir.
Yine yeni yeniden bir elektrik kesintisiyle karşı karşıyayız.
Sözüm meclisten dışarı ama Boğaziçi Elektrik bizim bulunduğumuz çevrede oldukça kapsamlı bir bakım düzenledi, tabi mecburen kuvve-i elektriyyeyi kesmek zorunda kaldı.
Hepimizin bildiği gibi Japonya tam bir deprem ülkesidir, tıpkı Türkiye Cümhûriyeti gibi ama Japonya'daki depremler Türkiye'de olsa taş üstünde taş kalmayacağı konusu ayrı, çünkü bizim buradaki depremlerin çoğu genel olarak 3.0'ın üstüne pek çıkmaz.
Bu dediğime inanmayan Kândilli Rasathânesinin günlük raporuna bakabilir, adresi ise ahanda buradadır. Her gün 3.0 ve altında birçok deprem olmaktadır ama bu aralar Girit ve çevresinde deprem bakımından biraz fazla hareketlilik mevcut, ortalaması 4.0'ı bulmak üzere olduğunu belirteyim.
Ancak ben bu sefer memleketimizden oldukça uzak ama kâlplerimize o kadar yakın olan Japonya'dan bir haber getirdim sizlere.
Biraz önce merkez üssü Minamisoma olan 7.3 şiddetinde bir deprem vukua avdet eyledi, zelzele esnasında çekilen videolar olayın boyutunu anlatabilecek vaziyette, ancak genel olarak oranın halkı böylesi depremlere alışkın olduğunu söyleyebilirim.
İlk görüntülerimiz yolda seyir hâlinde olan bir motorsikletli vatandaşın tepe kamerasından kaydedilmiş, yolda giderken aniden elektriklerin kesilmesi anını kaydetmiş.
Bir başka videoda bomboş Metroda yolculuk eden vatandaş bir şeyler kaydetmiş.
Bir genel kamera ya da Mobese kamerası da şehrin içinden bir şeyler kaydetmiş, sonradan bağladığı havalimanı görüntüsü sarsıntının boyutunu daha bir gözler önüne sermekte.
Bir başka kuruluşun paylaştığı videoda havalimanı görüntülerinin devamı da var.
Biraz da hâlkın arasına girelim ve evlerden birine konuk olalım ve de soralım:
Böyle bir zelzele İstanbul'da olsa hayatta kalabilir miydik?
Kaldı ki bir kaynakta okuduğum kehânette onbir gün sonra belki çok daha şiddetli bir deprem meydana geleceğini söylüyor İstanbul'da, ne yapalım ki korkunun ecele faydası bulunmuyor.
Bundan yıllar önce merkez üssü Gölcük olan depremi hatırlarsınız, hani Onaltı Ağustos tarihini Onyedi Ağustos gününe bağlayan gece Üçü İki Geçe açıklamaya göre Yedi nokta Dört şiddetinde Kırkbeş saniye boyunca sallanmıştık Bindokuzyüzdoksandokuz yılında.
O günden bu yana yeni dünyaya gelen okuyucularım da olabilir, aramızdan ayrılan vatandaşlarımız da olabilir, ama bilenler bilir Gölcük'ün Değirmendere'nin önemli bir bölümünde taş üstünde taş kalmamıştı, aynı zelzele İstanbul'daki ve özellikle de Avcılar mıntıkasında bulunan binaların üçte birini yıkmış, geri kalan binaların önemli bir bölümü yeniden yapılmıştı, o günden sonra "Kentsel Dönüşüm" çıkmıştı.
Japonya'daki deprem İstanbul'u tetikler mi bilinmez ama eğer İstanbul'da böyle bir deprem olursa Allah-u Te'âlâ hepimizi korusun. O bizi bizlerden çok daha iyi bilir.
İnsanoğlu belki de dünyaya ve doğaya en fazla zarar veren varlığıdır, ama insanlar aynı zamanda dünyanın dengesini de sağlamaktadırlar. Kısacası ilişkilerin konusu olduğu gibi insanların toplu olarak dünyadaki varlığı bir dert, yokluğu bambaşka bir dert.
İşbu yazımda sizlere insan ırkının dünya üzerinden tamamen silindiği zaman olacaklardan biraz bahsetmek istiyor ben.
Öncelikle elektrik ve diğer saklı güçleri işleyecek bir canlı olmadığı için çok ama çok kısa bir zaman zarfında karanlığa ve soğuklara teslim olacak bir dünya. Her ne kadar gökyüzünde Güneş de olsa Güneşin varlığı mâlesef günlerin en fazla yarısında etkili olabiliyor, üstelik Yaz ve Kış dönemlerinde bu süre biraz uzayıp kısalabilse bile etkisiz kaldığı zaman zarfı mevcut.
Biz insanların dünyadan neslimiz tükendikten tam bir yıl sonrasında tüm uydular ve uzay istasyonları Dünyaya geri düşer ve atmosferde büyük delikler oluştururdu.
Sadece bir hafta içinde milyarlarca ev ve çiftlik hayvanı açlık ve susuzluktan Hakk'ın rahmetine kavuşurlardı. Ne de olsa artık onlar evcil hayvan, her ne kadar fıtratlarında avcılık gibi hamurlar katılmış bile olsa o hamurun miktarı sanıldığı kadar çok değil, üstelik aradan geçen yıllar boyunca o hamurun varlığı bile tartışma konusu olmuştur.
Evcilleştirilmiş atlar tekrardan özgürlüklerine kavuşur ve doğada dörtnala koşmağa başlarlardı.
Nesilleri tükenmek üzere olan hayvanlar yavaş yavaş tekrardan çiftleşerek çoğalmağa başlarlardı.
Yaşamak için insan vücûduna ihtiyacı olan birçok parazit de yok olurdu. Mâlum-u âliniz ki insan vücûdunda önemli bir oranda gözle görülmeyen varlıklar da yaşıyorlar.
Evlerdeki haşeratın da soyları tükenmeğe başlardı.
Barajlar yıkılıp dev sel felâketlerine sebep olurdu. Sonradan tüm bu alanlar bataklığa dönüşürdü.
Büyükşehirlerde bugüne kadar yapılmış ve işletilmekte olan Metro hatlarını koruyan su pompaları çalışmayacağı için her tarafı sel götürürdü.
Soğutma sistemleri durduktan sonra bazı nükleer santrâller patlarlardı.
Sanayi bölgelerindeki emisyonlar sıfıra ineceği için hava sadece bir ay gibi kısacık bir sürede tertemiz olurdu.
Bakım falan yapan birileri olmayınca tüm metâl binalar çürüyüp yıkılırlardı.
Şehir parkları giderek büyür ve şehirleri ele geçirirdi, sadece yirmibeş yıl içerisinde dünyadaki tüm kaldırımlar ve yollar yemyeşil olur ve Doğa kendine ait olan her yeri tekrar geri alırdı. Altıyüz yıl kadar sonrası tüm dünya dev bir ormanlığa dönüşür ve her yerde farklı hayvan nüfûsu oluşurdu.
Okyanuslar eski temizliğine geri döner ve tüm balıklar huzur içinde yaşardı. Tek dertleri artık birbirleri kalırdı, çünkü büyük balıklar her zaman küçük balıkları yerler.
Yüzbin yıl sonra yıl içerisinde havadaki karbondioksit seviyeleri insan ırkının dünyaya ilk ayak bastığı seviyelere dönerdi.
Yazımı ahanda burada sonlandırırken tek bir cümle eklemek istiyorum:
Her ne kadar Dünyanın insanlara ihtiyacı olmasa dâhi İnsanların dünyaya ihtiyaçları vardır.
Her ne kadar insanlara hayvan lâkapları takılıyor bile olsa, ne olduğu konusunda fikir almak için üstteki resm-i şerifi inceleyiniz.
Yılın bu zamanlarında neredeyse bütün büyükşehirlerde bazı süsler o büyükşehirlerin bazı caddelerini süsler.
Aslında içinde bulunulan yılın eskimesi ve yerine yeni bir yılın gelmesiyle alâkalı her yıl tekrarlanan bir olgudur, son birkaç yıldan beridir İstanbul'da bulunan Cadde-i Bağdad ve Cadde-i İstiklâl ve Nişantaşı'da da süslenmekte ama bu sefer ben sizleri ta Ewrupa'ya götüreceğim ve Barselona Büyükşehir Belediyesi sınırları içinden bir resim paylaşacağım.
Norminâl şeraitte kapkaranlık olan sokaklar işte böyle Yılbaşı önceleri hava kararırken apaydınlık olur ve çevre ışıl ışıl parlar.
İnstegram sağ olsun böyle güzel resimleri bulur ve benim önüme koyar.
Aslında isteğimiz böyle güzel ışık düzeneklerinin bütün yıl kalması ve geceleri karanlıkta sokakları aydınlatması, ancak gerekli gereksiz elektrik israfı konusu da cabası.
Çünkü ne de olsa tıkırında olan ekomoni sayesinde dünyanın en pahlı elektriğini kullanıyoruz.
Ayrıca önemli bir ayrıntı daha var, Yılbaşı'ya daha koskocaman bir ay var. Sormazlar mı adama bu ne perhiz bu ne lâhana turuşusu diyerekten?
Her bir şey aklıma gelirdi ama koskocaman İstanbul Elektrik Tünel Tramvay İdaresi ya da hepimizin bildiği kısaltmanın sahibi İett'nin Facebok sayfasından bugün akıllara zarar bir paylaşım yapacağı aklımın köşesinden bile geçmezdi.
Bizler bu blogun yazarları ve okuyanları olarak gerçek anlamda şoka girdik biraz önce.
İett artık otobüs işletmek ve işleyen otobüsleri denetlemek olan asli görevini bırakmış hiçbir zaman anlamayacağımız ve öğrenmeğe niyetimizin bile olmadığı Emojice adlı salak bir dille salak salak şeyler yazmağa başlamış ki kendisinden hiç ama hiç ummazdık.
Bir de paylaşımların altlarına yazan "Z Kuşağı" övmeleri var ki akıllara zarar.
Ya yüceler yücesi Allah-u Te'âlâ'nın aşkına doğru söyleyin, biz okullarda Emojice diye bir dil öğrendik mi ki imdı böyle bir dayatmayla karşı karşıyayız?
İett'nin yasalarla belirtilmiş olan vazifesi işlettiği otobüslerinin zamanında hareket etmelerini sağlamaktır, böyle salakça paylaşımlar yapmak değil.
Önce iyiden iyiye kangiren olan İstanbul trafiğini çözsün, adam gibi otobüslerinin seferlerinin sayılarını arttırsın, sonra boş zamanı kaldıysa salak dilde bir şeyler öğretmeye yeltenebilir.
Boş espiri yapanların çok fazla boş vakitleri olduğu ve çalışmaları gerektiği unutulmamalıdır.
Bundan çok ama çok uzun yıllar önce, ta Bindokuzyüzbir yılında bizden çok ama çok uzak bir memleket olan Kaliforniya'da bir ampul bağlandı.
Tesâdüfi midir yoksa bilerek mi yapıldığı bilinmez ama takılan ampul tam yüzyirmi yıl sonra bile bugün hâlâ yanıyor.
Ürünlerin nasıl kasıtlı olarak modern teknolojide kalıcı olmayacak şekilde yapıldığının güçlü kanıtı olarak gösteriliyor.
Nicola Tesla'yı inceleyin derim. Elektrik kabloları konusundaki çözümü, elektriğin ücretsiz olarak nasıl evlere ulaştirilabileceğinin alternatifleri. Bir de Wilhelm Rich'ın organit üzerine çalışmaları. Hepsi sıradışı hayatlar. Tabi ikisinin de evraklarına kimin el koyduğunu da incelerseniz günümüzde de korona morona denilen sahte hastalığın altından çıkan Rotschild'i bulabilirsiniz.
Resm-i şerifte görünen ampul tam yüzyirmi yıldan beri hiç söndürülmeden yanmaktadır ve Guinness Rekorlar Kitabı'nda yayınlanmıştır.
Sözün özü olarak eski dönemdeki cihazlar şimdikilere beşbin basarlar, çünkü o zamanlar dünya üzerinde "Ahlâk" adı verilen bir olgu vardı.
Artıkım yeni modamız gece yarısı saatlerinde Boğaziçi Elektriğin kestiği Şehir Cereyanı.
Norminâl zaman zarfında olsa "He" der geçeriz ama her Gök Tanrı Tengri'nin gecesi dâhilinde üstelik de soğuk bir mekân olan ve bir türlü çevresindeki naylonları camla değiştirilemeyen bir mekânda üstelik de bilgisayarda bir işim olduğu sırada ayrıca zamanım da kısıtlıyken vukua avdet eylemesi vatandaşı çileden çıkartıyor.
Örnek olarak bu akşam Youtube'de güzel bir film bulmuşum ve izlerken en heyecanlı yerinde "Şah" diye eletriğin Boğaziçi Elektrik tarafından kesilmesi Cabası.
İmdı bana diyorlar ki neden bu kadar atarın giderin var?
Ben de size soruyorum ki bu kadar annesi hayat kadını olanları nasıl anlatabilirim?
Ben de rahmetli Can Yücel gibiyim, az kızarım ama kızdım mıydı da tam kızarım.
Zaten bende odaklanma sorunları var, üstelik keyfim de pek yerinde değil.
Kırk yılda bir de güzel bir film bulmuşum, yani imdı olacak şey mi bu?
Ekomoni ısrarla tıkırında ilerlemeye devam ediyor.
Delik büyüyor, delik büyüdüğü için artık nasıl yama yapacağımızı şaşırdık.
Enerji Piyasası Denetim Kurulu geçtiğimiz günlerdeki toplantısından mâliyetlerin ücretlerinin artışını değerlendirerek ve işbu nesne-i şerifi dayanak yaparak zam yapmaya karar vermişlerdir.
İşbu ahz-u kabz eylenen karar-ı şerife göre bugünden itibaren Türkiye Cümhûriyeti genelinde Yüzde Ondört nokta Dokuz oranında arttırılmış bulunmaktadır.
Yeni tarifenin ikinci bir emre kadar geçerli olup işbu ikinci emir de Yılbaşında verilmesi beklenmektedir.
Elektriğe bundan önce Bir Temmuz İkibinondokuz gününden geçerli Yüzde Onbeş zam yapılmıştı.
Memleketimize hayırlı olsun, ekomonimiz tıkırında.
Son zamanlarda İlçe-i Bakırköy'de bulunan Nahiye-i Yeşilköy merkezinde geceleri işbu saatler civarı bizim elektriğini kullanmaya mecbur olduğumuz Boğaziçi Elektrik tarafından semtin elektrikleri şak diye kesiliveriyor.
Tabi elektrik kesilince de ortalık kapkaranlık bir hâl alıveriyor. Ne önümüzü görebiliyoruz ne de bilgisayarımızı işletebiliyoruz.
Yani koskoca İkibinondokuz yılındayız, bu zamanda elektik böyle kesilir mi?
Hangi çağda yaşıyoruz, İlkçağ'da mı yoksa Tunç veya Demir Devri'nde mi?
Böyle elektriksizlikler Bindokuzyüzotuzlu yıllarda kaldı.
Sanayi Devrimi bundan çok önceleri oldu, o zaman bile aydınlatma günümüzdekinden çok daha gelişmişti.
Ahanda işte bu telefonla aradım Yüzseksenaltı Numarayı, karşıma yok abone numarası yok açık adres soran bir geri beyin zekâlı memur çıktı.
Ben de fırsat bu fırsat açtım ağzımı yumdum gözümü ki gözümü yummaya ne hacet çünkü zaten hiçbir şey görünmüyor güzelcenem bir sıçtım sıvadım ve rahatladım.
Not : Elektrik ise sabah Beş gibi gelmiş, ben ise o saatte yatağımdayım.
Bir kaç haftadır Halkalı - İstanbul ve Pendik - Haydarpaşa güzergâhlarında 2011 yılı imalatlı Hyundai Rotem alamet-i farikalı, Tcdd'nin henüz alışkın olduğumuz sistemde numaralandırmadığı fakat trenci arkadaşlarımın E-32.000 serisinden olacağını söylediği, CRA kodlu, beş vagonlu elektrikli trenler seyr-ü sefer eylemekteler.
Bugün Facebok'ta gezerken yukarıda tarif ettiğim trenlerin Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'na çıktığını gösteren resmi gördüm. Habere göre bu trenler teknoloji harikasıymış.
Evet, yukarıda Allah var, dışarıdan harika görünüyor, ama ilk şoku trenin içine girince yaşıyorsunuz. Çünkü oturma düzeni alışılagelmiş şekilde diklemesine koltuklu değil, yanlamasına karşılıklı iki peyke, eski atlı tramvaylar gibi.
Yolcu ikaz sistemleri henüz çalışmadığı için eğer oturmaktaysanız pencereden dışarı bakıp hangi istasyonda olduğunuzu anlamanız için müneccimlerin nesne-i şerifinden yemeniz gerek.
İkinci hata, pencerelerin hiç birisinin açılmaması. İçeride klima olması bir şey değil, fakat klima insan sağlığına bir çok olumsuz etki yapıyor.
Mesela yazın dışarısı çok sıçak ama trenin içi buz gibi. Ya da kışın, dışarısı buz gibi soğuk, ama trenin içi de soğuk.
Tren klimalarının tarih boyunca hiç bir zaman ayarları olmamıştır, ya tam kapasite çalışırlar, ya da hiç çalışmazlar.
Klima konusunda E-14.000'likler bunlardan çok ama çok daha iyiler, en azından pencereleri açılabiliyor, özellikle de yenilendikten sonra.
Üçüncü sıkıntı da hem E-23.000'likler, hem de E-32.000'likler günümüzdeki mevcud yolda sanki raydan çıkacakmış gibi gidiyorlar.
Ben ne zaman Marmaray'a denk gelsem indiğimde sanki lodos ortasında kalan sandaldan inmiş gibi hissediyorum kendimi, hani çölün ortasında kutup ayısına rast gelen bahtsız bedevi gibi.
Allah hepimizi bu E-32.000'liklerin yapabileceği potansiyel kazalardan saklasın. Amin!
Bu resmi sağladığım Facebok'taki Tcdd Türkiye Sayfası bile bu yeni treni beğenmedi. Herkes bu trenlerden şikâyetçi.
Norminâl şartlar dâhilinde bendeniz de bir Devletin Trenlerine sevdalıyım, hani tekerlekleri bedavaya dönmeyen. Ama bu yeni trenler bu güzergâha uygun değiller. Ben buradan tek bir cümle söylüyorum:
Konu bazen insanın aklına bir yerden gelir diğer yerden gider. Ama bazen ilhâm bile gelmez.
Bugün konu yine kendiliğinden geldi. Zaten her konu da gelir beni bulur.
Ben yıllardır diyorum "Avrupa Birliği bizi aralarına almıyorsa bir bildiği var, biz de maşallah onları bu tezlerinde haklı çıkartmak için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz."
Gelelim bu tezimin sebebine:
Dünyanın hiç bir memleketinde trenlerin dışlarında seyahat edilmez.
Fakat İstanbul - Halkalı Banliyö Trenlerinde özellikle son otuz yıldır kapı dışında seyahat etmeyen insan kalmamıştır sanırım, bu yolda binlerce canlar telef oldular. Her trende en az yirmi otuz kişi, günde de binlerce insan. Artık gerisini hesap edin.
Şimdi bir de her istasyonda bir anons var, kısaca "Kapılar kapatılacak ve kapı açık gidilmeyecek" denilmesine rağmen hâlâ salkım saçak gidiyoruz. Üstüne bir de kabahât makiniste bulunuyor.
Bakın beyler, Avrupa'da böyle bir vaziyette makinist treni kesinlikle hareket ettirmez, zaten oradaki millet medeni olup asla bizim gibi değillerdir, herkes emirlere uymak zorunda. Eğer idareden böyle bir emir gelmişse -ki zaten aslında ilk yapıldıkları zaman bu kural konuldu- hem makinist hem de yolcular bu emre itaat etmekle mükelleftirler.
Bu trenler bizim paralarımızla yapıldı, onu korumak birinci vazifemizdir.
----
Günün Anonsu
---- Sayın Yolcularımızın Dikkâtine: Güvenliğiniz açısından hareket halindeki Banliyö Trenlerinden inmeye veya binmeye çalışmayınız. Vagon kapılarını açmayınız ve açmaya zorlamayınız. Kapılara kesinlikle yaslanmayınız. Kapılardan sarkmayınız. Sizlere daha iyi hizmet verebilmek için trenlere sahip çıkınız. Görevlilere lütfen yardımcı olunuz. Göstermiş olduğunuz hassasiyete Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları olarak teşekkür ederiz.