Erke yatıp erken kalkmak her ne kadar güzel dâhi olsa Ondokuzu Kırküç geçe gibi erken bir saatta Yatsı ezanının okunuyor ollması Kış mevsiminin Şehr-İstanbul'a iki kocaman ay öncesinden avdet eylediğinin en güzel kanıtı.
Daha şimdiden millet Facebok'ta yazmağa başlamış ki Kış mevsimi çabuk gelsin, ama Kış geldiği zaman yakılan Sobanın veya Kâloriferin yapay sıcaklıkları bir yana yakarken kullanılan Doğalgazın fatura ücretlerinin kol gibi gireceğini ve zaten alınan tüm önlemlere rağmen ısrarla tıkırında olmağa devam etmekte olan Ekomoniyi daha da çıkmaza sürükleyeceği gerçeğini sanırım nazar-ı itibariyeye ahz-u kabz eyleyemiyorlar.
Kar belki çok güzel olabilir, manzarası da güzeldir ama kar her zaman soğuk getirir.
Soğuk havalarda insanlar üşürler ki bu yüzden kalın giyinirler.
Ayılar ise biraz az üşümek ve kışın soğuklarını hissetmemek için kış uykusuna yatarlar.
Bütün zamanlar Biz Üç Muz olarak beğzı şeyhlerde kendimize hakim olabilmeği başaramıyoruz ama çevrelerimizi kontorol edebilmekten de geri kalamıyoruz.
Hayat ne yazık ki her zaman güzel şeylere hâmile kalamıyor, çünkü hayatın içine bir âletle girip de hayatın gönlünü becerebilmeği başaran birtakım güçler bizlere de bir türlü göz açtırmıyorlar.
Yoksa hiçbirimiz bu kadar çok yemeğe yüklenmeyiz ve kendimizi bu kadar şişmanlatmayız.
Şaka falan değil çevremizdeki birçok vatandaşımız hayatlarını fazla kilo sorunlarıyla karşı karşıya yaşıyorlar.
Hele ki artıkım Eylül-ü Şerif Ayı hayatlarımızın ortasına lök diye gelip izin bile almadan oturdu ki bize önce sararan yapraklar sonra serinleyen bir hava getirecek, dahası Güneşi erken bir saatta Homuna gönderecek ve her gün biriki dakika daha erkene gelecek.
Tabi sabahları işe gelmesi de biriki dakika kadar gecikmeğe de başlayacağını söylemeği unuttu ben.
Ne yapalım ki Sonbaharın sonunda başka Bahar yok, araya Yazdan çok daha uzun sürecek bir Kış girecek.
Dahası bazı millet Kar yağsın istiyor, ama Kar yağarsa soğuk olur ve Doğalgaz faturalarımız bu yıl çok daha fazla şişecek.
Faturaları zamanında ödeyemeyince de bir sürü icra davası ile karşı karşıya kalacağımızın resm-i şerifidir bu Kar yağmasını isteyenlerin duvasının tutması.
Çoğumuzca mâlumdur ki bizim Cemre adını verdiğimiz kadınsı bir kavram mevcuttur. Her yıl Sevgililer Gününden sonra eğer sevgilisi olduğunu sandığı ama kendisini arsla sevmeyen Berke'den güzel bir hedâye almışsa önce havaya sonra suya en son da toprağa düşer. Yok eğer hedâyesini beğenmemişse düşüş sıralaması değişebilir veya zamanı gecikebilir, daha da tuhafı gidişini ve hareket zamanını kafasına göre değiştirme becerisine sahiptir.
Ancak içinde bulunduğumuz İkibinyirmidört Yılı'nda bir ilk oldu, hepimizin sevgilisi Cemre gidiş zamanına yakın Sipâli'ye ya da herkesin anlayacağı lisân-ı münâsipten yazayım Paranın içine düşeceği tuttu.
Paranın içine düştükten sonra Cemre'nin sıcaklığına ve ateşine daha fazlama karşı koymağı başaramayan Para cayır cayır yanmağa ve elini süren herkesin elini yakmağa başladı.
İşbu ateşin iyiye işaret olduğunu düşünen ve Kışın ortasında doğal olarak Şehr-İstanbul'da lâpa lâpa kar yağmasını isteyen bazı okuyucularımız olabilir ama Kış kapumuza avdet eyleyip de işbu açın hâlinden anlamayan bağzı tok zümrenin sürekli istediği Kar yağmağa başladığı zamanlar Sonbahar döneminde Cemre'nin yakmağa başladığı Sipâliler yüzünden Kışın binalarımıza tahakkuk ettirilecek Doğalgaz Fatura Ücretlerine bütçelerimiz yetmediği zaman nasıl bir çözüm bulunabileceğini Biz Üç Muz olarak hiç bilemiyoruz ve daha da ilgi çekmesi için bilmek ve öğrenmek bile istemiyoruz.
İmdı aklımıza zurnanın zırt dediği soru lâk diye önümüze düştüğüne göre sorabilir ben, korkmayın cevabı da var:
Her yıl Yazın müjdecisi sayılan Cemre adlı dişi varlığımız Sipâli içine düştükten sonra neler yapıyor?
Ne yapacak? İsm-i şerifinin Berke olduğunu henüz öğrenebilmeğe muvaffak olmağı başarabildiğimiz ve Cemre'nin tek taraflı olarak bağımlı olduğu sefkilısıyla gezip tozuyor ve Para'nın içine düştüğü günün güzel anılarıyla avunarak gününü gün edip Kutsal Şarap'ı gummileniyor.
Bundan yıllar önce Aybaşı'nın gelip çattığını ve memurda şafağın attığını yazmıştı ben.
Aradan geçen dörtbuçuk yıllık zaman zarfında olan bağzı değişimleri ve benzerlikleri yazmamın zamanı geldi de geçiyor bile.
Ayın başlarında banka hesaplarımıza yatmış olan bir önceki aya ait maaşlarımızın henüz ceplerimize girmediğini belirterek yazıma başlıyorum.
Aradan geçen koskocaman dört yıl boyunca hayatlarımızda değişmeyen tek şey bu.
Hesaplarımıza yatan maaşlarımızın miktarı kaç Türk Lirası olursa olsun henüz ayın onuncu günü geldiğinde hiçbir kuruşu bizimle birlikte kalmıyor.
Arslinda o da kalmak istiyor ama mâlesef bizimle birlikte kalabilmesne izin verilmiyor.
Bundan çok değil sadece ve sadece BİN GÜN kadar önce Onaltı Kasım İkibinyirmibir günü tüm kısıtlamalara rağmen Amerika Doları'nın On Yeni Türk Lirası olma sınırını geçmişti.
Dolar tabi o günden bu güne aynı seviyede kalamadı, günümüzde o günkü değerinin üçbuçuk misline yakın seviyeye avdet eylediğini dövüz piyasasını takip edenler bilirler.
Ancak biz yine de hâlkta para olmadığına dair yaptıkları edebiyata pek inanmıyoruz, çünkü ne zaman sokaklarda gezmeğe çıksak yolların her tarafı Tomofil dolu ve bu otomobiller suyla çalışmıyorlar.
Çoğunluğunun deposuna yerleştirilen Benzin ve Mazot adlı yakıtla çalışıyorlar.
Bunların kayıtlarını tutmak Biz Üç Muz'un görevleri arasında olmadığı cihetle şuraya ücretlerii inceleyebileceğiniz bir "Bağlantı" bırakıyorum, artık tıklayabilirsiniz.
İşbu resm-i şerifte de temaşa edebileceğiniz üzere trafik Allah-u Te'âlâ'nın her günü tıkalı vaziyette ve işbu tıkanıklık Yeditepe Üniversitesi'nde görevli bilimadamlarının "Buradaki" araştırmasına göre Yüzaltmışsekiz saatlik bir haftamızın Otuzüç saatlık kısmını yollarda perişân olarak geçirmemizi sağlıyor.
Ya da araştırmanın sonucunu onların bize anlattığı dilden yazayım:
Ayda altı günümüz trafikte geçiyor.
Bizler artıkım gıdalı beslenmeği unuttuk, sadece karınlarımızı doyurabilmeğe çalışıyoruz.
Hadi bu ay neyse diyeceğiz ama Ekim-i Şerif Ayı geldiğinde havalar son bir Pastırma Yazı sonrasında soğumağa başladığında Doğalgaz ve Elektrik kullanmak zorundayız ve geçtiğmiz ay içinde bunlara şöyle güzel bir zamcık yapıldı ama asgari ücrete dokunulmadı.
İşbu şerait dâhilinde azami çalıarak cebimize giren asgari ücretin bizimle kalması mümkün müdür sizce?
Çünkü bilinmeyen yerlerdeki Üçüncü Dünya Ekomonileri her zaman Tıkırında işlemeğe ve çarkları sağlam döndürmeğe muktedirdirler.
İmdı nüsahâde buyuran herkese içinde bulunduğumuz İkibinyirmidört Yılının ilk iş günündeki Kapalıçarşı'daki döziz ücretlerini arz etmek isteriz:
Hemen belirteyim Yılbaşından itibaren tahakkuk ettirilecek lan asgari ücret her ne kadar bir ay sonra ceplerimize Sipâli olarak girmesine rağmen Biz Üç Muz olarak o günkü kurlar üzerinden değerini hesaplayalım:
Asgari ücretimiz içinde bulunduğumuz İkibinyirmidört yılında Onyedimilyarikimilyon olarak belirlendi ve gelecek yıla kadar dokunulmayacağı açıklandığını bilginize arz ederiz.
Paranın gerçek değeri her zaman Has Altın üzerinden hesaplanır, bu itibarla asgari ücretle Sekiz gram Yirmisekiz santigram (8.28) has altın alınabiliyordu o günü.
Ancak hâlkımız Amerika Birleşik Devletleri Dolarını üstün tuttuğu cihetle o günü Beşyüzyetmişbir Dolar Doksanyedi Sent (571.97) yapıyordu.
Hâlkımız sepetine Avrupa Ekomonik Topluluğu Eurosu da eklediği için onun da karşılığı Beşyüzyirmisekiz Euro Yetmişüç Sent (528.73) yapıyor.
Dünyanın en pahlı parası Kuveyt Dinarı'dır, oradan da hesaplarsak Yüzyetmişsekiz Dinar (178) yaptı mı?
Tüm fotbolseverler bilirler ki Uefa'nın ve Fifa'nın para birimi artıkım sadece İsviçre'de kalan Frank'tır, ona da uygularsak Dörtyüzseksenüç İsviçre Frangı (483) yapar.
Hadi bir de içimizdeki incilazları da memnun edelim, Dörtyüzkırksekiz İngiltere Sterlini (448) yaptı.
Amerika Doları : 17.002 ÷ 29.73 = 571.97 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 32.65 = 528.73 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 35.20 = 483.00 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 37.95 = 448.00 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 95.00 = 178.00 Has Altın : 17.002 ÷ 2.056,50 = 8.28
Yukarıdaki yazılı sayılardan kafanız bulanmasın diye bir de tablo ve matematik olarak anlattık.
İşbu sayıları aklınızda iyi tutun, çünkü yazının yayınlandığı gün yeniden karşımız çıkacak.
İmdı avdet eyleyelim Asgari Ücreti ceplerimize girdiği güne ve o günkü değerlerine:
Dolar olsa Beşyüzaltmış dolar Otuzsekiz sent (560.38), Euro olsa Beşyüzondokuz euro Altmışiki sent (519.62), Sterlin olsa Dörtyüzkırkbir sterlin Altmışbir şilin (441.61), Dinar olsa Yüzyyetmişyedi dinar Altmış kuruş (177.60) olarak değerinden düştü değil mi?
Ama merak etmeyin, altın alsanız Sekiz gram Yirmidokuz santigram (8.29) veya Frank üzerinden Dörtyüzseksenbeş frank Yedi santim (485.07) alabiliyorsunuz, yani Askari Ücret bu iki para birimine karşı değer kazanmış bir aylık zaman zarfında.
Amerika Doları : 17.002 ÷ 30.34 = 560.38 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 32.72 = 519.62 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 35.05 = 485.07 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 38.50 = 441.61 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 98.50 = 177.60 Has Altın : 17.002 ÷ 2.050,00 = 8.29
Artışlarla düşüşlerle bir dönemdi bunlar.
Gelelim günümüze, yani zurnanın artık zırtladığı yere.
Bugün aynı yerden aynı dövizciden çekilen işbu resm-i şerifteki ücret tabelâsında da görülmektedir ki Yeni Türk Lirası değerini kaybetmeğe devam etmekte ve alım gücü iyicenem düşmekte.
Asgari ücretin bugünkü değeri ahanda burada.
Eğer bugün Dolar alırsak Beşyüz dolar Otuzbeş sent (500.35)
Euro alırsak Dörtyüzelliüç euro Otuzsekiz sent (453.38)
Frank alsak Dörtyüzyirmialtı frank Onbir santim (426.11)
Amerika Doları : 17.002 ÷ 33.98 = 500.35 Avrupa Eurosu : 17.002 ÷ 37.50 = 453.38 İsviçre Frangı : 17.002 ÷ 39.90 = 426.11 İngiltere Sterlini : 17.002 ÷ 44.55 = 381.63 Kuveyt Dinarı : 17.002 ÷ 110.50 = 153.86 Has Altın : 17.002 ÷ 2.802,00 = 6.06
Ama işbu aldıklarımız Binde İki oranında vergiye tabi olduklarından vergiyi de üzerine eklememiz gerekiyor, bu da Asgari Ücretten zarar etmemize veya alacağımız miktardaki dövizden daha düşük miktarı alabilmemize sebep oluyor.
İmdı avdet edelim en güvenli liman olan Altına, Asgari Ücret ile bugün Altı gram Altı santim (6.06) Has Altın alabiliyoruz, yani bir Cümhûriyet Altını bile etmiyor Asgari Ücretin günümüzdeki gerçek değeri.
Farklarını da hesaplayalım:
Amerika Doları : 561.97 - 500.35 = 61.62
Avrupa Eurosu : 528.73 - 453.38 = 75.35
İsviçre Frangı : 483.00 - 426.11 = 56.89
İngiltere Sterlini : 448.00 - 381.63 = 66.37
Kuveyt Dinarı : 178.00 - 153.86 = 24.14
Has Altın : 8.28 - 6.06 = 2.22
Bu yılki Asgari Ücret uygulanmağa başladığı günden bu yana bugüne kadar eridiği değerden bahsettik, imdı Yılbaşı'daki döviz miktarlarını günümüzde alabilmek için kaç Türk Lirasıcık ödememiz gerektiğini de hesaplayalım:
Amerika Doları : 561.97 x 33.98 = 19.095,74
Avrupa Eurosu : 528.73 x 37.50 = 19.827,37
İsviçre Frangı : 483.00 x 39.90 = 19.271,70
İngiltere Sterlini : 448.00 x 44.55 = 19.958,40
Kuveyt Dinarı : 178.00 x 110.50 = 19.669,00
Has Altın : 8.28 x 2.802,00 = 23.200,56
Hesaplarımızı temaşa ettikten sonra Yeni Türk Lirası da sürekli değer kaybetmekte ve Eski Türk Lirasını yani Milyonların konuşulduğu dönemi aratmamakta, tabi günümüzdeki Türk Lirasının arkasına altı adet sıfır rakamını ekleyince İkibindört öncesi kullandığımız parayı bulacağız.
Son tablomuzda da eğer yukarıda saydığımız dövizlere yatırdığımızda aradaki ücret farklarını yazalım tam olsun.
Amerika Doları : 19.095,74 - 17.002 = 2.093,74
Avrupa Eurosu : 19.827,37 - 17.002 = 2.825,37
İsviçre Frangı : 19.271,70 - 17.002 = 2.269,70
İngiltere Sterlini : 19.958,40 - 17.002 = 2.956,40
Kuveyt Dinarı : 19.669,00 - 17.002 = 2.667,00
Has Altın : 23.200,56 - 17.002 = 6.198,56
Temaşa edilebildiği üzere Askeri Ücret olmayan Asgari Ücret olan her ay sonunda ceplerimize giren ücretten bugüne kadar yukarıda behsettiğim değerler kadar erimiş.
İşbu beyiti hepimiz hatırlarız, rahmetlinin kırk yıl önce söylediği beyitleri o günlerde de yaşıyorduk, günümüzde de yaşıyoruz.
Tek farkla, yirmi yıl önce paralarımızdan altı adet sıfır atıldı. O dönemde en büyük paramız olan Onbin Türk Lirası günümüzde oldu en küçük paramız olan Bir Yeni Türk Kuruşu.
O bir kuruş da günümüzde hiçbir geçerliliği olmayan ama hesapları dolduran ve ileriki zamanlarda Bir Türk Kuruşuluk Borç yüzünden başlarımızı belâya sokan bir varlık oldu.
Gerçekten dediğimiz gibi Aybaşı geldi çattı, Memur'da şafak attı. Nasıl geçeriz çarşıdan kasaba manava yakalanmadan?
Çünkü denizde yüzüyor boy boy odun ve evde ne şeker kaldı ne de un. Yakamozu yaslamış denize Dolunay, şinanay yavrum şinanay. Böyle giderse pahalılık vay vay vay, kafada ne tahta kalacak ne de yay.
Günün Şarkısı
Hiç sorulur mu? Tabi ki Şiki Şiki Baba, rahmetli Durmuş Çiğdem'in sesinden.
Aha da buraya videosunu da bıraktım anadın mı, isteyen dinlesin.
Gerçi son zamanlarda bu şarkının bir sürü kavırı yapıldı ama yapılan kavırların hepsi güzelim şarkının içine sıçmış.
Bugün biraz önceki mevsimimiz olan İkibinonsekiz Yılına ait Yaz'ı tarihin tozlu sergenlerine ekleyeceğiz, tıpkı her geçen günümüzü eklediğimiz gibi.
Bu yıl benim için Yaz biraz kötü geçti, koskocaman üç ay boyunca tek büyük zevkim uçakların arkalarından bakakalmak olduğunu söylemeliyim.
Bugüne dek binlerce uçak resmi çektim, bunların arasından mülkiyeti her ne kadar şahsıma ait olmasa bile en çok beğendiğim Törkiş Eyirlayns'ın TC-JRG plâkalı olan ve Antalya'nın portakallarıyla ünlenmiş olan Finike ilçesinin adını taşıyan uçağını sizlere takdim etmek istiyorum.
Ancak bu konu biraz hususiye giriyor, ben kendi sıkıntılarımla sizi bunaltmamalıyım.
İmdı portakallardan bahsetti ya ben, portakal mevsimi de geldi geliyor, hani neredeyse kapumuzda sayılır.
Demin eklediğim TC-JRG sağ olsun bizlere Finike Portakallarının hem tanıtımını hem de nakliyesini sağlamakta, yeter ki bir gün Antalya Havalimanında veya İstanbul'dan Antalya alakalı bir uçuşunda yakalayayım bana daha fazla yeter.
Sonbahar tek başına portakal demek değil tabi ki.
Bu harita biraz erken bir paylaşım oldu ama şurada birkaç gün içinde doğalgaz da beş aylık bir aralıktan sonra yeniden hayatımıza dühûl eyleyecek.
Gerek Rusya'dan gerekse İran'dan bizim kapumuza gelen doğalgaz aşağıdaki sayaç sayesinde evlerimize giriyor.
Bu yılki ısrarla tıkırında olan ekomonimiz sayesinde güzel bir kazıkla bizi ısıtacağını şimdiden müjdelemeliyim.
Bugün bu konuları şimdilik bir kenara bırakalım ve şimdilik Sonbahar'ın tadını çıkartmaya bakalım.
Bugün gündüz ve gece aynen İlkbahar Gündönümü gibi onikişer saatlik eşitlenmiş bir gündür.
Sonbaharın en güzel taraflarından biri de Ihlamur'dur. Bazıları pek sevmese bile Ihlamur oldukça yararlı ve besin değeri yüksek bir içecektir.
Güzelce demlenmiş bir ıhlamura her kim hayır diyorsa kesin tadını bilmiyordur ya da midesi istemiyordur.
Ben kendim Çay sevmesem bile çay içenlere saygım sonsuzdur.
Hele de o Çay "Ajda Bardak" içinde olursa değmeyin keyfine.
Ajda Bardakları tasarlayan ise hepimizin tanıdığı gerek müziğimizde gerekse Yeşilçam'da "Süperstar" olan sayın Ajda Pekkan'dan başkası değil.
Madem konu açıldı ben de biraz eskilere gidip Ajda Bardak'ın öyküsünü sizlere anlatayım.
Yıl 1984 - 1985 falan. O dönemler Ajda Hanım Çengelköy'de ikâmet eder, haftada iki gün de Beykoz Korusu'nda yürüyüşe gider.
Yürüyüş dönüşü Paşabahçe Şişe Cam Fabrikasına uğrar, orada hem dinlenir hem de ara sıra eve alışveriş de yapar.
Ancak o dönemlerde sadece küçük boy olan ince belli çay bardakları vardır, gerek üretimde gerekse piyasada, ki aradan bunca zaman geçmesine rağmen hâlâ da böyledir.
Bu küçük boyutlu olanları Ajda Hanım'ı kesmez, bir gün Paşabahçe'nin müdürüne gidip ince belli bardakların daha büyüğünün mevcut olup olmadığını sorar.
Müdür de bulunmadığını söyler, Ajda Hanım da üretme imkânı olup olmadığını sorar tabi.
Müdür kaç adet istediğini sorar, on oniki tane cevabını alınca önce reddeder, en az beş koli yani yüz adet üretebileceklerini söyler.
Gerçekten de üretirler ve bir gün Ajda Pekkan'ın evine yollarlar bunları.
Ajda Hanım ise bulardan arkadaşlarına dağıtır, ama baştan düşünemediği bir şey vardır, bu bardaklar arkadaşlarının sayelerinde "Ajda Bardak" olarak adlandırılır ve Paşabahçe Fabrikası yeni bir model kazanır.
Bir zaman sonra Paşabahçe bunun adını "Aida" olarak değiştirmek zorunda kalır.
Ajda Hanım bu konuyu Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinde de belirtmiştir, ben sadece mevzuat-ı umumiyenin özetini dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım.
Herkese mutlu sağlıklı nevazilsiz güzel Sonbaharlar dilerim.