Bu Blogda Ara

Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2025

Kütüphanedeki Kalın Kalın Kitapları Kaç Zamanda Okurum?

Bugün günlerden Cümhûriyet Bayramı ve Cümhûriyetimizin Yüzikinci yıldönümü.
Birçoklarımız kitap okumak istiyorlarmış ama kitap okumağa zaman ayıramadıklarını da söylüyorlarmış ki haksız sayılmazlar.
Çünkü son onbeş yıldan beridir hayatlarımızda olan Akıllı Telefonlar ve iyiye doğru kullanılması hâlinde iyi bir şey olan İnternet sayesinde neredeyse hiç kimsenin kitap okuyacak hâlleri kalmadı.
Kitapların ücretleri bile artık pahlılandı çünkü Seka Kâğıt Fabriikamız artık üretimde değil.
Yine de bir çözüm var ki günde ortalama beş sayfa okumak ortalama üçyüz sayfalık kitap olduğu varsayımıyla yılda yaklaşık altı ilâ yedi kitap bitirmenizi sağlar.


Bu aşağıda gördüğünüz örnek bir hesaplama:
5 sayfa/gün × 365 = 1825 sayfa/yıl.
1825 ÷ 300 ≈ 6.08 kitap.
Hesabı kendi kitap sayfalarına göre uyarlayabilirsiniz.


İmdı işbu yazımı okuyan ve kitap okumak için fikir paylaşmak isteyen herkese diyeceğimiz şudur:
Bu tür bir "Ookuma Hedefi" istatistikleri somut hesapla doğrulanır; takipçilere kendi hızlarına göre örnek tablo sunabilirsiniz.
Formül ise çok basit ve Fasit:
Kitabın günlük okuma hedefi sayfa adedi × Kitabın okunması istenilen gün sayısı = Dönemin sonunda okunması hedeflenen sayfa sayısı.
Hedeflenen sayfa sayısı ÷ Kitapların ortalama sayfa sayısı = Bitirilmiş olan kitapların sayısı.


Bugünden sonra siz de bir iyilik yapın, ara sıra da olsa Kütüphanedeki Kalın Kalın Kitaplardan olmasa bile kitap okumamazlık etmeyin.
Unutmayın, her kitap bir dünyadır.

15 Ağustos 2021

Burka

Ey Türk Kadını!
Böyle giyinmek istiyorsan devam et benden yana hiçbir sıkıntı yok.
Nasıl olsa bu din ve erkeklerden yana ezilecek olan sensin.


Ama yok ben böyle giyinmek istemem dersen seni o burkadan ve çarşaftan kurtaran Atatürk'e ve Cümhûriyete sahip çık o zaman.

01 Kasım 2019

Hârf İnkılâbı Ve Hârflerimiz

Bugün Bir Kasım İkibinondokuz.
Bundan tam olarak Doksanbir yıl önce eski öğrenmesi zor olan Arapça yazıyı terk ederek günümüzdeki Lâtin Hârflerini kabul ettik.
Her ne kadar içimizde hâlâ Arapça yazıyı savunan bazı zevat mevcutsa bile kendilerine hayallerinin içinde esenlikler diler ben. Bu yazım da kendisine:
كج اويكوسونو اييي اويوسون، رويالار كرچك اولمويور چونكو.
(Gece vakti iyi uyusun, rüyalar gerçek olmuyor çünkü.)
Yeni ve Çağdaş Türkiye Cümhûriyeti Vatandaşlarını bilim alanında Batı ile eklemleme amacını güden işbu inkılâp tarihte benzerine çok zor rastlanabilen büyük bir devrimdir.


Toplamında Yirmidokuz adet olan Hârflerimizi ilkokulda hepimiz öğrenmiştik. İmdı size okunuşlarını bir yazayım, bilmeyenler de öğrensinler:

A, Be, Ce, Çe, De, E, Fe, Ge, Yumuşak Ge, He, I, İ, Je, Ke, Le, Me, Ne, O, Ö, Pe, Re, Se, Şe, Te, U, Ü, Ve, Ye, Ze.

Görüldüğü üzere Qu, We, iX olarak okunan İngilizce hârfler Türkçe'de bulunmamaktadır.
İşin güzel tarafı da hârflerimizin sesli hârfler dışında tamamının E sesiyle okunduğunu da bir kez daha gördünüz.
Yani gerçek Türkçe'de Ha gibi Ka gibi Aş gibi Ti gibi Vi gibi Eyç gibi Er gibi Ay gibi Bi gibi okunuşlar bulunmamaktadır.
Ancak günümüzde dediğim yaklaşık otuz yıldan beridir sürekli bu tarz yanlış okumalar çoğalmaya başlamış bulunmakta.
Bunları yapanlar da aslında kendilerine eğitimli kişiler dedirten ama aslında dış güçler tarafından eğitilen şahıslar olması sizce birer tesâdüf müdür?
Maksat dilimizi bozmak ve yıllardan beridir çok sağlam birer bağla bağlı olan bizleri birbirlerimizden ötekileştirerek ayırmaktan başka bir şey değil.
Ondan sonra ben boşuna İngilizce için İncilazca demekten hiç çekinmem, çünkü İngilizce'nin içinde de bu tarz bozuk yazılımlar mevcut olduğunu İngilizce bilenler biliyorlar. Örnek olarak "Middlesborough nasıl yazılıyor? M'boro olarak.
Tabi bu arada Almanların bir Çe hârfi için "Te Se Ce He" hârflerini birden israf etmeleri de ayrı bir komedi olduğunu da belirteyim.


Aslında bu tarz yanlış kullanımları yazmaya çok uzun bir yazı konusu olur ama ben bu yanlışları zaman içerisinde sizlerle paylaşmayı daha fazla tercih ederim.
Çünkü zamanında Atatürk'ün açtığı yolda kurduğu ülküde gösterdiği amaçta hiç durmadan yürüyeceğime and içmiştim ve şimdi de işbu andıma sadık kalmak zorundayım.

09 Haziran 2019

Portakal'ın Öyküsü

Hop dedik orada kal portakal seviyoruz diye öldük mü?
Ağrı eşiği diye bir şey var ama sen ağrı bağımlısı gördün mü?
Ben gördüm, sizlere de gösterecek ben. Tabi okumayı isterseniz.


Resimde temaşa eylediğiniz üzere zamanın cumhurbaşkanı sıfatıyla Atatürk yanındaki komutanla birlikte elinde birer portakal ayıklıyorlar.
Bunda ne var diyebilirsiniz, sıradan bir hadise-i şerif diyebilirsiniz, ancak hikâyemizin daha doğrusu kalkınma hamlemizin başladığı zamanlara kadar bir zahmet uzanıverelim.
Sizlere Bilâl Oğlan'a anlatır gibi anlatıyorum.
Yazıma konu olan portakalların tohumları Bindokuzyüzotuzlu yılların başlarında İtalya'dan getirildiler ve gerek Mersin Adana taraflarındaki Çukurova'da gerek Antalya taraflarında ve özellikle de Finike'de gerekse Ege Bölgemizin muhtelif bazı yerlerinde aşılandılar.
Yine buraya kadar da hiçbir sorun yok, her bir şey norminâl seyrinde gidiyor. Hikâyemi okuyun bakalım arkasından neler gelecek?


İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası, İstanbul Paşabahçe Şişecam Fabrikası, Aliağa Rafinerisi ...
Bunlara ilâveten birçok fabrika Ruslar tarafından yapıldı. Tüm bunların parası ise portakallarla ödendi.


Türk Sanayisinin ana omurgasını oluşturan işbu tesisler sayesinde hem onbinlerce insanımız iş buldu, hem de genç Türkiye Cümhûriyeti milyarlarca dolarlık ithâlattan kurtuldu, dışarıya bağımlılığımızı azalttı.


Bütün bunların karşılığında bir tek lira bile ödemedik, her şeyin karşılığını sebzeyle meyveyle narenciyeyle ödendi.
Tıpkı aynı yıllarda Çay'ın Rize'ye getirilip ekilmesi ve yıllar sonra Çaykur Rize Çaylarını ortaya çıkarması gibi.
Tıpkı Bindokuzyüzyirmiyedi yılında çıkartılan Altıbinikiyüzyedi sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fındık Fidesinin ihracatını yasaklayarak Ordu Giresun ve Rize'nin fındık yetiştiren vilâyetler olarak kabûl edilmesi ve devamında da Fiskobirlik adında borsanın kurulması gibi.


Bizim topraklarımız dünyada kendi kendine yeten ve bütün dünyayı doyurabilecek bir toprak.
Zamanında portakalla kocaman bir sanayi kurmuşuz.


Yani demem o ki Portakal gerçekten çok önemli.


İşte bu yüzden TC-JRG plâkalı uçağımıza Finike adının verilmesi ve kuyruğunda da "Discover The Potential" yazması pek de tesâdüf olmamaktadır.
Portakal'ın Öyküsünü kıraat ettiniz, umulur ki bir şeyler beyinlerinize veya beyinlerinizin yerleştirildiği bazı organ-ı şeriflere bazı konular dank eder.