Bu Blogda Ara

Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2025

Cebeli Bereket

 Ben size buranın gerçekten Cebesi bol bir Bereket olduğunu söylüyorum da inanmıyordunuz.
Dikkâtınızı çekerim ki Kasım-ı Şerif Ayı içerisindeyiz, dahası bitirmek üzereyiz.


Osmaniye vilâyetinde hava sıcaklıkları mevsim normâllerinin üzerinde seyredince İncir ağaçları yeniden meyve verdi.
Siz de bilirsiniz ki İncir meyvesi Yazın olgunlaşır.

22 Ekim 2025

Dışkı

 Bundan birkaç yıl önce Adana'da bir hırsızlık olayı vukua avdet eylemiş.
Hırlı olmayan biri bir dükkâna girerek kasayı bir şekilde açmış ve içinde o zamanki değeri Birmilyon Yeni Türk Lirası olan ziynetli malların bulunduğu çelik kasayı sırtlamış götürmüş.


Ancak çıkarken küçücük bir hata yapmış ve içine daha önceden içine bokunu sıçmış olduğu donunu hırsızlığa gittiği mekânda değiştirmiş.
Tabi her şeyi kurcalayan Polisimiz bunu da almışlar ve o boku da incelemişler.


Hırsız Şahıs geçtiğimiz gün yakalandı ve çıkartıldığı mahkemede Oniki yıl Altı ay hapis cezası aldı.
Eğer cezaevine girerken yanında Bin Doları yoksa içeride vaziyeti çok hâllice olacağından eminiz.

06 Mayıs 2023

Türkiye'den Eski Görünümler

 Bizim memleketimizin her bir karış toprağında çeşitli güzellikler saklıdır.
Her ne kadar İstanbul'u süsleyip püsleyerek çok öen çıkardılarsa dâhi Türkiye Cümhûriyeti sadece İstanbul'dan ibaret değildir.
Her bir köşesi cennetten gelmiş olan memleketimizde İstanbul'dan çok daha güzel yerler bulunmaktadır.
Şimdiye kadar bunu yazmadığım için özür dilerim.


Bugün bir sanal uçağa binip Türkiye'deki doğal güzelliklerimizi size biraz anlatmak istiyorum, ilk durağımız Kocaeli'nin Karamürsel iskelesi olacak.


Eski günleri bilenler bilirler ki Şehir Hatları İşletmesi bir zamanlar Türkiye Denizcilik İşletmelerine bağlıydı, şimdiki gibi İstanbul Belediyesi'ne değil.
Yani anlam olarak İstanbul'a ait bir vapor Kocaeli'de Çanakkâle'de Erdek'te ve İzmir'de çalışabiliyordu.
Görselimizde bulunan Ortaköy veya Çengelköy vaporumuz Karamürsel iskelesinde görüntülenmiş.


Devletimiz sağ olsun Trenleri sadece Şehr-İstanbul için işletmiyor, Anadolu içlerinde yüzlerce istasyonumuz mevcut.
Konmağa niyetlendiğim yerdeki istasyonda Çatalağzı yazıyordu, Zonguldak'ın güzel bir ilçesi olmaktadır kendileri.


Tabi bu esnada vilâyet değiştirerek Çankırı'ya geldik, pasaportlarımızı gümrükte kontirol ettirdik, ne de olsa kendi memleketimiz içinde iller arası seyahât etmek için bile bulunduğumuz ilin valiliğinden ve gideceğimiz ilin valiliğinden izin alınması gerekiyor, korona morona sağ olsun.
Ama işte sanal dünyada böyle saçma sınırlar bulunmamakta olduğundan size biraz tuhaf gelebilir, ancak İkibinyirmi yılında böyle saçma bir uygulama yürürlüğe konulduğunu ileride okuyanlar bilsinler.


İstasyondan çıkıp karşı tepelere bakınca ahanda işbu manzara gözükür, Çankırı'nın semtlerini bilmediğim için fazlama ayrıntıya giremeyeceğim ama izlemesi de çekmesi de çok güzel bir manzara olmak var işbu resm-i şerifte.


Çankırı'nın bir başka köşesinden bir görünümle karşınızda ben yeniden.
Her ne kadar torpakları bozkırlık da olsa benim memleketimin her bir tarafı çok güzeldir çünkü benimdir.


 Benim olduğu kadar da hepimizindir.
Burada görülen yer ise br dizide yaylası olmadığı iddia edilen Çorum vilâyetimiz görülmektedir.
Tabi ben aynen Çankırı gibi Çorum'un da semtlerini bilmediğimden buranın tam olarak nokta atışını veremeyeceğim.


Çorum'dan zıplayarak Elâzığ'ın Palu ilçesine Devletimin Treniyle geçiveriyoruz, şu güzelim trene öküzler ve inekler gibi bakmak istiyoruz.
Tren yolculuğu bazen değil çok zaman çok uzun sürse bile en güzel yollar trenle aşılır, uçak ise zenginlerin ve kapitâlist güçlerin işidir.


Tamam anladık ben de uçağa bindim uçtum ama benim gönlüm her zaman trenden yana.
Kaldı ki şimdiye kadar içinde bulunduğum hiçbir uçakta bu sahneyi yaşamadım ama ileri günün birinde yaşamayacağım anlamına gelmez.


Bu uçak tantanasını sonlandırarak Elâzığ'ın içine gelelim, burada İzzet Paşa Cami-i Şerifi görülmekte ve Hürriyet Caddesi gibi Elâzığ'ın anne caddesinde alışveriş yapılabilmekte.
Ne demişti bir ünlü böyüğümüz?
Al ver, Ekomoniye can ver.
Ekomoniye can ver ki Ekomonimiz Tıkırında olmağa ısrar edebilsin.
Yoksa bu kadar gezinin masrafı nasıl çıkartılacak söyleyin?


Burası da bir başka güzel ilimiz olan Gaziantep, gitmişiliğim görmüşlüğüm vardır ama çok ayrıntısını bilemeyeceğim.
Olasılıkla burası Gaziantep Belediyesi binası olmalı ki o yıllarda Büyükşehir değildi.


Gaziantep'in bir başka köşesinde ise Balıklı Parkı görülmekte.


Sırada o yıllarda Gaziantep'in ilçesi günümüzde ise ayr bir vilâyet olan Kilis var, tabi Atamızın karizmasını da eklemek gerekiyor bu güzel resm-i şerife.
Tarihimizi bilenler bilirler ki Atamız ilk meclis kurulduğunda Gaziantep milletvekili olarak mecliste bulunuyordu.


Gaziantep'teki resimlerimizi tamamladıktan sonra yolumuz Çukurova'nın pamuk tarlalarından ürettiği ipliklerle ve kumaşlarla ünlenmiş Adana'ya geliyor, tabi bir filimde günlük Yüz Türk Lirası verdiklerinden bahsediliyordu.
Konumuz burada bir Hanımın Çiftliği veya Kibar Feyzo filimleri değil, biz bugün coğrafi ve tarihi birkaç resim paylaşmakla sınırlı tutacağız.


Burası da Adana'nın başka bir caddesi, ama emin olun Adana hakkında uzun bir yazıyı hak edecek kadar çok şey barındırıyor kendi içinde.


Adana'nın bir özelliği de şehrin içinde sinemalara ayrılmış kocaman bir semtin olmasıdır, kaldı ki Adana'nın adına kebap bile vardır, şişe takılmış uzuncanam bir köftedir, acılı olanına Adana acısız olanına Urfa derler.


Örnek olarak Ceyhan ilçesi, ki hem Ceyhan hem de Seyhan ırmakları Adana'nın önemli akarsuları olmaktadır.
Bir zamanlar Adana vilâyetimizin ism-i şerifinin Seyhan olduğunu söylersem şaşırmayın.


Buradaki resm-i şerif ise kolayca bulunabilecek bir resim değil, Adana'nın günümüzde caddeleri arasında sıkışmış olan eski tren istasyonunu gösteriyor.
Kaldı ki Adana'nın Şakirpaşa Havalimanı bile Adana'ya yürüme mesafesinde olduğu söylenir.
Ben gitmedim bilmiyorum ama Şakirpaşa adlı bir tren istasyonu bile mevcut.


Yine geldik zamanında yanlışlıkla İçel olarak isimlendirilen Mersin vilâyetimize.
Çoğu insan bilmez ama Mersin vilâyetimiz Gaziantep ve Adana'nın yazlık sayfiyeleridir.
Tıpkı bugüne kadar dışına pek çıkartmadığım Şehr-İstanbul'un hem içinde hem dışında olan Adalar ilçesi gibi düşünün.


Mersin aynı zamanda bir liman kentidir.
Daha da önemlisi esasında özbeöz bizim toprağımız olan Kıbrıs bile posta adresi bakımından Mersin'e bağlıdır.
Bugün eğer Kuzey Kıbrıs Türk Cümhûriyeti'ne mektup gönderecekseniz posta kodu kısmına "Girne 10 - Mersin" yazmalısınız, yoksa o mektup sahibine iade edilir.


Bir zamanlar İstanbul'dan Mersin'e kadar Vapor işlediği günler vardı, tabi başka bir vapor da Rize'ye işletiliyordu.
Ne zaman ki Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarihin tozlu sergenleri arasındaki yeri aldırıldı, Vaporlar da tarihe karıştı.


Mersin'in en önemli yerlerinden biri de Erdemli ilçesinde bulunan Kız Kâlesi'dir, tıpkı Üsküdar açıklarında bulunan Kız Kulesi gibi bir yer olmaktadır.


Mersin'i de geride bırakarak gerek Türkiye'nin gerekse Dünya'nın en güzel yerlerinden biri olan Vardaha Köprüsü'ne geliyoruz.
Burası için daha önceki yıllarda birkaç mâlumatfuruş çızıktırmıştım, meraklısı için bağlantıyı bırakıveriyorum şuraya, tıklayabilirsiniz efenim.


Görünümümüz sırasında yol Konya'ya geiyor, çünkü ne de olsa eteketlerin adedi dolmağa başladı artık.
Ben isterdim ki hazır Adana'ya kadar gelmişken sizi bir Antalya'ya götüreyim, ya da Karadeniz vilâyetlerini gezdireyim, veya dağları kıyısına dik indiği için kıyı uzunluğu çok fazla olan Ege kıyılarını gezdireyim, tüm bunlar başka bir yazımda gerçek olacak.


Burası da Konya'nın başka bir köşesi, arkada Mevlâna Celâlettin-i Rumi Cami-i Şerifi görülüyor.


Burası da Konya'nın başka bir köşesi ve Atamız buradan Konya'ya bakıyor, biz de karşısında selâm duruyoruz.


Essahtan da Konya dünyanın merkezi gibi bir şeydir, Biraz önce paylaştığım resmin altında bir de böylesini paylaşalım dedim.


Derken efenim bizim Ankara yolculuğumuz başlıyor, yaklaşık olarak eskilerin tabiriyle altı saatçiklik yol olan Ankara yolunun çok çetin geçeceğinden emin ben.


Gerçekten de çok çetin geçtiği cihetle Hızlı Tren gerçekten de hızlı şekilde çabukçacık Ankara'ya getirdi ki yol boyunca doğru düzgün istasyon bile olmadığından tren bir tek Polatlı'da duruyor.


Polatlı da böyle bir yer işte, ne tuhaf ki yazıya sonradan eklendi.


Trenden çıkınca ilk vazifemiz Kızılay Genel Müdürlüğü önüne gelmekti, günümüzde bu mıntıkada kocaman bir alışveriş merkezi bulunmakta.


Nasıl ki bizim İstanbul'da iki adet kocaman Tahsisli Yol'umuz varsa Ankara'da da bir adet yapılmıştı bir zamanlar.
Görselimizde temaşa ettiğimiz yer Kızılay durağı, durakta da tam altı adet aslında İett'nin olması gerekirken bakanlar kurulu kararıyla Ego'nun mülkiyetine geçen İkarus otobüsler görülmekte.
Günümüzde ise bu güzergâhta Ankaray işletiliyor, ama yerin en az otuz metre aşağısından geçiyor.


Ankara'nın bir başka güzel tarafı da bizim Gülhâne Parkı gibi kocaman olan Gençlik Parkı sahibi olması.
Asıl giriş kapusu ise Ankara Garından çıkınca hemen karşınıza gelen yerde.


Ankara'nın en önemli yeri ise hiç kimenin en ufak bir kuşku bile duymayacağı Anıtkabir'dir.
Anıtkabir esas olarak her Türk Vatandaşının hayatında en az bir defa görmesi gereken bir yerdir.
İçerisinde aramızdan ne yazık ki çok erken zamanda ayrılan Atamız yatmaktadır.
Atatürk eğer bir on yıl daha yaşamış olsaydı ya da daha açık yazayım dış güçler tarafından zehirlenmeseydi emin olun İkinci Dünya Savaşı çıkmazdı, çünkü bir şekilde aralarına girerek arabuluculuk vazifesi görürdü.


Anadolu'nun her tarafında bulunan kâlelerden bir adet de Ankara'da vardır ama Ankara'daki diğerlerinden biraz daha fazla öne çıkar.


Neyse biz Üç Muz olarak bugünkü gezimizin son durağını Esenboğa Havalimanı olarak tamamlayalım ve Homumuza geri dönelim, bir gün bir kış masalında bizleri yitirtelim.


İşte sonunda dolduruluşunu bir türlü kabûllenemediğim Caddebostan sahili ve evimizin olduğu yerlere geri döndük.
Gerçekten de bir başkadır benim memleketim, havasına suyuna taşına torpağına bin can feda bir tek dostuma, kuzusuna kurduna bütün âlem kurban benim yurduma.

21 Nisan 2023

Adana'da Nisan Karı

Dünyada bu aralar çok ama çok değişik hadiseler vukua avdet eylemekte olduğundan bendeniz artıkım çok şok oldu.
Biraz önce İnstegram'da dolanırken ahanda işbu resm-i şerifi temaşa etledi ben.
Burası inanmayacaksınız ama Adana, üstelik de Türkiye Cümhûriyeti'nin en sıcak bölgelerinden biri olan 01 plâkalı bildiğimiz Adana'da bir sokak arası.
Ne mi olmuş? Buyurun buradan yakın.


Resm-i şerifimizde de temaşa eylediğimiz gibi Türkiye Cümhûriyeti'nin en sıçak memleketine kar yağmış.
Tabi hiç kimse alınmasın ama Adana'da bazı şahısların Güneş'e birkaç el ateş ettiği bilinen bir hadisedir.
Dahası işbu görüntüler Bir Nisan Şakası da değil çünkü anılan tarih geçeli üç kocaman hafta oldu.
Görüntülere göre Güneş yememiş içmemiş Adanalılardan intikam almağa karar vermiş.


Dünyanın iklimi gerçekten değişiyor sanırım, Yukarıdaki de ne yapacağını şaşırdı.
Adana gibi karı birkaç yüzyılda bir gören bir vilâyetimiz eğer karla hiç ilgisi olmayan bir ayda kar görüyorsa bizler biraz kendimizi sorgulamamız gerekiyor.
Geçenlerde yazlık bir mekân olan Çeşme'de başlayan Nisan Karı artıkım tepemizin damına yağmağa başladı.
Hâlbuki eskiden Nisan-ı Şerif Ayı girdi miydi İlkbahar kendisini ziyadesiyle gösterirdi.

06 Şubat 2023

Deprem

Daha önceki yazdıklarımda sizlere Dünya'nın canlı bir varlık olduğunu yazmıştım hatırlarsanız.
İşte o canlı varlığımız ve üzerinde yaşadığımız Koca Dünya'nın yeniden kımıldayacağı tuttu.
Bu sabahleyin kara bir haberle uyandık: Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinin merkez üssü olduğu çok şiddetli bir depremle. Öyle bir deprem ki ta Mısır'dan bile hissedilmiş.
Önce sabahın Dört saatinde Gaziantep'in Şehitkâmil İlçesinin Sofalaca Köyü'nün merkez olduğu Yedi Nokta Sekiz (7.8) şiddetindeki depremle güne uyanmak zorunda kaldık, arada sürekli daha küçük depremler de oldu, asıl şok ise Onüç-Yirmidört saatinde Kahramanmaraş'ın Ekinözü ilçesinde Yedi Nokta Beş (7.5) şiddetindeki ikinci büyük artçı deprem her şeyin üzerine tuz biber ekti. Bölgede depremlerin hâlâ devam etmekte olduğunu belirtmek zorundayım.
Merak eden Kandilli Rasathanesi'nin deprem sayfasına bakabilir, adresi ahanda burada, ilk kez açık seçik belirtiyorum:


Sizlere uzun uzadıya yazarak interneti fazlama meşgul etmek istemiyorum.
Tek dileğim Allah-u Te'âlâ'dan böyle acıları biz insanoğlundan ve diğer yaşayan canlılardan uzakta tutması.
Sizler zaten İnstegram'da Facebok'ta Twitter'de ve tabi ki Televizyonlarda bu sahneleri görmektesiniz, ben de iki saat bu görüntüleri arayıp sizlerle paylaşmak gibi bir hata yaparak daha fazla üzmek istemiyorum.
Ancak tek bir şey söyleyebilirim ki o da telefonu ve interneti fazlama meşgûl etmeyelim ki herhangi bir haber ulaşması gereken yere çabucak ulaşabilsin.

09 Haziran 2019

Portakal'ın Öyküsü

Hop dedik orada kal portakal seviyoruz diye öldük mü?
Ağrı eşiği diye bir şey var ama sen ağrı bağımlısı gördün mü?
Ben gördüm, sizlere de gösterecek ben. Tabi okumayı isterseniz.


Resimde temaşa eylediğiniz üzere zamanın cumhurbaşkanı sıfatıyla Atatürk yanındaki komutanla birlikte elinde birer portakal ayıklıyorlar.
Bunda ne var diyebilirsiniz, sıradan bir hadise-i şerif diyebilirsiniz, ancak hikâyemizin daha doğrusu kalkınma hamlemizin başladığı zamanlara kadar bir zahmet uzanıverelim.
Sizlere Bilâl Oğlan'a anlatır gibi anlatıyorum.
Yazıma konu olan portakalların tohumları Bindokuzyüzotuzlu yılların başlarında İtalya'dan getirildiler ve gerek Mersin Adana taraflarındaki Çukurova'da gerek Antalya taraflarında ve özellikle de Finike'de gerekse Ege Bölgemizin muhtelif bazı yerlerinde aşılandılar.
Yine buraya kadar da hiçbir sorun yok, her bir şey norminâl seyrinde gidiyor. Hikâyemi okuyun bakalım arkasından neler gelecek?


İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası, İstanbul Paşabahçe Şişecam Fabrikası, Aliağa Rafinerisi ...
Bunlara ilâveten birçok fabrika Ruslar tarafından yapıldı. Tüm bunların parası ise portakallarla ödendi.


Türk Sanayisinin ana omurgasını oluşturan işbu tesisler sayesinde hem onbinlerce insanımız iş buldu, hem de genç Türkiye Cümhûriyeti milyarlarca dolarlık ithâlattan kurtuldu, dışarıya bağımlılığımızı azalttı.


Bütün bunların karşılığında bir tek lira bile ödemedik, her şeyin karşılığını sebzeyle meyveyle narenciyeyle ödendi.
Tıpkı aynı yıllarda Çay'ın Rize'ye getirilip ekilmesi ve yıllar sonra Çaykur Rize Çaylarını ortaya çıkarması gibi.
Tıpkı Bindokuzyüzyirmiyedi yılında çıkartılan Altıbinikiyüzyedi sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Fındık Fidesinin ihracatını yasaklayarak Ordu Giresun ve Rize'nin fındık yetiştiren vilâyetler olarak kabûl edilmesi ve devamında da Fiskobirlik adında borsanın kurulması gibi.


Bizim topraklarımız dünyada kendi kendine yeten ve bütün dünyayı doyurabilecek bir toprak.
Zamanında portakalla kocaman bir sanayi kurmuşuz.


Yani demem o ki Portakal gerçekten çok önemli.


İşte bu yüzden TC-JRG plâkalı uçağımıza Finike adının verilmesi ve kuyruğunda da "Discover The Potential" yazması pek de tesâdüf olmamaktadır.
Portakal'ın Öyküsünü kıraat ettiniz, umulur ki bir şeyler beyinlerinize veya beyinlerinizin yerleştirildiği bazı organ-ı şeriflere bazı konular dank eder.

29 Eylül 2014

Vardaha Köprüsü

Nereden aklıma geldiğini sormayın, biraz size Tren Yollarından bahsedecek ben bugün size.
Burası Adana'nın Karaisalı İlçesi Hacıkırı İstasyonu yakınlarındaki meşhur ve yüksek kocaman Vardaha Köprüsü.
Almanlar tarafından 1912 yılında Anadolu Bağdad Demiryolu Hattını Toros Dağlarından geçirebilmesi için yapılmıştır.
Toros Dağları kolay kolay geçit vermez, inanılmaz bir coğrafya vardır orada.
Kendim görmedim ama kitlesel iletişim araçları sayesinde bulduğum resimleri sizlerle de paylaşacağım.


Vardaha Köprüsü'nün inşaatı 1907 yılında başlamış, yapımı zor coğrafya nedeniyle beş yıl sürmüştür.
Uzunluğu 172 metre, orta ayağın yüksekliği 99 metredir. Türkiye'nin en yüksek köprüsüdür.
Köprü üzerindeki tren yolu 1220 metre yarıçapında dönemeçlidir.
Köprü Adana İstasyonuna 64 kilometre uzaklıktadır.


Birinci Dünya Savaşı zamanlarında güneyde bulunan Fransız birliklerine yardımın kesilebilmesi için Osmanlı İmparatorluğu Vardaha Köprüsünü havaya uçurması gerekince bunu duyan Alman komutan onun yerine bir başka köprüyü patlatmaları konusunda bizim komutanları ikna etmeyi başarınca onca zahmetle yapılan köprü yıkılmaktan kurtulmuştur.


Köprüyü yaparken inşaatta çalışan Alman işçiler uçurumda inşa ettikleri köprü ayakları için sürekli aşağıya taş atarak deneme yaparlarmış. Aşağıda oturan Türkler de atılan taşlardan sonra sürekli "Var Daha" diye bağırırlarmış. Bu efsahaneye göre köprünün adı o zamandan beri Vardaha olarak anılır olmuş.


İşte böylece meşhur Vardaha Köprüsü'nün hikâyesi, yükseklik korkusu olanlar bence buralarda fazlama dolaşmasınlar, sadece trenin içinde gözlerini kapatıp kendilerini Mersin'in sahilinde hayal etsinler.