Bu Blogda Ara

Eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Ocak 2023

Yaradılış Öyküsü

 Baştan söyleyeyim burada yazan şeyler insanlara hakaret değil hayatın gerçekleridir. Yaşayan görür bilir ve acı bir şekilde öğrenir.


Yaradan önce Eşeği yarattı. Biraz baktı ve hakkındaki düşüncelerini tebliğ etti:
"Sen bir Eşeksin. En ağır yükleri çekeceksin, en zor şartlarda çalışacaksın, bir ahırda yaşayacaksın, elli yıl ömrün olacak."
Eşek de dileğini söyledi:
"Tanrım bu hayat için bana biçtiğin elli yıl çok fazla, bana yirmibeş yıl yeter."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz düşündü ve Köpeği yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir Köpeksin. Sürekli sahibinin yakınında olacak, sahibini koruyacak, evindekiler için en tehlikeli görevlere bile atlamaktan çekinmeyeceksin, otuz yıl ömrün olacak."
Köpek de dileğini söyledi:
"Tanrım bu dediğin hayat için otuz yıl çok fazla, bana onbeş yıl yeter."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz daha düşündü ve Maymunu yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir Maymunsun. Sürekli aptal aptal hareketler yapacaksın, daldan dala atlayacaksın, fıstık fındıkla besleneceksin, yirmi yıl ömrün olacak."
Maymun da dileğini söyledi:
"Tanrım bu dediğin hayat için yirmi yıl çok fazla gelir bana, ben on yıl kalayım dünyada benim için yeterli."
Ve öyle oldu.


Yaradan biraz daha düşündü ve İnsanı yarattı, şeklini verdi, huyunu ekledi. Sonra biraz baktı ve yine düşüncesini tebliğ etti:
"Sen bir insansın. Dünyanın kralı olacaksın, biraz önceki yarattıklarıma hükmedeceksin, her şey senin emrinde olacak, ama yirmi yıl ömrün olacak."
İnsan da dileğini söyledi:
"Tanrım bu krallığa yırmi yıl çok az, bana Eşeğin istemediği yirmibeş yılı, Köpeğin istemediği onbeş yılı, Maymunun istemediği on yılı ömrüme eklemeni istiyorum."
Ve öyle oldu.


Derken insan dünyaya geldi, yirmi yıl insan gibi yaşadı, sonraki yirmibeş yıl eşşekler gibi çalıştı para kazandığını sandı, sonraki onbeş yıl köpekler gibi yaşadığı evi korudu ve aileden artanları yedi, sonraki on yıl da maymunlar gibi komik durumlara düşerek torunlarını eğlendirdi.
Bugüne kadar böyle geldi, bundan sonra da böyle gidecek.

20 Ağustos 2021

Bir Eşek Öyküsü

 Hikâye bu ya bir İnek bir Beygir ve bir Eşek etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeğe ve üç yıl sonra bulundukları yerde buluşmağa karar verirler. Her biri başka yöne gider.
Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce İnek ve Beygir gelir. İkisinin de vaziyeti perişan bir hâldedir, hem zayıflamış ve dişleri dökülmüş hem de kamburları çıkmıştır, adeta çökmüştür.
Beygir merakla sorar: "Nedir bu hâlin İnek kardeş?"
İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır:
"Sorma sevgili Beygir kardeş. Bu insanlar çok merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir başka inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş."
Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır:
"Ah, sorma. Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler ağzımı açamadım. Üzerime bindiler ses çıkaramadım. Biri indi öbürü bindi. Binmedikleri zamanlar da zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hâle geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımağa başladım. Ben onları taşıdıkça daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım İnek kardeş."


İnek ve Beygir böyle konuşurken uzaktan Eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala ve taşlara tekme ata ata kısaca hoplaya zıplaya gelir. Mutludur üstelik de şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta ve gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lâcivert takımlar vardır.
Bunu görünce İnek ile Beygir şaşırmış bir şekilde:
"Nedir bu hâlin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin?" diye sorarlar tabi.
Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
"Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan hukuktan refahtan adaletten filan bahsettim."
"Eee, sonra ne oldu?"
"Ne olacak? Beni başkan seçtiler."
"Deme yahu. Yani sen imdı başkan mı oldun?"
"Evet. Bir şey yapmama bile gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar 'Seninle gurur duyuyoruz' diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım."
"Peki, senin eşek olduğunu anlamadılar mı?"
"Valla ne yalan söyleyeyim yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı."


Antik Yunan döneminde (MÖ 620-560 yılları arasında) Ege'de yaşayan ünlü masalcı Ezop'un ikibinaltıyüz yıldır canlılığını yitirmeyen öyküsünü okudunuz.
Gerçek şahıslarla ilgisi yoktur.

24 Temmuz 2021

Eşek Satışı

 Eski zamanlarda Anadolu’nun tozlu yollarında otomobiller kamyonlar henüz bu kadar yaygın değilken atlar eşekler katırlar çekermiş milletin tüm yükünü.
Şimdilerde arabalar nasıl alınıp satılıyorsa o zamanlarda da bu hayvanlar alınıp satılırmış kasabaların muayyen yerlerinde. O pazarlarda alıcı ile satıcıyı birbirinden ayırmak oldukça kolaymış. Kim elinde ucu biraz sivriltilmiş kırkelli santimlik bir tahta kazıkla geziyorsa herkes bilirmiş ki o kendine eşek almağa niyetli bir alıcı.
Ancak kasabalarda kurulan hayvan pazarındaki hayvanlar şehirlerde kurulan amele pazarındaki amelelerden daha fazla bir itibar görürler.
Peki bu kazık ne için kullanılırmış?
Kendine eşek arayan kişi bir eşek ilgisini çekince hayvanın genel durumunu kontrol ettikten sonra elindeki kazığı eşeğin ağzına sokup kanırtarak eşeğin dişlerine bakarmış. Çünkü eşek bile olsan ağız ve diş sağlığı önemli azîzim.
Sizler de biliyorsunuz ki dişleri tastamam olan hayvanlar genel olarak sağlıklı hayvanlardır.


Şimdi gelelim hikâyenin bizi ilgilendiren kısmına. Eğer bir eşek çokca pazara çekilip satılmamışsa artık tecrübeli olduğu için birinin elinde kazıkla kendisine yaklaştığını görür görmez gülümser ve ona dişlerini gösterirmiş. Böylece ağzına o koca şeyin sokulup canının yanmasına mani olurmuş.
Teşbihte hata olmasın ama hayat da bazen elinde türlü kazıklarla gelir üzerimize. Bizi öldürmeyen her tecrübenin bizi daha güçlü kıldığı bilinciyle acının yaklaştığını hissettiğimiz an ona gülümseyebiliyorsak ne hayat ne de başkaları canımızı yakmağa cür'et edemeyecektir.