Bu Blogda Ara

Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2024

İğrenç Bir Evlenme Teklifi

 Bundan yıllar önce sizlerle bir evlenmek teklifinden bahsetmişti ben.
İsteyen ve merak eden kim varsa o yazımı ahanda buradan okuyabilir: İğrenç Bir Evlenme Teklifi.
Löküs bir lokantada o zamanki nişanlısı olan erkekten öküzce bir evlilik teklifi alan kadın bu teklifi kabûl etti, ama bakın başına neler geldi?


Müstâkbel kocişkosu nikâh defterine imzalar atıldıktan sonra eşiyle gidecekleri yeni evlerine İneklik Etme Taksi Tut otobüsüyle götürüyor.

Yazıları okuyamayanlar için tercüme yine mevcut:

Kadın :
Araba tutmadın mı be?
Erkek :
Dur kızım ya gelir şimdi otobüs.
Kadın:
(Allahım ne yaptım ben yaa?)

02 Nisan 2022

Ramézân-ı Şerif Ayı

Bugün günümüzde kullandığımız cismani günlere ait Milâdi Takvim'e göre İkibinyirmiiki ama ruhani günlere ait olan Hicri Takvim'e göre Bindörtyüzkırküç Yılı'na ait olan Ramézân-ı Şerif Ayı'nın ilk günü, birkaç saat önce Onbir Ayın Sultanı'na giriş yaptık Allah-u Te'âlâ'ya çok şükür.
Dün yazmıştım 9:24 saatinde Ramézân-ı Şerif Ayı'nın Hilâl'i görüldüğünün tutanağını, mâlum-u âliniz Hilâl görülmeden Ramazan orucu başlatılmaz.


Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramézân-ı Şerif Ayı hayatlarımıza duhul ettiğinde memleketimin bütün Cami-i Şeriflerinde mahyalar asıldı tabi. Tek minâreli olanlar günümüz biliminin nimetlerinden faydalanarak ışıklı tabelâlar yaptırdılar, yıllardan beridir kullanmaktalar.
Ancak bu yıl son iki yıla nazaran bazı değişiklikler var, çünkü her şeyden önce son iki yılda uygulanan ve Ramazan'ın ruhunu körelten sokağa çıkma yasağı yok, Cami-i Şeriflerde gerek herkese günde beş sefer farz-ı ayn olan Vakit Nemazlarını gerek cemaatle birlikte kılınması gereken Cum'a Nemazı gerekse Ramézân-ı Şerif Ayı'na özel olan Terâvih Nemazlarını kılma yasağı yok.
Birçok şey eskisi gibi düzeldi ama hayatlarımızdan iki adet Ramézân-ı Şerif Ayı kendisinin Allah-u Te'âlâ'nın işini yaptığını iddia eden Bill Gates ad ve soyadlı bir adet zat-ı az muhterem tarafından çalındı.


Neyse biz Bill Gates'in sorununu Allah-u Te'âlâ ile hâlledebilmesini dileyelim ve kendi işimize bakalım, çünkü kendisi henüz yaşıyor. Mâlum-u âliniz gıybet etmek kul hakkına girer ve Allah-u Te'âlâ kul hakkına karışmaz ve alacaklı olan kul affetmedikçe affetmez, alacaklı olan kul bildiğiniz kâfir veya gâvur bile olsa.
Bizler biraz önce ilk Sahurumuzu ettik ve yaklaşık olarak onbeş saatlik Oruçumuza başladık.
Ancak bu öyle bir oruç ki bir küçük kırıntı yemek gibi bir hata yaparsanız veya kazara boğazınıza kaçtığında bozuluyor ama kul hakkı ve fakir fukara hakkı yerseniz bozulmuyor.
Kustuğunuz zaman bozuluyor ama İftar sofralarından kalkarken geride bıraktığınız bir lokma ekmeği israf ederken bozulmuyor.
Camideki hoca belki dalgınlıkla belki saat ayarının bozuk olması yüzünden Akşam ezanını birkaç dakika erken okuması ve ezan okunmağa başlayınca yemeğe başlanabileceğinin hükmü gereğince bozuluyor ama Muharrem, Safer, Rebi-ül Evvel, Rebi-ül Ahir, Cemazi-ül Evvel, Cemazi-ül Ahir, Recep, Şaban, Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce adlı onbir kocaman ay boyunca aç olan insana derdi sorulmayınca bozulmuyor. Çünkü biliyorsunuz Hazret-i Muhammet "Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir" buyurmuşlardır.


Dinin temel direği olan Abdest alınırken boğaza kazara bile olsa bir damlacık su kaçınca bozuluyor ama Ramézân-ı Şerif Ayı geldiğinde iğneden ipliğe şekerden ekmeğe zeytinden peynire her bir şeye iki misli zam yapıp ücreti arttırılarak satıldığında ve fakir fukaranın Ramézân-ı Şerif coşkusunu kısıtlayınca yani günümüz hayatında olmazsa olmazımız olan Para haksız olarak yenilince bozulmuyor.
Ben tabi ki gerçekten imanlı olup da hakkıyla davranarak ve yaşayarak ibadet edenlere demiyorum bunları, ama gösteriş yaparak ve kul hakkı yiyerek kendisini âlim gösteren zavallılara diyorum, zaten Atalarmız "Yarası olan gocunur" buyurmuşlardır, ben lâfımı ortaya kodum, isterim ki ettiğim lâf havada asılı kalsın ama günümüz yaşamlarına şöyle bir bakınca pek havada kalacağına da inanmıyorum.


Her neyse ben daha fazla şimşekleri üzerime çekmeden ve fışkısını çıkartmadan yazımı bitireyim de çekileyim.
Allah-u Te'âlâ'dan herkesin Ramézân-ı Şerif Ayı'nı ve geelceklerini hayırla yazmasını niyaz eylerim.
Şunu da unutmayın: Asıl bayram Ramézân-ı Şerif Ayı'nın kendisidir, insanlar Ramazan'ın içinde gizli olan nimetlerin boyutunu bilselerdi geri kalan Muharrem, Safer, Rebi-ül Evvel, Rebi-ül Ahir, Cemazi-ül Evvel, Cemazi-ül Ahir, Recep, Şaban, Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce Aylarının da Ramazan gibi olmasını isterlerdi.
Yani anlayacağınız Ramazan'a boşuna "Onbir Ayın Sultanı" denilmiyor.

14 Şubat 2022

Sevgililik Kedi

Hani bir zamanlar yalnız ve üzgün biri vardı, her sevgililer gününde evine kapanır sabaha kadar zırlayıp dururdu.
İşte bugün gittiği ve Türk Kahvemsi yummilendiği Kahve Dünyası'daki kadın kediyle sevgili oldular.


Emin olun var ya kedilerin sevgisi insanların sevgisiz sahteliklerinden çok daha saf ve temiz.
En azından kediler sevdiler miydi tam seviyorlar.
Sevmediklerini de tırmalayıp korkutuyorlar, özellikle de boy gompileksi olduğu için otuz santimlik topuklu ayakkabı giyip yollarda penguenler gibi paytak paytak yürümeğe çalışan Üçhârflileri.


Hem kaldı ki yemeğin tadı domat, dometesin tadı tat.
Ayrıca yemeğin iyisi salçalısı, kadının iyisi kalçalısı.
Üstelik de dansın iyisi sallamalısı, çamaşırın iyisi de çalkalamalısı.

13 Mayıs 2021

Dondurma Mevsimi Gelmiştir

Bahar geldi geleli mâlum-u âliniz havalar ısınmağa başlamakta olduğundan şimdiden serinleme ihtiyacı hissediyor ben.
Yaz da yaklaşırken ve açılma zamanları da ufukta görünmeğe başladığından beridir Hacı Bozan sağ olsun yeni çeşit dondurmaları hâlkımızn hizmetine sunmakta.
Mekânın nerede olduğunu merak edenler lütfedip "Hacı Bozan Oğulları" yazısına tıklayarak yerini öğrenebilirler.
Bugün hazır Ramézân-ı Şerif Ayı bitip de Şevvâl-i Şerif Ayı başlamışken ve Şevvâl-i Şerif Ayı'nın ilk üç günü Ramézân Bayramıyken şu yeni çıkan dondurmalardan bir tutam tadayım istedi ben.


Bugünkü dondurmam Kahve + Nâne + Çark-ı Felek + Kestahane'den oluşmakta.
Bitirmeden önce eklemem gereken nesne-i şeriflerden biri de benzer tadı olan dondurmalar benzer tadı olan diğer dondurmalarla birleşirse daha güzel olur, örneğin Kahve aromalı olan Kestahane ya da Muz aromalı olanla daha güzel gider, Çilek aromalı olan Karpuz ya da Çikolata aromalıyla güzeldir, Nâne daha çok Kahve ile veya Çilek ile güzeldir ama damak tadı herkesin farklıdır.


Tabi bu güzel Dondurmanın üzerine bir de Porselen Bardaklı Türk Kahvemsi güzel gitmez miydi?
Giderdi tabi, netekim tadını da özlemişti ben.
Herkese afiyet olsun.

31 Mart 2021

Peçete Sorunsalı

 Son zamanlarda gittiğim çeşitli restorantlarda peçete konusunda artık çok cimri olmağa başladılar.
Eskiden envai çeşit peçete mevcutken imdı temiz olmamız gereken günlerde peçete bulamıyoruz.
Tamam girişte Heskodu sorgulanıyor, masalar birbirlerinden yeteri kadar uzaklaştırıldı, bağzı mekânlar masaların çevrelerine ayırıcı naylonlar da yerleştirdiler, ama peçetesiz olmuyor yani.


Asla ama asla tek bir restoranttan bahsetmiyor ben, genel olarak gördüğüm manzara böyle.
Kazara burnumuz aksa veya ağzımız kirlense ya da ellerimiz ıslansa nasıl temiz olabileceğimizi de bir türlü anlamıyor ben.
O girişlerde koduğunuz dezenfektan mıdır nedir hemen kurumuyor, hele de bu soğuk ve yağmurlu günlerde.
Herkes bilir ki Mart her zaman kapıdan baktırıp kazma kürek yaktırır, ama birkaç saat sonra Mart-ı Şerif Ayı'nın hükmü kalmayacak.

01 Şubat 2020

Belgesellerden Anılar

Bazı akşamlar gittiğim mekânda sabaha karşı izlediğim belgeseller bendenizi işbu mevzuat-ı umumiye hakkında bazı araştırmalara yöneltti.
Hepimizin mâlum-u âliniz Türkiye Cümhûriyeti sınırları dâhilinde karikâtürler inanılmaz nesne-i şerifler anlatırlar, ancak bunların dilinde yazılan yazıları herkes okuyabilme, okuduysa da anlayabilme yeteneğine sahip değildir.
Yine hepimizce mâlum olan ve bizim zamanımızda ilkokulda şimdiki zamane gençliğin ortaokul veya lisede hep birlikte öğrendiğimiz mâlumatfuruşa göre ormanlarda yaşayan hayvanlar her zaman birbirleriyle avlanırlar, ancak onların dünyası bizim dünyamızdan çok ama çok farklı olduğunu da öğrenmek gerek.
Bu arada hatırlatayım ki dünya üzerinde daha gerçek olup olmayacağı tartışma konusuyken bile bir robotun duygusal zekâyla donatılmasının ne gibi sonuçlara yol açabileceği konusunda film yapabilmeyi başarmış bir Yeşilçam'a sahibiz, hani bir Türk'e bir işin inkânının olmadığını söyle ve kenara çekilip olacakları izle gibi kocaman tankın karşısında aslanlar gibi durabilen ve o duruşuyla o tankı durdurabilen bir irademiz mevcuttur bizde.
Ben kafanızı bulandırmadan başlıyorum yeniden yazıma konu olan resimlere.


Ah şu kadınlar, aslan bile olsalar kadın her zaman kadındır.
Bir türküde bile biz erkeklerin günâhının siz kızlardan sorulacağı söylenir.
Buna rağmen erkeklerin kılıbık olduklarından bahsederler, oysa kadın erkeğe yaklaşma şansı vermezse biz erkeklerin yapacağı her hamle ters teper Tanrı korusun.


Bizim karikâtürcülere göre aslında orman hâlkı dosttur arkadaştır, sadece belgeselciler geldiklerinde insanlara kendilerinin yırtıcı olduklarını göstermek için şakacıktan birbirlerine saldırırlar.


Bazen dost görünümlü insanlar bizleri sadece kandırmakta ve bizim açıklarımızı kollamakla meşgûller, zaten bir atasözü bizim düşmanlardan değil de dostlarımızdan korkmamız gerektiğini söyler.
Buna rağmen hiç dertleşmeyecek miyiz? Gerekirse dertleşmeyeceğiz, tüm sıkıntılarımızı içlerimize atacağız, patlarsak da bundan patlarız.


İkili ilişkilerde de genelde kendi kusurlarımızı ve fazlalıklarımızı görmez de karşımızdakinin eksikliğini görürüz, daha doğrusu yaşadıklarımız bize böyle algılatır hayatlarımızı.
Sorun ise sende değil bendeymiş, ben daha iyisine lâyıkmışım. Hangi kitaptan ezber bu?
Örneğin kirpinin üstündeki dikenlerden atlarda yoktur ya da başka hayvanlarda yoktur, bildiğim kadarıyla gülde vardır ama gülün dikenleri kirpinin derisine karşı daha güçlüdür.
Sarmaşıklardaki dikenler ise kirpinin dikenlerine hiçbir sur'ette mukavemet edemezler.


Avlanma faslı aslında doğar doğmaz hayata karşı mücadeleyle içgüdüsel olarak başlar, eceliyle Hakk'ın rahmetine kavuşuncaya veya bir başka acıkmış olan hayvana av olana kadar devam eder.
İnsan da oyun çağından çıkıp da okul çağına gelince mücadeleye başlar, ama insanın mücadelesini barış ve bilim ile de ilerletebilse bile bazıları kavga ve savaşı ve de adam öldürmeyi öğrenir.
Bu yolda devam etmekte ısrar eden şahıs ise günün birinde yakayı ele verir.


Dün akşam aslında güzel ve beni benden alan bir belgeselde Piton Yılanı çeşitli hayvanları mideye indiriyordu. Hele o tavuklar kümeslerine baskına gelen yılan karşısında hiçbir şey yapmadan gıt gıt gıdaklamaları resmen tavuk milletinin aptallığına sevk etti beni.
Demek bu belgesel bir karikâtürcümüz tarafından da izlenmiş ki av olan farenin aklına tam mideye indirilirken sıçının geldiğini söylemeyi akıl ettirmiş.
Çıkan sonucu da görmektesiniz.


Ya da başka bir açıdan bakalım biz işbu hayat-ı vahşiye.
Sizler hiç keçileri bilir misiniz sevgililer?
Keçiler aşırı derecede inatçı ve intikamcıdırlar, öyle ki miyav diyen bir aslan eğer keçi avlamışsa yerken iki katı dikkât etmesi gerek, çünkü arkadan bir büyüğü gelip aslanı avlayabilir.


Ancak bütün hayvan milleti keçiler kadar şanslı olamıyor ne yazık ki.
Örneğin aslanın biri bir ceylanı mideye indirirse ve o ceylanın yavrusu annesini aramaya çıkarsa aslında gerçekte başına gelecek olan belli ama karikâtürcülerin kitabında aslanın midesi bulanıveriyor.
Ne yazık ki dünya bizim bildiğimiz ve de hayal ettiğimiz tozpembe bir yer değil, ormanın ortasında bütün canlılar diğer canlılara karşı amansız bir savaş içinde.
Üstelik bu geçenlerde Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan bir soğuk savaş da değil.
Günümüzde her ne kadar insanlar birbiriyle sıcak savaşa gimemişlerse de hayvanlara ve doğaya karşı açtıkları savaşta inanılmaz bir tahribatın sorumlusu olarak Yüce Divan'a hesap verecekler.



Bu amansız savaştan geriye ne mi kaldı?
Timsahın annesi çanta babası da ayakkabı olmuş, insanların hizmetine ve kullanımlarına sunulmuş.

08 Ekim 2019

Evde Yemek Daha Sağlıklı

Esasına bakarsanız evde güzel yummilerimizi yummilenmek kadar güzel bir şey yoktur ama o yemekleri pişirmek de benim gibi yalnız yaşayanların gözleri önünde büyür ve zor gelmeye başlar belli bir zamandan sonra.
Özellikle dışarıda hangi yağın kullanıldığını bilmeden veya mâlzemenin midelerimizi kaldırabilecek derecede olup olmadığını bilmeden görünüşü ve lezzeti çok da güzel olsa her zaman dışarıdan yummilenmek hem sağlık açısından hem de maddi açıdan pek parlak fikir değil doğrusu.
Ancak günümüzde gelinen noktada özellikle işyeri çevreleri evden yemek götürmeyi zorlaştırıyor, çünkü çevredeki herkes hâlâ sefertası taşıyanlarla dalga geçiyorlar.
Oysa sefertası macerası hiç de küçümsenecek bir olgu değil.
Aşağıda iki farklı gazeteden başlıkları görmektesiniz, içeriğini kendi dilimce biraz özetleyerek resimden yazıya dökecek ben.


Efenim bizim olmayan çalışkan Amerikalı bilim adamlarını biliyorsunuz, her gün her gün bir şeyler araştırırlar ve insanlığa faideli bir iş yaparlar tıpkı bizim gibi, ben de sizlere bu araştırmaları anlatırım bu sayfalarda.
Bu sefer de sanki kendi vatandaşları dışarıda hazır yummilenme işinin öncüsü değillermiş gibi evde yummilenen ya da anlayacağınız dile çevirirsem yemek yiyenlerin dışarıda yummilenenlere nazaran daha az oranda kansere yakalandıklarını ortaya çıkarmışlar.
Konu burada sadece gıdaların hatalı veya hatasız depolanmasında değil gerek pişme gerekse paketleme aşamalarında da ortaya çıkan bakterilere dayanmakta.


Bilim adamlarının yaptıkları araştırmanın neticelerini basına aktardıklarına göre gerek depolama gerekse pişirme aşamasında yemeklere bulaşan işbu zararlı kimyasal organizmaların kanser ve üreme sorunları gibi hastalıklara zemin hazırladığı bildirildi.
İşbu yüzden en güzeli her şeye rağmen evde pişen yemekler, çünkü en azından ne yaptığımızı ne kullandığımızı biliyoruz.
Günümüz şartları neyi göstereceğini bilemesek bile ara sıra evlerimizde yummilenmekte faide mevcut.

03 Kasım 2014

90-60-90

Moda dünyası şişmanlığı fazlama kabûl etmez.
O yüzden kadınları genelde göğüs doksan, bel altmış, kalça doksan santimetre çevreli olarak saymakta.
İdeal kadın ölçüleri olarak özellikle 1990'dan itibaren sürekli 90 - 60 - 90 olarak yazılmakta.
Gelgelelim gerçekten 90 - 60 - 90 olan kadın var mı dünyada?


Yaygın olan inanca göre dolgun göğüslü, ince belli, çıkık kalçalı kadınlar soba borusu gibi olan kadınlara nazaran daha doğurgan.

İngiltere'de kadınların belleri ile kalçaları arasındaki oran yüzelli yıl öncesine oranla 0.7'den 0.8'e çıkmıştır.
Kadınların bel çevresi 88, erkeklerin de 102 santimetreyi geçmemesi gereklidir.


Eski Yunan Tanrıçalarının heykelleri yapılırken kullanılan ölçüler 90 - 60 - 90 olup güzellik abidesinin koordinatlarıdır.
Kadınlarda ince bel zarafet ve güzelliğin en önemli koşullarından biri olarak kabûl edilir. Hâttâ 90 - 60 - 90 slogan hâline bile gelmiştir.


Tarihte kadınların ince belli görünme çabalarının en yoğun olduğu zamanlar ondokuzuncu yüzyılın ortalarına denk geliyor. O dönemde korse kullanımı her ne kadar yaygın da olsa 60 santim bel kalınlığı idealden uzaktı.


1920'li yıllarda kadınlar belleri ince görünmesi için korse takmaya başlamışlardır. Hâttâ sütyenlerin olmazsa olmaz tamamlayıcılarıdır korseler.
Fakat 1950'lerden sonra moda kavramı ve ideal kadın görüntüsü değişmeğe başladı.
Bu tarihe kadar dolgun göğüs, ince bel, estetik kalça ve ince bacaklar kesinlikle eleştirilir ve hiç yaklaşamazdı bile güzellik sınırlarına.


Günümüzde ise ölçüler 100 - 70 - 105 olarak değiştirildi, çünkü hızlı yemek salonlarının sağladıkları dengesiz beslenme alışkanlıkları insanları şişkolaştırmakta.


Gelgelelim bir önemli konu daha var:
Kadınlarda göğüs büyüklüklerinden daha önemli bir şey varsa o da bel ve kalça orantısıdır.
İstediğin kadar dolgun göğüslerin olsun, eğer düz bir bel ve dar bir kalçan varsa orantısızsın demektir.

23 Eylül 2010

İğrenç Bir Evlenme Teklifi

Bir evlilik tekliifi oldukça özeldir ve özellikle de kadın için olanca boyutuyla anlamlandırılır.
Biraz sonra temaşa eyleyeceğiniz işbu Resm-i Şerifee ben kendim asla yorum yapmayacağım, siz değerlendirin.


Karikatürdeki yazıları okuyamıyanlar için tercümesi:

İmdı genç bir kadınla biraz ondan büyük bir erkek aşağıda adını sayacağım restoranlardan birine gitmişler:
A : Beylerbeyi Doğa Balık
B : Beylerbeyi Villa Bosphorus
C : Çengelköy Deniz Yıldızı
D : Çengelköy İnci Bosphorus
Bu arada bu saydığım yerler öyle ucuz yerler değil, cüzdanında belirli bir parası ya da yüksek limitli bir kredi kartı olmayan giremez, girse de çıkamaz, çıksa da iiflâh olmaz.

Erkek:
Şu yüzüğü tak da başının bağlı olduğu belli olsun, iş yerinde dışarda falan asılan olmasın.
Kadın:
Dünyanın en iğrenç evlenme teklifini yaptın tebrik ederim seni Allah'ın Öküzü.
Erkek:
Al hadi al ... Kaptın gene pırlantayı ... Köfte seni.