Bu Blogda Ara

Sevda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2026

Aşk Balonu

 Esasında sıradan bir gün, ama gençliğimiz zamanında oldukça anlamlar yüklemiştik bugüne.
Çünkü ne de olsa sevginin bir gün gerçek olacağını ummuştuk.
Oysa önem verdiğimiz dönemlerde bile içinin boş olduğu gerçeği aradan geçen yıllardan sonra daha da anlam kazandı.
Helyum gazının şişirdiği balonları Marmaray bile taşımıyor.


Aşk bu kadar kolay mıdır?
Ya da soru şudur:
Aşk her şeyi affeder mi?
Yıllar önce bu soru Facebok'ta soruldu ve iki farklı kadın tarafından iki farklı cevapla cevaplandı.
Biri aşka kaptırıverileceği, diğeri de affetmemesi gerektiğini söylüyordu.


En güzel aşk ise Kahveye karşı hissedilen aşk olduğu o kadar doğruydu ki günümüzde artık aşk da sevgi de para etmiyor, üstelik hiçbir şeye değmiyor.

13 Kasım 2025

Bûtimar Ve Deniz

Bûtimâr Deniz'e âşık bir kuştur.
Her gün kenarına konduğu suya uzun uzun bakar ve “Bu deniz bir gün kurursa ben ne içerim?” diye endişe eder.


Bu ölçüsüz aşk Bûtimâr’ın sonu olur.
Kenarından ayrılmadığı ve içmeye kıyamadığı denizin yanı başında susuzluktan ölür.

24 Temmuz 2025

Ayrılıklar Sevdaya Dâhildir

 Hayat her zaman mutlulukla geçmiyor, zorlu yollarında birçok engel de çıkartıyor.
Özellikle ikili ilişkilerde anlaşamamazlık oranları son zamanlarda ziyadesiyle arttı.
Ancak bazı ayrılıklar vardır ki aradan Onyedibuçuk kocaman yıl geçse dâhi gitmesi gereken kişinin görevini büyük bir başarıyla becerebilmesine rağmen kalan kişi için atlatılabilmesi çok zor olmuştur.
Üstelik bir arada olmaması gerektiği her iki kahraman tarafından bilinmesine ve bazı değerlere uygun olmamasına rağmen.


Merak etmeyin bu ilişkiden sonra unutmağı başaramayan kişinin hayatına başkaca karşı cinsten insanlar da girdiler, ancak her biri bir öncekinden daha büyük hasarlar bırakarak gittiler.
Elimizde ise insanlara güveni iyice sarsılmış ve yeni ilişkilere gönlünü kapatmış bir Türk Vatandaşı Kişi kaldı.
Bunca yıldan beridir kırıntılarla kendini doyurabilmeğe çalışıyor.
Giden kişi ne yapıyor derseniz oynadığı sahte sevdalı rolünden sonra hayatını çok mutlu şekillerde yaşıyor olması gerekiyor.

24 Temmuz 2024

Festeggiare Uno Compleanno

Bir zamanlar birilerinin yaşamış oldukları bir öykü anlatmıştı sizlere ben.
Hani sevdiğini söyleyerek arslinda aşkla oyun oynayan bir dişinin ne yazık ki kendisine arslinda hiç istememesine rağmen dişinin kurdığu sahte aşk tuzağına düşen bir erkekle oynadığı oyunun sonuçlarını hiç düşünmeyen ve hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam eden hikâyedeki dişi kahramanın doğmaz olasıca günü bugün.
Ama erkek tarafı günümüzdeki bugünü arsla kutlayamayacak, çünkü ayrılmalarının arasından çok uzun yıllar geçti, ama delikanlının kâlbi hâlâ kırık o dişiye karşı.
Arslinda kendisi o zamandan beridir hayatına karşı cinsten hiç kimseyi kabûl edemiyor çünkü zaten incecik bir camdan olan kâlbinin yeniden kırılmasından fena derecede korkuyor.


Aşkın ömrü üç yıldır derler, sevgi ise belirsizdir.
Gün gelir sevginin yerini nefret alabilir, ama kâlpleri camdan imâl edilmiş olanlar zaten zor toparlayabildikleri parçaların bir daha dağılmalarını dilemezler.
Hele de ilk sevdalarına otuzlu yaşlarında karşılık bulmuşlarsa, ya da karşı cinstekinin kendisini sevdiğini sanırlarsa.


Ha meraklısına söyleyeyim, bizim delikanlı o günü sevdiğini sandığı kadına doğum günü iletisini yollayıp kendi payına düşen vazifesini ifa eylemişti, ama hikâyenin kadın kahramanı baştan savma bir şekilde neredeyse hiçbir şey yazmamış, sadece yarım ağızla bir şeyler gevelemişti.
Altı ay önceki o aşk dolu güzel sözlerinden eser bile yoktu.
Delikanlı pişman mıydı sizce o günü?
Değildi tabi, çünkü yaşananlardan veya yaşanmayanlardan her şey için hiçbir şey istemeğe hakkı yoktu.


Bunları yazmamı bu güzel sevda hikâyesinin erkek kahramanı yazmamı istedi, belki bir gün kadın kahramanı da Biz Üç Muz'dan birine ulaşır ve yayınlamamızı istediği şeyler anlatırsa onları da yayınlarız.
Okuduğunuz için teşekkürler.

01 Haziran 2024

Geçmişte Hatırlanmak

 Eskilerin "Yâr" dediğine şimdikiler "Manita" veya "Madigudi" diyor.
Eskilerin "Nâz" dediğine şimdikiler "Trip" diyor ki Trip sözcüğü İngilizce'de "Yolculuk" demek.
Eskilerin "Sevda" dediğine şimdikiler "İlişki" diyor ki İlişki sözcüğü birbiriyle bağlantısı olan her şey için kullanılır, örnek olarak "Arkadaşlık" da bir tür "İlişki" çeşididir, "Vapur" ile "Deniz" arasında da bir ilişki vardır, deniz olmazsa vapur olmaz.


Eskiler bakmaya kıyamazken şimdikiler canına kıyıyor. Kâlbe kıyıyor.
Samimi sıcacık sofralara "Kılişe" diyip incikli boncuklu masalara da "Sunum" diyorlar.


Ah eskiler ah.
Farsça'da "Dil" kelimesi "Gönül" demek ve bozulan sadece lisanımız değil dilimiz oldu.
Değer verdiklerimiz oldu.

29 Şubat 2024

Bir Güzel Hikâye

 Bir geçmiş hikâyenin anatomisidir bugünkü okuyacaklarınız.
Yine her zamanki gibi Dünya üzerinden silinip giden bir güzel günün anısını anlatmağı ben pek istemiyorum ama bunu yaşayan bir kişi ısrarla istedi.


Bugün dört yılda bir gelir, her geldiğinde de iki gün geriye atlar, yani bu yıl Pazar'a geldiyse dört yıl sonra Cuma olacaktır.
Zaten ne olduysa işbu kutlu günün Pazar gününe denk geldiği İkibindört yılında oldu.
O günü arkadaşlarıyla toplanıp bir büyük müsabakaya tanık olan bir danışan ve bunu yazmamızı isteyen şahıs o günden beridir her Yirmidokuz Şubat gününde arkadaşları tarafından ekiliyor.


Bu kişi o günü de arslinda ekilmişti ama o günü yanında mutlu olabileceği bağzı karşı cinslerden birilerinin de ortamda olmasını belki üzüntüsünü hafifletici sebep olarak görüyordu.
Dahası ara sıra baktığı müsabakanın kazanılması her şeyi unutturmuştu.


Hayat çok kişiye mıtlılık getiriiyorduysa bile kalan bağzılarına sonsuz bir hüzün getiriyordu, dahası bu hazin günler sonraki yıllarda daha da artarak devam edecekti.

14 Eylül 2023

Unutulanların Buluşması

 Hani sizlere birkaç zaman önce 2008 eteketli bir öykü anlatmıştı ben.
Duydum ve okudum ki hikâyenin sonunu merak etmişsiniz. Korkmayın hadiseyi yaşayan şahıs filmin sonunu da anlattı bana.
Bana kalsa bu hikâyeyi hiç ortaya çıkartmazdım ve yayınlamamı isteyen kişiye kapumu sonsuza kadar kapatırdım ancak dünyada öyle fettan ve şeytana pabuçlarını tersten giydirmiş karşı cinsler var ki benim söylemeğe dilim varmıyor.


Bir ay bile sürmeyen ve başladığı gibi çabucak biten sevdalıklı ilişkilerinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmişti.
Kadın aralarındaki her şeyi unutmuş ama birbirlerini görünce yine de heyecan yapmıştı.
Delikanlı ise her ne kadar bir başkasını bulmuşsa da bulduğu kadın ona çok daha fazla acı çektiriyordu.
Önce oturup aradan geçen zamanlar zarfında başlarından geçenlerden bahsettiler.


Kadın yurt dışında iyi bir ünüversütede yüksek ehliyet eğitimine başlamıştı, özel hayatında da ailevi sorunlar vardı.
Delikanlı da ne yapsındı? Kızın arkasından yas tutacak değildi, sonuçta o yaşa onunla birlikte gelmemişti. Alt tarafı kadının yalan aşkına karşılık vermişti ve birkaç günlüğüne bile olsa sevgililiğin tadını almıştı.
Pişman mıydı? Arsla pişman değildi. Hem de kadının onu yara bandı mı diyelim yoksa kâğıt mendil mi bilmem ama birkaç günlük oyuncak gibi kullanıp köşeye atmasına ve delikanlının da bunu ezbere bilmesine rağmen.


Artık ayrılık saati geliyordu, vapora çok az zaman vardı.
Birlikte geçirdikleri son dakikaların daha da kötüleşmemesi ve ilerideki zamanlarda birbirlerini kötü hatırlamamaları için ikisi de bağzı sırlarını içlerine gömmüşlerdi.
O güzel ve Güneşli Pazar gününden sonra ne kadın delikanlıyı ne de delikanlı kadını aradı ve sordu, tıpkı Gülben Ergen'in bir şarkısında geçen şekilde birbirlerinin hayatlarından sade ve sadece geçip gittiler.
Tıpkı bir zamanlar Funda Arar'ın başka bir şarkıda bahsettiği şekilde sevdaları bir mektupla başlamış, zamanla günler geceden kurtulamaz olmuştu. 
Artık o yoktu, dolayısıyla delikanlı yalnız kalmağı öğrenecekti, kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi köksüz bağsız durabilmeği de öğrenmeliydi.
Ayrılırken sadece kuru bir el sıkışmayla vedalaşmak istedi bizimki, eğer daha ileri gitseler belki de bambaşka şeyler de yaşanabilirdi ama sadece Türkçe Lügat'te bulunan bir kelime-i şerif olan "Onur"a gölge düşürmemeliydi.


Ancak bindiği vapordan inene kadar gözlerinden akan yaşların miktarı o güne kadarki toplamından çok daha fazlaydı.
Ne kadar ağlarsa ağlasın bir türlü içindeki sevdayı sonlandıramamıştı.
Artık dünyevi ve cismâni hayatının sonuna kadar içinde yalnız başına taşıyacaktı, tıpkı Ajda Pekkan'ın yıllar yıllar önceki seslendirdiği şekilde onsuz yaşayacaktı yasak aşkını ve hiçbir zaman kapısını çalmayacaktı.


İmdı delikanlıya kaybolan yıllarını verseler ya da onunla bir ömür vaad etseler belki peşinden giderdi, ancak bağzı şeyhlerin dönüşü yoktu çünkü birkaç yıl önce beraberce ayrılmağa ve arkadaşça yollarını ayırmağa beraberce karar vermişlerdi.
Esasında ikisinin de birbirlerine pek hayırları yoktu ama bir hata yapmışlardı bir kez.
Gerçekleri görmeleri mutlaka lâzımdı çünkü ikisinin de başkaca çareleri yoktu.


Yarım kalmış hikâyeler genellikle güzel gelir insanlara, çünkü hem Adem oğlu hem de Havva kızı beşbin yıldır birbirlerinin huylarına uygun karşı cinsini arar durur.
Bazen tam da istediğini bulur ama o bulduğunun da bir başkasıyla madigudiliği mevcuttur.
Ya da bazen bir yeni heyecan aramak için başının bağlı olduğu kişiden biraz kurtulmak amaçlı bir başka karşı cinse sadece taşak geçmek için yazan bazı tipitipler de mevcuttur.
Ve bahsettiğim tipitiplerin sahte aşk masallarını gerçek sanan denyolar da mevcuttur.
Sonuçta ne olursa olsun ayrılık da sevdaya dâhildir, her seven sonunda derde düşecektir ve kaçınılmaz bir son olarak ayrılık kapılarını çalacaktır.
Ayrılık sonrası ise önce sigarayla başlar, sigara kesmezse nargileye kadar götürür.
Çünkü bu acıyı giden değil kalan çeker, unutmak için de bağzı oyalayıcı bir şeyhler arar.


Ancak eğer vaziyet bu noktalara kadar geldiyse bir sorun var demektir.
Çünkü bu noktadan sonrası için bir tedavi yöntemi henüz bulunamadı, sadece bazı büyüklerimiz çivinin çiviyi sökebileceğini iddia ederler ama o içeride bir kırıntı muhakkak kalmıştır ve günün birinde bir şekilde ortaya çıkacaktır.


Bu okuduğunuz ve tefrikaya dönüşen ilişkide iki taraf birbirine kavuşsaydı ne olurdu?
Gerçekten mutlu olabilirler miydi, yoksa bir süre sonra daha da fena ayrılık çanları mı çalardı?

26 Ocak 2023

Sinemadaki Unutulmuşluk

 Geçen gün anlatmağa devam ettiğim onbeş yıl önce yaşanmış hikâyenin devamı ve belki de son kısmı geliyor bu yazımda. Çünkü bugünden sonra hikâyemizin kahramanları bir daha asla yalnız buluşamadılar.
Her ne kadar sonraları ortak arkadaşları sayesinde bazı yerlerde bir araya gelmek gibi başlarından tuhaf hadiseler geçmişse bile küllenen ateş bir daha yanmadı, üstelik de yanamazdı.
İşte onbeş yıl önce bugün Cumartesi'ydi, hani dünya üzerinde ne kadar sevgili olmuş çift varsa neredeyse hepsinin buluşup dışarı çıktıkları gün olan Cumartesi böyle bir akşamdı.
Bizim kahramanlarımızınsa rahmetli Ernest Hemingway'in bir romanına adını veren çanların çaldığı Cumartesi.
Kadın aslında o akşam delikanlıyla çıkmağı pek istememişti ama o kadar zaman boyunca yazdıkları ve söyledikleri o kadar güzel şeyler vardı ki en azından o yazılanlara karşı bir vefa olması gerekiyordu.
Erkek ise kızın çevresinde o kadar insan varken neden kendisini seçtiğini ve yanlış olduğunu bile bile neden yaşanmışlıkları buraya getirdiğini sormak istemişti, aslında yaşananlar ve yazılanlar belki unutulurdu ama nedenlerinin soruları hayatı boyunca içini kemirecekti.


Buluştuklarında her ikisinin de tavrı aşırı derecede resmi ve soğukkanlılardı, sanki bir hafta önce o özel şeyleri yaşamamış gibiydiler, özellikle de kadının konuyu oraya getirmemeğe çalıştığı çok belirgindi.
Delikanlı ise sırf sevdiği kadını daha fazla üzmemek için o altın soruyu sanki cevabını biliyormuş gibi sormamağı tercih etmişti.
Esasına bakarsanız bilmiyor da değildi, ama bugün hâlâ içini kemirip kemirmediğini inanın ben de bilmiyorum çünkü bana fazla derinlemesini anlatmadı. Bu yazdıklarım da sadece yazmamı istediği kısımlar, ancak ben bu söylediklerini de sansürlemek zorunda kaldım çünkü daha fazlasının o ikisinin arasında yaşanan ilişkinin özel kâlemleri olduğunu bilmenizi isterim.
Biz yine o günkü sahnemize dönecek olursak böreklerini yummilenirlerken kadın belki de her ayrılıkta duyduğumuz kılâsik cümleleri söylüyordu, hani erkeğin esasında çok iyi adam olduğunu ve evleneceği kadını gerçekten mutlu edeceğini, sorunun ise kendisinde olduğunu ve bilmeden istemeden bir hata yaptığını, şimdi ise yaptıklarından pişman olduğunu falan söylemişti.
Delikanlı ise aralarında ne yaşandıysa yaşanmış olsun yaşananlardan asla pişmanlık duymayacağını ve o güne kadar aşkına karşılık veren tek kadının kendisi olduğunu, eğer elinde sihirli bir değnek olsaydı yine onu seçeceğini söylemiişti.


Sonra birlikte hemen karşı kaldırımdaki sinemaya gitmeği teklif etmişti kadın, o günlerde yeni gösterime giren bir filmi birlikte izleyeceklerdi.
Film çok acıklıydı veya delikanlıya aşırı acıklı gelmişti, imdı o sahneleri hatırlamıyor belki de. Ben ise o filmi izlemedim, belki bir gün fırsatım olursa izler sizlere hikâyesini anlatırım, böylece acıklı mı acıksız mı komedi mi drama mı anlarsınız.


Sinema çıkışı kadının baş ağrısı tutunca erkek hemen bir taksi çevirdi, o zamanın taksileri şimdikiler gibi kısa mesafe tantanaları pek yapmazlardı veya Suudi Arabistan vatandaşlarına öncelik tanımazlardı, her ne kadar yolları çok kısa sürmüş de olsa ve kadının ısrarla hayır demiş de olsa delikanlı kadına karşı son defa olsun vazifesini yapmalıydı, her ne kadar artık onlar sevgili değildilerse bile kahramanlarımızın birinin kâlbinin içinde sakladığı bir sevda ateşi hâlâ mevcuttu.
Kadının evinin kapısına yüz metre kala taksiden indiler, kadın onunla inmemesini ve devam etmesini söylemişse de delikanlı buna şiddetle karşı çıkmıştı, belki de biraz yürümesi ona da iyi gelecekti.
Ayrılırlarken birbirlerine mutlu olmalarını dilemişlerdi ama hikâyemizin erkek kahramanı hâlâ mutluluğu bulamadığını söyledi bana.
Kadın kahramanının günümüzde ne yaptığını bilmiyorum bile, çünkü ne varlığı varlık ne de yokluğu yokluk, erkek kahramanımızın başına ördüğü çoraptan sonra kimler hayatına girdi ve kimleri hayatından çıkardı asla bilinmiyor.


Kâlp kırıklığıyla biten bir sevda hikâyesiydi bu okuduğunuz, kahramanlarının kim olduğu bilinmeyen ve mahşere kadar da bilinmeyecek olan.
Yaşananları bir şarkıya sığdırabilmek bile imkânsız, hani yıldızlara baktırılınca fallarda çıkmayan ve pencereden bakmayarak yollara çıkmayan imkânsızlıklardan, dahası yazılanlar olmasa yaşananlara ve ayrılmışlıklara inanılmayacak ve anlatılmaması istenen imkânsız aşklardan biriydi, daha da fazlasını vereyim ölümsüz aşkların olması ama ölmeyen aşıkların olmaması gibi çünkü gençliğe güvenmemeli ölenlerin tamamı ihtiyar mı hepsi?
Caddelerde rüzgâr da olsa şarkı söyleyen özlenenlerin hepsi şimdi çok uzaklarda, belki özlüyorlarsa bile yalnızlıklar ömür boyudur.
Dilerim sizlerin başlarından böyle acıklı sevdalar geçmez ve sevdiklerinize kavuşarak mutlu olursunuz.

24 Ocak 2023

Bitirimlilik Unutulmuşluğu

 Bazı duygular ne kadar güzel olurlarsa olsunlar ve bazı hikâyeler birer Peri Masalını andırırlarsa andırsınlar, tıpkı biz yaşayan canlı varlıkların ömürleri gibi günü gelince sonlanmağa mahkûm olduğunun hakikâti hepimizce mâlumdur.
Ancak bazıları gerçekten çok kısa sürüyordu, tıpkı onbeş yıl önce yaşanan ve bir kısmını sizlere anlattığım yaşanmışlık gibi.
Onbeş yıl önceki bugünün öncesindeki gece delikanlı bir türlü uyuyamamıştı ve sabaha kadar kâbus görmekten bıkmıştı, sabah olsun Afyonu patlasın da sevgilisine anlatsın diye içi içine sığmıyordu.
Ancak aksi gibi delikanlının telefonunda o sabah kontörü kalmamıştı, alması da öğleyi ancak bulacaktı. Kendi şahsi bilgisayarı o zamanlar yoktu, İnternet Kafenin açılması da delikanlının mesaisiyle eş zamanlıydı.


Derken vakit Öğle Yemeği saatine geldiğinde sevgilisinden o uğursuz ileti yani aralarındaki sadece dört günlük süren sevgililik ilişkisinin bitmesi gerektiğini yazan ve delikanlıya Osmanlı İmparatorluğu Tokadı gibi yüzüne acı bir biçimde çarpan iletisi delikanlının telefonuna gelivermişti.
Delikanlı ise bu iletiyi okuyunca en az iki saat boyunca suspus olmuştu ve hiçbir şeye herhangi bir tepki vermiyordu, her ne kadar mantığı sevdiği kadının doğru ve haklı olduğunu söylüyorduysa bile duyguları tüm gücüyle hâlâ olayların nedenlerini sorgulamaktaydı.
Çünkü ilişkilerinin başından beri işbu hikâyedeki kadın kahramanı erkek kahramanının tüm karşı koymalarına rağmen ağzından girmiş burnundan çıkmış, olmadık sözlerle aklını çelmiş, bir şekilde delikanlının zayıf noktasını bulmuştu. Ve şimdi hiçbir şey olmamış ve aralarından hiçbir şey geçmemiş gibi davranıyordu.


Bizim delikanlı ise iletinin üzerinden üç saat geçtikten ve biraz sakinleştikten sonra kadına haklı olduğunu ve kendisi nasıl isterse öyle olmasını onun da istediğini yazan bir cevap yollamıştı. Ancak bir şartı vardı:
Cumartesi akşamı son bir defa buluşmak.
Ondan sonra hiçbir zaman o konuyu açmayacak ve aralarında son bir haftada geçen her şeyi unutacaktı. Her ne kadar sakindiyse bile cevabını yazarken hüngür hüngür ağlıyordu.
O akşamleyin her gün gittiği İnternet Kafe'ye bile gitmeden doğruca Homuna dönmüştü, gelir gelmez de hemen yatağına girip kendi kendine hayâller kurmak istemişti. Belki de sanki o günü yaşanmamış ve öyküleri Mutlu Son'la bitmiş gibi yaşanabilecekleri düşünüyordu.
O kısacık bir ay bile sürmeyen zaman zarfında birlikte yaşadıkları ve birbirleriyle yazıştıkları ve birlikte gittikleri her bir şey ve her bir yer o gece boyunca gözlerinin önünden bir türlü gitmemiş ve kadın kahramanı sanki odanın içindeymiş gibi hayâli olarak konuşuyor ve bir çözüm bulabilmeğe çalışıyordu.
Ama tüm bunlar nâfileydi, çünkü ortada bir gerçek vardı ve o gerçekten ikisi de kaçamazlardı.

20 Ocak 2023

İlk Öpücük Unutulmuşluğu

 Baştan söyleyeyim yazının başı için bir önceki yazıyı okuyunuz.
Konser bitimi en az yarım saat boyunca biraz zoraki bir ayrılık yaşanmıştı çünkü mekânda arkadaşlar vardı, gerçi kendileri de henüz arkadaştılar ama daha önceki yazışmalardan birinde hikâyemizin kadın kahramanı "Aşkım" sözcügünü birkaç defa kullanmıştı.
Hem adab-ı muhaşeret hem de ortak geçmişler için onlara da görünmeleri gerekiyordu.
Derken genç kadın bizim delikanlıdan daha çabuk vedalaşma faslını bitirmiş kapunun önünde beklerken tuhaf bir şeyler oldu ve hava birden buz kesti, genç adam bu sahneyi görünce hemen oradaki diğer kişileri ekerek kız arkadaşının yanına koştu ve hiç kimseye aldırmadan hemen oradan birlikte karanlığın gizemine doğru uzaklaştılar. Kızılkaya'ya kadar biraz hızlı adımlarla gelmişlerdi, gecenin o saatında adam gibi açık olan belki de tek yer oraydı, her ne kadar sağında ve solunda başkaları bile olsa Kızılkaya'nın ıslağı diğerlerinden daha güzeldi her ikisi için de.


Islak yummilendikten sonra Cadde-i Kebir'e girdiler, o gece delikanlı için belki de fazla aydınlık geliyordu ortamlar.
Yol boyunca Tünel'in oraya kadar çeneleri hiç durmadi, birbirlerine çoçukluklarından bahsettiler, kâh sarılarak kâh uzaklaşarak tıpkı dans eder gibi paytak paytak yürüyebilmeğe çalışıyorlardı.
Tünel'deki durakta oturup geceyi bitirmeğe karar verdiler, saat ise Homelerine girmiş olmaları gereken saatın çok ilerisine gelmişti artık ve her ikisinin de ebebeyinlerine ne diyecekleri konusunda hiçbir şekilde en ufak fikirleri bile yoktu.
Durakta otururlarken konuları arkadaşlıklara gelmiş ve hayatlarının sonuna dek birbirlerinden kopmamağa söz vermişlerdi.
Artık neredeyse sabah ezanı okunma saatı geliyordu ve eve girmek zorundaydılar, genç adam bu anın bitmesini hiç istemiyordu ama mecburdu, genç kadın ise elini uzatıp delikanlının elini tutmasına izin vermişti. Genç adam için bu bir ilkti çünkü ilk defa bir karşı cinsin elini tutmağa muvaffak oluyordu.


Derken kadının homunun kapusuna çok yaklaşmışlardı, kadın ayrılırken genç adama yapmak istediğini sorduğunda hiç beklemediği bir hareket bulmuştu, çünkü delikanlı genç kadını tıpkı filimlerdeki gibi bir anda dudaklarından öpüvermişti.
Her ne kadar tam öpmeğe hazırlanırken telefon titremeğe başlasa bile delikanlı hiç aldırmamış ve ikinci öpücüğü de aynı yere yerleştirivermişti. Kadın ise çok şaşkındı, çünkü gerçekten hiç beklemiyordu bunu.
Ancak o kadar yazışmalardan ve şiirlerden sonra olayın boyutunun buraya varacağını da bilmesi gerekiyordu, çünkü kadın delikanlıya göre daha fazla tahsilli ve tecrübeliydi. Ancak bir atasözümüz tahsilin sadece cehâleti götürdüğünü ve eşekliğin ne kadar okunursa okunsun daima baki kalacağını söylerdi o zamanlar.
Günümüzde de aynı şekilde söyleyip söylemediğini inanın ben de bilmiyorum.

19 Ocak 2023

Konserdeki Unutulmuşluk

 Bugün de sizlere yine onbeş yıl önceki yaşanmışlıklardan bağzı şeyhleri eklemek istiyorum.
Geçen haftadan beri zaman çok hızlı akıp geçmiş ve yeni bir Cumartesi gelmişti. Esasında öyle çok sevinilecek bir şey değildi çünkü o günü bazı dış etkenler havayı çok fazla germişti.
Genç kadın aynı zamanda bir aktivistti, kendi kalıbına bir türlü sığamıyordu, resmen her şeyin içindeydi ve bazı arkadaşları da bu kıza biraz zoraki ayak uyduruyorlardı.
İşin tuhafı o arkadaşlarından birkaçı bizim delikanlının da arkadaşıydı, yani her ikisi de çevrelerinde oldukça bilinirlerdi.
Akşam olduğunda buluşup bir etkinliğe birlikte gitmeğe karar verdiler, her şey sanki sıradan ve huzurla doluymuş gibi.


Önce bir yeŕde bir şeyler atıştırırlarken eğer gidecekleri etkinlikte arkadaşlarından herhangi birini görürlerse bir şekilde konuyu değiştirmeği birbirlerine tembih etmişlerdi, ne de olsa insanoğlu gevşek ağızlı olduğu ve o ağızın torba olmadığı için büzebilmek imkânsız olduğunu esasında ikisi de ezbere biliyorlardı.
Atıştırmalıklarını yummilendikten sonra mekândan dışarı çıkıp yürümeğe başladıklarında her attıkları adımda tanıdıkları birileri sürekli karşılarına çıkıyor ve hem kadını hem de erkeği olmak üzere hepsi de daha önceden sözleşmişler gibi bıyık altından gülümsüyorlar ve kafalarını emme basma tulumba gibi sallıyorlardı.


Gittikleri konserde her ikisi de orada bulunan tanıdık kimseleri ekmiş ve ikisi birlikte yan yana oturmuşlardı. Sahne en arka sıradan çok daha belirgin görünüyordu ama tek bir resim bile çekmedikleri için o günden her ikisinde de hiçbir anı kalmamıştı yaşanan anlardan başka.
Ancak konserdeki şarkılardan biri bizim delikanlının ruhunu oradan alarak çok çok uzaklara götürdü bir anda, çünkü gerçekte bir olamasa bile gönülde bir olmasını istiyordu.

13 Ocak 2023

Arnavutköy'deki Unutulmuşluk

Semt değişti mevzular da değişti, bir önceki yazımdan devamı ahanda burası.
Akmerkez'in arka tarafında kıvrıla kıvrıla aşağı inen bir yol vardır, genel olarak kaldırımın bulunmadığı ve oldukça dik bir yokuş.
Benim de her santimetrekaresini belki de ezbere bildiğim ve bir zamanlar Akmerkez'in en revaçta olduğu zamanlar Boğaz yolunda yürüyüş yapmadan önce Akmerkez'in içinde yummilendiğim ve Arnavutköy'e inerken keşfettiğim bir yol.
İşte bizim onbeş yıl önceki yaşanmışlıktaki delikanlının da aklına aynı yol gelmişti o güzel Pazar gününün Akmerkez akşamından sonra. Genç kadınla birlikte küçük bir yürüyüş yaparak Akmerkez'in içinde yummilendiklerini yakmak ve biraz açılmak istemişlerdi.


Her yeni başlayan macera heyecan doluydu ve çilek kokardı, bazıları gelip geçici bir heves olsa bile o çilek kokusunu içlerinde hissetmenin tadı bambaşkaydı.
Belki kadının gerçek niyeti Akmerkez'e geldikleri gibi ya Beyoğlu Metrosuyla veya Akmerkez'in önündeki duraktan geçen bir İett otobüsüyle geri dönmekti ama nasıl olduysa delikanlının fikrine çabucak atılıvermişti.


Yol da yoldu hani, neredeyse ikiyüz metrede bir yavaşlıyorlar ve birbirlerine bazı özel dilde bir şeyler söylüyorlardı.
Hani kar yağsa Uludağ veya Palandöken ya da Kartepe gibi birlikte belki de Süper Büyük Sılalom yapabilirlerdi, ama hem genç kadın hem de delikanlı kaymayı bilmiyorlardı.
Aslına bakarsanız her şey aşırı derecede çok hızlı gelişiyor ve delikanlı her dakika bambaşka duygulara kapılıyordu, çünkü kadın resmen kendisine ümit vermekten geri kalmıyordu.


Arnavutköy'e geldiklerinde delikanlının bildiği Beyazgül Sokak'tan değil Boğaziçi Spor Kulübünün olduğu ve taşıtların yukarı tırmanmak için kullandıkları diğer yoldan indiler, burada genç kadın birkaç adet dükkânda birkaç vitrin baktı ama işin güzel tarafı dükkânların tamamı kapalıydı çünkü günlerden Pazar'dı ve saat da oldukça geçti.
O zamanlar henüz Kış Saati uygulaması vardı, yani Ekim sonlarında saatlar birer saat geri alınır Mart sonlarında aynı saatlar ileri alınırlardı.


Artık hava kararmış ve eve dönme vakitleri gelmişti, bir an önce durağa gittiler ve gelen ilk İett otobüsüne bindiler, ama kadın kartını hem kendisi hem de delikanlı için okutmuştu ve oğlanı mahcup etmişti.
Gelen otobüs İkarus markaydı, Bahçeköy'den gelip Taksim'e giden 42T hat numaralı.
O günü kışın ortaları olduğundan ama hava Güneşli olduğundan Ortaköy civarı yine tıkalıydı ama her zamankinden daha çabuk açılmıştı veya delikanlıya öyle geldi, çünkü en azından sevdiği kadın yanındaydı.
Ayrılırlarken aralarındaki geçen şeyler daha bir pekişmişti ama delikanlı inanamıyordu olanlara.
Acaba sahi kahramanlarımız şimdilerde ne yapıyorlar? Yoksa birkaç hafta sonra gelecek olan ayrılığın acılarına dayanamayarak Hakk'ın rahmetine mi kavuştular?

Akmerkez'deki Unutulmuşluk

 Geçen hafta size bir yaşanmışlıktan bahsetmişti ben.
Bugün geldik bu yaşanmışlığın dördüncü bölümüne.
Bizim delikanlının genç kadına karşı hissettiği o olmaz olasıca duygular artmağa başlamıştı, sabahtan akşama işindeyken bile onu düşünüyor akşam eve gelirken daha yoldayken bile mesajlaşmağa başlıyorlardı, tabi o zamanların en revaçtaki ama artıkım günümüzde olmayan yazılımı Msn Messenger'de uzun uzun yazışmaları da keza. İşte bundan tam onbeş kocaman yıl önce bugünün tarihi Pazar gününe denk geliyordu, birlikte o Güneşli Pazar gününü değerlendirmeğe karar verdiler.
O zamanki Beyoğlu Metrosu Taksim'den Levend Dördüncü Kısım'a kadardı, henüz bırakın Yenikapı'yı ya da Hacı Osman'ı daha Şişhâne ve Maslak tarafındaki istasyonları bile inşa hâlindelerdi, Etiler Metrosu'nun ise esamesi bile okunmuyordu.
İşte bu şeraitte bindikleri metroda genç adamla genç kadın birbirlerine her ne olursa olsun aralarındaki irtibatı asla koparmayacaklarına dair söz vermişlerdi.


O yıllarda Akmerkez'in en üst katında bir sahne vardı, hâttâ ben ve o delikanlı bile bir bayram günü bir televizyonun canlı yayınına denk gelmiş ve bayağı eğlenmiştik.
Sahnenin o kısmında güzel bir masaya oturdular, ikisi de farklı yerlerden yummilenmek istemişti.
Sonradan delikanlı genç kadına da söyleyecekti bunu, o zamanın ayna kaplı direklerinden birinde bir habersizin çektiği kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bir resimde sevdaları sonsuza dek yaşayacaktı.


Yummilendikten sonra alt katlardaki vitrinlere biraz baktılar, norminâlde delikanlının pek hoşuna gitmese bile o günü genç kadının o vitrinlerde kendini kaybetmesinden çok hoşlanmıştı.
Artıkım hava kararmağa başlıyordu, çünkü o zamanlar saatlar Kış gelirken bir saat geri alınırdı, bizimkiler de Remzi Kitapevi'ye girdiler ve delikanlı orada genç kadına hayatının sırrını söyledi, ben bu sırrı biliyorum ama genç adama verdiğim söz uyarınca genç adam ifşa etmeme izin vermeden ben de söylemeyeceğim.


Bundan sonrası başka bir başlık gerektiriyor aslinda çünkü semt değişiveriyor artık.
Lâkin ne olursa olsun bir şeyleri anlamak istiyorsanız o şeyleri yaşayan kişilere sormalısınız.

28 Mayıs 2021

Happy Birthday Kylie

Dünyada bazı insanlar bazı insanlara iyi gelirler. Hele de o kişi özel biriyse.
Herkesin hayran olduğu birileri vardır, herkes herkesi sevmek zorunda olmadığı gibi de doğal bir süreçtir.
Bugün bir Doğum Günü Çocuğumuz var sayfamda konuk olarak gelen.


Buralardan çok ama çok uzaklardan geldi, neredeyse dünyanın öteki ucu denilen Avustralya'dan ki henüz Türkiye'den kalkan herhangi bir uçağın menzili Avustralya'ya yetmiyor, yolda muhakkak bir yerde yakıt ikmâli yapması şart oğlu şart.


Günümüze kadar gerek şarkıları gerekse candanlığı ve hiçbir zaman solmayan gülümsemesiyle birçok kişinin gönlünü çalan ve haklı bir ödülü hak eden Kylie Hanımın aynı zamanda şövâlye olduğunu da biliyor muydunuz?


İzleyenler bilirler, hani müzik dünyasına ilk girdiği klipte eline aldığı kamerayı ve mükemmeliyetçi tavrını hâlâ koruyor.
Aradan otuzdört yıl geçmesine rağmen hâlâ ilk günkü kadar kıpır kıpır ve neşeli, Allah bozmasın.


Kapitâlist düzen bisikletten hoşlanmaz çünkü bisiklet insanın ve ekomoninin dostudur, bisiklet benzine ihtiyaç duymaz, benzin satılmayınca küresel güçler para kazanamazlar.
Aslında bu resm-i şerifi bisiklet reklâmında kullanmam lâzım ama bu da araya kaynamış olsun.


Yarım yüzyılı deviren Kylie birçoklarımızın düşüşe geçtiği korona morona günlerinde bile yaşama sevinciyle bizlere umut oldu.
Kendisinin yıllardan beridir hayranıyımdır ama ben şimdiye kadar böyle güç görmedi ben.


Bugüne kadar sadece müzik değil, gözlük şarap ve parfüm olmak üzere bazı başka konularda da yatırımları var kendisinin, üstelik son zamanlarda şaraplarını kendisi tanıtıyor.
Türkiye'ye henüz gelmedi ama geldiğinde paraya kıyıp bir şişe muhakkak alacak ben. Tadının nasıl olduğunu da o zaman söylerim, ancak bizim şaraplarımız kadar olacağını sanmam.


Sahiden hanginiz istemezsiniz bir ürünü üreticinin kendi elinden almağı veya size kendisinin servis etmesini?


İşte böyle, insan ister müzik yapsın isterse sabahtan akşama kadar köle gibi çalışsın, insan mutlu olmadığı bir işi yapmasın.
Bunca yıldan beridir Kylie'nin bana öğrettiği buydu.


Doğum günün kutlu olsun sevgili Kylie. Allah seni başımızdan eksik etmesin.
Aslına bakarsanız işbu yazıyı İngilizce yazmam lâzım, çünkü Kylie Minogue Hanım dilimizi bilmiyor.

28 Mayıs 2018

Happy Birthday Kylie

Aslında işbu yazımda nereden başlamam gerektiğini bile bilmiyor ben.
Her geçen gün biraz daha yaşlandığımızdan mı yoksa geçen zamanın bizden götürdüklerinden mi bahsetmeliyim sizce?
Belki bunlar değil de her geçen günün bizlere yeni bir başlangıç yapmamız gerektiğinden mi?
İnanın bana içimde gerçek anlamda bir tuhaflık oluştu bu sabah.
Çünkü oturup kahve içtiğim veya yemek yediğim birçok mekânda ister istemez müzik de çalıyor, bu çalan müzik ise resmen kulaklarımın zarını patlatıyor.
Günümüzün müziği genelde eski şarkılarla kendisini tekrar edip duruyor ama işbu eski şarkıların eski zamanlarındaki tadları ve hissettirdikleri duygular artık çok ama çok değişti.
Çünkü günümüzün müziği o eski şarkıların bildiğimiz melodilerini aldı ve içlerine çıstak çıstak bazı safsatalarla doldurdu.
Yeni yapılan şarkılar derseniz içlerinde birkaç adedi hâriç genelde aynı fabrikadan çıkmış gibi birer "Bakkal Müziği" ki bunların muhteviyatında güfte bile diyemeyeceğimiz üçbeş adet cümle ve bol bol şıkıdım şıkıdım nesne-i ucubeler.
Ancak bu kadar dinlediğim müziklerin ve müzisyenlerin içinde birkaç tanesi hâriç ki onlardan birinin bugün doğum günü.


Ben onu tanıdığım zamanlar ufacıktım, hani kısa pantolonlu yumurcaklar vardır ya genellikle sümüklü olarak adlandırılan cinsten tıfıl mı desem yoksa büyümüş de küçülmüş mü desem bilemedim şimdi.


Daha öncesi de var ama kendi şahsımın hayatına girdiğinde nefis bir keman eşliğinde seslendirdiği şarkısında "Güven Bana" diyordu.
Ben de ilk dinlediğimde her kim olursa olsun onun sesine ve sevecenliğine tutulmuştum.


O kadar ki yavaş yavaş dünya üzerinde şarkılar bozulmaya her ne kadar henüz başlamamış dâhi olsa ufak ufak bozulmaların haberini diğer şarkılar veriyordu.
Aynı yıllarda katıldığı bir liste programında sunucunun dediği söz aklıma takıldı:
"Kulaklarımızın pasını silmek için şimdi mikrofona geliyor kendisi"


Ve o mikrofondan hiçbir zaman inmedi ve gitmedi.
Okuduğu güzel şarkıları birçok listelerde genellikle ilk üçe girdi.
Gerek sahnedeki hâkimiyeti, gerekse bir tanesi hâriç bütün konserinde şarkılarını tamamen canlı okuması, gerekse de müziğin dışındaki yine kendi adını verdiği gözlük firmasının başarısı onun bütün dünyada milyonlarca hayranı olmasını sağladı.
Demin bir tanesi hâriç dedimse onun da nedeni konserinin akşamı yüksek ateşle televizyona çıkmasıydı.


O kadar kusur kadı kızında da olur dedik, işte en sonunda şövâlye de oldu.
Gerek müzikteki başarısı, gerek mücâdeleciliği, gerek inatçılığı, gerekse de hanımefendiliği.
Kendisinin hakkında daha birçok şey yazmak isterdim ama hem kafanızı şişirmek hem de gözlerinizi fazla yormak istemiyorum.


İşte bu temaşa eylediğimiz boyu kısacık da olsa gönlü kocaman hanımefendi sanatçımız sevgili Kylie Ann Minogue bugün ellinci yaşına bastı.


Kendisinin müzik dünyasına merhaba dediği klibindeki resim çekme sahnesini izleyen okuyucularım bilirler, ahanda bu resmini görünce aklıma nedense o geliverdi.


Ahanda bu da kendisinin ellinci yaşı için hepimizle paylaştığı resmi.
Kim der ki bu kadın elli yaşında diye?
Zaten kendisinin son çıkarttığı şarkısında da söylüyor:
Ben de ahanda işbu yazımın nihâyetinde Kylie Hanım'ın doğum gününü kutlarken nice senelere diyor ve bizleri onsuz bırakmamasını Allah'tan niyâz ediyorum.


Ne kadar şanslıyız ki kendisiyle aynı dönemde yaşıyoruz.
Teşekkür ederim.