Bu Blogda Ara

Deniz Otobüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Otobüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2023

Deniz Dolmuşu

 Bizim buradan yazdığımız ve ne yazık ki içinde yaşamak zorunda olduğumuz Şehr-İstanbul gerçekten tuhaf bir şekle sahip olduğunu yıllardan beridir söylüyorum da hiç kimse inanmıyor.
Bugünkü yazımda da Deniz Dolmuşu'nu kâlemime dolayacağım.
Mâlum-u âliniz Deniz Dolmuşu ism-i şerifi bizzat İstanbul Belediyesi'nin bulduğu bir ad ve kavramdır.
Bundan uzun uzun yıllar önce Deniz Otobüsü ile başlayan, sonraları Deniz Taksi ile devam eden ama ilk nesil Deniz Taksi başarısızıkla sonuçlanan, sonraları tekrardan hortlatılan ve şimdilik idare edebilecek seviyede olan yeni dünya düzeninin şimdilik son halkası Deniz Dolmuşu olmak var.


İşbu resm-i şerifimizde temaşa ettiğiniz gibi şekli şemâli bile olmayan, bir kayığın üzerine üçbeş tahtaperde ile örtünen ya da şöyle söyleyeyim sıkmabaş diye tabir edilen bazı giyim eşyasını çok önemli şekilde koruyan ama içlerinde taşıdıkları kötü ruhları hiçbir şekilde uzaklaştırmayan güruh gibi örtünen, üstüne üstlük Yirmibeşmilyon Türk Lirasıcıklık biniş ücretini ödeyebilmek için illâ Master Kart anlaşmalı kıredi kartına sahip olmanız gereken bir deniz taşıtı olmakta kendileri.
Çünkü efenim Deniz Dolmuşlarında tıpkı Kara Dolmuşlarında olduğu gibi Akbil ya da daha anlaşılacak şekilde söyleyeyim İstanbulkart geçmediği gibi Kara Dolmuşundan farklı olarak Nakit Para ile binemiyorsunuz çünkü o da geçmiyor.


Yani benim veya birçok vatandaşımızın kredi kartı olmadığı için bizler bu taşıta binemiyoruz çünkü kendini bir halt sanan Galataport ve Şehir Hatları paramızla bizleri rezil ediyorlar.
Eğer kredi kartınız varsa ve Galataport'a gelmeği çok istiyorsanız sefer saatlarına ve taşıma şartlarına ahanda buradan ulaşabilirsiniz.

18 Temmuz 2021

Vaporlarımızın Sür'ati

 Facebok'ta her ne kadar bazı konuları onaylamasam bile bazen doğru bilgi kullanıldığı zamanlar gerçekten faydalıdır ve bilgilerin paylaşıldıkça çoğalmasını sağlarlar.
Bugüne kadar gerek İstanbul'da gerek İzmir'de gerek Çanakkâle'de gerek Kocaeli'de Şehir Hatları benzeri işletmeler yerel olarak vapor işletmişlerdir, ayrıca vakt-i zamanında vaporlar önemli birer ulaşım araçlarıydılar, gerek yerel gerekse şehirler arası olarak.
İlk görselimizde adı efsahaneleşen Gülcemâl Vaporumuz huzurlarınızda:


Ancak vaporlarımızın hızları bize biraz yabancı olan deniz mili üzerinden sür'atlendirilir, yani hız göstergeleri deniz milini ya da bazılarımızın anladığı şekilde "Knot" olarak kaydedilir.
Vapurlarımızın hızları konusunda küçük bir çevirme cetvelini Facebok'aki gruplarda kalmaması için burada da paylaşmak istedim ki eminim fazla bilgi göz de çıkartmaz:
10x1,852=18.5
11x1,852=20.37
12x1,852=22.2
13x1.852=24
14x1,852=25.92, yani 26 diyebiliriz.
15x1,852=27.78, biraz zorlasa 28
16x1,852=29.63
17x1,852=31.48, biraz gayretle 32
18x1,852=33.3
19x1,852=35.2
20x1,852=37.04
21x1,852=38.89, zorlasa 39
22x1,852=40,7
23x1,852=42.59
24x1,852=44,44
25 deniz mili sür'at yapan deniz taşıtı var mıdır bilmiyorum ama 25 deniz mili sür'at 46.3 kilometre yapar.
Bir Knot ya da Deniz Mili = Bir kilometre sekizyüzelliiki metre, yani 1,852 metredir.
Bu cetvele göre vaporlarımızın ve mopurlarımızın ortalama hızı saatte 25 ilâ 26 kilometre kadardır.


İkinci görsel olarak Halâs Vaporumuzun 2008 yılından kalma görüntüsünü kullandım. Fotoğrafı bendenize aittir, o tarihte İstinye'de görüntülendi.
Konuyu biraz dağıtacağım ama imdı başka bir şey daha geldi aklıma.


Aynı şekilde uçakların da hızları deniz mili üzerinden yazılır, kilometreye çevirmek için deniz mili olan değeri 1.852 ile çarpmak gerekir ki kilometre olarak değerini bulalım.
Resimde görmüş olduğunuz Airbus 380'in azami sür'âti ise 640 deniz mili yani 1.185 kilometredir.
Menzili de 15.000 kilometre kadar olup İstanbul'dan hareket etse Melbourne'ye kadar gidebilir, çünkü iki havalimanı arasındaki kuş uçuşu mesafesi 14.620 kilometredir.

02 Mart 2020

Hayalet İskeleler

Kaç zamandan beridir yazacağım ama unutkanlıklarım üzerimde yeniden.
Bir süredir İstanbul'da bazı şeyler çok güzel olmaya başladığını hepimiz biliyoruz.
Bendeniz de "Hayalet Kasaba" sözünü çok duydum ama "Hayalet İskele" sözünü ilk kez okudum biraz önce.


Burası bir zamanlar İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesinin en önemli iskelelerinden biri olan Cezayirli Hasan Paşa İskelesi ki işbu iskele Bakırköy'dedir.
Gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin mülkiyetindeyken gerekse de birilerine peşkeş çekildikten sonra en fazla yolcu taşıdığı hattın başlangıç noktasıdır.
Öyle ki bir zamanlar günün her saati Bakırköy'den kalkan deniz otobüsleri tıklım tıklım dolu olurlardı, o kadar ki bu doluluk Turyol'un da iştahını kabartmış ve hemen yanında yaptığı iskeleden Kadıköy'e seferler düzenlemişti.
Ancak gün oldu devran döndü, Marmaray geldi ve İdo denilen gözünü para hırsı bürümüş olan üstelik de Marmaray'ın inşa zamanında başbakanımızın emirlerine rağmen Tuzla - Pendik - Kartal - Maltepe - Bostancı - Kadıköy - Kabataş ve Avcılar - Bakırköy - Yenikapı - Kabataş gibi iskeleler arasında hatları açmayan bu özel şirkete en büyük darbeyi Marmaray hem zamanla hem de tıkırında olan ekomoniyle çok fena olarak vurdu.


Bir zamanlar günde onüç ondört seferin yapıldığı Bakırköy - Bostancı hattında günümüzde sadece tek sefer mevcut, o da sabah Bostancı'dan akşam da Bakırköy'den kalkıyor, üstelik ücreti de Onbeş Türk Lirası kadar olmuş son zamdan sonra.
Turyol ise Bakırköy - Kadıköy hattındaki seferlerini Marmaray devreye girer girmez sonlandırmıştı.


Bu da uzun yıllar önce bir hevesle sefere başlayan İstanbul Deniz Otobüslerinin ilk açılan hattı, ancak Kabataş iskelesinde inşaat olduğu için Beşiktaş'a gidiyor.
İlk zamanlar sürekli işleyen bu hat da Marmaray ve Çağdaş Tramvay sayesinde seferini teke indirmiş durumda.
Geçmiş olsun İstanbul, artık Marmaray sayesinde kazıklanmıyorsun ve soyulmuyorsun, üstelik de bir treni kaçırınca deniz otobüsündeki gibi saatlerce beklemek zorunda da kalmıyorsun, sadece onbeş dakikacık sonra başka bir trenle erişebiliyorsun.
Üstelik deniz otobüsünden daha hızlı. Üstelik trene her türlü binebilirsin ama deniz otobüsünde koltuk sayısı kadar yolcu turnikeden geçti miydi binme imkânın kalmıyordu İstanbul unutma bunu.

23 Nisan 2018

Kartpostallarda Gezinti - Volüm Dört

Bugün Yirmiüç Nisan, neş'e doluyor insan, çocuk bayramı bugün, yurtta düğün var düğün.
Her ne kadar ebedi başkomutanımız bugünü yarınlarımızın teminâtı olan çocuklara armağan etmiş de olsa günün anlam ve önemi aslında çok daha başka.
Bugün aslında memleketimizde kendimiz olarak yaşayabiliyorsak bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne borçluyuz. Ancak bu yazımdaki konu bu değil.


Bugünün başkaca anlam ve önemlerinden biri de Büyükada'da bütün adaların en yüksek tepesinde bulunan Aya Yorgi Kilise ve Manastırının günü olması.
İlk olarak bugün sırtımızı Aksaray'a değil de Galata Köprüsü'ne verdiğimizde doksansekiz yıl öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olan Topkapu Sarayı'nı görmekteyiz.
Ancak onun da ön plânında hiçbiri günümüze erişememiş olan iskeledeki dışta Vaniköy içte Göztepe adlı vaporlar ve de iki iskele arasında makasta olan Camialtı mopuru bizi selâmlıyor.


Diyelim ki bu gördüğümüz vaporlardan birine bindik ve ilk iskele olarak Kadıköy'e eriştik.
Bu kadar kalabalığa bu iki vapordan biri yetebilir mi diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu konuda haklı da olabilirsiniz, ancak kendi kartpostallarımın arasında henüz büyük vaporlu bir tane yoktu.
Bir gün bakarsınız başka bir yazıda bu eksikliğimi telâfi de edebilir ben.
Kadıköy'de karşımıza çıkan işbu manzara-i nefisede resmi büyütünce fark edilebilen otobüslerin haricinde fazlama bir değişiklik olmadığını söyleyebilir ben sizlere.
Tabi Köprü'den kalkan ve adaya giden vaporun Kadıköy'e uğradığında bir o kadar daha vatandaşın bineceğini anlamamak olanak dışı olduğunu da belirtmeli ben.


Kınalıada konulu bir kartpostalım belki var ama karma olarak bulunduğu cihetle Kınalıada'yı başka bir sergimde anlatacak ben.
Buna mukâbil uçaktan çekildiği çok belirgin olan Burgazada'nın ön kesimi, karşısında Heybeliada'nın arka bölümü, ikisinin ortasında hâlâ bâkir olan Kaşıkadası, en arkada da Büyükada'nın bulunduğu kartpostalı bizi karşılasın. En arkada da Maltepe Kartal Tuzla sâhilleri de belirli belirsiz gözükmemezlik etmiyor hani.
Bu yazıdaki hedefimiz arkada bulunan Büyükada'nın sağ tarafındaki tepe olacak.


Biz şimdilik adaların arasında en sessizi olan Burgazada iskelesi kartpostalıyla yolumuza devam edelim. Burgazada günümüzde de hemen hemen aynı, sadece arkadaki yeşillik orman alanı biraz yandıktan sonra kızıllaştı.


Büyükada'ya geldiğimizde aslında bizi saat kulesinin karşılamasını isterdi ben, çünkü ikinci tepeye çıkmak için sırtımızı kulenin olduğu yere dayayacaktık.
Kule bu kartpostalda da gözükmesine rağmen ana plân dikilitaşın olduğu meydan.
Dikilitaşın sol tarafta arkasındaki hotelde İstanbul'un en güzel Starbaks'larından biri mevcut son birkaç yıldan beri.
Resmin sağ tarafındaki tahta binanın arkasında Araba Durağı var. Büyükada'ya gelen çoğu kişi bu duraktan faytonlara binerler.
Saat Kulesiyle Fay reklâmının bulunduğu binanın arasındaki yol ise Büyükada'nın çarşısıdır. Burada sağdaki üçüncü dükkânda yapılan patates köftesinin İstanbul'da başkaca eşi benzeri yoktur.


Büyükada'ya vaporlardan ve motorlardan başka 1990 yılının yaz döneminde deniz otobüsü de gelmeye başladı, ancak bu deniz otobüsünün diğer adalara da uğraması 1998'i bulduğunu da eklemeliyim.
O zamanlar İstanbul Deniz Otobüsleri'nin yüzde seksenbeşlik hissesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yüzde ondörtlük hissesinin İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmesi'nde yüzde yarımlık hissenin Hamidiye Suları'nda ve geri kalan yüzde yarımlık hissenin de geriye kalan İstanbul Belediyesi iştirâklerinin elinde olduğunu günümüzde söylesem hiç kimse inanmaz. Çünkü 2011 yılında hisselerin tamamı Sekizyüzaltmışbirbin Dolar'a Tepe Akfen Souer Sera ortaklığına otuz yıllığına kullanım hakkı olarak satıldı ve günümüzdeki çağdışılığın önü açıldı.


Biz yine konumuzu dağıtmadan o günlere dönersek ve sırtımızı Batı yönünde saat kulesine verirsek yürümeye başladığımızda yaklaşık bir saat sonra Yörükâli'ye erişiriz.
Bir zamanlar Yörükâli'de vaporların yanaşabileceği kadar büyük iskele vardı, üstelik de essahtan Büyükada iskelesinden Yörükâli'ye kartpostalda görülen Beşiktaş gibi küçük vaporlar sefer yaparlardı.
Sabahki ilk sefer Bostancı'dan gelir, gün boyu Büyükada'ya çalışır, akşam gün batarken de son seferi Bostancı'ya geri dönerek bu küçük vaporlar günü tamamlarlardı.


İşbu kartpostal-ı şerifimizde Yücetepe'ye tırmanırken karşımıza çıkan manzara-i nefâseti bizlere temaşa eyletmekte. Tek tek bakalım şimdi:
Sol üstte Rum din adamlarının yetiştirildiği dünyanın en büyük ahşap binası ağaçların arasından mantar gibi bitiveriyor.
Sol altta Nizam Placı, ki bir zamanlar sâhip olduğum bir ada haritasında iskeleden buraya da vapor işletildiğini yazmaktaydı.
Sağ üstte Sedefadası, her zaman sadece yazları kullanılır, pek meskûn değildir. Netekim vaporlar bile yaz tarifesinin başlangıcı ile bitişi arasında Sedefadası'na gelirler ve tüm seferleri Bostancı'ya yaparlar. Sadece bir yaz mevsiminde işletilen Büyükada - Kartal seferleri Pazar günleri Sedefadası'ya uğratıldı. Günümüzde ise sadece iki adet mopur Büyükada'dan hareketle sefer yapmakta, tabi yine sadece yaz mevsiminde.
Sağ altta ise Yörükâli ve Dilburnu tarafları temaşa edilmekte.


Ve o zamanlar tamamen toprak olan ama 1988'de parke taşlarla döşenen Toprak Çile Yolu'nu tıngır mıngır tırmanıp Yücetepe'ye eriştiğimizde sol üstte temaşa eylediğimiz gibi bizleri Aya Yorgi'nin güzelliği karşılar.
Sol altta papaz okulunun resmi işbu kartpostal-ı şerifte de tekrarlanmış.
Sağ üstte günümüzde alanı biraz genişleyen Yücetepe Kır Kazinosu'nun duvarı arkasından manastır görülüyor.
Sağ altta da Aya Yorgi Kilise ve Manastırı'nın arka tarafını temaşa eylemektesiniz sayın okuyucularım.


İşbu yazı-ı şerifimde Bostancı'nın adını ziyadesiyle zikrettiğim cihetle dönerken sırtımızı manastıra verdiğimizde ön plânda Bostancı Deniz Otobüsü ve arka plânda Vapor İskelelerinin olduğu 1990 sonrası bir kartpostalla kapatalım istedi ben.
Deniz otobüsü iskelesinin de mimarisi günümüzde değişip çok daha güzel bir bina olarak geçtiğimiz yıllarda yeniden yapıldığını bilmem söylememe hacet var mıdır?
Geçenlerde bahsettiğim Cadde-i Bağdad'ın tek yönlü trafiğe haiz olmasını sağlayan sâhil yolunun da mevcut olması da o bâkir güzelliğin bitmesini de sağlaması da cabası.
İşbu bayram-ı şerifimizde bendenizin kişisel ve tarihsel yazılarımı okuduğunuz ve de yorumlarınızla destek olduğunuz için şükranlarımı arz eder ben siz sevgili okuyucularıma.

12 Mayıs 2014

Deniz Otobüsü

Çok uzun zamandır, belki de Marmaray açıldığından beri binmiyordum deniz otobüsüne.
Belki zamanında Çakmaray diyerek bayağı bir eleştirdim düzensizliği, ama bir kez binince aslında Beyoğlu Metrosu'ndan hiçbir farkının olmadığını gördüm.


Bu resim Bakırköy'de henüz üst geçitteyken telefonuma yakalandı.
Eminim ki Marmaray tamamen bitirilince deniz otobüsleri hayatlarımızdan tamamen çekilip tarihin tozlu raflarındaki yerlerini alacak. Malûm-u aliniz ki deniz otobüsü pahalı, Marmaray'la rekabet edemez.


Bu arada deniz otobüsüne binerken martı bize güle güle dedi ya, bunun zevkini de hiç bir yerde bulamama vaziyeti de söz konusu.
Teşekür eder ben sevgili Martı.
Martı yumurtaları rafadan olsun kız.