Bu Blogda Ara

Şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şeker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ekim 2024

Soğuk Türk Kahvemsi

 Dünyada her zaman yeni Lezzoni tadlar mevcuttur.
Bu kez Kahve Dünyası'nın güzel bir ürünü olan Soğuk Türk Kahvemi'yi tanıyacağız.


Önce bildiğimiz Dabıl Boy Türk Kahvemsi bolca şekerli olarak pişirilir.
Başka bir kapta birleşen Süt ve Buz karıştırıcının içinde karıştırılır.
Ürünün sunulacağı Pilâstik Bardağa Çikolata Sosu boşaltılır.
Cezvede pişen Dabıl Türk Kahvemsi hazır olunca bütün bu saydığımız mâlzemeler Pilâstik Bardakta birleştirilir.


Bu anlattığımız şekilde yapıldığını temaşa edince Biz Üç Muz olarak aklımıza acaba Damla Sakızlısı yapılabilinip yapılamayacağı avdet eyledi.
Acaba günün birinde Kahve Dünyası'nın Genel Müdürlüğü her zaman yaptığı lezzoni tariflerine Damla Sakızlısını ve Şekersizini eklemeği akıl edebilir mi?

05 Eylül 2024

Akşam Çayı Mutlulukları

Çay adlı sıcak içecek milletimizin genel ve ulusal içeceğidir.
Her dost meclisinde veya yabancısı olduğunuz herhangi bir hanede ilk önce muhakkak sur'ette Çay ikram edilir.
Çayla başlayan muhabbet ilerledikçe ikinci üçüncü bardağı da bulabilir, sonrasında başka içecekler de sıraya girebilir.
Ne olursa olsun Çaykur Rize Çayı veya Lipton Demlik Poşeti ya da Doğuş Çay olmadan arsla olmaz bizlerin meclisleri.


Kış yakın zaman zarfında gelecek, soğuk havalarda insanların canları duygusal sebeplerden üzüntüler değil Çay çekecek.
Hele bir de sevgili Ajda Pekkan ablamızın icadı ve Paşabahçe'ye ve de bizlere armağanı olan Ajda Bardak'ta gummilenilen Herhangi Çay'ın tadı daha bir başka olmak vardır.
Hemen belirteyim Ajda Bardak bizim bildiğimiz kılâsik boydaki ince belli Çay Bardaklarının bir boy büyüğüdür, her yerde bulunmaz özellikle aramak gerekir.
İnce belli bizim bildiğimiz Çay Bardağı ile Ajda’nın tasarladığı Çay Bardağı arasındaki tek fark bpyutudur, işlevi ise aynıdır.


Burası dünya üzerinde gördüğüm ve gittiğim en peçete fakiri mekân olan Şehr-İstanbul'un Bostancı semtindeki İstasyon Çay Bahçesi olmak var.
Her ne kadar mekânın sahipleri ve çalışanları benim gibi Sivaslı olsalar bile peçetenin eksiklikleri hemen öze çarpmadan geri duramıyor.
Sizin de eğer yolunuz buraya düşerse yanınızda peçeteniz olmadan gitmek gibi bir hata yapmayın sakın.

26 Temmuz 2024

Yazın Yağmuru

Bazı zamanlar Güneş ve Yaz her ne kadar Biz Üç Muz olarak sıcakları çok seviyor da olsak bizlere fazla gelebiliyor.
Birkaç günden beridir ortalıklarda dolaşan bir Yağmur tantanası mevcuttu.
İşbu mevcut olan tantanadaki Yağmur en sonunda bugün birkaç haftadır evli olduğu Bardak'tan nafakasını çatır çutur tahsil ederek Şehr-İstanbul'un içinde üstlerimize boşandı.


Üç damlacık sudan korkacak değiliz, üstelik şeker değiliz ki eriyelim.
Kaldı ki şarkılarda da söylenir Yaz Yağmuru ile Kış Yağmuru bambaşka şeylerdir.
Yağmurun bu ilk boşanması değil, birkaç saata kalmaz Bardak'la yeniden evlenerek Bulut yapmağa devam edecektir, bir de utanmadan düğününe de çağırır bizleri.


Bakalım bizler kaçıncı milyon kere Yağmur ve Bardak düğününe çağırılacağız?
Daha doğrusu çağırılacak mıyız?
Yoksa bilmem kaçıncı milyon kere olduğu gibi aile arasında mı evlenecekler?

03 Nisan 2022

Zamazan Geldi Hoş Geldi

Kitaplar olsun fıkıh olsun yasalar olsun hiçbirisi yazmaz ama Ramézân-ı Şerif Ayı Şehr-İstanbul'a avdet ettiğinde ekmeğe pideye suya ve aklınıza gelebilecek her şeye zam yapmak farz-ı ayndır.
Geçenlerde en ucuz suyun ücretinin Beşmilyonbeşyüzbin Eski Türk Lirası olduğundan bahsetmişti ben.


Bu gördüğünüz yani temaşa eylediğiniz fiş Şok Markt'in geçtiğimiz Pazartesi günkü aldığım Güzelpınar markalı Beş Litrelik Su'yun ücretini göstermekte, Beş Yeni Türk Lirası Elli Yeni Türk Kuruşucukluk fatura.
İmdı sizlere biraz önce yine aynı Şok Markt'tan aldığım Beş Litrelik Güzelpınar Su'yun faturasını göstereceğim.


Markt aynı ürün aynı katma değer vergisi oranı aynı ama arada Elli Yeni Türk Kuruşu yani Beşyüzbin Eski Türk Lirasıcıklık bir Zamcık söz konusu.
Hani vakt-i zamanında hayali bön bön etrafa bakan bir bakanımızın zamımıza koduğu türden bir zamcık.


İşbu iki fatura arasında sadece Yüzkırküç Saatçiklik bir fark ve Beşyüzbin Türk Lirasıcıklık bir güncelleme var.
Düşünsenize şişe başına yapılan bu zamcıktan kimlerin ceplerine kim bilir kaç para giriyor ve bizlerin ceplerinden kimlerin emekleri hakları çalınıyor bir düşündünüz mü?
Ben asla Ramézân-ı Şerif Ayına hakaret etmiyorum ama her Ramazan geldiğinde sürekli zamcık yapan bir zümre için Zamazan sözcüğü uygun değil de nedir?


Çünkü daha önce de dediğim gibi: Hazret-i Muhammet "Komşusu açken tok yatanlar bizden değildir" buyurmuşlardır, devamında da ne olacağını ahanda işbu karikâtür gösteriyor zaten.

22 Haziran 2021

Şakerato Kahve Yummi

 Bazen yeni lezzetler denemek lâzımdır.
Bu akşam sizlere uzun zamandan beridir müdâvimi bulunduğum Moda'da bulunan İstasyon adlı güzel ve şirin mekânın yeni lezzeti Şekerato'dan bahsedecek ben.
Birazdan paylaşacağım resm-i şerifte de temaşa edeceğiniz üzere rengi sizleri şaşırtmasın ama ana maddesi Kola değil Kahve.
İki ölçek Ekıspıresso ile bir tatlı kaşığı Şeker içine altı adet Buz atılmış suyla çalkalanarak hazırlanıyor ve bir dilim Limon süsüyle birlikte servis ediliyor.
Hazırlanış videosunu görmek için ahanda buraya tıklayınız -> İnstegram.


Ancak tadı oldukça şekerli olduğu için eğer şeker konusunda benim gibi takıntınız varsa sipariş verirken tavsiyem az şekerli olmasını isteyin.
Ben yine her zamanki gibi ölümsüz başkumandanımız başöğretmenimiz ve atamız Gazi Paşa'mızla (Atatürk) birlikte çektim işbu resm-i şerifimi.
Sizler de yolunuz Moda'ya düşerse İstasyon Cafe'ye uğramamazlık etmeyin, uğradığınızda Şekerato'yu veya başka lezzetleri tatmadan dönmeyin.

04 Haziran 2021

Pişmâniye

 Bugün size bir zamanlar Devletimin Trenleriyle İzmit istasyonundan geçerken Kocaelili birçok vatandaşımız tarafından istasyonun içinde satışı ve dağıtımı yapılan Pişmâniye adlı tatlımızdan bahsedeceğim, hani bir yiyenin pişman bir de yemeyenin pişman olduğu çok güzel bir yummimizdir.


Pişmâniye'nin ilk yapıldığı yerin İran olma ihtimâli oldukça yüksektir. Bu ülkede "Peşmek" diye adlandırıldığı için de sözcüğün zamanla Türkçe’de "Pişmâniye" olarak geçtigi düşünülmektedir. İzmit pişmaniyesine ün kazandıranlar ise 1601 ilâ 1611 yılları arasında İran ve Ermenistan’dan gelerek İzmit ve çevresine yerleşen Ermani ustalar oldugu bilinmektedir. İzmit'in meşhur pişmaniyesine ününü kazandıran ise bu ustalardan biri olan Şekerci Hacı Hagop Dolmacıyan’dır.
Her ne kadar bütün kaynaklarda Hacı Hagop Bey'in ve diğer adları Hagop olanların adları Agop olarak yazılmaktaysa dâhi Agop yanlıştır, doğrusu HAGOP'tur, yani başında H hârf-i şerifi vardır.


Görünüşte bitmiş gibi olan ama hiçbir zaman gerçekte bitmemiş olan dünya savaşını izleyen yıllarda diğerleri gibi Dolmacıyan da şekerci dükkânını kapatarak Amerika adlı bir ülkeye göçmüş olmasına rağmen maharetinin de kendisiyle birlikte göç etmesini önlemek görevi ise Dolmacıyan’ın çocuklarına Türkçe ve Fransızca öğretmek üzere dükkânında çalışmış bulunan İzmit Muhasebe Başkâtipliği’nde görevli İbrahim Ethem Efendi'nin olmuştur.
Kendisine pişmaniye yapımının bütün inceliklerini öğreten Hacı Hagop Dolmacıyan’ın dünyanın bütün pisliklerini yayımlayan Amerika’ya göç etmesi üzerine Kapanönü semtinde bir şekerci dükkânı açmıştır. Botanik kültürü ve müzik yeteneği ile de tanınan ve soyadı kanunu çıktıktan sonra Çınar soyadını alan 1892 ilâ 1953 yılları arasında yaşamış bu renkli kişiliğin imalâthanesi adeta pişmaniye ustası yetiştiren bir okul olmuştur.


Pişmaniyenin özünü un şeker ve yağ oluşturmaktadır. Un ve yağın kavrulmasıyla hazırlanan pişmaniye hamuru pişmaniye yapımı için kullanılan makineye yeterli miktarda yayılır. Derecesi gelmiş olan şeker soğutulmak üzere dinlendirme tezgâhlarına dökülür. Soğuyan ve beyazlatılan şeker önceden hazırlanmış hamurla makinede birleştirilerek yapıma başlanır.
Pişmaniye oluşumunu tamamladıktan sonra kopartılıp dinlendirilir ve son olarak el yardımıyla antibakteriyel bardaklara doldurularak şekil verilir.

23 Mart 2021

Sağlıklı Olmanın Öğüdü

Son bir yıldan beridir bu Rotschild denilen bir pisliğin ortaya çıkarttığı korona morona bakara makara adındaki bir virüsle savaşmaktayız, her ne oluyorsa oluyor ve çaresi su ve sabun olan ve tüm dünyadaki ağırlığı sadece ve sadece bir gram kadar ağırlığı olan virüs bir türlü temizlenemiyor.
Öncelikle bu virüsten korunmak için maske adlı bir sektör oluşturdular, herkese de parayla sattılar. Maske takmayınca da yüksek yüksek cezaları yazdılar.
Maske sayesinde biriki yıl sonra karbondioksit soludukları için hasta olacak milyonlarca insan şimdiden hazır, gelsin cukka paralar.
Mâlum-u âliniz dünyayı yöneten o onüç aile yasanın böyle işlemesini istiyor, işin tuhafı Allah-u Te'âlâ da onlara istediklerini veriyor.
Bir zaman sonra aşı diye bir şey çıkartacaklar ve insanları aşılayacaklar, aşılananların bir kısmı da aşının yol açtığı yan etkiler sayesinde öbür dünyaya yolculuğa çıkmak zorunda kalacaklar.
Ama bir zaman daha sonra bu aşının da hiçbir faydasının olmadığı da ortaya çıkacak, zaten aşağıdaki gelişmeleri şöyle bir tartarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Sizler için bazı belgeler derledim bu yazımda onlardan bahsedeceğim.


Bir zamanlar sigara içmek sağlık demekti çünkü sigara üreten firmalarla ilaç üreten firmaların patronları aynıydı. Sonra zararları kanıtlanınca ve milyonlar bu illet yüzünden süründükten ve öldükten sonra son günlerin kampanyaları başladı.
Uyuşturucu olarak bildiğimiz Eroin ilk çıktığında ilaçtı ve eczahanelerde satılıyordu.
Margarini de sağlık olarak bilirdik. Yıllarca reklâmlarda yer aldı.
Sonra bir gün öğrendik ki kötüledikleri ve tu kaka ettikleri terayağı sağlık margarin hastalıkmış.
Süte sağlık kaynağı dediler Pastörize ettiler, sütün sağlık olmasının sebebi olan faydalı mikropları öldürdükten sonra çocuklarımıza içirdiler. Bir gün diyecekler bunlar da zararlıymış.
Tuz yemeyin diyorlar, Tuz tansiyonu artırır diyorlar. İnsanlar minerâlsiz kalınca kendilerini hâlsiz hissedince ilâç satıyorlar çünkü. Yakın zamanda tuzun tansiyonla alakası yokmuş diyecekler.
Kâlorisiz yiyecek reklamı yapıyorlar. Şekeri çıkarınca sağlıklı oluyormuş.
Şekeri çıkarıp ne koyuyorlar peki? Kanserojen etkisi kanıtlanmış şekerden onlarca yüzlerce kat tatlı olan pankreası daha çok yoran muhtemelen şeker hastalığına yol açan endüstriyel tatlandırıcıları koyuyorlar. Kâlorisiz ama kanser eden yiyecekler.
Zamanında kadınlara menapoz geciksin diye hormon replasman ilâçlarını sattılar. Milyonlarca kadın kullandı bunu. Sonra "Pardon bu kanser yapıyormuş" deyip işin içinden çıktılar.
Talidomid verdiler gebelerin içi bulanmasın diye ama bebekler kolsuz bacaksız doğunca yine pişkince sırıttılar.
Bilim yavaş yavaş gelişiyormuş. Bu uğurda yapılan gayretler de kutsalmış. Cennetleri dünya olduğu için ceplerini doldurdukları paralar da ödülleri oluyor. Ölen ve sakat kalan milyonlarca vatandaş da bilim gazileri ve şehitleri.


Unutmayın ki biri size bilim diyorsa oradan kaçacaksınız. Bakmayın onların kafalarının karışık olduğuna, bal gibi biliyorlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu.
Ama size biraz daha zehir satıp bir de güzelcenem ilâçlamak, cehenneme gidene kadar biraz daha ilâhlık taslamak dertleri.
Bizim bildiğimiz "İlim" bilim diye uyduruk bir tanrıya dönüştükten sonra oldu ne olduysa hiçbir şeye yaratmayan ve insanlara hiçbir yararı dokunmayan bir şeyi ilâh edindi insanlar.
Bilim insanı olunca da bu koca çarkları olan sömürü sisteminin sözcüsü oldular.
Siz siz olun ne sağlıkta ne dinde ne eğitimde ne de gıdada hangi sektör olursa olsun aklınızı kâpitâlizmin sözcülerinden olan Rotschild ibnesine kiraya vermeyin. Karşılığı dünyada da ahirette de perişanlık olur vesselam.

23 Ocak 2020

Yüz Ve Vücut Temizliği

Bu akşam sizlere temizlenmenin kestirme yollarından birini anlatacak sizlere ben.
Aslına bakarsanız insanı sadece iki şey yıkar: Su ve Sabun.
Mâlum-u âliniz ki temizlik imandan vukua avdet eyler.
Bir fincan kahve içmenin de kırk yıl hatırı bulunmaktadır. Ancak geçtiğimiz günlerde yapılan "Bindokuzyüzseksen yılında içilen kahvelerin hatırlarının İkibinyirmi yılında dolduğu" hakkında espiri olduğunu umduğum deyimin işbu yazımla ilgisi bulunmamaktadır.
Ara sıra keselenmek için ve köpüklenmek için hamama gideriz, gittiğimiz hamamda keseciye güzel ve kallâvi bir miktar Türk Lirasını bayılıveririz. Ancak buna rağmen Fin Hamamı'nda ya da daha doğru bir deyimle buhar odasında geçirdiğimiz onbeş dakika bu aralar yaşadığımız soğuk havalarda biraz olsun ısınmak için birebir olduğunu belirtmeli ben.
Yazımın önsözünü kıraat ettiniz, bundan sonra açılımlarını yapacağım. Hazır mısınız sevgililer?


Aslında bazı şeyhler çok ama çok basit ve fasit.
Birçok okuyucum kahve içmeyi çok sever, ben de bir kahveciyim. Öyle ki kahve içmediğim günü yaşanmamış sayacak kadar kahve fanatiğiyimdir.
Sizlere yıllardan beridir uyguladığım bir yöntemi anlatacağım, konu aslında su bulunamadığında teyemmümle abdest almış sayılmayla eşdeğer sayılabilecek bir konudur.
Gittiğimiz bir kahvehanede kahvelerimizi içtik.


İçtikten sonra kahve fincanlarımızı tıpkı fal bakılacak şekilde kapatıyoruz.
Yaklaşık olarak bir saat kadar fincanın soğumasını bekliyoruz.
Hava eğer soğuksa fincan daha da hızlı soğuyabilir.
Bu esnada kahvelerimizin telvesi fincanımızın içinde katılaşmaya ve kurumaya başlıyor.


Fincanımız soğuyup açma zamanı geldiğinde kahvemizin telvesi fal bakılmaya müsait bir hâle gelir.
Buraya kadar olanları aslında hepimiz biliriz, ancak ben bu yazımda faldan değil bambaşka bir şeyden bahsetmeye başlıyorum.
Üstelik de tıpkı Bilâl Oğlan'a anlatır gibi.


Diyelim ki arkadaşımız falımıza baktı, kendi düşüncesiyle geleceğe dair bir şeyler söyledi, kısaca fala inanmadık ama falsız da kalmadık.
Bundan sonra bir kaşık yardımıyla fincanımızın içindeki telveyi çıkartıyoruz.
Burada dikkât etmemiz gereken konu kahveyi şekersiz içmeliyiz, çünkü şekersiz kahve temizlikte daha etkilidir.
Şekeri temizlemek o kadar da kolay değildir, şeker kahve telvesindeki temizleyici özelliği tam olarak bitirmez ama bir derece köreltir.


Çıkartınca da peçeteye boşaltıyoruz.
Peçetenin adedi kalınlığına göre değişir, ama en az üç adet peçete olması şart, yoksa biraz sonra göreceğiniz şekilde henüz tam olarak kurumayan telvedeki su çevreye bulaşır.


Çıkan telve her ne kadar katılaşmaya başlamışsa da henüz içindeki su tam olarak kurumadı.


Bundan sonra telvenin içinde bulunduğu peçeteyi katlıyoruz ve üzerine en az iki adet daha peçeteyle bir daha sarıyoruz, çünkü bu sayede evde uzun bir süre kurumaya bırakılacak.


İşte burada da gördüğümüz gibi içindeki su çevreye bulaşmış.
İkinci kat peçeteyi ben bunun için söylemiştim.


Peçetenin içindeki telve yaklaşık bir gün sonra iyice kuruyup toz hâline gelir, hani yeniden bir kahve pişirilecek kadar kurur ve bu sayede kullanıma hazırdır.
Ancak telvenin miktarı olarak bir fincanın içindeki yetmez, en az üç fincandan alınmış telve kullanılmalı, bu da birkaç zaman geçmesi gerektiği demektir.
Kullanma ve nasıl temizlediği konusunda tavsiyelerimi de paylaşıyorum, çünkü dün bunu zaten yaptım.
Yine de sizlere göstermek için daha önceden yaptığım tozu elimin üzerine sürüyorum.


Önce vücudumuzun temizleyeceğimiz bölgesini ıslatıyoruz ve sabunlayıp duruluyoruz.
Bu ıslak bölgenin üzerine peçeteden çıkan toz hâlindeki telveyi sürüyoruz.
Her tarafa sürdükten sonra üzerine suyu veriyoruz.
İşte tertemiz aklanmış paklanmış olarak son bir kez daha sabunlanarak durulanıyoruz ve gerçek anlamdaki temizliğe kavuşmuş oluyoruz.
Hem parfüm gibi çevreye düşman malzemeler kullanmıyoruz, hem de çevremize mis gibi bir koku yayabiliyoruz.
Hepinize okuduğunuz ve bilgilendiğiniz için teşekkür ederim, bu yazımı arkadaşlarınızla da paylaşabilirsiniz.
Kısacası ucuza yaşamanın yollarından biri olarak Ekomoni ısrarla Tıkırında.