Bu Blogda Ara

20 Şubat 2020

Elektırik Sıkıntısı

Artıkım yeni modamız gece yarısı saatlerinde Boğaziçi Elektriğin kestiği Şehir Cereyanı.
Norminâl zaman zarfında olsa "He" der geçeriz ama her Gök Tanrı Tengri'nin gecesi dâhilinde üstelik de soğuk bir mekân olan ve bir türlü çevresindeki naylonları camla değiştirilemeyen bir mekânda üstelik de bilgisayarda bir işim olduğu sırada ayrıca zamanım da kısıtlıyken vukua avdet eylemesi vatandaşı çileden çıkartıyor.


Örnek olarak bu akşam Youtube'de güzel bir film bulmuşum ve izlerken en heyecanlı yerinde "Şah" diye eletriğin Boğaziçi Elektrik tarafından kesilmesi Cabası.
İmdı bana diyorlar ki neden bu kadar atarın giderin var?
Ben de size soruyorum ki bu kadar annesi hayat kadını olanları nasıl anlatabilirim?
Ben de rahmetli Can Yücel gibiyim, az kızarım ama kızdım mıydı da tam kızarım.
Zaten bende odaklanma sorunları var, üstelik keyfim de pek yerinde değil.
Kırk yılda bir de güzel bir film bulmuşum, yani imdı olacak şey mi bu?
Yorum sizlere ait sevgili okuyucularım.

17 Şubat 2020

Dünya Kedi Günü

Ben yıllardan beridir söylüyorum ki dünya kedilerin hatrına dönmeye devam ediyor.
Belki farkında değilsinizdir ama kediler dünyanın kraliçeleridir.
Aslına bakarsanız insanların kedileri yoktur, kedilerin insanları vardır.
Kediler yaradılış gereği özgür ruhludurlar, eğer bir insana sokulmuşlarsa kendileri istediği için sokulmuşlardır, bu yüzden ne yaşayacağını bilmeden gelirler, onun için insanın kediye iyi davranması cennetini tehlikeye atmaması için şarttır.
Çünkü kediler köpekler kuşlar ve bilumum hayvan ve bitkiler Allah-u Te'âlâ'nın sessiz kullarıdır.
Birbirleriyle konuşabilirler ses çıkartabilirler ama biz insanlar anlayamayız söylediklerini.


Üç gün önce yazmıştım aslında Sevgililer Günü adı altındaki yazıyı.
Ancak ben gerçek sevgiyi bir karşı cins insanda değil kedilerde buldum.
Bu yıl da benim kedilerle olan arkadaşlığımın ve koruyuculuğumun onbeşinci yılı.


Bugüne kadar sayısız kedi resmi çekmişimdir ama Süreyya Pilâcı istasyonunun turnikesinde bekleyen geçiş görevlisi kediyi şimdilik tek geçerim.
Diyorum işte kedidir kedi, üstelik Yeşilçam'da bile bu replik mevcuttur.


Veya başka zamanlarda Ayrılıkçeşme'de bulunan dilek ve şikâyet kutusunun görevlisi bile olsa kedi her yerde kedidir.
Ben de kedilerin sesleri olmaya çalışacağım, kedileri korumak bir vatandaşlık ve kulluk görevidir.
Tabi diğer hayvanları da, ama iki ayaklıları değil herhâlde.
Bugün Dünya Kediler Günü.
Hey sen değişik!
Kapının önüne bir kap su koy, yanına da biraz mama koy.
Aç kalacağız yoksa sizin gibiler yüzünden.
Miyav!

14 Şubat 2020

Sevgililer Günü

Ay inanmıyorum sevgili Gök Tanrım Tengri, yine ne yaptın ettin getirdin o uyuz olduğum bunalımlı günlerimi. Söylesene bana ey Tanrım ben sana ne yaptım ve ne günâh işledim?
Biliyorum merak ediyorsunuz ama söyleyeyim, İkibinyirmi yılında da tek başımayım. Üstelik bu yıl tek başıma olmaktan ziyadesiyle mutluyum.
Çünkü bana artık gına geldi çift olanların gözlerimize soktukları resimleri.
Tamam kardeşim anladık sevgiliniz var, nişanlısınız, evlisiniz, her akşam çiçek böcek pompa muhabbeti.
Ya biz ne yapalım yani ölelim mi?
Biraz medeniyet yahu.


Zaten bana markalardan ve ünlü mağazalardan gelen sevgililer günü bildirimleri iyice dellendiriyor, bir de insanlara he yok diyecek hâlimiz de yok.
Gerçekten sıradan olan böyle bir günü anlamlandırmak ne manaya geldiğini biri bana anlatsın. çünkü gerçekten bunu öğrenmeye ihtiyacım var.
Hayır yani bugün ben doğmadım, İstanbul bugün kurtulmadı, Zafer bugün kazanılmadı, Lozan bugün imzalanmadı, Cümhûriyet bugün ilân edilmedi, Çanakkâle'de bugün destan yazılmadı, Millet Meclisi bugün açılmadı, Atatürk Samsun'a bugün çıkmadı.
Alt tarafı sıradan olması gereken bir gün, dünya kutluyorsa kutluyor, bana ne yani?


Bugün alt tarafı sevgilimizle geçirilecek bir gün sonuçta, günün sonunda pompalama olması gerekebilecek türden alt tarafı bir yemek yummilenilecek.
Erkek milleti eve giderken Kadın milletine çiçek alacak, bu çiçeklerin en fazla satılanı da Gül olacak.
Tabi bir kadın bir gülle yetinir mi? Yetinmez, en azından bir çift ayakkabı olması da şart. Hadi ayakkabı olmadı, o zaman bir elbise, üstelik ikisi bir arada olursa şahane olur.


Tabi millet de sevgilisine nedense adıyla hitap etmez, bunlardan benim en uyuz olduğum ise "Aşkım" sözcüğüdür.
Yahu aşkın ömrü sadece üç yıl sürer, hâttâ çoğu zaman üç yılı bile bulmaz.
Üç yılcık sonra siyasetteki çoğalisyon gibi bir devre getirir: İlk başlarda Yan yana, zaman geçer Can cana, günü gelir Göt göte, üç yılın sonunda Git öte.


Buradaki günde iki kez doğruyu gösteren bozuk saatin 15:00 veya 3:00'ı saatte de bu tarz hitaplarla dolu.
Yahu sizin sevgilinizin hiç mi adı soyadı yok?
Bizim güzel ism-i şeriflerimize ne oldu?


Hadi ben size biraz iyilik yapayım da bazı basit ve fasit hediye önerilerinden bahsedeyim.
Şöyle üzerinde sevdiğiniz kişinin adının yazılı olduğu bir bardak.
Ama adı yazılacak, öyle günde iki kez doğruyu gösteren bozuk saatin üzerindeki sözcükler değil.


Şöyle güzel bir kâlpli koliye veya oyuncak ayı, ne de olsa kadınlar ayıları çok severler.
O kadar çok severler ki gerçek ayılara hakaret olabilecek kadar maço tipleri kendilerine sevgili olarak seçerler, gerçekten sevenleri ise terk ederler.
Çünkü günümüzde gerçekten sevmek çok geçmişlerde kaldı, sevgi tek başına karın doyurmuyor, üstelik sevgi tek başına pompayı işletmeye de yetmiyor.
Bu yüzden de Kadın milleti cebinde parası altında otomobili lüküs bir yerde evi sosyetik bir sahilde yazlığı olan ama iki lâfı bir araya getiremeyen Erkek milletine kendilerini ne kadar umursamasa bile kul köle olur, ama ahım şahım parası olmayan ve orta hâlli seven erkeği yerden yere vurur.
Bu arada kadının peşinden koştuğu erkek de başka kadınların peşinden koşmaya bakar, peşinden koşanı da görmez, görse de işine gelmez.
Kadın ise seven erkeği kullanılmış Selpak gibi bir çöp tenekesine fırlatır atar.
Üstelik fırlatıp atmakla da kalmaz, şöyle kallâvi bir tacizden dava da açar, her türlü haltı kendisi yediği hâlde mağduru o kadar güzel oynar ki dışarıdan bakan ilgisiz biri kadının hâline acır.
Acıdığı için de kadını haklı bulur, mahkeme de görenler de duyanlar da.


Oysa sevgi ve aşk dünyada özel duygulardır, hiçbir zaman irdelenmemesi gereken ve zorlanmaması gereken.
Bu yüzden tek güne sığdırılamaz, hani Üçyüzaltmışdört gün beni sevme ama bir gün beni sev.
Bir insan bir başkasını elbette sever, sevdikçe sayar ve gün gelir sağlam bir birlik olur, birlikten de kuvvet doğar, kuvvet de evliliği getirir.
Kısacası sevgililik gerçekten zor zanaat.


Sevgili Yıldız Ablamız (Tilbe) kısacık bir şarkıyla vaziyet-i umumiyeyi çok ama çok güzel özetlemiş.
Dinlemesi bedava, üstelik en sevdiğim şarkısı.

13 Şubat 2020

Dünya Radio Günü

Hayatta hiçbir zaman her şeyi bildiğini iddia etmeyeceksin, çünkü her gün yeni bir şey öğreniyorsun.
Bugün de dolanırken baktım ki Dünya Radio Günü'ymüş şansımıza.
Radyo deyip geçmeyin ve burun da kıvırmayın, çünkü radyo aslında olmazsa olmazlardandır.
Türkiye'de de her ne kadar artıkım radyoların tedâvülden kaldırıldığı söylenmekteyse dâhi radyosuz bir hayat düşünülemez.


Hayatımızda her zaman önemli bir yer olmuştur.
Zaman geldi "Arkası Yarın" adı altında "Radyo Tiyatrosu", zaman geldi "İstekler" altında "Müzik Eğlence" programı, zaman geldi "Yurttan Sesler" arkasından "Haberler", bizleri bilgilendirdi.
Bir zamanlar televizyon yokken millet radyonun başında ya fotbolu beklerdi, ya da arkası yarın.
Günümüzde televizyondaki dizilerin etkisi neydiyse "Arkası Yarın" da o zamanların en büyük eğlencesiydi.


Kimileri evlerinde dentellerle kaplardı radyo alıcılarını, kimileri de at arabalarının yanlarında çalarlardı.
Hele tomofilerin içlerinde radyo eklendi miydi yolculukların keyiflerine doyum olmazdı.
Gün geldi Trt'nin yanında birçok özel radyo da yayın hayatına başladı.
Artık bizim İnokta Basınımız sesini duyurabilecek bir mecra daha bulmuştu, ancak birkaç ay sonra yukarıdan gelen ve demiri kesen emir mikrofonları sessizliğe gömmüştü.
Ta ki ilk genel seçimlere kadar.


Özel radyolar ikinci kez geldiklerinde bir geldiler pir geldiler.
İçlerinden birkaçı geçen zaman zarfında gerçekten kâliteli yayınları sayesinde zirveye yükseldi, bir kısmı da geçen zaman zarfında silindi gitti.
Gel zaman git zaman radyolar uyduyla da evlerimize işyerlerimize askeri kazinolarımıza girdiler, öyle ki ilk zamanlar görüntüde televizyonun kendisi seste de aynı televizyona bağlı olan radyonun sesi çıktı ilk zamanlar.
Ben burada teker teker ism-i şeriflerini yazmayacağım ama siz onların hangi radyolar olduklarını biliyorsunuzdur, çünkü dinliyorsunuzdur mutlaka.
Yukarıda da bir radyo yayın odasının görselini izlemektesiniz.


Ne olursa olsun dünyamız radyolarla çok güzel.
Yeri geldiğinde birçok kişiye birçok bilgiyi ulaştıran, yollardaki seyr-ü seferin sıkışık hâllerini anlatan, can sıkıntısında bir şarkıyla hâlet-i ruhiyemizi düzelten, spor karşılaşmaları sayesinde adrenâlinlerimizi azami seviyeye çıkartan, yolda yürürken kulaklıkla dinlediğimiz şarkılar sayesinde hızımızı ölçen birer sihirli dünyadır radyolar.
İşbu vesile-i şerifle bütün radyo çalışanlarının ve sahiplerinin başta olmak üzere bütün dünya vatandaşlarının Dünya Radyo Günü'nü kutlar sağlıklı nice uzun yıllar Allah-u Te'âlâ'nın bizlerin başından eksik etmemesini niyaz ederim.

10 Şubat 2020

Paşabahçe Vaporumuz Kurtuluyor - Mu Acaba?

Uzun zamandan beridir böyle güzel gelişmelerden mahrumduk.
Gündemi takip edenler daha doğrusu İstanbul'da yaşayanlar her ne kadar bu sabah zamlı ulaşımla güne başladılarsa dâhi Öğle vakti gelişmelerinden birinde yıllardan beridir Beykoz Belediyesi'nin önünde çürümeye bırakılan hâttâ bir aralar batırılacağı bile söylenen Şehir Hatları'nın Amirâl Gemisi olan Paşabahçe Vaporumuz iki adet romörkör eşliğinde Hâliç Tershânesi'ne doğru yola çıktığını müjdelemek istiyor ben.


Aslında müjde mi desem yoksa son çırpınışlar mı desem pek de bilemiyor ben?
Çünkü geminin alt bölümü en az dokuz yıldan beridir beklediği yerde ziyadesiyle çürüdü.
Öyle ki ben bir gün gördüğümde gerçi üst bölümü biraz bir şeye benziyordu ama geçen zaman içerisinde Facebok sayesinde alttaki paslanma görünür yerlerine kadar sıçramıştı.
Atalarımız boşuna işleyen demirin ışıldadığından bahseden sözü söylememişlerdir.


Buradaki resim bendenize aittir, 12 Haziran 2011 tarihli.
O zamanlar henüz yeni yeni Beykoz Belediyesi'nin önündeki iskeleye getirilmişti, nikâh salonu ya da bir kültür merkezine dönüşeceğine dair duyumlar vardı.
Ancak o günü bir yolunu bulup bekçinin de gönlünü alarak içerisine girdiğimde motorlarının bile söküldüğünü ve bir kayıktan farkı olmadığını görmüştüm.


Bu uzun hastalık döneminde arkasına "Hollykoz" diye bir de tabelâ da asılmıştı, alııntıladığım işbu resm-i şerifte de temaşa edilebileceğiniz gibi yağmura kara güneşe karşı böyle bekleyen Amirâlimiz bir ucubeye dönüşmüştü.
Gerçi en hilkat garibesi olan Adem Yavuz olmuştu ama onun konusu başka bir yazımda mevcut.


Ben bundan sonra kötü görünümleri bir kenara bırakarak gelecekteki güzel günlerin hayaliyle bugüne geri dönmeliyim, çünkü pancar motora atlayıp kocaman dalgaları yarmam ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü altında gerçekleri anlamam gerek.
Uzakta da kalsa artık bir kayıktan farkı olmadığını ve mavna gibi götürülüşünün bir resmini Facebok'tan almışımdır.


Haydi gel benimle dünyayı gezelim seninle misâli Arnavutköy civarında görülmekte işte.
Biraz sonra da Kabataş iskelesine yanaştırılacak, tıpkı bir zamanlar Adaya gitmek için yolcu alacakmış gibi.


İşte geldik Kabataş'a ve gece köprülerin açılma saatini beklemeye başladık.


Yıllarca seferdeyken kendisine yarenlik eden Martılar bile kameraya yakalanmışlar. Ancak pek de umurlarında değil gibi bir poz olmuş bu.
İsterdim ki bu anda orada ben olsaydım da bu resimleri bir de ben çekebilseydim.


İstanbul'da yaşayanların mâlumudur ki artık Pazartesi'yi Salı'ya bağlayan geceler hem Galata hem de Atatürk Köprüleri açılır ve Hâliç'e büyük gemiler girip çıkabilirler.
Ben neden böyle paylaştım?
Konu dağılmasın diye ve belki de sonradan ekleme sayesinde.
Aslında yazı daha sonraki bir zamanda yazıldı ve sizlere biraz gecikmeyle de olsa buluşuyor.
İşte yıllardır çürümeye terk edilen ve bir bakıma çok şiddetli Lodos günlerinde bile gerek Adanın gerekse Yalova'nın ulaşımında sağladığı olağanüstü katkıları unutulan veya unutturulan Amirâl Gemimiz sonunda Hâliç Tershânesine girdi.
Bundan sonra kendisini çok zorlu bir süreç bekliyor, çünkü alt kısımdan itibaren çok kapsamlı bir yenilemeye tabi tutulacak.
Madem bizim İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarihe ve anılara sahip çıkmayı diledi, bize de gelişmeleri gerek kendimiz gerekse alıntı resimlerle sizlerle paylaşmak görevimiz olmalı.
Ben buradan bu resm-i şerifleri çeken ve Facebok'taki çeşitli gruplarda paylaşan tüm herkese teşekkür ederim ve haklarını helâl etmelerini dilerim.


İmdı bilinmeyene gidiyorsun ama inşatanrı geri döndüğün günü de görmek nâsip olmasını dilerim, tıpkı bir gün Kadıköy'e gelirken çektiğim resimdeki gibi.
Tamir masrafını bu sabah gelen zamlar sayesinde karşılarız, çünkü azbuz değil Akbillere Dokuzyüzbin Eski Türk Lirası veya günümüzün değeriyle Doksan Türk Kuruşucuk farkla elbette çıkacaktır.


Aradan oniki yıla yakın zaman geçmiş bu resmi çekeli, dönüşünü kutlamak da kısmet olsun istiyorum.