Bu Blogda Ara

İstanbul Boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2022

İstanbul'da Deprem Oldu

Bugün sizlere hiç güzel haberim yok, çünkü merkez üssü Avrasya Tüneli'nin bir yakadan diğer yakaya geçtiği nokta olan bölgede 8.0 şiddetinde bir zelzele vukua avdet eyledi.
İşin tuhafı bu deprem bundan uzun uzun yıllar hâttâ yüzyıllar önce El-Serhendi tarafından bizlere bildirilmişti:


Yaklaşık üç kocaman dakika boyunca kesintisiz olarak devam eden işbu muazzam sarsıntı esnasında Kız Kulesi'nin bulunduğu ada Marmara Denizi'nin serin ve derin sularının dibini boyladı.
Tabi sarsıntıya dayanamayan bir başka yüksek yer olan Çamlıca Kulesi yerinden çıkıp savrulurken kendisiyle birlikte önce Galata Kulesi'ni sonra da Bayazıd Kulesi'ni yıktı.
Yekpare mimariye sahip Aya Sofya Cami-i Şerifi'nin kubbesi ortadan tam dörde ayrıldı, kubbenin betonunun ağırlığı bölgede derin bir çukur açıp Yerebatan Sarnıcı'nın üstünü açtı.
Minâreler önce Topkapı Sarayı'nı ve Sultan Ahmet Cami-i Şerifi'ni dümdüz etti, tabi diğer minâreler de ait oldukları camileri yıktı, çevresindeki evleri de keza darmadağın ettiler.
İstanbul genelinde artık görmeğe alıştığımız bütün gökdelenlerin tamamı dayanamayarak yıkıldılar, yerleri ise bir ıssız hayâlet bölgesine döndü.


Bu korku dolu ve bitmek bilmeyen üç dakikanın sonunda herkesin şehir efsahanesi dediği yer altındaki tüneller ve gizli geçitlerin tamamı açığa çıktı.
Kısaca söylemek gerekirse Şehr-İstanbul'un içinde taş üstünde taş ve gövde üstünde baş kalmadı, bütün tarihi güzellikler olsun ya da sonradan eklenen gecekondular olsun veya gökdelen apartmanlar olsun daha da kötüsü efsahanelerden biri olan Yedi Tepe bile dümdüz arazi oldu.
Daha da fenası karanlık dehlizlerde saklanan fare ve böcekler artık yıkıntıların arasında canlarını veren kedilerin de yokluklarını fırsat bilerek sokaklarda cirit atmağa başladılar.
Şehr-İstanbul'un yöneticileri şimdiye kadar yaklaşık Birmilyonbeşyüzbin vatandaşımızın Hakk'ın rahmetine kavuştuğunu söylemelerine rağmen yaşanan büyük faciadan kurtulanların tahmini dedikleri sayının en az beş katı kadar olduğunu söylüyor.
Ancak her şeye ve yaşanan onca kaosa ve depreme rağmen İstanbul'un henüz "Afet Bölgesi" ilân edilmediğini de belirtmem gerekiyor.

25 Nisan 2021

Ergûvanlar - İkinci Parça

İstanbul'un en bilinen rengi Ergûvandır.
Her bahar binbir nazla gelir ve onbeş gün için gönülleri gözleri şenlendirip hiç beklemediğiniz bir anda seyrine doyamadan göz açıp kapayıncaya kadar yok olur biter. Yani bir sabah uyanırsınız ki artık yokturlar.
Ya da gözünüzün önünde aniden bir deli rüzgarla başlayan bir deli yağmur yağar ve dökülüverirler.
O telâşla belki de üzerlerine basar geçersiniz.
 

Görseldeki gördüğünüz Ergûvanlar Rumeli Hisar'ı güzelcenem bir çevrelemiş.


Vaniköy semtimizde evlerin arasında hoş ve güzel bir görünüm arz-ı endam etmişler.


Anadolu Hisar'dan çekilen görselimizde karşı kıyıda Rumeli Hisar belirgin olarak görülebilmekte.


Burası da Aşiyân tarafı, karşıda Küçüksu Kasrı görülmekte.

02 Nisan 2021

Ergûvanlar

Yıllardan beridir mâlum-u âliniz Şehr-İstanbul'da Ergûvan renklerde İoaş otobüsleri çeşitli hatlarda sefer yapmaktalar, ancak yakın zaman zarfında hepsi birden sarartılacaklar.
Yine de konumuz bu değil tabi, Ergûvan adlı çiçekten bahsedecek ben.


İstanbul'un çeşitli çiçeklerin anavatanı olduğunu bilmem biliyor muydunuz?
En önemli çiçeklerinden biri renkleri İoaş otobüslerinde bile olan Ergûvanlardır, hele ki Şehr-İstanbul'a bu kadar yakışınca ve aylardan da Nisan-ı Şerif olunca özellikle Boğaziçi'de birkaç adet Ergûvan ağacı bulmalı ve görülmeli, elden geliyorsa da resm-i şerifi de çekilmeli.


İlkbaharın müjdecisi ve Şehr-İstanbul'un özgün rengi olan Ergûvanlar Boğaziçi'nin her iki yakasında zarif dallarıyla ve güzel çiçekleriyle nasıl dört yıl önce renklerini güzelleştirdiyse bu yıl da güzelleştirmeğe devam ediyor.


Hayatın içinde kaybolduk hepimiz. Oysa bir deniz kenarı bir ağaç gölgesi ve bir toprak kokusu yeter yeniden kendimizi hatırlamağa.
İki adet alıntıladığım resm-i şerifi sizlerle paylaştı ben, dilerim kendi resimlediğim birer kopyalarını da yüklerim ileride.

01 Nisan 2021

Boğaz Tarihinde Acaip Bir Geçiş

 Araba taşıyan ilk vaporun Boğaz'da yüzdürüldüğünü hepimiz tarafından mâlumdur. Adını bizzat Namık Kemâl'in koyduğu ve kolaylık anlamına gelen "Suhûlet" adlı Şirket-i Hayriye'nin 27 baca numaralı vaporu 1872 yılında dünya denizcilik tarihinin araba taşıyan ilk vaporu olmuştur.
Bir zaman sonra bir adet de 28 baca numarasıyla iki kıyıyı birleştiren anlamına gelen "Sâhilbend" adlı bir kardeşini inşa etmiştik. Bunlara rağmen İstanbul Boğazı'nda karşıdan karşıya vapursuz olarak denizden geçen bir araba da vardır.
Bu anlattığım Bir Nisan Şakası değildir.


Bindokuzyüzaltmışbeş yılının Temmuz ayında tişörtü ve şortu ile sürdüğü mavi arabanın direksiyonunu Yeniköy sahilinden Boğaz'a doğru kıran Yeşilçam'ımızın dört yapaklı yoncasından Hülya Koçyiğit görenlere hayretle karışık bir korku yaşattı. Arabanın sulara gömülmesini bekleyen hâlk arabanın arkasından bıraktığı köpüklere şaşkınlık içinde baka kaldı.
Fotoğraflarını Erol Dernek'in çektiği bu olay Yirmidört Temmuz tarihli Ses dergisine kapak olur. Dört tekerleği ve iki pervanesi olan "Amphicar Own" marka arabanın o yıllarda ülkemizde satış fiyatı Altmışbin Eski Türk Lirasıcık olsa da gemileri karadan yürütmekle övünen bir milletten fazlama ilgi görmemiştir.

13 Mart 2020

Marmaray Bir Yaşında

Aslında her ne kadar işlemeye başlayalı çok zaman olsa dâhi Gerçek Marmaray bu sabah Bir Yaşına bastı. Çünkü bizim Marmaray Procesi sadece Kazlıçeşme - Ayrılıkçeşme arasındaki Tüp Geçit değil Halkalı - Gebze Banliyö Treniydi. Buna ilâveten Gebze - Söğütlüçeşme ve Halkalı - Yedikule arasındaki Anahat Trenlerinin kullanacakları Üçüncü Raydı. Tabi bunlara sonradan Yedikule - İstanbul ve Söğütlüçeşme - Haydarpaşa bağlantıları aklın yolunun bir olduğu için eklendi, ancak Yedikule tarafı henüz atıl vaziyette kalmış durumda.
Ben de bir tren sevdalısı olarak Marmaray İşletmesinin birinci yaşını kutlama babında işbu yazıyı kâleme aldım.


Ancak bir yıldan beridir gerçek anlamda işlemekte olan Marmaray'ın eksiklerini belirtmeden geçemeyecek ben.
Ne de olsa Marmaray aslında eksikleriyle açıldı.


Bu eksikliklerin en önemlisi Tüp Geçitteki istasyonlarda ve açıkta olan Kazlıçeşme haricinde kalan istasyonların kapalı bekleme yerlerinin olmaması. Yazın bir şekilde Güneşin sıcaklıklarını tenteyle geçiştirebiliyoruz ama Kışın kar yağmur çamur altında ve rüzgâra karşı soğukta sığınabilecek yer bulunmamakta.
Tek sığınılacak yer turnikelerin olduğu bölüm ama arada bir kocaman merdiven var. Hem alt geçit hem de üst geçit olan istasyonların hepsinde hem de.


İstasyonların zeminleri sanki gerçekten fazla aceleye getirilmiş gibi, çünkü geçen bir yıl boyunca bütün istasyonların zeminlerindeki döşenen taşlar yerlerinden çıktılar çeşitli zamanlarda.
Tek koruyucu da çevrelerinde dikilen bantlar ki zeminin bozulduğunu ve basılmaması gerektiğini anlatmakta. Tabi bilen birileri için geçerli bu söylediklerim.


Marmaray'daki tellâliye düzeni ve ekranlar. Hâlâ istasyona gelecek olan trenin kaç dakikası kaldığını gösterebilmekten aciz.
Göstergelerde sadece Hat 1 ve Hat 2 yazıyor, son dönemlerde Halkalı ve Gebze yazıları eklendi.
Bazen de ek seferleri duyuruyor, kalan zamanlarda da Marmaray kurallarını yazmakta.
Ancak gelen trenin kaç dakika sonra istasyonda olacağını hâlen yazmıyor.


Ara İşletme tantanası. Seferler başladıktan bir ay kadar sonra beş vagondan oluşan kısa katarların Zeytinburnu - Söğütlüçeşme on vagondan oluşan uzun katarların Halkalı - Gebze arasında işlemeleri.
Her ne kadar bu doğru bir uygulama olsa bile ara işletmenin günün bütün zamanlarında olması bazen Gebze'den gelen trenin Söğütlüçeşme'ye ve Halkalı'dan gelen trenin Zeytinburnu'ya yaklaşırken beklemeleri seferi geciktiriyor.


Trenlerin işleme saatleri. Örneğin gece vakti tren yok, çünkü son seferler Halkalı'dan 21:56'da Gebze'den de 22:15'te hareket etmekte.
Tamam anlıyorum yol çok uzun ve trenlerin yolun bir başından öteki başına gitmesi iki saati buluyor ama sırf trene yetişeceğiz diye ziyaretlerimizi erkenden sonlandıralım mı?
Ramézân-ı Şerif Ayında son seferler Gebze'den 24:01'de ve Halkalı'dan 23:45'te kalktığı çok güzeldi, tıpkı eski günlerdeki gibi.


Kaldı ki Metro hafta sonları geceleri de sabaha kadar çalışıyor, Tren de geceleri belli saatlerde işlese fena mı olur?
İstanbul hepimizin bildiği gibi günün yirmidört saati yaşayan ve insanlarının ayakta olduğu bir şehir, öyle sadece gündüz vakti koşuşturan ve geceleri tuvaklar gibi erken yatma zamanları Bindokuzyüzdoksanlı yıllarda kaldı.
Artık her ne kadar kafa kâğıtlarımızın eskidiğini itiraf edemesek bile İkibinyirmili yıllardayız ve Gece Treni istemek hakkımız.
Tıpkı bir gece sabahın ilk saatlerine kadar işletildiği günkü olduğu gibi.


Marmaray'ın yan koltukları. Hade tenha olduğu zaman neyse bir şekilde idare eder de kalabalık zamanlarda resmen oturanlar karşılarında dikilen insanların göbek manzaralarını seyretmekten en azından benim içime fenalık gelmekte.


Aslında en güzel çözümü geçenlerde birisi buldu, ayaklarını kanepe boyunca uzatmış kendisi de pencereden dışarı bakıyor.
Aynısını ben de yaptım, aynı trende aynı şekilde. Ama sabah Güneş doğmadığı cihetle dışarının manzarasını temaşa etmek kısmet olmadı.


Trenlere zarar verenler, daha doğrusu trenin üstlerine resim çizip sanat yaptıklarını iddia edenler.
Tcdd'nin işbu mevzuat-ı rezilliye hakkında yaptırım gücü olmasa bile bunları yapan her kimse benim gözümde dağda devletimin askerine polisine kurşun sıkan teröristlerle eşit bir konumdadır.
Kamu malına zarar vermek çok ama çok büyük bir suçtur.
Tcdd geçenlerde bu boyaların temizlenmesi için ihâle açtı ama sonucu şimdilik belli değil.


Tüm bu aksaklıkların ve eksikliklerin haricinde Marmaray'ın iyi yanları yok mu?
Elbette var, hâttâ müspet etkileri menfi etkilerden çok ama çok daha fazla.
Bir defa en azından Halkalı'dan bindiğimiz bir Marmaray treninde iki saatçiklik bir yolculuktan sonra Gebze'ye erişebiliyoruz. Marmaray yokken iki saat içerisinde yolun üçte biri bile olmayan Eminönü'ye BN1 hat numaralı otobüslerle erişemiyorduk bile.


Ya da Gebze'den Kadıköy'e gelmemiz 17B ve 17 otobüsleriyle üç saati bulabiliyordu. Tuzla'dan Kadıköy'e 130A hattında saatlerimiz geçiyordu, Kaynarca'dan 16D hattında keza çok zamanlar kaybetmiştik.


Marmaray yokken minibüsçüler acaip paralar kazandılar, minibüslerde oturacak yer yoktu. Gerçi Allah-u Te'âlâ yokluklarını göstermesin çünkü Marmaray'ın çalışmadığı gece saatlerinde hâlâ iş yapıyor ama göz var izan var.
Örneğin bir tanesinin sağı solu dökülmüş ve ön lâstiği de inik.


Marmaray'ın baştan beri Söğütlüçeşme ile Zeytinburnu işleyen seferlerin bir tarafı Maltepe'ye uzadı, başka bir deyişle Ara İşletmesi artık Maltepe ile Zeytinburnu arası işlemeye başladı.
Artan yolcu hacmi nasıl olacak, trenlerin sevk ve idaresini becerebilecekler mi şimdilik ben de bilmiyorum?
Ancak bildiğim bir şey varsa eğer Marmaray günün yirmidört saati de çalışsa bu saatlerin hepsinde yolcuyu mutlaka bulacağıdır, çünkü Halkalı'dan Gebze'ye iki saat sürüyor.
Sonuç olarak: Doğum Günün Kutlu Olsun.

10 Şubat 2020

Paşabahçe Vaporumuz Kurtuluyor - Mu Acaba?

Uzun zamandan beridir böyle güzel gelişmelerden mahrumduk.
Gündemi takip edenler daha doğrusu İstanbul'da yaşayanlar her ne kadar bu sabah zamlı ulaşımla güne başladılarsa dâhi Öğle vakti gelişmelerinden birinde yıllardan beridir Beykoz Belediyesi'nin önünde çürümeye bırakılan hâttâ bir aralar batırılacağı bile söylenen Şehir Hatları'nın Amirâl Gemisi olan Paşabahçe Vaporumuz iki adet romörkör eşliğinde Hâliç Tershânesi'ne doğru yola çıktığını müjdelemek istiyor ben.


Aslında müjde mi desem yoksa son çırpınışlar mı desem pek de bilemiyor ben?
Çünkü geminin alt bölümü en az dokuz yıldan beridir beklediği yerde ziyadesiyle çürüdü.
Öyle ki ben bir gün gördüğümde gerçi üst bölümü biraz bir şeye benziyordu ama geçen zaman içerisinde Facebok sayesinde alttaki paslanma görünür yerlerine kadar sıçramıştı.
Atalarımız boşuna işleyen demirin ışıldadığından bahseden sözü söylememişlerdir.


Buradaki resim bendenize aittir, 12 Haziran 2011 tarihli.
O zamanlar henüz yeni yeni Beykoz Belediyesi'nin önündeki iskeleye getirilmişti, nikâh salonu ya da bir kültür merkezine dönüşeceğine dair duyumlar vardı.
Ancak o günü bir yolunu bulup bekçinin de gönlünü alarak içerisine girdiğimde motorlarının bile söküldüğünü ve bir kayıktan farkı olmadığını görmüştüm.


Bu uzun hastalık döneminde arkasına "Hollykoz" diye bir de tabelâ da asılmıştı, alııntıladığım işbu resm-i şerifte de temaşa edilebileceğiniz gibi yağmura kara güneşe karşı böyle bekleyen Amirâlimiz bir ucubeye dönüşmüştü.
Gerçi en hilkat garibesi olan Adem Yavuz olmuştu ama onun konusu başka bir yazımda mevcut.


Ben bundan sonra kötü görünümleri bir kenara bırakarak gelecekteki güzel günlerin hayaliyle bugüne geri dönmeliyim, çünkü pancar motora atlayıp kocaman dalgaları yarmam ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü altında gerçekleri anlamam gerek.
Uzakta da kalsa artık bir kayıktan farkı olmadığını ve mavna gibi götürülüşünün bir resmini Facebok'tan almışımdır.


Haydi gel benimle dünyayı gezelim seninle misâli Arnavutköy civarında görülmekte işte.
Biraz sonra da Kabataş iskelesine yanaştırılacak, tıpkı bir zamanlar Adaya gitmek için yolcu alacakmış gibi.


İşte geldik Kabataş'a ve gece köprülerin açılma saatini beklemeye başladık.


Yıllarca seferdeyken kendisine yarenlik eden Martılar bile kameraya yakalanmışlar. Ancak pek de umurlarında değil gibi bir poz olmuş bu.
İsterdim ki bu anda orada ben olsaydım da bu resimleri bir de ben çekebilseydim.


İstanbul'da yaşayanların mâlumudur ki artık Pazartesi'yi Salı'ya bağlayan geceler hem Galata hem de Atatürk Köprüleri açılır ve Hâliç'e büyük gemiler girip çıkabilirler.
Ben neden böyle paylaştım?
Konu dağılmasın diye ve belki de sonradan ekleme sayesinde.
Aslında yazı daha sonraki bir zamanda yazıldı ve sizlere biraz gecikmeyle de olsa buluşuyor.
İşte yıllardır çürümeye terk edilen ve bir bakıma çok şiddetli Lodos günlerinde bile gerek Adanın gerekse Yalova'nın ulaşımında sağladığı olağanüstü katkıları unutulan veya unutturulan Amirâl Gemimiz sonunda Hâliç Tershânesine girdi.
Bundan sonra kendisini çok zorlu bir süreç bekliyor, çünkü alt kısımdan itibaren çok kapsamlı bir yenilemeye tabi tutulacak.
Madem bizim İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarihe ve anılara sahip çıkmayı diledi, bize de gelişmeleri gerek kendimiz gerekse alıntı resimlerle sizlerle paylaşmak görevimiz olmalı.
Ben buradan bu resm-i şerifleri çeken ve Facebok'taki çeşitli gruplarda paylaşan tüm herkese teşekkür ederim ve haklarını helâl etmelerini dilerim.


İmdı bilinmeyene gidiyorsun ama inşatanrı geri döndüğün günü de görmek nâsip olmasını dilerim, tıpkı bir gün Kadıköy'e gelirken çektiğim resimdeki gibi.
Tamir masrafını bu sabah gelen zamlar sayesinde karşılarız, çünkü azbuz değil Akbillere Dokuzyüzbin Eski Türk Lirası veya günümüzün değeriyle Doksan Türk Kuruşucuk farkla elbette çıkacaktır.


Aradan oniki yıla yakın zaman geçmiş bu resmi çekeli, dönüşünü kutlamak da kısmet olsun istiyorum.

04 Ocak 2020

Şirket-i Hayriye Boğaza Açılsın

Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği bugün aldığımız bir habere göre yüz yıl önceki vaporların çakmalarının yapılması ve işletilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bir öneri ve proce sundu.
Aynı zamanda Şirket-i Hayriye'den kalmış görüntüsü verilen vaporların İstanbul'un kültür tarihine ve turizmine kazandırılmaları için üniversitelerle de işbirliği içine girdi.


Geçen yıl içinde Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği tarafından düzenlenen ve Taç Vakfının evsahibi olduğu bir toplantıda Şirket-i Hayriye vaporlarının İstanbul'un kimliğine ve manzarasına ziyadesiyle yakışacağı konuşuldu. Toplantıya katılan İstanbul Şehir Hatları genel müdürü Sinem Dedetaş ve denizcilik tarihi araştırmacısı Ahmet Güleryüz konuşmalarında İstanbul Boğazında tarihi yeniden yaşatmak için dünyanın en eski denizyolu şirketi olan Şirket-i Hayriye döneminin şimdilik nispeten ufak olan Tarabya, Tarz-ı Nevin, Dilnişin, Şihap tarzı otuz veya otuzbeş metrelik teknelerin çakmalarının yeniden yapılması için bir proce hazırlandığını ve kültür tarih ve turizme katkı sağlayacağını söylediler.


Görünüşe göre Şehir Hatları bu teknelerden yaptırırsa belki günümüzde Boğazda sefer yapan Turyol ve Dentur Avrasya mopurlarından daha güzel bir hava katacağı kesin.
Tabi bu seferlerin sadece hafta içleri değil hafta sonları da yapılması daha mantıklı olacaktır.
Ancak biz şimdilik toplantıya geri dönelim ve yetkililerin basına verdikleri beyanatları anlatalım.


Serhat Şahin
(Mimari Restorasyon Kültür Varlıklarını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)
İstanbul'un kıyı boyunca uzanan görkemli saraylarını, zengin yalılarını, sahilhanelerini, biraz içeride kalan köşklerini, konaklarını, Selâtin Camilerini, Galata Kulesi'nin Kız Kulesi'ne beslediği bitmeyen aşkını siyahi dumanlarıyla selâmlayıp eşlik eden estetik harikası Şirket-i Hayriye vaporlarının İstanbul'un resimleri çizilmeye değer manzaralarına verdiği katkılarının tekrardan kazanılması adına derneğimiz adına Ahmet Güleryüz üstadımız ve mevzuat-ı umumiye dâhilinde üniversitelerimizle teknik ve bilimsel çalışmalarımız devam etmektedir.
Öncelikli olarak düşük mâliyetlerle ve günümüz teknolojisinin de kullanılabileceği Tarabya, Tarz-ı Nevin, Dilnişin, Şihap tarzı otuz veya otuzbeş metrelik teknelerin çakmalarının yeniden yapılması ele alınmıştır. Ayrıca bizzat Hasköy Tershânemizde ilk yerli üretim olarak yapılan Kocataş ve Sarıyer vaporlarımızın tekrar kazanılması için çalışmalarımız devam etmektedir.
Estetik harikası tarihi vaporlarımızın İstanbul hâlkının ve İstanbul'a misafirliğe gelmiş turistlerin kullanımına sunulması ülkemizin kalkınmasına ve sürekli tıkırında devam eden ekomonisine ve iktisadına önemli destekler sağlayacaktır. Bu vesile ile paydaşlarımızla birlikte yürüttüğümüz procemize İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ve Şehir Hatları İşletmesinin verecekleri destekler ülkemiz ve İstanbul adına tarihi bir önem arz etmektedir.


Ahmet Güleryüz
(Denizcilik tarihi araştırmacısı)
Dünyanın en eski kent içi deniz ulaşım kuruluşlarından biri olan Şirket-i Hayriye'ye ait ve İstanbul hâlkının gönlünde çok değerli yeri olan vaporlarımızdan hiç olmazsa bir adedinin çakmasının yapılıp yüz yıldan sonra İstanbul denizlerinde yüzüp yeniden yaşatılmasının çok önemli olduğunu belirtirim. Böyle bir girişimin üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul'a borcumuz olduğunu hatırlatmak isterim.


Gelelim biz günümüzdeki gerçekler vaziyetine:
Hepimizin mâlumu ama günümüzün gençliği Bindokuzyüzseksenaltı yılına kadar seferde kalan ama sonlarda sadece Üsküdar - Beşiktaş arası çalışabilen Altmışsekiz baca numaralı Güzelhisar vaporunun sadece Otuzbeşbin Türk Lirasıcık karşılığında demirciye hurda olarak satıldığını ve koskoca Rahmi Koç'un bu kültür hazinemizi kurtaracak parayı harcamak istemediğini bilmez.
Şirket-i Hayriye'den seferde kalan son vapor olduğu için de kurumu temsil etmesi gereken Güzelhisar'dır, başkası değil.
Bir başka yazımızda Şirket-i Hayriye'nin vaporlarının bir tanıtımı olacak, beni okumaya devam edin.
Kaldı ki İstanbul Elektrik Tramvay Tünel işletmeleri genel müdürlüğü geçtiğimiz yıllarda Çakma Leyland, Çakma Mersedes, Çakma Bussing, Çakma Man, Çakma İkarus, Çakma Tosun, Çakma Skania alamet-i farikalı otobüsleri yeniden yaptırdı İkitelli Garajında, ancak bunlar son aldığım haberlere göre garajda çürüyorlar.
Benim korkum bir hevesle başlanan işbu procenin geçen zaman içerisinde sükut-u hayale uğramasıdır. Çünkü bizler balık hafızalıyız, çevremizde İstanbullu kalmadı, İstanbul ise Suriyeli kaynıyor.
Elin Suriyelisi ne anlar vapordan tarihten geçmişten? Bir geçmişi olaydı öncelikle vatanını korurdu.
Suriyeliler unutmasın ki vatanını korumayı beceremeyenler ileride yaşayacak bir vatan bulamazlar.