Bu Blogda Ara

Sivas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sivas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2025

Kedi Taym. Miyav!

 İşbu yazılarımızı kıraat eylediğiniz şahısların Miyav Şeylere karşı aşırı derecede zaafları mevcuttur, öyle ki Kedilere İnsanlardan daha fazla değer verirler.
Bugün hiç kimse bilmese dâhi Dünya Kedi Günü'dür ve bizler her zamanki gibi Kedilerimizin işbu "Miyavteşem" gününü kutlamağı kendimize vazife edindik.


Okuyucularımız arasında Kedi sevmeyenlerin de olduğunun farkındayız ama bilmelerini de isteriz ki Hazret-i Muhammed de bir Kedi sevdalısıydı.
Sevdası o kadar güçlüydü ki elbisesinin üzerinde uyuyakalan Müezza'yı uyandırıp rahatsız etmemek için giysisini kestiği hadis-i şerifte sabittir.
Sırf bunun hatrına olsa bile Kedilerden hoşlanmıyor olabilirsiniz, iyilik de yapmayabilirsiniz, ama en azından kötülük yapmayın.
Unutmayın ki ahirette Kedinin ve diğer mâhlukatın konuştuğu ve İnsanın ağzının mühürlendiği gün söyleyecekleri şeyler insanı Cennete de götürebilir Cehenneme de.


Birkaç yıl oluyor, Sivas vilâyetimizde Kedilerden korkan bir teyzemize bir Kış günü hâmile ve doğurmak üzere olan bir Kedi misafirliğe geliyor, teyzemiz de esasında korkmasına rağmen Kediyi eve kabûl edip sığınacak bir köşe hazırlıyor.
Televizyoncu bunu sorunca Teyzemizin verdiği cevap çok mânidardı:
"Onları bana Allah gönderdi, sokağa mı atacaktım? Elbette bakacağım."

10 Temmuz 2024

Sivasça

 Türkçe'de diğer bütün dillerde olduğu gibi çok çeşitli lehçeler bulunmaktadır.
Teker teker bunları sayamam ama en önemli olanları Karadeniz lehçesi, Ege lehçesi, Orta Anadolu lehçesi, Doğu Anadolu lehçesi, Sivas lehçesi, Kastamonu lehçesi, Güneydoğu Anadolu lehçesi, İstanbul lehçesi, Trakya lehçesi gibi çeşitli lehçelere ayrılır.
Türkçe'nin en doğru telâffuzu ise İstanbul lehçesidir, okullarda bu öğretilmeğe çalışılır.
Türkçe'nin güzel kültürel zenginliği olan işbu lehçelerin hiçbirinde yazım açısından hiçbir fark olmamasına rağmen telâffuz konusunda biraz farklılıklar bulunabilmektedir.
Bir de tüm bunlardan farklı olarak bazı sözcükler bazı yörelere özeldir, örnek olarak çiğdem sözcüğü İzmir ve Ege'de kabak çekiirdeği anlamına gelir, diğer yörelerde sıfat olan gevrek sözcüğü ise yine Ege'de simit anlamına gelir.


İmdı avdet edelim konumuza:
Doktorların öğretmenlerin ve kamudaki çalışanların mecburi birer Doğu hizmeti vardır, yani üniversite mezuniyeti sonrası ilk vazifelerini genelde kamu görevlilerinin pek bulunmadığı doğu illerinde ifa ederler, yıllardan beridir bu kural bu şekilde işler.
Ancak buradaki resm-i şerifte temaşa ettiğimiz sahnede bir tuhaflık mevcut mu sizce?
Doğma büyüme İtanbullu olan ve hayatında Şehr-İstanbul sınırları duşuna çıkmamış bir doktorun Guşluk, Börüm, Dirgen, Elleham sözcüklerinin anlamını anlayamaması bir derece norminâl karşılanabilir, ama "Dalağım" sözcüğünün ne olduğunu eğer bilmiyorsa Biz Üç Muz'un kendisine küçücük bir tavsiyemiz mevcuttur:
Lütfen kendisinin beş kocaman yıl boyunca öğrencisi olduğu Tıp Fâkülttesi Diplomasını ortadan cart diye ikiye bölerek yırtsın ve okuluna iade etsin, doktor olmak istiyorsa ya aynı fâkülteyi yeniden okusun ya da yapmak isteyebileceği daha kolay bir dal veya meslek varsa onu seçsin.
Çünkü dalak adı verilen iç organımız kan imâl etmekle yükümlü hayati bir organımızdır.
İşbu karikatürde geçen diğer Sivasça kelimelerin anlamlarına gelince:
Guşluk : (Aslında Kuşluk) Güneşin sabahları doğduktan yaklaşık iki saat saat sonrasından öğle ezanı öncesi kerahet vaktine kadar olan zaman dilimi.
Börüm : (Aslında Börüğüm, kök hâli Börük) Vücûtta bel çukurlarımızın biraz üstünde olduğu yer, altta böbreklerimiz vardır.
Dirgen : Diken.
Elleham : Allah'ım.

29 Mayıs 2024

Yiğidin "My Moon" Olduğu Yer

 Dünya üzerinde bir şehir düşünün ki o şehirde yaşamakta olan bütün vatandaşların çok büyük bir çoğunluğu başka başka diyarlardan gelmiş olsunlar.
Hani şehrin kendi öz topraklarından ruh-i mücerred gibi fışkırmamış, havasıyla suyuyla ateşiyle yoğurulmamış ve bitkisiyle kavrulmamış olsun.
Kendi vilâyetinde öyle ya da böyle yaşamağa tutunmağa çalışanların umutlarını kaybedebilip gelldikleri büyük şehirde karşılaştıklarından sonra kendi öz torpaklarnda kör topal giden hayatlarını bile sorgulayacak ve mumlarla arayacak hâle geliyorlar.
Burası harman olduğu yiğitlerin maymuna çevirtildiği Şehr-İstanbul yani bir adet büyükşehir olmak vardır.
Anayasamıza göre her vatandaşımız istediği vilâyette yaşayabilir, işini tutabilir, hayatını ömrünün sonuna kadar sürdürebilir.
Konu ise gidildiği şehirde uyum sağlanmasında.
 

Bunda acaba zamanın idarecilerinin suçu yok mudur?
Bir devletin kalkınması için bütün fabrikaların sadece İstanbul ve çevresindeki yörelerde yerleştirilmesi, en iyi okulların büyük çoğunluğunun İstanbul'da olması, sanatın sinemanın tiyatronun hasının İstanbul'da olması, btün önemli yatırımların da İstanbul'a yapılmış olması gibi sıkıntılar bizleri böyle perişan etmiş vaziyette.
Nüfûsumuz her ne kadar resmi olarak onaltımilyon olduğu iddia edilse bile en az yirmibeşmilyon insan yaşıyor.
Buradakilere de Anadolu'nun çorak topraklarında yiğitlerin harman olduğu yerlerden gelip yerleşenleri medya maymununa dönüştürmek düşüyor.


Bugün günlerden Yirmidokuz Mayıs İkibinyirmidört olmak var, hani Bindörtyüzelliüç yılında Fatih Sultan Mehmet veya Sultan İkinci Mehmet'in Şehr-İstanbul'u topraklarımıza katıp dünyanın sonuna kadar bizim olduğunu ilân edişinin Beşyüzyetmişbirinci yıl dönümü.
Çok merak edyoruz ki acaba Fatih Sultan Mehmet eğer Şehr-İstanbul'un günümüzdeki hâlini tasavvur edebilseydi almak için bu kadar uğraşır mıydı?

04 Mayıs 2024

Sivas Hızlısı İstanbul'da

 Bundan bir süre önce Ankara ile Sivas arasında her gün sabah öğle ve akşam olmak üzere günlük üç adet Hızlı Tren sefere verilmişti.
Bugünden itibaren öğle treni Söğütlüçeşme'ye uzatıldı, sabahları da Sivas'a dönecek.


Her sabah Söğütlüçeşme'den 8:40 ve Ankara'dan 13:20 saatinde kalkan tren Sivas'a 15:58 saatinde varacak, ertesi günü öğle vakti 13:00 saatinde Sivas'tan kalkan tren ise 15:52 saatinde Ankara'ya ve devamında 20:08 saatinde Söğütlüçeşme'ye varacak.
İşbu hızlı trenin sefer tarifesi ile durduğu istasyonlar aşağıda paylaşıldığı gibi olacak.
Önce biz İstanbul'daki treni Sivas'a yollayalım:


Sonra da Sivas'tan gelen treni Söğütlüçeşme'de karşılayalım, mâlum-u âliniz Haydarpaşa içerisinde çanak çömlek arandığı cihetle kapalı.


Her günlük sabah ve akşamki Sivas - Ankara seferlerinin aynen devam etmekte olduğunu, Biz Üç Muz'un trenlerde sadece yolcu olduğumuzu ve Türkiye Cümhuriyeti Devlet Demiryollarında görevli olmadığımızı hatırlatırız.
Trenlerle ilgili her türlü mâlumatfuruşu istasyonlardan veya Tcdd Taşımacılık Resmi Web-Sitesinden edinebilirsiniz.
Memleketimize ve vatandaşlarımıza hayırlı olsun.

21 Şubat 2021

İmranlı Soğuğu

 Dünya üzerinde aynı anda dört mevsimi birden yaşayabilen bir ülke varsa emin olun Türkiye Cümhûriyeti en önde gelen yerdir.
Bu seferki yazım Sivas ilinin İmranlı ilçesinden geliyor.


İmranlı ilçemiz Sivas il sınırını Erzincan il sınırına bağlayan yolun üzerinde şirin mi şirin bir ilçemiz, Erzincan tarafındaki komşusu ise Refahiye ilçesi olmakta ama işbu mevzuat-ı umumiye konumuzla fazlama alâkalı değil.


Haber aldığımıza göre dün gece İmranlı ilçesinde hava soğukluğu Yirmiyedi Nokta Bir Derece kadar olmuş, yani sizlerin anlayacağı dilden söylersem sıfırın altında yirmiyedi derece olarak gerçekleşip Türkiye'nin en soğuk yerleşim yeri olarak kaydedildi.
İkinci en soğuk yer ise yine Sivas ilimizin köpekleriyle meşhur Kangal ilçesi olmuş ki soğukluk derecesi Yirmialtı Nokta Sekiz Derece yani rakamla yazarsak -26.8 ve yazıyla sıfırın altında yirmialtı nokta sekiz derece.


Bu soğukluk değerlerine göre Türkiye Cümhûriyeti'nin en uzun nehri olan ve İmranlı'dan doğup bütün Anadolu'da çok geniş bir kavis çizerek Karadeniz'e dökülen Kızılırmak da yer yer buz tutup dondu.
Burada bir parentez açayım ve hava sıcaklığının Bolu'da -26.4, Erzurum Yakutiye'de -25.3, Sivas Altınyayla ve Ardahan Göle'de -25 derece olarak kaydedildiğini de ekleyeyim.


Kardeşler Mahallesi'nde bulunan tarihi Eğri Köprü'nün çevresindeki ağaçların kırağı tutması ise güzel görüntü oluşturdu.
Aynı gece Sivas il merkezinde hava sıfırın altında Onsekiz derece olarak ölçüldüğünü de yazımın sonuna eklemeliyim.
Çünkü ne olursa olsun her ne kadar İstanbul'da yaşasam da ben de bir Sivaslıyım ve İstanbul'daki Sivaslıların sayısının Sivas'ta yaşayan Sivaslılardan daha fazla olduğunu hepimiz biliyoruz ama ben de bu sayıya katkıda bulunmaktan honör işitmekteyim.

22 Ocak 2020

Vakko Zamları

Bir mağazayı ne iyilerim ne de kötülerim aslında.
Bugün sabah saatlerinde Twitter'de bir baktım ki #Vakko hakkında önüne gelen konuşuyor.
Dediklerine göre de bu aralar ücretlerine zam yapmışlar, ama çalışanlarına asgari ücretin üstünde mi maaş verdikleri meçhûl, ne de olsa kanala para gerek, para için de vergi gerek.
İnanmazsanız bakın görün.


Rahmetli Vitâli Bey'in bir zamanlar gerçekten önemli olan giyinme mağazası hepimizin bildiği gibi ürünlerini pahalı satar, ama satış sonrası servisi bir zamanlar mükemmeldi, imdı nasıl bilmiyor ben.
Ancak yine de "Zengin değilseniz siktirin gidin amk" der.
Diğer mağazalar da farklı değillerdir aslında, ama bazıları gerçekten insanı deli eder.
Örnek mi istersiniz?


Beymen aslında demin yerdiğim Vakko'nun bir sıra altındadır, ancak fiyatları hiç de alt kategoride değildir, hâttâ bazen Vakko'dan daha pahalı olduğu günler bile olmuştur.
Beymen'in de "Maddi durumun iyiyse gel" demek gibi bir iyi huyu vardır.
Başka bir örnek daha vereyim:


Zara aslında Sivas ilinin şirin ve güzel bir ilçesidir, ama İspanyalı iki kişi bu güzel ilçemizin adını çalarak marka yapmışlar ve servetlerine servet katmışlar.
Ben aslım Divriği'liyim ama eğer Zara'lı olsaydım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine okkalı bir tazminat davası açar Sivas'ın ilçe-i Zara hâlkının ortaklığına kabûl edilmesini isterdim.
Büyük ihtimâlle de bu isteğim kabûl edilirdi, çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi satılık bir kurum değildir.
Neyse, bu Zara mağazasının da "İyi bir alışveriş için belli bir miktarı gözden çıkartacaksın arkadaşım" gibi bir düsturu var. Ancak fiyatları Vakko ve Beymen gibi astronomik değerlerde değil ama bir Mahmutpaşa Çarşısı gibi düşük de değil, orta sıraların biraz üstünde yer almakta.


Bu yazımda saydığım markaların toplamının bile yetişemeyeceği Luiz Vuitton'dan bahsetmeyeceğim bile, çünkü dünyanın en pahalı mağazası olur kendileri.
Sırf bu kadar pahalı olduğu için tâklitleri çok fazladır, bunu kendileri de bilirler ama yapabilecekleri çok fazla nesne-i şerif bulunmamaktadır.


Örneğin geçen zaman içinde yapmış oldukları tuvaaletin yazısını sanırım hatırlarsınız, yeni okuyucularım "Luiz Vuitton Tuvaalet" yazısına tıklasınlar.
Adamlar zaten dünyayı soyup soğana çevirdikleri cihetle kazandıkları paraların üzerine sıçabilecek kadar da özgüvene sahipler.
Bu arada söyleyeyim işbu temaşa eylediğiniz tuvaaletin fiyatı Yüzbin Amerika Birleşik Devletleri Dolarıcık. Yani bizim paramıza çevirirsek Beşyüzdoksanbirbindokuzyüz Türk Lirasıcık ediyor, o da Yirmiiki Ocak İkibinyirmi tarihli kapanış fiyatı. Yarın bu fiyat tabi ki değişebilir.


Böylelikle geldik mağaza turumuzun sonlarına, zaten Lc Waikiki'de de aradığımızı bulamazsak yapılacak fazlama bir şey kalmıyor.
Burası diğerleri gibi zenginlikten değil "Herhangi bir ihtiyacın bir isteğin var mı sevgili kardeşim?" tarzı bir yaklaşım içerisinde.
Ancak bazı ürünlerinin pek sağlıklı olmadığını söylemeliyim.


İmdı da geldik Pazar esnafına, emin olun en ucuz giysiler buradadır, üstelik Vakko kadar olmasa dâhi bir Zara kâlitesine sahiptir, çünkü bizim terzi ve tekıstil esnafı güzel elbise çıkartacak kadar ustadır.
Her zaman için düsturu "Gel vatandaş gel" olan ve içimizden çıkan pazarcılığı hor görmemeliyiz, çünkü büyük düşünürlerimizden Orhan Baba (Gencebay) bir şiirinde aynen şöyle der:

Nerede boynu bükük bir garip görsen hor görme kim bilir ne derdi vardır?
O garip hâlinde ne sırlar gizli, onu bu hâllere bir koyan vardır.
Ümitsiz bir aşkın kurbanı oldum, aradım hatayı kendimde buldum
Ne söylesem gönül dinlemez, deli gibi seven yine ben oldum.
Nice ümit dolu hayat yolunda yolunu kaybeden garip ne yapsın?
Her şey Hak'tan ama zulmetmek kuldan, gönül bir zâlımı sevdi ne yapsın?
Madem yaşamaya geldik dünyaya benim de her şeyde bir hakkım vardır
Sevmiyorsan hor görme bari, benim de senin gibi Allah'ım vardır.

Bu şiirini Bindokuzyüzyetmişli yıllarda bestelemiş ve çıktığı günden beri gerek birçok sanatçının seslendirmesi sayesinde gerekse de hâlkımızın sayesinde gerçek anlamda bir Hit olmuştur.


Neyse biz yine konumuza dönelim, benim Zara'ya veya Vakko'ya verilecek kadar çok param yok, çünkü bekâr olduğum ve evlenebilecek bir adayım da olmadığı için benim üzerime düşen vergimi de ödemem gerekmekte.
Yoksa devlete yaptığım borç yüzünden hacizlik olmak istemem tâkdir edersiniz.
Neyse ki okuduğunuz için teşekkür eder ben. Sağ olunuz var olunuz.