Bu Blogda Ara

Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2026

Çocukluk Tantanaları

Bir zamanlar bizler de çocuktuk.
Bizim anne babalarımız da çocuk olduğu günler yaşadılar.
Bizim dedelerimiz ve ninnelerimiz de çocukluk günlerini yaşadılar.
Hepsi de geçti gitti.


Bir zamanlar birçok gazete böyle güzel kartondan maketler verir kişisel becerilerimizi geliştirmemize yardımcı olurlardı.
Bizler de akşam evimizde bu kartondan verilen ödevlerimizi yapardık, böylece bir şey yapmanın zevki ve sorumluluğu gelişirdi. 

12 Nisan 2024

İstanbul Trafiği Düzelmez

Şehr-İstanbul tarih boyunca her zaman kalabalık ve bunalımlı bir mıntıka olmuştur.
Çünkü tarih kendini bildiği günden beri her zaman kalabalıktır ve her zaman o kalabalığın getirdiği sorunlarla uğraşmıştır.
Bazı zamanlar Facebok'taki eski nostâlji sayfalarında bazı şahıslar eskinin güzelliğinden falan bahsediyorlar. Haksız sayılmazlar aslında ama her dönemin kendine ait sorunları da mevcuttur. Bunlardan bazıları kronikleşmiştir ve ne yapılırsa yapılsın kesin çözümü bulunmamaktadır.
Bu yazımızın konusu Şehr-İstanbul'un en önemli sorunu olan bir yerden bir yere gidememe sorunu yani günümüz lisanıyla trafik sorunu.
Geçenlerde bir yerden bir gazete haberi gözüme ilişti, ekte paylaşmağa karar verdi ben:


İstanbul Trafiği Düzelmez. Çünkü?
1. Yirmibeş kilometrelik yolu bir trafik polisi kontrol eder.
2. Yine bir trafik polisine ortalama beşyüzellibeş vasıta düşer.
3. Beşyüzaltmış otobüs ve troleybüsü yirmi memur idare eder.
4. Şehirde otopark yok denecek kadar azdır.
(Ümit Deniz'in Haberi)
Bu böyle gelmiştir ve böyle gidecektir.
İstanbul'un trafik sorununu şehrin içinde bulunduğu koşullarda bir düzene sokmanın mümkünü yoktur.
Trafik sorunu uzun yıllardan bu yana kentimiz için bir dert olmuştur, dert olmaktadır ve de dert olacaktır.
Trafiği bir düzene sokmanın mümkünü yoktur.
Çünkü : İstanbul'un şehir yollarında denetimle görevli her polise yirmibeş külometrelik bir yol düşmektedir.
Çünkü : İstanbul'da hâlen ikibin ahır ve üçbinüçyüzotuzyedi at arabası mevcuttur.
Çünkü: İstanbul'da Bizans zamanından beri kazma değmemiş ikibinbeşyüz kilometrelik bir yol şeridi vardır.
Çünkü : Koca kentte yeterli otopark yoktur.
Çünkü : Trafik polislerinin yarısından çoğu toplum polislerinden alınmışlardır ve trafik bilgileri yoktur.
Bu çünküler daha bir dolu şekilde çoğaltılabilir. Ama biz gelin şöyle yapalım ve Şehr-İstanbul'da bir yerden bir yere giderken tomofillerimize binmeyelim.
Belediye ve Özel Hâlk Otobüslerimiz bizlere yeter de artar bile. Yetmezse de Metrolarımız var Çağdaş Tramvaylarımız var ve Marmaray'ımız da var, yetmediyse Vapor ve Mopurlarımız da var.

18 Temmuz 2021

Kenevir

 Bir dönümlük kenevir yirmibeş dönümlük orman kadar oksijen üretir. Yine bir dönümlük kenevirden dört dönüm ağaca eş kâğıt üretilebilir. Kenevir tam sekiz kez kâğıda dönüştürülebilirken ağaç sadece üç kez kâğıda dönüştürebilir.
Kenevir sadece dört ayda yetişir ama bir ağaç ise en az yirmi yılda ancak verimli olur.
Kenevir gerçek bir radyasyon temizleyicidir. Dünyanın her yerinde yetiştirilebilir ve çok az suya ihtiyaç duyar. Ayrıca kendisini böceklerden koruyabildiği için tarım ilâcına da ihtiyaç duymaz.
Kenevir ile yapılan tekstil ürünleri yaygınlaşırsa tarım ilâcı sektörü tamamen ortadan kalkabilir.
İlk kot pantolon kenevirden yapılmıştır hatta Kanvas" kelime-i şerifi kenevir ürünlerine verilen isimdir.
Kenevir ayrıca ip halat çanta ayakkabı şapka yapımı için de ideal bir bitkidir.
Kenevir kanser tedavisinde kemoterapi ve radyasyon etkisini azaltma, romatizma kâlp sara astım mide uykusuzluk omurga rahatsızlıkları ve ruhsal çöküntüler gibi en az ikiyüzelli hastalıkta kullanılmaktadır.
Kenevir tohumunun protein değeri çok yüksektir ve içindeki iki yağ asidi de doğada başka hiçbir yerde bulunmamaktadır. Üstelik kenevirin üretimi soyadan bile daha ucuzdur.
Kenevirle beslenen hayvanlar hormon takviyesine ihtiyaç duymazlar.
Pilâstik ürünlerin tamamı kenevirden üretilebilir ve kenevir pilâstiğinin doğaya dönüşmesi oldukça kolaydır.
Bir arabanın gövdesi kenevirden yapılırsa dayanıklılığı çelikten tam on kat fazla olur.
Binaların yalıtımı için de kullanılabilir çünkü dayanıklı ucuz ve esnektir.
Kenevirle yapılan sabunlar ve kozmetik ürünler suyu kirletmez, yani tamamen doğa dostudur.


Amerika’da onsekizinci yüzyılda üretimi zorunluydu ve üretmeyen çiftçiler hapse atılıyordu. Ancak durum şimdi tam tersi. Neden?
Çünkü zamanın kodamanı W. R. Hearst 1900'lü yıllarda Amerika'da gazete ve dergilerin yani medyanın ya da kısaca inokta basının sahibiydi. Ormanları vardı ve kâğıt üretiyordu. Eğer kenevirden kâğıt yapılırsa milyonlarını kaybedebilirdi.
Rockefeller denilen küresel güç dünyanın en zengin adamıydı. Petrol şirketi vardı. Bio yakıt olan kenevir yağı da elbette onun en büyük düşmanıydı.
Mellon denilen bir küreselci Dupont şirketinin ana hissedarıydı ve petrol ürünlerinden pilâstik üretmek için patente sahipti. Kenevir endüstrisi onun pazarını da tehdit ediyordu.
Dupont ise biliyorsunuz kadınların bir numaralı giysilerinden naylon külotlu çorabın mucididir.
Sonra ise Mellon oştamerika başkanı Hoover'in hazine bakanı oldu. Bu bahsettiğimiz büyük ama şereften yoksun isimler yaptıkları toplantılarda kenevirin bir düşman olduğuna karar verdiler.


Ve onu ortadan kaldırdılar. Medya aracılığıyla marihuana sözcüğüyle birlikte keneviri insanların beynine zehirli bir uyuşturucu olarak kazıdılar.
Kenevir ilâçları piyasadan çekildi, bunun yerini bugün kullanılan kimyasal ilâçlar aldı.
Kâğıt üretimi için ormanlar katledildi. Tarım ilâçları ile zehirlenme ve kanser arttı.
Derken dünyamızı pilâstik çöplerle ve zararlı atıklarla donattık.
Şimdilerde aynı küresel güçler korona morona korkusu sayesinde aşı adı altında bilmediğimiz bir sıvıyı insanlara uygulamaktalar.

24 Mayıs 2021

Avrupa Yakası

Şu uzun zamandan beri devam eden dünyanın bir numaralı komedisi Korona Morona sayesinde hayat iyice çekilmez oldu bana.
Ben de eski zamanların ve özgürlüğümüzün olduğu zamanlarımızın televizyon geyiklerine merak saldım.
Geçende başladığım ama sonunu henüz kaydedemediğim Bir Demet Tiyatro'dan sonra sırada Avrupa Yakası geldi.
Sıkılınca açıyorum bilgisayarımı izliyorum.


Mâlum-u âliniz aybaşı her ay gelip çatıyor ve memurda şafak atıyor. Sorarım sizlere nasıl geçiyorsunuz çarşıdan kasaba manava yakalanmadan?
Bu arada millette para olmadığına ben inanmıyorum çünkü para olmazsa bu kadar otomobil sokaklarda caddelerde bulunamaz zira otomobiller su yakmıyor ve burası da Birleşik Arap Emirlikleri gibi benzinin ücreti sudan ucuz değil.


Sizlere dizimizin asıl baş karakterleri olan Aslı ve Volkan'a hayat veren Gülse Birsel ve Ata Demirer'i yine bir Gülse Birsel dizisi olan Jet Sosyete'deki sahnesiyle takdim ederim.
Alttaki resimde ise aradan geçen oniki yıl sonraki farkları bulmanızı isteyeceğim.


Dizinin hikâyesinde Nişantaş'ta kurulu bulunan Avrupa Yakası adlı moda güzellik bakım ve aşk gibi revaçtaki konuların işlendiği bir dergide çalışanların ve aynı zamanda geleneksel lezzetlerimizin devam ettirilmeğe çalışıldığı Sütçüoğlu Muhâllebicisi ve de Nişantaş'ta her yıl değişen eğlence yaşamı mekânlarında geçen bazı hadiseler hicvedilmiştir.
Hikâyede geçen konular biraz Amerikanvari olan Sex And The City adlı diziden esinlenilmiş olsa dâhi izleyen herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği güzel bir aile dizisidir.
Ancak her neden bilinmez Youtube'de altmışbeşinci bölümü yoktur, daha doğrusu Atv yayınlanmasını engellemiş ve izleyicinin hakkını gasp ederek inoktalık yapmıştır.