Bu Blogda Ara

22 Ocak 2020

Vakko Zamları

Bir mağazayı ne iyilerim ne de kötülerim aslında.
Bugün sabah saatlerinde Twitter'de bir baktım ki #Vakko hakkında önüne gelen konuşuyor.
Dediklerine göre de bu aralar ücretlerine zam yapmışlar, ama çalışanlarına asgari ücretin üstünde mi maaş verdikleri meçhûl, ne de olsa kanala para gerek, para için de vergi gerek.
İnanmazsanız bakın görün.


Rahmetli Vitâli Bey'in bir zamanlar gerçekten önemli olan giyinme mağazası hepimizin bildiği gibi ürünlerini pahalı satar, ama satış sonrası servisi bir zamanlar mükemmeldi, imdı nasıl bilmiyor ben.
Ancak yine de "Zengin değilseniz siktirin gidin amk" der.
Diğer mağazalar da farklı değillerdir aslında, ama bazıları gerçekten insanı deli eder.
Örnek mi istersiniz?


Beymen aslında demin yerdiğim Vakko'nun bir sıra altındadır, ancak fiyatları hiç de alt kategoride değildir, hâttâ bazen Vakko'dan daha pahalı olduğu günler bile olmuştur.
Beymen'in de "Maddi durumun iyiyse gel" demek gibi bir iyi huyu vardır.
Başka bir örnek daha vereyim:


Zara aslında Sivas ilinin şirin ve güzel bir ilçesidir, ama İspanyalı iki kişi bu güzel ilçemizin adını çalarak marka yapmışlar ve servetlerine servet katmışlar.
Ben aslım Divriği'liyim ama eğer Zara'lı olsaydım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine okkalı bir tazminat davası açar Sivas'ın ilçe-i Zara hâlkının ortaklığına kabûl edilmesini isterdim.
Büyük ihtimâlle de bu isteğim kabûl edilirdi, çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi satılık bir kurum değildir.
Neyse, bu Zara mağazasının da "İyi bir alışveriş için belli bir miktarı gözden çıkartacaksın arkadaşım" gibi bir düsturu var. Ancak fiyatları Vakko ve Beymen gibi astronomik değerlerde değil ama bir Mahmutpaşa Çarşısı gibi düşük de değil, orta sıraların biraz üstünde yer almakta.


Bu yazımda saydığım markaların toplamının bile yetişemeyeceği Luiz Vuitton'dan bahsetmeyeceğim bile, çünkü dünyanın en pahalı mağazası olur kendileri.
Sırf bu kadar pahalı olduğu için tâklitleri çok fazladır, bunu kendileri de bilirler ama yapabilecekleri çok fazla nesne-i şerif bulunmamaktadır.


Örneğin geçen zaman içinde yapmış oldukları tuvaaletin yazısını sanırım hatırlarsınız, yeni okuyucularım "Luiz Vuitton Tuvaalet" yazısına tıklasınlar.
Adamlar zaten dünyayı soyup soğana çevirdikleri cihetle kazandıkları paraların üzerine sıçabilecek kadar da özgüvene sahipler.
Bu arada söyleyeyim işbu temaşa eylediğiniz tuvaaletin fiyatı Yüzbin Amerika Birleşik Devletleri Dolarıcık. Yani bizim paramıza çevirirsek Beşyüzdoksanbirbindokuzyüz Türk Lirasıcık ediyor, o da Yirmiiki Ocak İkibinyirmi tarihli kapanış fiyatı. Yarın bu fiyat tabi ki değişebilir.


Böylelikle geldik mağaza turumuzun sonlarına, zaten Lc Waikiki'de de aradığımızı bulamazsak yapılacak fazlama bir şey kalmıyor.
Burası diğerleri gibi zenginlikten değil "Herhangi bir ihtiyacın bir isteğin var mı sevgili kardeşim?" tarzı bir yaklaşım içerisinde.
Ancak bazı ürünlerinin pek sağlıklı olmadığını söylemeliyim.


İmdı da geldik Pazar esnafına, emin olun en ucuz giysiler buradadır, üstelik Vakko kadar olmasa dâhi bir Zara kâlitesine sahiptir, çünkü bizim terzi ve tekıstil esnafı güzel elbise çıkartacak kadar ustadır.
Her zaman için düsturu "Gel vatandaş gel" olan ve içimizden çıkan pazarcılığı hor görmemeliyiz, çünkü büyük düşünürlerimizden Orhan Baba (Gencebay) bir şiirinde aynen şöyle der:

Nerede boynu bükük bir garip görsen hor görme kim bilir ne derdi vardır?
O garip hâlinde ne sırlar gizli, onu bu hâllere bir koyan vardır.
Ümitsiz bir aşkın kurbanı oldum, aradım hatayı kendimde buldum
Ne söylesem gönül dinlemez, deli gibi seven yine ben oldum.
Nice ümit dolu hayat yolunda yolunu kaybeden garip ne yapsın?
Her şey Hak'tan ama zulmetmek kuldan, gönül bir zâlımı sevdi ne yapsın?
Madem yaşamaya geldik dünyaya benim de her şeyde bir hakkım vardır
Sevmiyorsan hor görme bari, benim de senin gibi Allah'ım vardır.

Bu şiirini Bindokuzyüzyetmişli yıllarda bestelemiş ve çıktığı günden beri gerek birçok sanatçının seslendirmesi sayesinde gerekse de hâlkımızın sayesinde gerçek anlamda bir Hit olmuştur.


Neyse biz yine konumuza dönelim, benim Zara'ya veya Vakko'ya verilecek kadar çok param yok, çünkü bekâr olduğum ve evlenebilecek bir adayım da olmadığı için benim üzerime düşen vergimi de ödemem gerekmekte.
Yoksa devlete yaptığım borç yüzünden hacizlik olmak istemem tâkdir edersiniz.
Neyse ki okuduğunuz için teşekkür eder ben. Sağ olunuz var olunuz.

21 Ocak 2020

Martı

Geçen akşam oturmuşum bilgisayarda filim izliyorum bir anda aklıma martılar geldi.
İstanbul nasıl kedisiz olmazsa martısız da olmaz.
Martılar ve Kediler İstanbul'un olmazlarsa olmazlarındandır.
Bazen bir vaporun çevresinde simit atanları takip ederler, bazen de karaya çıkarak otomobillerin üstlerinde dinelirler.


Kemik yiyor bizim ihtiyar
Dört nala gidiyor martılar
Hani nerede tutturanlar
Beşte kalıp fıttıranlar
Sürprüzle aklını kaçıranlar


Aybaşı geldi çattı memurda şafak attı
Nasıl geçeriz çarşıdan kasaba manava yakalanmadan
Gökte uçuyor martılar
Denizde kum gibi balıklar
Bir kilo istavrite üçyüz lira diyorlar


Denizde yüzüyor boy boy odun
Evde ne şeker kaldı ne de un
Denizde balıklar gibi yatıyor Dolunay
Şinanay yavrum şinanay
Böyle giderse pahalılık vay vay vay
Kafada ne tahta kalacak ne de yay


Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba

Gözlerinin umruna ben canımı adadım
Senden başka kimseye inan aşık olmadım
Gel de söyle aşkını sorma sakın yaşımı
Ne olursun sevgilim darda koyma başımı

Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba


Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba

Aşkımı anlatmaya varmıyor benim dilim
Ne kadar da güzelsin benim canım sevgilim
Utanma sakın benden ben de hoşlandım senden
Gel beraber olalım bize ne el-âlemden

Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba


Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba

Deli ediyor aşkın olmuşum inan şaşkın
Allah'a yemin olsun sen herkesten başkasın
Bir kelebek misâli havalarda uçarım
Karşı çıkan olursa ben seninle kaçarım

Şiki şiki baba
Hayni hayni yama
Helik melik duni
Gel fakir-i yaba


Not: Dinlemek isteyenler için şarkının videosunu da iliştirdim şuraya, yalnız altı dakikanızı götürür ama şarkıyı dinlerken İddia kuponu veya Altılı Genyan kuponu yaparsanız ilhâm da getiriyor.
Ancak tek başına şarkı yetmez, kalabalık bir minibüs, dedikoducu bir kadın, kokan adam, bir de muavin de bulunmalı, yoksa ilhâm gelmezmiş.
Ben size martıları anlatıyordum bakın konu nerelere geldi?
Başka bir yazımda size martıların genel özelliklerinden ve resm-i şeriflerinden bahsederim inşatanrı siz sevgili okuyucularıma.
Çünkü martı ile başladığım yazım bir anda Atla Gel Şaban filmine dönüştü, daha doğrusu içindeki şarkı ve beyitlere. Bari konusundan da bahsedeyim de tam olsun:


Bir karamela fabrikasında karamelaların içinden çıkan beyitlerin yazarı olarak çalışan Niyazi'nin maaşı oldukça düşüktür, mahâlle esnafının tamamına borcu vardır herkes gibi.
Borçları yüzünden her gece kâbuslar görür, son gördüğü kâbusunda kasap eline satırı almış kafasını kesiyordur.
Bu yokluklarda gerek çocuklarının bisiklet istemeleri, gerek kaynananın dırdırı, gerek eşinin vurdumduymazlığı işine de yansır ve yazdığı beyitlerin hiçbiri patronunun hoşuna gitmez.
Bir Pazar günü evde yaşanan her zamanki bir tartışma sonrası soluğu kıraathânede alan Niyazi arkadaşı Hâlil sayesinde Altılı Genyan ile tanışır.
Sonra da at yarışlarına dadanan Niyazi'nin başı dertten bir türlü kurtulamayacaktır, ta ki gizli yeteneğini kullanana kadar.
Filmin sonunda kendisini kaçıran Kâzım'dan ve adamlarından öyle bir intikam alır ki böyle intikamı tarih bir türlü yazamamıştır.

11 Ocak 2020

Deprem - Silivri Açıkları

İstanbul'da yaşıyorsanız ve bir parçacık bazı konularda bilginiz varsa daha doğrusu gündemleri takip de edebiliyorsanız zelzele gerçeğini her daim hatrınızda bulundurmanız gerekmektedir.
Bugün bu yazıları okuduğunuz sıralarda İlçe-i Silivri açıklarından geçen fay hattında Dört Nokta Sekiz büyüklüğünde hafif bir yer sarsıntısı vukua avdet eyledi.


Mevzuat-ı umumiye hakkında resmi kaynaklardan alıntılanan Tweet'lerden aldığımız mâlumatfuruşa göre işbu deprem-i şerifin merkez üssü yerin yedi kilometre kadar altında ve kıyıdan yirmiiki kilometre uzakta.


Ancak Kândilli Rasathânesi derinliği onaltı kilometre olarak düzeltti.


Sonuçta onda bir oranındaki büyüklük farkı fazlama bir şey fark etmiyor, hepimize geçmiş olsun.
Bu sefer Mezdeke tantanası olmadı şimdilik.
Ayrıntılar geldiğinde konuyu yeniden gündeme getirecek ben.

05 Ocak 2020

İkibinyirmi Yılında Elektrik Kesik

Bugünlerde benim yaşamaya çalıştığım İstanbul'da oldukça güçlü yağmurlar yağmakta.
Diğer vilâyetleri bilmiyor ben ama tahminim buradan aşağı kalır yer değil.
Yağmur yağabilir çünkü mâlum Kış mevsimindeyiz, ancak bu soğuk havada elektriğin kesilmesi hoş olmadı kanımca.


Yani benim sosyâl mediada yazdığım cihetle İkibinyirmi Yılında böyle saatlerce elektrik kesilir mi?
Hangi çağda ve hangi yılda yaşıyoruz?
Böyle büyük bir kesintiyi yıllar yıllar önce yaşamıştık, hem de bu zamanlarda yaşamıştık, arkasından başka şeyler çıkmıştı.

Güncelleme : Elektrik saat Yirmiikiyi Otuz geçe gelebildi.

Kesilen İnternet

Ben hayatımda böyle şey görmediğimi öncelikle belirteyim.
Son iki günden beridir çoğu akşamları gitmekte bulunduğum bir mekânda girmekte olduğum İnternette Milli Piyanko sahifesini açmaya çalışırken karşıma işbu sahife huzura avdet eyliyor:


Temaşa eylediğiniz sahife adı her ne kadar Türk Telekom da olsa artık Türk olmayan Telekom'un bilgilendirme sahifesi.
Anladık mevsimimiz Kış ve yağmur mutlaka yağacak hava da soğuyacak ama bu yağmur ve soğuk interneti neden etkiliyor onu anlamadı ben.