Bu Blogda Ara

Çakmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çakmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2022

Aşkın Anlamı Yatak Odası

Bir zamanlar, yani bundan uzun uzun yıllar önce dünya üzerinde Aşk adı verilen, gözünün kör olduğu, çeşitli çılgınlıklar yaptırabilen, uğruna da en olmadık şeyleri bile oldurtan bir duygu vardı.
 Aşkın üzerine sayfalar dolusu yazılar ve kitaplar yazıldı, filmler çekildi, tiyatrolar sahnelendi.


Gün geldi zaman geçti, artık sıra verme zamanı geldi, verilince de kâlp kırıklıkları yaşandı.
Hâttâ en acısı sevilen kişi seveniyle sırf sevildiği için dalga bile geçti, sonra da sümüklü bir mendil gibi bir köşeye fırlattı.
Öyle ki seven kişi sırf onu sevdiği için pişmân bile ettirilerek özür dilemek zorunda bile bırakıldı. Çünkü ne de olsa sevenin sevmeğe hakkı yoktu.


Bugünün aslında tek kazanan kesimi sadece kuyumcular ve çiçekçiler.
Kaldı ki aşkın ateşi yakarsa altını eritir, eriyen altın kadını eritir, kadın da erirse erkeği eritir.
Bu erimelerin tek karşıt gücü tabi ki sadece Sipâli'dir, yani sizin anlayacağınız dilde de yazayım Para'dır.


Anlayacağınız sipâli olmazsa aşkın varlığından söz edilemez bile.
Kısaca yazayım ki bu akşam kırılacak cevizleri içine almak için bile sipâli lâzımdır.
Mâlum-u âliniz aşk veresiye değildir, ya peşin verilir, ya da hiç verilmez terk edip gidilinir.

06 Haziran 2021

Çakmak

 Köyün birine eski zamanda bir çakmak getirmişler.
Çakmak o kadar kıymetliymiş ki sağı solu yakmaması ve yanlış işlerde kullanmaması için güvenilir birine teslim etmek gerekiyormuş. Köylüleri toplayıp bu ateş aletini kime verelim diye sormuşlar, köylüler de muhtarı salık vermişler.
"İhtiyaç duydukça alır ateşimizi yakarız" demişler.
Muhtar çakmağı alınca ateşin sahibi olarak hâliyle giderek saygınlığı artmış, etrafında dalkavuklar yağcılar toplanmağa başlamış. Saygı arttıkça muhtarın kibiri de büyümüş.
Etrafından daha çok saygı daha çok korku beklemeğe başlamış. Ateşi kendine verenin köylüler olduğunu unutmuş. Dalkavukların da tahrikleri ile ateşi baskı ve korkutmak için kullanmağa başlamış, kiminin evini kiminin de tarlasını yakmış.
Tarlalar sürülemez evler de yaşanamaz hâle gelmiş. Muhtarın baskısından köylüler yavaş yavaş köyden ayrılmağa bile başlamışlar. Ticaret durmuş, köye gelen çerçicilerin ayağı kesilmiş, çevre köyler gelişirken bizim muhtarın köyü giderek gerilemiş.


Muhtarın köylülerinden biri kendileri gerilerken çevre köylerin niçin geliştiğini merak edip çevre köylerden birine gitmiş.
Oradaki zenginliği bağı bahçeyi görünce sormuş tabi:
"Sizde çakmak yok mu?"
Köylüler "Var" demişler.
"Peki sizin köy böyle nasıl gelişti, bağınız bahçeniz yanmadan nasıl böyle kaldı? Bizim köyde her şey tar-u mar oldu."
Köylüler ne olduğunu hemen anlamışlar:
"Yoksa siz çakmağı bir kişiye mi verdiniz?"
"Evet, muhtara verdik."
"Eyvah! Büyük yanlış yapmışsınız, hiç çakmak bir kişiye verilir mi?"
"Siz öyle yapmadınız mı?"
Köylüler başlamışlar anlatmağa:
"Hayır biz öyle yapmadık. Biz çakmağı bir kişiye verdik, çakmak taşını başka bir kişiye, benzinini de bir başkasına verdik. Ateş yakmak için üçünün bir araya gelmesi gerekiyor. Biri yanlış bir şey yapmağa kalksa ötekiler izin vermiyor."
Bizim misafir köylüyü almış bir düşünce:
"Desenize biz hepsini bir kişiye vermekle kendi kendimizi yakmışız."