Bu Blogda Ara

31 Mart 2021

Mart'ı Yolluyoruz

 Evet sevgililer.
Kedilerin gelmesini iple çektikleri ve bazen gelmden de mercimeği fırına verdikleri içinde bulunduğumuz İkibinyirmibir yılına ait Mart-ı Şerif Ayı bir zaman sonra sona erecek.
Eskiden atalarımız Mart'ın kapıdan baktırdığını ve kazma ile kürek yaktırdığından bahsederlerdi.
Derken günümüze geldiğimizde Türkiye Cümhûriyetinden bir evde işbu sahne hakikât-i şerif vukua avdet eyledi.


Atalarımız asıl bir Türk'e bir şeyin imkânsız olduğunu söylememizi ve sonra da kenara çekilerek olanları izlememizi de söylemişlerdi bir zamanlar, yoksa bizler onaltı kez devlet yıkıp onyedi kez devleti nasıl tekrardan kurabilirdik?
Kaldı ki terlikle tank durduran Türk milletine korona morona bakara makara hiçbir hâlt yiyemez.
Tıpkı sobaya kazma kürek atmak ve saplarını yakmak gibi bir resm-i şerifi paylaşan her kimse teşekkür ediyor ben.

30 Mart 2021

Altın Kızlar

 Bugün boş boş laklaklarken nereden bilmiyor Facebok'ta ahanda işbu resm-i şerifi görünce haklarında iki kelâm etmek istedi ben.
Bir bakıma gençliğimizin vazgeçilmez dizilerinden, her ne kadar kültürlerimiz farklı bile olsalar yine de televizyon sayesinde bizlerden biri gibi olmuşlardı.


Vakt-i zamanında bu güzel ve eğlenceli dizide emeği geçen Dorothy rolünde Bea Arthur (13.5.1922 - 25.4.2009), Blanche rolünde Rue Mc Clanahan (21.2.1934 - 3.6.2010), Rose rolünde Betty White (17.1.1922 - ...) ve Dorothy'nin annesi Sophia rolünde Estelle Getty (25.7.1923 - 22.7.2008) hanımlara ve yönettiği için Terry Hughes'e ve de yazdıkları için Susan Harris ve Mitchell Hurwitz'e teşekkür ederim.


Dizinin konusu genel olarak bir durum komedisi şeklinde geçer, artık emeklilik dönemleri gelmiş üç kadının ve içlerinden birinin annesinin aynı evde yaşadıkları olaylar anlatılır.
Amerika'da bulunan ve anlamı da ulusal yayıncılık şirketi olan NBC'de Bindokuzyüzseksenbeş ilâ Bindokuzyüzdoksaniki yılları arasında yayınlanmıştır.


O zamanlar Türkiye Cümhûriyeti'nde de oldukça ilgi gören dizinin Türk uyarlaması yapılmaz mıydı?
Merak etmeyin yapıldı, İkibinsekiz yılında Hülya Koçyiğit Nevra Serezli Türkân Şoray ve Fatma Girik'in canlandırmasıyla bir heyecanla başlayan yeni dizinin ömrü ne yazık ki Şampiyonlar Ligi kadrosuna rağmen fazla uzun ömürlü olamamıştır.

28 Mart 2021

Eski Roma - Yeni Roma

 İşbu dünyada değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.
İstanbul'da her şeyin değiştirildiğinden yakınıp duruyoruz, ama değişen ve günümüze ayak uydurmağa Roma'da da rastlanabilmekte olduğunu unutuveriyoruz.
Ben hayatım boyunca Roma'ya hiç gitmedim ama ileride bir gün Şengen Vizemi alıp da gidemeyeceğim anlamına gelmediği gibi bazı resm-i şerifleri paylaşamayacağıma da hükmedilemez.
Zaman değişiyorken hayat da değişiyor, hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor.
Ancak doğada hiçbir şey de kaybolmuyor, sadece şekilleri değişiyor.
İşbu yazımın mevzuat-ı umumiyesi Roma'da değişen bazı tarihi binaların ilk yapıldıkları dönem ile günümüzün karşılaştırması ile alâkalı.


Turumuza ilk olarak Jüpiter Capitolinus Tapınağı ile başlıyoruz. Gerçek adı Jüpiter Optimus Maximus Tapınağı, Capitoline Tepesi'nde bulunan Antik Roma'nın en önemli tapınağıydı. Çok sayıda türbe, sunak, heykel ve zafer kupasının sergilendiği bir bölge olan Capitolina Bölgesi ile çevriliydi.
Milâttan önce Beşyüzdokuz yılında yapılan tapınağın Etrüsk mimarisinin özelliklerini taşırdı.


İkinci durağımız Roma Forumu.
Roma'nın göbeğinde büyükçe bir meydan. Sadece bir zamanlar eski imparatorluğun önemli hükümet binalarının kalıntıları kalmıştır. Kentin en önemli ticaret merkezlerinden biriydi, halka açık konuşmaların yapıldığı ve birçok sanatçı ve mimarın ilham kaynağı olduğu bir yerdi.
Ticaret, iş, fahişelik, ibadet ve adaletin yönetimi burada gerçekleşmekteydi. Burası toplumsal ocağın olduğu yerdi. Kaldırım kalıntılarından anlaşılan çevresindeki tepelerden aşınan çökeltilerin forumun seviyesini Cümhûriyet'in erken zamanlarından itibaren yükseltmeğe başladığı görülmektedir. Asıl olarak bataklık bir zemin olan alan Tarquins tarafından Cloaca Maxima ile kurutulmuştur. Hâlâ görülebilen en son traverten kaldırımı Augustus'un yönetimi zamanından kalmadır.


Listemizin ikinci durağı dünyanın Colosseum adıyla bildiği Flavianus Amfitiyatro Arenası.
Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından Milâttan sonra Yetmişiki yılında yapımına başlandı ve sekiz yılda Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır. İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla da kullanıldı. Asıl adı Arena iken sonradan girişteki heykelin adını aldı.
7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri seçildi.
Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Roma İmparatorluğu'nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülür. Bugün modern Roma'nın en çok turist çeken yerlerinden biridir, ayrıca Roma Katolik Kilisesi ile çok yakın bağlantıya sahiptir. Paskalya öncesi Cuma günü Papa amfitiyatroda fener alayı düzenler.


Sıradaki durağımız Circus Maximus ya da Büyük Sirk olarak tercüme edebiliriz.
 Aventine ve Palatine tepeleri arasındaki vadiye inşa edilmiş olan yapının bulunduğu alandan başlangıçta Roma'nın Etrüsk'lü kralları tarafından halk oyunları ve eğlenceler için faydalanılmıştır.
Bir süre sonra Circus İkinci yüzyılda Yunan etkisiyle düzenlenen halk oyunlarının ve festivâllerin yapıldığı bir yer hâline geldi. Roma yurttaşlarının eğlenceye olan aşırı ve savurgan tâlebini karşılayabilmek için Circus Milâttan önce Elli yılında imparator Jül Sezar tarafından izlerden ölçüldüğü kadarıyla yaklaşık olarak Altıyüz metre uzunluğunda Seksen metre genişliğinde ve yine yaklaşık olarak İkiyüzellibin izleyiciyi alabilecek şekilde genişletildi.
Tabi bu arada Roma da İstanbul gibi tepeli bir şehir olduğu için Beleştepe'yi de saymadan edemeyiz ki bu dediğim de eklenirse çok daha fazla kişiyi içine çekebiliyordu.
Seksenbir yılında Senate imparator Titus'un onuruna yakın doğu ucuna üç gözlü bir zafer takı yaptırdı. (Palatinum'un karşı tarafındaki Via Sacra'da bulunan Titus Kemeri ile karıştırılmamalıdır)
İmparator Domitian Palatine tepesindeki yeni sarayının yarışları daha kolay izleyebilmek için Circus'la birleştirilmesini emretti. İmparator Trajan Beşbin yeni koltuk ekletti ve İmparator koltuğunu seyirciler tarafından görünürlüğünü arttırabilmek için büyütülmesini emretti.
 Circus'ta düzenlenen en önemli etkinlikler araba yarışlarıydı. Pist on iki arabayı alabilecek kapasitedeydi ve pistin iki tarafı spina olarak adlandırılan bir orta yükselti ile bölünmüştü. Spina kısmen diyagonal olarak yerleştirilmişti ve üzerinde değişik tanrıların heykelleri bulunuyordu. Hemen yanındaki bir Mısır obeliskinin üzerinde Augustus heykeli dikilmişti. Spinanın sonunda arabaların hızlı ve tehlikeli biçimde döndükleri döneme noktası olan meta vardı. Spinanın tepesinde bulunan döndürülebilinir metal yunusların aşağıya doğru çevirilmesiyle yarışın kaçıncı turunda olunduğu anlaşılabiliniyordu. Araba yarışları oldukça tehlikeliydi çünkü hemen her yarışta sık sık olan ve bir ya da birkaç sürücünün ölümüyle sonuçlanan müthiş kazalar meydana gelebiliyordu. Pistin bir tarafının başı tüm arabaların yarışa yan yana başlayabilmesine olanak sağlaması için diğer tarafa oranla daha geniş yapılmıştı. Bu yer sayesinde tüm araçlar ilk dönüş noktasına kadar aynı istikamette ve eşit uzaklıkta gidebiliyorlardı. Bu araba yarışları sırasında, başlangıç noktasında iyi bir yer kapabilmek için rüşvet vermek oldukça sık rastlanılan bir durumdu. Yarışın ortalama toplam uzunluğu yaklaşık olarak Altıbuçuk kilometredir.


Sıradaki durağımız Domitian Stadyumu.
Milâttan sonra Seksen yılında Roma imparatorlarına imparator Titus Flavius Domitianus'tan hediye olarak inşa edildi. Colosseum yanınca gladyatör savaşları buraya taşındı. Roma İmparatorluğu’nun gücü azaldıkça stadyum yoksullar için konut olarak kullanıldı ve sonunda inşaat malzemeleri için parçalandı. Günümüzde Piazza Navona eski stadyumun yerinde durmaktadır.


Gezmenin sonu yok, imdı geldik Satürn Tapınağı'na ki Milâttan önce Dörtyüzdoksanyedi yılında Tarquinius Superbus’un altına inşa edilen tapınak adından da anlaşılacağı gibi tanrı Satürn’e adanmıştı.
Yıllar boyunca birçok felâket yaşadı. Sonunda yeniden inşa edildi ancak eski ihtişamını tekrar kazanamadı.
Alınlığın üzerinde bir yazıt yer almaktadır:
"Roma Senatosu ve Roma Halkı ateş tarafından tüketilen tapınağı restore etmiştir."
....


Son olarak da paylaştığım resm-i şerifte Roma'nın genel bir görüntüsü havadan görünmekte, belki bir Alitalia belki bir Türk Hava Yolları belki de bir Pegasus Hava Yolları uçağından çekilme, belki de ilgisiz bir havayolu da olabilir ancak uçaktan çekildiği mâlumdur.


Bir de eğer yolunuz Roma'ya düşerse Trevi Çeşmesi'ne uğramadan ve küpünüze suyundan doldurmadan dönmeyin benden söylemesi.
Başıkta her ne kadar Yeni Roma kalıbını kullandıysam bile tarih Yeni Roma için İstanbul'u göstermesine rağmen işbu yazımda İstanbul'un konusu sadece küçük benzerliklerden ibarettir ki az önce okudunuz sanırım.

Guguk Kuşu

 Her kuş iyi olacak diye bir kural olmadığı için Guguk Kuşu'nun yaradılışı gereği sinsi bir kuş türüdür.
Gözüne kestirdiği yuvanın etrafında dolanır, saksağan olsun ispinoz olsun ötleğen olsun hiç fark etmez, yabancı türlerin yumurtlamasını ve kuluçkaya yatmasını bekler. İşini görmek için uygun zamanı kollar. Hedef aldığı yuva boş bırakıldığında anında gelir kaşla göz arasında bir yumurta yuvadan atar kendi yumurtasını onun yerine yerleştirir ve uçar gider.


Yuvanın sahibi geri döndüğünde kendi yumurtalarından birinin dışarı atıldığını ve yerine kendisinden olmayan yumurtanın konulduğunu fark etmez, kuluçkaya yatmağa devam eder.
Guguk yavrusu kendisini oraya koyan annesi kadar tehlikeli annesi kadar sinsidir, hangi yuvaya bırakılırsa bırakılsın kabuğunu öteki yumurtalardan en az bir gün önce kırar ve bir gün önce doğar.
Doğar doğmaz da uygun zamanı kollar, yuva boş bırakıldığında ittirir kaktırır öteki yumurtaları yuvadan dışarı atar.


Böylece yuvanın gerçek evlâtları imha edilir ve Guguk yavrusu kendisine ait olmayan yuvanın tek mirasçısı olur. Kandırdığı ve yuvasına yerleştiği ananın şefkâtini fedakârlığını besleme koruma kollama büyütme içgüdüsünü sömürmeğe başlar.
İhânetin farkında olmayan zavallı ana besler besler besler. Guguk yavrusu kendisini besleyen anadan daha kuvvetli hâle gelir.
Gün gelir artık işi bitmiştir ve yuvaya ihtiyacı kalmamıştır.
Ne yapar biliyor musunuz?
Yuvayı dağıtır ve öyle gider.

Horozlanmanın Dereceleri

 Bundan uzun uzun yıllar önce henüz maskeyle tanışmamışken ve sosyâl mesafe gibi sorunlarımızın mevcut olmadığı günlerde Pamukkâle'de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi kamp yakınına tüneyen bir Denizli horozunun sabahın erken saatlerinde çok yüksek sesle ötmesinden oldukça rahatsız olmuşlar.
Sabahın köründe ortaya çıkan horoz önce dikleniyor sonra dakikalarca ötüyormuş.


Tabii takımda ne uyku ne de huzur bırakmıyormuş. Sonunda sabırlar tükenmiş, susturmak için başlamışlar horozu kovalamağa. Horoz önde gençler peşinde mahâlle arasına dalmışlar. Kovalamacayı gören fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede seslenmiş:
"Hey evlâtlar! Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz?"
Gençler şikâyetlerini sıralamışlar hep bir ağızdan:
"Dede, sabahın köründe ötmeğe başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. Vakitsiz öten horozun başının kesilmesi gerektiği kanunu yüzünden başını keseceğiz."
"Yazıktır evlâdım yapmayın" demiş ihtiyar, "Bırakın ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi."
Gençler bunun üzerine kovalamağı bırakmışlar.


Ertesi sabah hafif gakguk sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir ses çıkmadığını görünce de şaşırıp dedeye koşmuşlar:
"Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?"
İhtiyar gülmüş:
"Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın. Ancak gakguk edebiliyor."


Kıssadan hisse:
Arkan sağlamsa istediğin kadar kabarır diklenir sözünü dinletirsin ama arkan bir gevşemeye görsün ancak gakguk edersin.
Şaka maka ama Denizli Horozu da öttü müydü ortalığı gerçekten inletir. O kadar güçlüdür ki Denizli'de heykeli bile dikilmiştir.