Tercümesi yok sensizliğimin hiç bir aşk sözlüğünde ... Oysa devrik cümleler kurmama sebep kaç tane yalnız geçen günlerim olduğunu bilemezsin ... Hiç bir zaman sevemedim bu kırık dökük aşk oyunlarını ... Çünkü her seferinde ben tamamladım göz yaşlarımla bulmacaların eksik kalan parçalarını :-(( Aşk kırıntılarıyla tok gibi yaşamaktansa tüm hayatımı tek başıma aç kalarak harcamayı her zaman tercih etmişimdir ... Çünkü hayatımda sadece sevgi için yaşamışım, sevgi ve aşk her şeyin üstünde olduğunu düşünürüm ... Fakat yine de bazen hayatı sil baştan başlatmak lazım ... Anlıyorum ki sadece nefes almak değil yaşamak ... Ama ben artık yoruldum, ben bir iskele istiyorum, yeter :-((
Biz Üç Muz'un Resmi Web-Günlüğü'ne Hoş Geldiniz. Hayko'yu Kaybettik, Yerine Krizantem Ve Carmina Geldi.
Bu Blogda Ara
Sayfalar
13 Eylül 2011
Dolunay
Bu akşam gerçekten güzel bir akşam olacağı kesin.
Elimde kamerayla Dolunay'ın resmini çekmeye gidiyorum.
Aslinda romantik olmam lâzım belki ama hayatımda aşk bulunmadığı, daha doğrusu kahve falımda çıkmadığı için olmağı başaramıyorum nedense.
Evliliği bilemem ama hayatımda bir aşk olsun isterdim aslinda.
Kısacası size bir şey itiraf edeyim mi aşksız hayat hiç ama hiç çekilmiyor.
Neyse biz şimdi aşkı bir kenara bırakalım da zamanın tadını çıkartalım, belki aşk gelir bizi buluverir, belli mi olur?
İşte Dolunay doğuyor, şu anda da içimden sevdiğim kişi geçiyor, ama o beni duyuyor mudur bilmem.
Duyamaz da, çünkü şu an benden kilometrelerce uzakta.
Az sonra önümden geçecek olan vaporun içinde olmalı.
Açıklarda bir denizi ortasında olsam belki onu düşünebilirdim ama zor bu şartlar altında.
Sabah işe git, tüm gün patron dırdırı dinle, o kargaşada işinde başarılı ol, ölme eşeğim ölme beni bu dağlarda yalın koma böyle.
Beklenen an aslinda şu an, ama resim sırası benim aşk hayatım gibi karmakarışık bir sırada.
Gerçekten, sizce ben aşkı bulabilicek miyim?
Ben Dolunaya giderken sahil yolundaki trafik şekilde görüldüğü gibi tıklım tıklım doluydu, ama bu kadar yoğun trafik de adamı kâlp krizinden gerçekten götürür Allah göstermesin.
Ne cankurtaran geçebilir, ne de itfaiye arabası.
Maşallah belediye de uyuyor, trafik arap saçına dönmüş, bir müdahâle eden bile yok.
Şehir kararmış, Güneş iyice batmış, hava aslinda azcık aydınlık ama benim çakaralmaz makinem kapkaranlık çekivermiş resmi.
Fakat işin tuhafı bu resmim Facebok'ta da var ve en çok beğenilen resim de bu.
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Perhizde lahana turşusu mu yenir?
Gece mi oldu?
Yok canım, saat sadece akşam ezanını okutacak kadar kapalı hava.
Anlaşıldı, doğum sancılı olacak.
Keşke şu lahzada yanımda olsa da şu manzara-i nefaseti birlikte temaşa eylesek ama nerde?
Şimdi aklınıza gündüzlerin çuvala mı girdiği gelecek ama siz de bilirsiniz ki Ay geceleri doğar gündüzleri batar.
Ne kadar çabalarsanız çabalayın, gündüzleri Ayı göremezsiniz.
Batan güneşin hüznü vururken kumsallara
Bir aşkın masalına hazırlanır genç kızlar
Dalgaların sesleri vururken şarkılara
Gökyüzünü bölüşür küme küme yıldızlar
Hüzün katar geceye ıslak bir yağmur sesi
Hissederim içimde aşkın nefesini
Gökyüzünden iner ay denizin ortasına
Birlikte takılırız sevdanın oltasına
(Son yazdığım şiir Hakkı Yalçın'a aittir, ama sanırım bazı kelimelerini sallamak zorunda kaldım, düzelten olursa sevinirim)
İşte size bir Dolunay Macerası, belki aynı andaki hislerim değiller ama bazıları gerçekten doğru, hayatımda yenilikler istiyorum, bakalım gerçekleştirebilecek miyim?
Eğer başarabilirsem sizden bunu da saklamayacağımı bilin sevgili okuyucularım.
Yarın sabah patron geliyor dükkana sonunda. Anlayacağınız yine stress başladı.
En azından Pazartesileri yaşadığım sendromlar bu haftalığına Çarşambaya taşındı.
Bir kurtulabilsem şu geri zekalı işimden, çarşıdan, çevremdeki bazı kendilerini insan zanneden kişilerden, üzerimden o kadar büyük bir yük kalkacak ki anlatamaz ben.
Hade balakım şimdilik herkese mutlu günler.
Neşemizi bozmayalım, hem gün doğmadan neler doğar?
Aklımda mıydı bugün Dolunay'ın doğum resimlerini çekmek?
Değildi ama başardım işte.
08 Eylül 2011
Kimle Evlenmeli
Son zamanlarda gerek gerçek ortamdaki, gerekse Facebok'taki sanal ortam arkadaşlarımla tartıştığımız konulardan birisi de evlilik ...
Malum-u aliniz, artıkım yolun yarılarına erişti yaşlarımız ...Sahiden, sizce kimle evlenmeli?
Bugün gazetede Ayşe Özyılmazel'in bir yazısını göreceğim tuttu ... Hani resmen ruh doktoru mu diyeceksiniz ama bazen sanki telepatik güçler karşınıza neler neler çıkartıyor :-))
Neyse sözü fazlama uzatmayalım, bir fikri var, onu paylaşmak istiyorum bu sefer sizle:
En İyi Arkadaşınla Evlenmek
1. Güzeldir, çünkü sıkılmazsın.
2. Birbirinizi anlarsınız, evinizin içinde empati kol gezer.
3. Zevkleriniz aynıdır, arkadaşlarınız da ortaktır. İkiniz de yabancılık çekmezsiniz ve alışma dönemi yaşamazsınız.
4. Bir gün belki aşkınızdan vaz geçebilirsiniz, ama en iyi arkadaşınızdan asla.
5. "Bence artıkım arkadaş kalalım" cümlesi sizin ilişkide iyice sırıtır.
6. Arkadaşlık aşkı öldürmez, kan verir can verir.
7. En iyi arkadaşını kaybetmek istemezsin, kimler gelse kimler geçse yerini hiç bir zaman dolduramazsın.
8. Arkadaşlık aşkı öldürmez ama dikkatlı olmazsanız aşk arkadaşlığı yaralayabilir.
Bu aralar sanırım evlilik mevzularına fazlaca sardım, başım bağlanıyor mudur nedir?
Aman, Allah yazdıysa bozsun, şimdi bu kadar sorumluluğumun arasında bir başka sorumluluk eklemeye pek fazlama niyetim yok ...
Hem özgür ruhlu insanlar kolay kolay evlenemezler, evlenseler dahi evlilikleri uzun ömürlü olmaz, ama gerçekten kafa dengi biri olursa o zaman başka, ama günümüzde o kadar kafa dengini bulabilen kişiler nerede?
06 Eylül 2011
Nasıl Zayıfladım
Sonunda başardım ... Artıkım Doksan Kilo'dan aşağı düştüm sonunda :-))
Bu sabah işe giderken bizim orda her fırsatta tartıldığım bir terazi var, her zamanki gibi tartılayım dedim. Genelde tartı ve kilo muhabbeti hal-i hazırda zaten düşük olan moralimi iyice bozar. Fakat bugün bozamayacak. Çünkü bu sabah terazi 89.5 (Seksendokuzbuçuk) Kilo olduğumu söyledi :-))
Benim gibi uzun yıllar boyunca Yüz Kiloların çevresinde dolanmış bir "Şişko Patates Çuvalı" için büyük Müjde :-)) Sizce de öyle değil mi?
Ama şimdi bunun bana mali açıdan küçük bir külfeti olacak, çünkü mevcuddaki pantolon ve gömleklerim üzerime aşırı derecede bol geliyor :-((
Ne yapacaksın bu durumda?
Birer beden ufaklarını alıcaksın.
Hazır ekomoni de ısrarla tıkırındayken de sırasıydı yahnie :-((
Olmazsa bir süreliğine bol pantolonla gezerim olur biter :-))
Ölmedim ya daha, eminim helbet şans benim yüzüme de gülücektir. Maşallah alemin keyfi yerindeyken arkası gelmiyor dertlerimin, biri biterken ötekisi başlar, ne olursa olsun böyle gelmiş böyle gider, yok mu çaresi?
Bu noktaya kadar biraz dertlendim, gelelim zayıflamanın formülüne, işte huzurlarınızda bende işe acaip derecede yarayan reçetem:
YÜRÜYÜŞ
Her fırsatta tempolu bir yürüyüş yapın. Mesela akşam eve gelirken trenden bir istasyon önce inip eve kadar yürümek, hafta sonları boş zamanlarımızda sahillerde yürümek ve bu yürüyüşlerimizde doğru nefes alıp vermek bayağı bir işe yarıyor.
SU İÇMEK
Karnınız gerekli gereksiz acıktığında yemek yerine birer litre su için. Belki açlığınızı geçirmez ama bu sıcaklarda en azından serinlemek için bayağı işe yarıyor bu da.
YEMEK
Ne yerseniz yiyin, ama yemeklerinizi biraz yavaş yiyin. Çünkü ilk lokmanın beyin tarafından hissedilmesi tam Yirmi Dakka sürüyor. O yediğiniz ilk lokma bir insanı doyurmaya yetebiliyor.
AŞK
Size bir tavsiyem de birine aşık olun, fakat bu kişi kolayca erişemeyeceğiniz birisi olsun. Ara sıra onu düşünerek zaten yemekten içmekten kesileceksiniz. Yemeyince de zaten zayıflamaya başlarsınız.
Fakat bu biraz da tehlikeli bir yöntem, eğer sonuçta başarılı olamaması halinde (konu çok derin) bunalıma girme riski de var. Bunalım da fazladan alınan kilo demektir. Zira kalp kırıklıklarına karşı en etkili ilaç Çaklıt'tır, fakat bunun da fazlası hem sivilce hem de kilo olarak size geri döner, netekim zamanında ödediğimiz vergilerin bize Yol Su Elektrik olarak geri dönmesi gibi :-))
ACI
Hemen korkmayın, aşk acısı yaşayın demiyorum, bu madde yemekle alakalı ... Yemeklerinizin tadı biraz acı olsun, bol bol baharat kullanın. Netekim Adanalılar nasıldır, çıta gibi dümdüz. Neden, çünkü mutfakları acı üzerine kurulmuştur ...
Mesela Çiğ Köfte, Adana'da o kadar acıdır ki bir İstabnullu kolay kolay yiyemez ... Her ne kadar İstabnul'da da Çiğ Köfte yapılıyorsa da bunun Çiğ Köfte olmadığı o kadar aşikârdır ki, Çiğ Köfteden başka her bir şeye benziyor :-((
Acının faydası vücuddaki biriken yağları yakmaya başlaması. Yemeklere de başka bir tad katıyor.
Bir deneyin, alışık değilseniz azar azar acılaştırın sofralarınızı, birden acı yerseniz diliniz yanar.
SODA
Yemeklerden sonra size bir tavsiyem var, Limonlu Soda içiverin bir şişe, zayıflamaya karşı etkili bir yöntem, çünkü limonun kendisi bir asittir, bu asitte de hem boğazınızı düzeltecek hem de midenizi iyi gelecek maddeler ve vitaminler vardır .. Becerebilirseniz limonun kendisini yiyin, daha da yararlı, ama tadı ekşidir söyleyeyim :-))
Bunların haricinde başkaca bir tavsiyem namevcuddur, bir deneyin bunları, başaramazsanız birlikte başka çözüm yolu bulmaya çalışırız ...
Herkese başarılar.
05 Eylül 2011
Yeni Hayat
Kocaman bir Bayram Tatili bitti :-((
Tam "Dokuz Gün"lük rüya gibi doya doya geçen ama sonra sabah olduğunda bir sürü gerçeğin acımasız bir tokat gibi çarptığı aşırı sendromlu bir Pazartesi günündeyim ...
Gitmekten artıkım hoşlanmadığım ve giderken ayaklarımın geri geri gittiği fakat tüm bunlara rağmen gitmeye mecbur olduğum bir Çarşı var :-(( Ve ben bu çarşıdan her sabah nefret ediyorum :-((
Hatta o kadar nefret kusuyorum ki, sabahları dükkanı açarken ağzımdan aslinda istemediğim sözler dökülüyor.
Bugünkü aklım 1998'de olsaydı, askerlik dönüşü bir daha oraya dönmez, bugün de bu kararımdan ötürü pişmanlıklar içinde kalmazdım, çünkü benim hayatım hep "Keşke"lerle geçmiştir.
Ben artık hayatımı değiştirmek istiyorum ve yeni hayatımda bazı şahısları istemiyorum. Ne istediğimi belki bilmiyorum ama bildiğim şeylerden birisi kuyumcu olmak istemediğimdir.
Ben yeni hayatımda bir kaç kişi dışında Çarşılı olan hiç kimseyi de istemiyorum, çünkü bu hayatta "Kapalıçarşı Artıkları"yla hiç işim olmaz.
Son olarak her sabah tekrarladığım söz:
Çarşılı Değil Misiniz, Tümeniniz GÖT'sünüz, Topunuzun Ağzına Sıçim Amk.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







