Bu Blogda Ara

Diplom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diplom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Nisan 2022

Ankara - Aziz Nesin

Bugün günlerden Bir Nisan İkibinyirmiiki ama bu yazdıklarım kesinlikle şaka falan değil.
Türkiye Cümhûriyeti'nde başkentimizin Ankara olduğunu bilmeyen hatrı sayılır oranda insanlar mevcut.
Eğitilim seviyemizin geldiği son noktalarda hayatımda bunu da görecektim ya ölseydim daha iyiydi.
Ben ölsem neyse de ya Atamız ne yapsın? Bu memleketi dünyanın en ileri memleketi yapmak için uğraşmasına yazık.
Siz imdı iyisi mi şu videoyu bir izleyiverin, sonra karar verin.


Vakt-i zamanında henüz yaşadığı dönemlerde rahmetli Aziz Nesin'in bizim hakkımızda doğruluğu artık su götürmeyeceğine inandığım bir tespiti bulunmaktaydı.
Günümüzün eğitilim düzeni içerisinde bu oran bile essahtan çok fazla aslında.
Mâlum-u âliniz uzun yıllardan beridir okullarımızın eğitim seviyesi ünüversüte sınavları için çok yetersiz kaldığı cihetle tüm öğrenciler hafta sonlarını dershanelerde geçirmekteydi.
Birkaç yıl önce bu dershaneler lise oldu, o konu ayrı.
Hepsini anlarım da Bindokuzyüzyirmidört yılındaki Anayasamızdan beridir Türkiye Cümhûriyeti'nin başkentinin Ankara olduğu üçüncü maddede diğer temel özelliklerimizle birlikte yazar ve anayasamızdaki ilk dört maddenin değiştirilmesinin teklif dâhi edilemeyeceği dördüncü maddede kesin hükme bağlanmıştır.


Bu soru geçenlerde Kim Beşyüz Milyar İster yarışmasında soruldu ve yaşananların özetini sizlerle paylaştım.
Hadi yarışmacı kişi heyecanlanabilir, ama salondaki seyirciler de mi heyecanlandılar?
Eğer bu kadar basit ve vatandaşlığımızla ilgili bir sorunun cevabını bilmiyorsa herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli ve gerekirse diplomunu yırtarak okula yeniden başlamalı, hem de birinci sınıftan itibaren.
Söz bitmiştir.

24 Eylül 2019

Kâr Nerede?

Eski tarihlere gidiyoruz bu akşam, üstelik de memleketten oldukça uzaklara.
Bir gün memleketin birinde göçmen olarak geldiği adı bilinmeyen memlekette vatandaş olarak yaşayan orta yaşlı bir restorant sahibi bir adam varmış. Bu adam dükkânının muhasebesini kendisi kendi bildiği şekilde tutarmış.
Ödeyeceği hesapları kasanın sağına koyduğu bir sigara kutusunda, günlük gelirini kasada, ödediği bedellerin makbuzlarını da sağ taraftaki bir kutuya saklarmış. Ancak en küçük oğlu ticaret okulunu bitirip diplomlu bir muhasebeci olunca babasının kullandığı bu ilkel yönteme şaşırıp kalmış:


"Bu işi bu şekilde nasıl yürütebiliyorsun anlamıyor ben, kârının ne olduğunu nasıl hesaplıyorsun?"
Babası bunun üzerine demiş ki oğluna:
"Bak evlât, memleketten buraya geldiğimde tek servetim üzerimdeki pantolondu. Bugün ağabeyin doktor, sen muhasebeci, ablan da öğretmendir. Annenle benim güzel bir arabamız, hem şehirde hem de köyde birer evimiz var. İşimiz devam ediyor, borçlarımız da yok. İşte bütün bunları toplayıp sırtındaki paltoyu da çıkartınca kârımı bulursun."