Bu Blogda Ara

Biz Üç Muz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biz Üç Muz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2025

Солнце Желтое

 Günler maşallah güzel havalı geçmekte bugünlerde ama havanın hangi gün bozacağı konusunda Biz Üç Muz sıfatımızla Müneccim Huvaçı yemedik henüz.
Hani eskilerdeki çocuklar derlerdi ya "Bir maniniz yoksa annemler size gelecek" sonunda geldiler soldan soldan.
Trenin gerçek anlamda "Devletin Treni" olduğu dönemlerdeyiz bugün, bir tanesine binerek Şehr-İstanbul'a iniyoruz, düz koltuklu ve pencerelerinden manzara-i nefiseyi seyredebilerek.


Şu günlerde yaşadığımız sadece Yalancı Bahar, hani havalar ısınmadan önce şöyle bir sıçak yapar ve bitkileri çiçeklenmesi konusunda bir aldatır.
Dahası işbu aldatılmacaya insanlar da tuzağa düşerler, Kışın palto ve kazak altında mayışan gövdelerimiz ve çorapların içinde mantarlaşan ayaklarımız ve de eldivenlerin varlıklarına rağmen üşüyen ve günlük işlerimizi yapmakta bile zorlanan ellerimiz çabuk alışır işbu ılık havaya.
Ancak topu topu bir hafta bile sürmeden hemen Mart-ı Şerif Ayı kendisinin kapudan baktırdığını ve kazma kürek yaktırdığını hatırlatır.
Bunca yıldır gözlemlenen işbu hava olayı konusunda insanlar ne yazık ki kediler ve ayular kadar bile akıllı olmadıkları ortaya çıktı, çünkü çevredeki on kişiden sekizi "Öhö Öhö" diye hapşırarak öksürüyorlar.


Başlıkta da belirtildiği üzere Güneş Sarıdır ve Balçıkla Sıvanmayacak kadar sıçaktır.
Gerçeklerin de ne kadar derine gömülürse gömülsün günün birinde ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
Eğer birisi bir konuda "Herbokolog" gibi bilgili bir şey söylüyorsa onu da sözünü kesmeden dinlemek gerekir.
Çünkü medeni olmak bunu gerektirir, birinin sözünü sürekli kesmek ne olursa olsun büyük terbiyesizliktir.

24 Ekim 2024

Kızılcık Şerbeti

 Kâlp yalnızken ne kadar atarsa atsın kırıldıktan sonra atma hızı çok değişir.
Geçen hafta bir adet "Yalnız Kâlp" vardı, aradan geçen bir kocaman hafta boyunca kan kustu ama kızılcık şerbeti gummilendiğini söyledi çenesinin ve dudaklarının çevresindeki kırmızı renkli sıvıyı görüp soranlara.


Görünüşe bakılırsa bu yılki kızılcıkların şerbeti biraz fazla böğürtlen dolu olduğu cihetle daha bir kırmızımtırak boşalıyordu.
Hani aralarındaki hadise "Çaresiz Ayrılık" olsa belki daha kolay atlatılabilirdi.
Oysa daha sadece Yirmidört saat kadar önce bağzı şeyhler yaşamışlardı ama geçen koskoca Yüzaltmışsekiz saata rağmen karşı taraf arsla harekete geçebilmeği akıl edememişti.


Ama olsundu, çünkü o bir "Ağlama Duvarı"ydı.
Herkes gelir onunla ağlardı ama başkalarıyla gülerdi, hem de kahkahalarla.
Bizimki de her seferinde arandığında çok zor bulunabilen "Sıfır Eksi Kan"ından bolcanam kusar ve çevresindekilere de "Kızılcık Şerbeti" gummilendiğini söylemeğe devam ederdi.

18 Ekim 2024

Yalnız Kâlpler De Atarlar

 Doğuldu, yaşanıldı, bir yaş daha yaşlanıldı, en sonunda bir yerde bir köşede unutulundu.
Yeter ki gönüller bir olsundu, nasıl olsa bir daha aranıldığında birinin kanayan yarasının yara bandı olurdu.
Millet o bahsedilmiş olan Yalnız Kâlp'i bir "Ağlama Duvarı" olarak kullanıverirdi.
O yara bandı işini bitirdiğinde de hurda gibi çöpe atılıverirdi.
Birkaç zaman geçerdi, bu sefer bir başkasına kanardı, kandırıldığını da bile bile bir Rüzgâr'a tutulur ve sonunda aynı şeyleri yeni baştan yaşardı, kaç zaman geçerse geçsin sonunda uğrayacağı istasyon aynı yerdeydi.
Bir önemli konu daha varsa onun omuzlarında ağlayanlar başkalarının koyunlarında kahkahalarla gülerlerdi.
İşte böyle bir hayat yaşanıyordu uzaklardaki memleketlerin birinde.


Ancak hiç kimsenin bilmediği bir gerçek vardıysa da o kişinin "Compleanno"su Türkiye Cümhûriyeti'nin çok sevilen birkaç önemli kişisiyle paylaştığıydı.
Çok uzaklarda yaşarken Nil nehrinden gelen Tarkan'ın kıyıda oturup Özkan gibi suyu arşınlaması kadar güzeldi.
Bu kadar kişiyle tek bir ortak özelliği vardı o yara bandı olan kişinin:
İki cümle önce bahsedilenlerle aynı gün Dünya denilen pislik yuvasına gönderilmiş olması.
Bu yıl daha da pisleşen Dünya'nın sayılı kalan birkaç güzelliğinden her biriydi bu yukarıdaki Üç Vatandaşımızın hayata bakış aşıları.


Yalnız olmak bizlerin kendi özgür iradesi dâhilinde seçilmiş bir duygu.
Etrafta gereksiz dedikoducu fesat ve içten pazarlık yapan ve de menfaatine göre arkadaşlık eden bir sürü insancık mevcut günümüzdeki dünyada.
Bütün dünya hayatı boyunca birileri birilerinin hayatlarına girerler, birilerinden istedikleri menfaatleri bir şekilde alırlar, işbu menfaat süresince o insanı el üstünde de tutarlar, sonra da sessizce çekip giderler ve başka insanların peşlerinden koşarlar, bu arada o insanın duygularıyla da bir güzel oynarlar Pilâstik Top gibi.
Gün gelir en sevilen insan bir anda nefret edilesi biri olur çıkar.
Herkes de o insanı narsistlikle suçlar ama onu narsist olmağa gerçek narsist olanlar itmiştir.


Bu arada aklıma gelmişken yazımın başlığını daha yukarılarda bir yerde bahsettiğim bir müzisyen ozanımızın aynı ism-i şerifini taşıyan çok güzel bir şarkısının mevcut olduğunu ve başlığını da kendisinden yürüttüğümü belirtmek isterim.
Şarkıyı dinlemek isterseniz sizlere Youtube'deki bir videosunu yazımın içinde sakladım, bulursanız tıklayıp bir dinleyin, çünkü kendisi çok güzel şeyler yazmış.