Bu Blogda Ara

26 Mayıs 2018

Yorgunluk Ve Bunalım

Hayat son zamanlarda bana karşı resmen oyun oynuyor.
Akşam olunca bana koskocaman bir yorgunluk çöküyor ve işbu yorgunluk benim sabah erken kalkmama da mâni oluyor.
Bahar geldi geleli kendimi kaybettiğim cihetle bulmama yardımcı olabilecek bir tanıdığınız var mı?


Her şey bir tarafa kalsın ama biraz insan yüzü görmek için gittiğim herhangi bir mekânda bilgisayarımı açtığım zaman işbu işaret-i hatayı temaşa eylediğim zaman essahtan fıttırıyor ben.
İşbu sarı renkli ünlem işareti internet bağlantısının kesintiye uğradığını işaret ediyor.

19 Mayıs 2018

Kartpostallarda Gezinti - Volüm Altı

Bir önceki sergimde söz verdiğim yeni kartpostal sergimle karşınızda ben.
Elimde ne yazık ki bugünün anlam ve önemine müsait olacak şekl-i şerifte bir kartpostalım nâmevcud, dolayısıyla elimdekilerle idare edeceğiz.
İnşallah gelecek yıl sizlere Atatürk'ün doksandokuz yıl önce şerait-i zorlarda ayak bastığı Samsun konulu kartpostal bulursam bunları sizlerle paylaşmaktan onör işitecek ben.
İmdı dâvet-i şerifime icâbet eyleyerek sizlerle Anadolu'dan birkaç adet elimde bulunan kartpostallardan paylaşayım.


Biraz önce arz ettiğim cihetle bugünkü sergimize Şile'den başlayalım.
Kartpostalımızda sizlere sunduğum manzara-i şerif Şile İskelesi Şile Kâlesi ve bir zamanlar çevresi.


Burası da Zonguldak Limanı, limandaki iskelede temaşa eylediğimiz vapor ise bir zamanlar İstanbul'da yanaşmadık iskele bırakmayan Büyükada adlı vaporumuz, İstanbul'daki vazifesinden emekli olup da Zonguldak'a gönderilince adı Deniz Gülü olarak değişmiş.


İmdı her ne kadar ebedi başkomutanımızın yolunu takip edemiyorsak dâhi Karadeniz kıyısından devam edince karşımıza Trabzon çıktı.
Trabzon şehir merkezindeki İett olmayan otobüs son durağının kartpostalını huzurlarınıza arz eder ben.


Az gittik uz gittik, günümüzün şartlarını kullanıp Sarı Kuyruk'a bindik, bizi Kayseri vilâyetinin Pınarbaşı kazasına götürdü.


Pınarbaşı'dan sonra bizi Fettan Sarışın Kuyruklumuz bizi sürprüz bir yer olan Eskişehir'e götürdü.
Kartpostalımızın ortasında temaşa eylediğimiz bizim bildiğimiz Porsuk Çayı.
Günümüzde belki çok daha güzel de olsa o zamanlar da fena değilmiş hani.
Köprünün üstünden de Eskişehir'in İett olmayan belediye otobüsü geçmekte.


Eskişehir'den sonra bindiğimiz devletimin o zamanlar elektrikli olmayan treniyle Kötahya'ya geldik.


Kötahya'dan bindiğimiz devletimin başka bir dizelli treni nasıl olduysa bizleri Konya'ya getirmiş bulundu.
Sol üstte yeşil renkli kubbe Mevlâna Celâlettin-i Rumi'nin türbesi, sol altta Konya Tamvayı'nın yolu, sağ üstte büyük meydan, sağ altta da türbenin diğer tarafından bir resim çekilmiş.
Ortada ise Konya'nın meşhur yummisi olan Etli Ekmek var.


Türkiye turumuz henüz bitmedi, sırada Ayvalık var.
Kartpostalımızın bize temaşa ettirdiği mıntıka Ayvalık'ta ve Türkiye Cümhûriyetinde Güneşin en güzel battığı yer olan Şeytan Sofrası huzurlarınızda.
Ne yazık ki henüz Ayvalık Merkez'in kartpostalı elimde yoktu.


Ayvalık'tan sonra imdı sırada Bodrum Kâlesi var temaşa eyleyebileceğimiz.
Günümüzde eğer Bodrum'da deniz kenarında nargiliyemizi kendi toprağımızda tüttürebiliyorsak işbu keyf-i şerifi doksandokuz yıl önce bugün çakılan kıvılcıma borçluyuz.
Huzurlarınızda Bodrum Kâlesinin kartpostalı.


Burası da bugünkü sanal seyahâtimizin son durağı ve Kurtuluş Savaşımızın da son durağı olan ancak bazılarımızın gâvur sıfatını yakıştırmak gibi gaflet ve delâletin içinde olan aslında sarsılmaz kâlemiz ve dağlarında çiçekler açan Güzel İzmir'imiz.
Solda eskiden Atatürk Meydanı olan meydanda Konak Saat Kulesi, sağ üstte Akbanık binası önündeki Atatürk Büstü, sağ altta da bütün ihtişamıyla Kültürpark.


Ve bu da Günün Bonus'u olarak işbu sanal seyahâtimizi kıraat ve temaşa eylememizi sağlayan Fettan Sarışın'ımız ilk sefere başladığı zamanlardaki renk düzeniyle adını bilmediğimiz bir havalimanında beklerken. Günümüzde Sarı Kuyruk'ların tamamı renklerini değiştirdiler, güncel renklerini uçak günlüğü başlıklarımda bulabilirsiniz.

11 Mayıs 2018

En Derin Çöplük

Sakın çıkma patika yollara dağlara kırlara, yenik düşüyor her şey zamana, biz büyüdük ve kirlendi dünya.
Bu yazdıklarım aslında "Telli Turna" şarkısına ait nakaratın düzyazı hâli. Ancak yıllar sonra essahtan hakikâte dönüştüğünü kıraat etmek kaderimizde varmış.
İnsanoğlu her ne kadar imanın şartlarından biri olmasına rağmen malesef göründüğü kadar temiz değil.


Çünkü efenime söyleyeyim dünyanın en derin nokta-i şerifi olan Mariana Çukuru'nun dibinde bir plâstik torbanın bulunabilmesini malesef biz insanlar sağladık.
İşbu mıntıka-i şerife en yakın torpak parçası ikiyüz kilometre uzakta, çukurun derinliği de onbinsekizyüzdoksansekiz metre.
Ve bir şaşırtıcı mâlumatfuruş daha arz edeyim ki plâstikler doğada en az bin yıl kadar yaşayabiliyor.

Annenin Bunalımı Çocuğa Geçiyor

Çocuklar genellikle anne ve babalarını tâklit ederler. Bizlerin hâlet-i ruhiyeleri ne vaziyette olursa olsun bir şekilde çocuklarımıza yansır.
Her ne kadar atalarımız bir haberi çocuklardan almamız gerektiğini söylemiş olsalar dâhi işbu mevzuat-ı umumiye ile alakası yok.
Bu sefer araştırmayı çalışkan İngiliz veya gecelerini gündüzlerine katan Amerikalı ya da bilim adamlarının ustası olan İsviçreli bilim adamları değil bizzat Türk bilim adamları yaptılar.
İmdı sizlere işbu araştırmanın netice-i şeriflerini arz edecek ben.


 Yaşları sekiz ilâ on arasında değişen beşbinsekizyüzkırkiki çocuk üzerinde kendilerinin de onayıyla yaptıkları araştırmaya göre bunların yüzde onikibuçuğunda dikkât eksikliği ve aşırı hareketlilik hastalığı görülmüş.
Yüzde altılık diğer bir bölümü kaygı bozukluğu, yüzde ikibuçuğu da davranış bozuklukları hastalığından muzdarip.
Bunalımda olan çocukların oranı da yüzde birbuçuk ve bu bunalımın ve de diğerlerinin en büyük nedeni olarak annelerin bunalımları olduğunu ortaya çıkardı.
Yani aslında milletçe delirdiğimizin resmidir bu.
Kendimiz bunalımdayız zaten, çocuklarımız ne yapsınlar?

Hayvanlar Âlemi

Bazen insanat âleminden çıkıp hayvanat âlemine dalmak gerek, en azından onların dostlukları daha bir samimi daha bir içten.
Bugün iki adet farklı yerlerden haber-i şerifimiz mevcut.


Önce pusula-i şerifimizi Tanzanya'ya çevirince bir leylek otlar arasında yiyecek bir şeyler ararken arkasından sinsice yaklaşan bir leopar tarafından aniden saldırıya uğradı.
Ancak leyleğimiz son anda havalanmayı başararak avcı leoparın patilerinden kurtulmayı başardı.

Sonra da pusulamız Budapeşte'ye dönüyor ve bir çiftlikte birbirlerine karşı Hababam Sınıfında İnek Şaban'ın deyimiyle "Fung-Ku" yapan iki adet tarla faresi kameramıza yakalanıyor.
Koskocaman çiftlikte neyi paylaşamamışlar bilinmez.