Bu Blogda Ara

28 Nisan 2013

Londra'da Sanki Zaman Durmuş

Bu gün size atarlanmayacağım.

Biraz önce Facebok'ta dolaşırken sağ olsun National Geographic dergisi bu resmi paylaşmış, ben çok beğendim, sizin de görüşlerinize sunmak istedim.


Beğenip beğenmemek size kalmış.

Sosyal Medyaya Veryansın

Şimdi biraz önce yazdığım yazıya tamamlayıcı niteliklere sahip bir Tweet geldi.
Eskiden ne Facebok vardı, ne de Twitter, hatta bilgisayarımız bile yoktu, ama mutluyduk.
Ne zaman İnternet, Mirc, Msn Messenger, Yahoo Messenger, Yonja, Facebok, Twitter geldi, hatta bunlardan sonra İnstagram, Whats App, Tumblr, Myspace, Skype gibi haberleşme teknikleri çıktı, ama karşımızda konuşabileceğimiz insan kalmadı.
Tüm bu saydıklarım bizi arkadaşlıklarımızdan ayırdı.
Eskiden bir telefonla mutluyduk, şimdi ise tüm bu kanallarda hüzün dizi geçtim artık boğaz boyu.


Ne oldu bizim arkadaşlıklarımıza?
Paylaştıklarımıza, konuşmalarımıza, oyun oynadıklarımıza, gülmemize ve ağlamamıza?
Tüm bu güzellikleri sanal ve duygusuz makinelere mi feda ettik?
El yazısıyla yazdığımız mektuplarımızdaki yaz karakterleri bile hâlet-i ruhiyemizi yansıtmayı başarırken şimdi kitap harfleriyle telefonda veya bilgisayarda yazdıklarımız hiç anlaşılamıyor.

Kısacası, hayat ve arkadaşlıklar çok banelleşti.
Şimdi bile bir kaç arkadaş bir yerde yüz yüze buluşmaya kalkacak olsak bazılarımızın ellerinde telefon, oraya buraya çaktırmadan yazışıyor olmuşuz.
Hayat çok tuhaf değil mi?

Sevgililer Arasındaki Telefon Trafiği

Günümüzde bir çok şey değişti .. Şu hayatımıza biz istesek de istemesek de giren telefonlu teknoloji yüzünden bazen dertlerimizi bile adam gibi anlatamayabiliyoruz.

Bu yazımda size günümüzün artıkım olağan sayılabilecek iki sevgilinin temsili olarak telefonlarında yazdıklarından bahsedeceğim.


Sabah saat dokuz falan, birbirlerine "Günaydın aşkım" gibi başlayan telgraflaşma sonrası kuşluk zamanları günün ilk hâl hatır sormalarıyla güzel başlayan gün, öğleye doğru biraz birbirlerine karşı nazlanmalarıyla devam ediyor.
Sonra aradan bir zaman geçiyor ikindi vakti barışma vakti giriyor. Ne güzel, değil mi?
Bitti mi? Bitmedi.
İkindi vakti gibi yeniden birbirleriyle küçük de olsa bir barış anlaşması imzalayan sevgililer akşama yaklaşırken tekrardan birbirlerine kızıyorlar, bu küskünlük gece yarılarına yaklaşırken tartışmaya dönüşüyor.

Tabi bu tartışma konuları genelde Facebok'ta veya Twitter'de ya da Foursquare'de bir başkasının sevgililer hakkında yazdığı bir yazı veya beğenme yüzünden olduğunu söylememe gerek yok herhâlde galiba sanırsam.


Oysa bizim zamanımızda aşk hiç böyle değildi.
Bakın deniz bile aşık oluvermiş. Bu resim de Twitter'den geldi bana az önce.
Ben burada sosyal medyaya yükleniyorum ama sosyal medya olmazsa biz nasıl anlaşabileceğiz?
Çünkü benim şu andaki vaziyet-i umumiyem dahilinde gazete veya fanzin çıkartabilecek maddi durumum yok.

09 Nisan 2013

Vücudda On Yıl Kalıyor

Sakız çiğnemek aslında güzel ve sağlıklı bir şeydir. En azından çeneyi yorduğu için fazla yemeyi biraz olsun kontrol altına alır, yani canınız yemek yemek istemez. Şişmanlamamak için birebir bir yöntemdir.
Ayrıca sakız sayesinde biraz daha az konuşup karşımızdakini kırmamak için sözcüklerimizi seçmemize daha uzun süre olanak tanır.


Fakat şimdi önemli bir sorun var ki bu da çiğnediğimiz sakızı asla yutmamamız gerektiği. Çünkü sakızlar hazmedilmesi çok zor karışımlardan oluşuyor.
Bu yüzden yutulduğu takdirde mideden bir şekilde geçse bile bağırsaklarda bir on yıl kadar kalıveriyor, yani midedeki asit sakızı yemekler gibi sindirmeyi başaramıyor.
Bu da bağırsaklarda ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.


Onun için sakızı çiğnedikten sonra çöp tenekesine atmalı, yollara değil.
Çünkü insanlar için mevcud olan sıkıntılar kuşlardan asla esirgenmeyecektir Yaradan tarafından.

Ne Kadar Aşıksan O Kadar Şişmansın

Bu yazımdaki konuyu metinlendirmeden önce bilmenizi istediğim yüz puanlık iki tane uzman sorusunu sormak zorundayım:
Hakikaten aşk insanı şişmanlatır mı, yoksa zayıflatır mı?
Yoksa şişmanlamamak için evliliklerimizde mutlu olmamaya mı çalışalım?


Zaten aslında evlendikten sonra ister istemez mecburen şişmanlıyoruz. Çünkü evlenmiş olan bütün arkadaşlarım günümüzde bekârlık günlerine nazaran gittikçe daha fazla şişiyorlar.
Bu sorunun cevabını almak için ta Amerika Birleşik Devletlerine kadar gitmeye gerek olmasa dahi bu konudaki resmi araştırma sonucu Amerika Birleşik Devletlerinden geldi bu sabah gazeteden önüme.


Çünkü evliliklerinde mutluluğu yakalamayı başarabilen çiftler başka birilerini bulmaya daha az motive oldukları için kendilerine özen göstermekten vaz geçiveriyorlar ve bu yüzden gerekli gereksiz şişmanlayıp kilo alıveriyorlar.


Bu sonucu açıkladığıma göre aklıma başka bir yüzon puanlık bir uzman sorusu geldi:
Zayıflamak için mutlu giden evliliklerimizi sonlandırıp boşanalım mı?