Bu Blogda Ara

25 Eylül 2014

Amalfi

Bayram yaklaşıyor.
Canım da inanılmaz bir şekilde Amalfi Sahili'ne gitmek istiyor.
Ama İtalya'ya giriş müsadem olmadığı için ben dizimi kırıp evimde götümün üstünde oturmak zorundayım.


Ben de ne yapayım, kendimi ancak Pinterest'ten indirdiğim resimlerle idare ederim, malûm daha önce de dediğim gibi Pinterest'te her şey var.


Belki sahile inerken böyle bir araba kullanamayacağım ama resimdeki kişilerin heyecanlarına uzaktan el sallayacağım.


Belki şu placdan deniz de giremeyeceğim ama sanki kendimi orada hayal edeceğim.


Ya da denizin içinden kaleye yaklaşamayacağım ama kendimi böyle yüzerken düşünebileceğim.
Bu arada hemen söyleyeyim, ben yüzme bilmiyorum. Hele de o derin denizde.
Çünkü ben balık değilim.


Ya da iskelede şöyle güzel bir yürüyüş yapamayıp teknelerin de resimlerini çekemeyeceğim ama bugüne kadar çok resim çektiğime saymalıyım değil mi?


Bu yıl Çeşme olmadı kısmet, ama anılarıyla geçirdim yaz mevsimini.
Hayatım boyunca hiçbir zaman silmek istemediğim anılarımla.

24 Eylül 2014

Tercihli Yol

Bu sefer merak etmeyin, İstanbul'da yeni "Tercihli Otobüs Yolu" açılmadı.
Yani gerek İstanbul'da İETT, gerek Ankara'da EGO, gerek İzmir'de ESHOT, gerek diğer vilayetlerimizde bilumum belediye ve özel halk otobüsleri ancak mevcud tercihli yol ve şeritlerden veya normâl "Traffuck"tan seferlerini yapmaya devam edecekler.


Efenim bu yazımızın konusu uzun zamandan beri var olan cep telefonu bağımlısı kişilerin yolda güvenli yürüyebilmeleri açısından açılmış olan ilk tercihli yolun hikâyesi üzerine olacak.
Lâkin bu tercihli yol Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde değil, müstemlekemizden binlerce kilometre uzaklarda, Çin Halk Cumhuriyeti'nde bulunmakta.


Chongqing'de cep telefonu bağımlısı kişilerin güvenli ve sağlam olarak yürüyebilmeleri için özel bir yolun tahsis edildiği haberi geldi bana az önce Facebok'tan.
Bazen Facebok'a küfrediyorum ama bazen de işe yarıyormuş.


Darısı bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin başına.
Çünkü o kadar çok telefona bağımlı insan var ki çevremde, değil yürürken araba kullanırken bile ellerinden telefonlarını bir türlü bırakmazlar.


Ben o zaman bizimkilere geçmiş olsun ve tez zaman zarfında şifa bulmalarını, yetkililere de Çin'den örnek almalarını dilerim.


Tabi her zaman ucuz diye tenkit ettiğimiz Çin Halk Cumhuriyeti'ni bu sefer kutlamak geldi içimden.
Ne dersiniz, haksız mıyım?

Zeki Müren

Eğer ben bugün Türk Sanat Müziği'ni seviyorsam bunu Zeki Müren'e borçluyum.
Oysa birçoklarımızın Sanat Güneşi bizi bırakıp da her faninin gitmek zorunda olduğu yere gideli bir bakıyorum da onsekiz kocaman yıl olmuş.


Size kısaca Wikipedia'dan alıntıyla tanıtayım, kendisini tanımayanlar için:
6 Aralık 1933 (Bursa) - 24 Eylül 1996 (İzmir)
Klâsik Türk Müziği sanatçısı, aynı zamanda bestekâr, güftekâr ve oyuncu.
Sanat Güneşi ve Paşa olarak adlandırılan Müren Klâsik Müziğin en büyük isimlerinden biri olarak kabûl edilir. Sanata olan katkılarından dolayı 1991 yılında Devlet Sanatçısı ünvanını almıştır.


Bugüne kadar kendisi hakkında birçok videosunu izledim, ama üstte gördüğünüz klibe hayran kalmamak elde değil.
Yaralı Gönlüm - Miserlou Remix


Bir de Swarm'da bir arkadaşımın yer bildiriminde gördüğüm şu karikatür bile yeter onu size anlatmaya.
Ruhun şad olsun Zeki Müren!

23 Eylül 2014

TCDD

Hiçbiriniz belki bilemeyebilirsiniz ama bugün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının yüzellisekizinci yaş günü. Hani şu bir gün bir biletçinin söylediği şekilde Tekerlekleri Bedava Dönmeyen Devletimin Trenleri.


Bir zamanlar nerelerden nerelere gelmişiz?
Bu trenler bunca yıldır kimleri nerelerden alıp nerelere götürmüştür?
1856'da ilk rayın Alsancak ile Aydın istasyonları arasında döşenmesiyle başlanan ve Topkapı Sarayı'nın bahçesinden geçmesini istemeyen muhaliflere rağmen "Memleketime tren gelsin de isterse sırtımdan geçsin" diye imtiyazı hemen veren bir padişahın sayesinde İstanbul'a da gelen tren, 1892 yılında Ankara'ya da ulaşmıştı.



Ardından genç cumhuriyet sayesinde Anadolu'nun içlerine örülen demir ağlar sayesinde neredeyse bugünkü durumuna 1950'li yılların başında erişen yollar uzun zaman ihmâl edildi veya kısa şube hatlarıyla geçiştirildi.


O zamandan sonra zamanın hızına ayak uydurmaya çalışan idare ilk elektrikli treni 1955 yılında Halkalı ile İstanbul istasyonları arasında Banliyö Treni olarak baştan inşa etti.


Bu ilk Elektrikli Trenler 1969 yılında Haydarpaşa hattına da geçtiler. Tren yollarının elektriklendirilmesi ve daha hızlı gidip gelmelerinin sağlanması procesi başlamıştı.


Bu aşamada ilk hızlı tren olarak 1977 yılında Ankara ile Haydarpaşa arasında günde iki sefer Mavi Tren sefere konulmuş, başarıya ulaşınca da 1989 yılında Konya ile Haydarpaşa istasyonları Mavi Tren'le tanışmışlardı. Konya Mavi Treni bir zaman sonra önce Karaman'a, sonra da sırasıyla Ereğli, Ulukışla, ve en nihayetinde Adana'ya indirilmişti.
Aynı dönemlerde Ankara'dan İzmir'e de Mavi Tren sefere konmuştu.
1980 yılında ise Elektrikli Tren Türkiye'de üretilmeye başlanmıştı.


Elektrikli Tren 1972 yılında Ankara Banliyösünde seferlerine başladı, böylece iki vilayet arasında elektrikli tren işletme fikri oluştu.


Lâkin ilk Ekspres sıfatıyla işletilen Elektrikli Tren Adapazar ile Haydarpaşa arasında 1977 yılında başlayabilmişti. Özellikle ilk dönemler E40 ile çekilen trenlere ara sıra E14'ler de eşlik ediyorlar, Söğütlüçeşme, Bostancı, Pendik ve Gebze istasyonlarında halk trenleri karıştırabiliyordu.


Bir zaman sonra E14'lerin bir kısmı Ankara Banliyösü'ne gönderildi, kalanı da Haydarpaşa Banliyösü ve Adapazar Ekspresi'nde çalıştılar.


En sonunda 1992 yılında Ankara ile Haydarpaşa Banliyö Hatları arasındaki elektriklendirilme işlemleri bitirilince Boğaziçi Ekspresi Ankara'dan E40 ile hareket etti.
Elektrifikasyon çalışmaları hâlâ devam etmekteydi, önce uzun zamandan beri Yunanistan'dan geçen Edirne hattı 1971'de kendi sınırlarımızın içinden Edirne'ye erişti ve 1985 yılında hat elektriklendirildi.


Daha sonra da İskenderun ile Divriği arası elektriklendirildi.
Tüm bu faaliyetlere rağmen Banliyö Trenleri İzmir'de gerçek anlamda ancak 2010 yılında faaliyete geçebilmişti.


Ve bir rüya gerçek oldu.
TCDD Hızlı Trenlerini 2009'da Ankara - Eskişehir, 2011'de Ankara - Konya, 2012'de Konya - Eskişehir ve şimdilik son olarak da 2014'de Ankara - Pendik arasında hizmete soktu.


Daha da önemlisi 2013'te İstanbul Boğazı Marmaray Trenleriyle aşıldı.
Bu konuda size güzel bir yazım vardı diye hatırlıyor ben.


İşte kısaca benim aklımda kalabilen kadarıyla Devletimin Trenlerinin hikâyesi, ama emin olun bu hikâye asla bitmez, bitemez.
Son resmim de size küçük bir parodi, yani bir nevi geyik muhabbeti, ama ne kadar doğru olduğunu herkes anlamış olmalı sanırım.
Şimdi ise en kısa zamanda Marmaray Hattının bitirilmesini bekliyor biz.

Hoşça Kal Yaz

Yaz bugün resmen bitti. Çünkü takvimler çabuk değişiyor ne yazık ki =(((


Hoşça kal tatil, plajlar, yazlık mekânlar, deniz, yüzme, mayolar, bikiniler, havlular, çantalar, simitler, sevgililer, gece kulüpleri, Alaçatı, Çeşme, Bodrum, Fethiye, Antalya, Mersin, Kınalıada, Büyükada, karpuz, kavun, şeftali, kayısı, sıcak, güneş, bronzlaşma, güneş yanıkları, koruyucu kremler, Nivea, Delial, rakı, balık, sahiller, kumsallar, müzik, happy hours, disk jockey performans, blush time, Ayfon Beş, terleme, kıl, ağda, saç boyası, şampuan, valizler, uçak biletleri, parmak arası terlikler, sandaletler, yelkenli, jet siki, diet, günbatımları izleme, gündoğumları izleme, güneşli akşamlar, Çilay, Reyna, tekne turları.


Ve tabi ki en önemlisi "Yaz Aşkları", olmazsa olmaz. Sonbahar geldiği ve yazlıklardan dönüşümüzde unutmak zorunda kalsak bile mutlaka yaşanması gereken şey.


Bu konuyu bir gün uzun uzun deşeceğim, çünkü gerçekten ne olup ne olmadığı hakkında fazlama bir malûmatfuruşa sahip değilim. Yalnız ben değil, hiç kimse bunun neden olduğunu bilmez.


Tüm bu yukarıdaki listede yazılan nesne-i şeriflere içimiz elvermese dahi kocaman bir güle güle demekten başka çaremiz kalmadı artıkım.


Bir zamandan beri yapraklar da sararmaktalar zaten.
Önümüzde artık serin hava, yeşilçay, kahve, çorba, kaşkol, şal, atkı, kazak, pantalon, çorap, nezle, öksürük, palto, okul, dersler, iş, stres, hüzün ve sessizlik bekler bizi.
Tabi yağmur ve soğukları saymadım.


Bugün artık sonbahara giriyoruz. Girerken dikkâtli girelim, dokuz ay sonraki yaz zamanına kadar kendimizi hasta etmeyelim.
Yüzünüzden gülücük, kâlbinizden sevgi eksik olmasın canlarım benim.