Bu Blogda Ara

10 Mayıs 2007

Yorgunluğun Dayanılmaz Hafifliği

Kuşlardan haber aldığıma göre bir kaç gündür yeni yazılarımı okuyamamaktasınız sanırım.
Hani her zaman karamsar konuşurum ya, yine karamsar yazılarla içlerinizi karartmaya hiç niyetim ve tabi hakkım yok. İşte bu yüzden, sırf bu yüzden ben sizi fazla sıkmadan geçtiğimiz haftayı bir zahmet es geçmeniz menfaatiniz icabı.
Bu aralar yorgunluktan geberiyorum, parmak kımıldatacak halim yok, sebebi de uykusuzluk, bir de bahar alerjisi de cabası, hepsinin üstüne işlerin yoğunluğu, canı sıkılan acele ettiriyor.
Ha, bir de yeni bir oyuna takıldım, daha doğrusu bir arkadaşım önerdi bana, POPOMUNDO adında. Acaip güzel bir oyun, sanal olarak bir musıkişinasın hayatta karşılaşabiliceği olayları çok güzel design etmiş. Bir girince iki saat çıkamıyorum.
----
POPOMUNDO
----

Popomundo internet üzerinde oynanan bir "rol yapma" oyunudur, oyuncular sanal müzik sanayisinde şöhrete kavuşmaya çalışırlar. Oyun gerçek zamanlı oynanır ve siz oynamıyorken bile gelişmesini sürdürür.
Popomundo, grafikleri ve sesi olan geleneksel bir bilgisayar oyunu değildir. Hayal gücü yüksek eğlenceli bir kitlenin olduğu haftada bir iki kez kontrol etmenizin yeteceği bir oyundur.
Hiç bir zaman bilgisayara karşı oynamazsınız, ilişki kurduğunuz her karakter dünyanın bir noktasında oyunu oynayan gerçek bir kişidir.
----
Günün Şarkısı
----
Calling
----
The sun is going down on me
As she surrenders to the sea
So steal the night and fly with me
I'm calling, I'm calling
-
The moon is high on me and you
Is my message breaking through
Darkened skies that once were blue
Are falling
(So hear me now)
-
Calling out your name
Burning on the flame
Playing the waiting game
In my calling
In my calling
(Forever and ever)
-
Through distant lands, through mountain streams
My river's running through your dreams
There's an ocean in between
Forever and ever
-
Chasing shadows through the years
I whisper softly to my dear
Be sure to know that I am here
Forever
-
(So hear me now)
Calling out your name
(A wish that could come true)
Burning on the flame
(I'm reaching out to you)
Playing the waiting game
In my calling
In my calling
Whispers in the air
(I dream you into life)
Hear a lover's prayer
(I pray for you tonight)
I can feel you there
In my calling
In my calling
-
No man is an island
That's an empty sin
Discovery is a journey
Just have to let me in
-
Calling out your name
(A wish that could come true)
Burning on the flame
(I'm reaching out to you)
Playing the waiting game
In my calling
In my calling
Whispers in the air
(I dream you into life)
Hear a lover's prayer
(I pray for you tonight)
I can feel you there
In my calling
In my calling
-
No man is an island
(A wish that could come true)
That's an empty sin
(I'm reaching out to you)
So steal the night and fly with me
I'm calling
-
Hear my calling
----
Geri Halliwell
2001

06 Mayıs 2007

Arızalı Trenler

Malum-u aliniz, bizim 1955'den beri işletilen sevgili elektrikli banliyö trenlerimiz çok (!) çalıştıkları için herhalde galiba sanırsam, sık sık arızalanırlar. Artık Sirkeci'de mi fark edilir, yoksa yolda mı bozulup kalır, tamamen kısmet işidir.
Arıza-ı şerif Sirkeci'de fark edilse ne ala, en fazla birinden inip ötekine binersin, ama oturuyorsan ayakta kalabilmen veya ayaktaysan oturabilmen şans veya şanssızlığına yakalanabilirsin. Bunun dışında kaybın en çok beş dakikadır.
Yok, eğer arıza yolda çıkarsa mecburen yolda kalırsın, sonraki tren senin bulunduğun treni geçmez, o da önündekinin yani arızalı olan trenin yolu boşaltmasını bekler.
Aksi istikamette seyreden trenin geri çevrilmesi ise çok çok daha büyük bir mucize gerektirir. Fakat bir kez bu olay vukua gelmiştir.
Benim sorum arızalı treni göz göre göre neden sefere çıkarırlar? Bir bileniniz varsa yanıtlasın bunu.
----
Günün Şarkısı
----
Ne Me Quitte Pas
----
Ne me quitte pas, il faut oublier
Tout peut s'oublier qui s'enfuit deja
Oublier le temps des malentendus
Et le temps perdu à savoir comment
Oublier ces heures qui tuaient parfois
A coups de pourquoi le coeur du bonheur
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
-
Moi je t'offrirai des perles de pluie
Venues de pays où il ne pleut pas
Je creuserai la terre jusqu'après ma mort
Pour couvrir ton corps d'or et de lumière
Je ferai un domaine où l'amour sera roi
Où l'amour sera loi, où tu seras reine
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
-
Ne me quitte pas, je t'inventerai
Des mots insensés que tu comprendras
Je te parlerai de ces amants là
Qui ont vu deux fois leurs coeurs s'embraser
Je te raconterai l'histoire de ce roi
Mort de n'avoir pas pu te rencontrer
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
-
On a vu souvent rejaillir le feu
De l'ancien volcan qu'on croyait trop vieux
Il est paraît-il des terres brûlées
Donnant plus de blé qu'un meilleur avril
Et quand vient le soir pour qu'un ciel flamboie
Le rouge et le noir ne s'épousent-ils pas ?
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
Ne me quitte pas, ne me quitte pas
-
Ne me quitte pas, je ne vais plus pleurer
Je ne vais plus parler, je me cacherai là
À te regarder danser et sourire
Et à t'écouter chanter et puis rire
Laisse-moi devenir l'ombre de ton ombre
L'ombre de ta main, l'ombre de ton chien
Ne me quitte pas, ne me quitte pas

05 Mayıs 2007

Cadde-i Bağdad

Çocukluğumdan beri Bağdad Caddesi adlı yol benim için gizemlidir.
Çünkü koca İstanbul'un en güzel caddesidir.
İki yanında sıra sıra yaşlanmış ağaçları, şık binaları, medeni insanları, temiz kaldırımları, kızıl çam kokusu, toprağın rengi -kızıldır aslında, ama ortaya çıkarabilmek için biraz eşelemek gerekir-, lüküs semtleri, hâlâ ayakta kalabilmiş olan birkaç tane de olsa köşkleri, yeni yeni açılan restorantları, sarı renkli yeni model dolmuşları, İett ve İoaş Otobüsleri, artık sadece Bostancı'dan Kadıköy istikâmetine akan veya duran trafik ki şimdilerde yol bir şerit daraltıldı, kaldırım genişledi, kısacası bu mıntıka bir âlemdir.
Sözün kısası muhakkak gidip görmeniz gereken yerlerdendir.


Bir zamanlar burada defile bile yapıldığına dair güzel bir resim geldi huzurlarınıza.
İlerideki zamanlarda sizlere daha güzellerini yazmak da kısmet olsun isterim.
----
Bağdad Caddesi'nden Geçen İ.E.T.T Otobüsleri
----
4 : Kadıköy - Bostancı
4A : Kadıköy - Üst Bostancı
4C : Kadıköy - Erko Sitesi
16 : Kadıköy - Pendik
16D : Kadıköy - Yemek Sitesi
16Y : Kadıköy - Yakacık
114 : Beşiktaş - Bostancı
124 : Mecidiyeköy - Bostancı
125 : Yenikapı - Üst Bostancı
130 : Kadıköy - Tuzla
222 : Kadıköy - Pendik
ER2 : Kadıköy - Erenköy
GZ2 : Kadıköy - Göztepe
FB2 : Kadıköy - Fenerbahçe
----
Semtler veya Durak Adları
(Gidiş İstikâmetine Göre)
----
Ayrılış
Yıldızbakkal
Şükrü Saraçoğlu
Kızıltoprak
Ihlamur
Konak
Feneryolu
Selâmiçeşme
Çifte Havuzlar
Göztepe
Yeniyol
Santrâl
Caddebostan
Erenköy
Kantarcı
Çınardibi
Şaşkınbakkal
Şen Sokak
Suadiye
Çatalçeşme
Tan Sokak
Bostancı
----
Günün Şarkısı
----
Je T'aime
----
D'accord il existait d'autres façons de se quitter
Quelques éclats de verre auraient peut-être pu nousaider
Dans ce silence amer j'ai décidé de pardonner
Les erreurs qu'on peut faire à trop s'aimer

D'accord la petite fille en moi souvent te réclamait
Presque comme une mère tu me bordais me protégeais
Je t'ai volé ce sang qu'on aurait pas dû partager
À bout de mots de rêves je vais crier

Je t'aime Je t'aime
Comme un fou comme un soldat
Comme une star de cinéma
Je t'aime je t'aime
Comme un loup comme un roi
Comme un homme que je ne suis pas
Tu vois je t'aime comme ça

D'accord je t'ai confié tous mes sourires tous mes secrets
Même ceux dont seul un frère est le gardien inavoué
Dans cette maison de pierre satan nous regardait danser
J'ai tant voulu la guerre de corps qui se faisaient la paix

Je t'aime Je t'aime
Comme un fou comme un soldat
Comme une star de cinéma
Je t'aime je t'aime
Comme un loup comme un roi
Comme un homme que je ne suis pas
Tu vois je t'aime comme ça

(Elektro Gitar Solo)

Je t'aime Je t'aime
Comme un fou comme un soldat
Comme une star de cinéma
Je t'aime je t'aime
Comme un loup comme un roi
Comme un homme que je ne suis pas
Tu vois je t'aime comme ça
Tu vois je t'aime comme ça
----
Lara Fabian
1996

04 Mayıs 2007

Tuz

Kafamın takıldığı konulardan biri de Tuz'dur.
Evet, bildiğimiz tuz. Hani yemeklere katılan, sofralarımızın olmazsa olmazı zannettiğmiz.
Fakat tuzun fazlasının insan sağlığına çok zararlı olduğunu biliyor muydunuz? Mesela tansiyonu yüksek olanlar tuz yememelidirler. Çünkü tuz tansiyonu yükseltir ve bu da ani ölümlere neden olur.
Sonra tuz çok kuvvetli bir asittir, asit de uzun vadede mideyi çürütür. Bu konu da yerler buz tuttuğu zaman yere dökülen tuz misali sabittir. Çünkü tuz buzu eritip su haline çevirir.

Tüm bu zararlardan sonra benim sevgili büfecilere sormak istediğim Beş Milyon Puanlık Altın Sorum işte geliyor:
Büfelerde aldığımız sandeviçlerin içine bolca boca edilen tuzu sormadan atmasalar olmaz mı?
Yemek yerine tuz yiyoruz, biraz insaf. Bunun yaşlısı var, hastası var, tuzlu yemesi yasak olanı var.
Lütfen yani sevgili büfeciler, yemekleri tuzlarken biraz ölçülü olalım.
Çünkü Tuzun Azı Karar, Çoğu Zarar.
Aklınızın bir köşesinde bulunsun, benden söylemesi.

01 Mayıs 2007

Banliyö Trenlerindeki Gariplikler

Kaç zamandır yazacağım ve irdeleyeceğim bu konuyu, ama bugüne kadar kısmet olmadı maslesef, kısmet bugüneymiş.
Yakın bir zamanda İstanbul'daki banliyö tren hatlarının birleştirecek tünel yapılacağı için Devletin Anahat Trenleri Halkalı ve Gebze'den seferlerine başlayacak, Banliyö Trenleri de işlemeyecek. Bu bağlamda özellikle Sirkeci hattındakiler tamamen "Saldım Çayıra Mevlam Kayıra" vaziyetteler, hele 1955 ve 1962 model eskiden kalan 8000 serisi olanlar. Ne kapıları kapanır ne de pencereleri. Bir de olur olmaz zamanlarda kaloriferleri de yanması tutar. Mesela kışın en soğuk ve bumbuz gibi havada kalorifer yanmıyordu. O gün vagonda iki pencere açık kaldığı ve kapanmadığı için Sirkeci'den Yeşilköy'e kadar tir tir titreyerek geldik. Bir başka gün de -bu sefer de yaz sıcağı- hava zaten sıcak, yola çıktık, bir baktık kalorifer gürül gürül yanıyordu, ayaklarım yandı gelene kadar.
Bu trenlerin kapıları da bir başka alem, her istasyonda daha tren perona girmeden açılır, bizim istasyona gelince de aç açabilirsen. Tren taaa istasyonun ileri ucunda durabiliyor -sanki Halkalı yetmiyor, Ispartakule'ye gidecek- bir de geri yürü işin yoksa.
E tabi, kapılara asılan piçler olduğu sürece siz daha ne beklersiniz?
Bu piçlerin asılmasını önleyebilmek için bir fikrim var-dı bir zamanlar, -ki o da tek çare-, kapı önünde bulunan bir basamak var, onu kaldırmak. Ama Devletin Trenlerinin Görevlileri bu kadar basit bir çözümü düşünemedi yıllardır.
Bu piçler hattın gecekondu semtleri(*)nde oturan, kontrolün pek olmadığı istasyonlardan kaçak olarak perona giren, trene binmeyen (!) -binmek için trenin içine girmek gerekir- ağızlarından -lanet olası- sigara eksik olmayan, bitirim ayaklarına yatan, işi gücü pek olmayan avare tiplerdir.
Allahtan Haydarpaşa hattındaki 14000 serisi trenlerin kapı sistemi kökten değişti, artık orada böyle manzara yok, çünkü tren kapı açıkken gitmiyor.
"Bu mu Mustafa Kemal Atatürk'ün vatanı emanet ettiği gençlik?"
Nerdeyse her akşam rastladığımız bir kaç manzarayı kafanızda canlandırmaya çalıştım bugün, konuyu ilerki zamanlarda biraz daha deşeceğim, bana hatırlatın bunu.
Bir kondüktörün dediği gibi: "Devletin Treninin Tekerlekleri Bedavaya Dönmüyor!"
----
Günün Şarkısı
----
Kara Tren
----
Gözüm yolda gönlüm darda
Ya kendin gel ya da haber yolla
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup
-
Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınırda derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Kan dolar yüreğim gözyaşım dinmez
-
Yara bende derman sende
Ya kendin gel yada bana gel de
Duyarım yazmışsın iki satır mektup
Vermişsin trene halini unutup
-
Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınırda derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Kan dolar yüreğim gözyaşım dinmez
----
Yavuz Bingöl

(*) Gecekondu Semtleri : Kazlıçeşme, Zeytinburnu, Menekşe, Soğuksu, Kanarya, Halkalı