Bu Blogda Ara

23 Eylül 2014

TCDD

Hiçbiriniz belki bilemeyebilirsiniz ama bugün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının yüzellisekizinci yaş günü. Hani şu bir gün bir biletçinin söylediği şekilde Tekerlekleri Bedava Dönmeyen Devletimin Trenleri.


Bir zamanlar nerelerden nerelere gelmişiz?
Bu trenler bunca yıldır kimleri nerelerden alıp nerelere götürmüştür?
1856'da ilk rayın Alsancak ile Aydın istasyonları arasında döşenmesiyle başlanan ve Topkapı Sarayı'nın bahçesinden geçmesini istemeyen muhaliflere rağmen "Memleketime tren gelsin de isterse sırtımdan geçsin" diye imtiyazı hemen veren bir padişahın sayesinde İstanbul'a da gelen tren, 1892 yılında Ankara'ya da ulaşmıştı.



Ardından genç cumhuriyet sayesinde Anadolu'nun içlerine örülen demir ağlar sayesinde neredeyse bugünkü durumuna 1950'li yılların başında erişen yollar uzun zaman ihmâl edildi veya kısa şube hatlarıyla geçiştirildi.


O zamandan sonra zamanın hızına ayak uydurmaya çalışan idare ilk elektrikli treni 1955 yılında Halkalı ile İstanbul istasyonları arasında Banliyö Treni olarak baştan inşa etti.


Bu ilk Elektrikli Trenler 1969 yılında Haydarpaşa hattına da geçtiler. Tren yollarının elektriklendirilmesi ve daha hızlı gidip gelmelerinin sağlanması procesi başlamıştı.


Bu aşamada ilk hızlı tren olarak 1977 yılında Ankara ile Haydarpaşa arasında günde iki sefer Mavi Tren sefere konulmuş, başarıya ulaşınca da 1989 yılında Konya ile Haydarpaşa istasyonları Mavi Tren'le tanışmışlardı. Konya Mavi Treni bir zaman sonra önce Karaman'a, sonra da sırasıyla Ereğli, Ulukışla, ve en nihayetinde Adana'ya indirilmişti.
Aynı dönemlerde Ankara'dan İzmir'e de Mavi Tren sefere konmuştu.
1980 yılında ise Elektrikli Tren Türkiye'de üretilmeye başlanmıştı.


Elektrikli Tren 1972 yılında Ankara Banliyösünde seferlerine başladı, böylece iki vilayet arasında elektrikli tren işletme fikri oluştu.


Lâkin ilk Ekspres sıfatıyla işletilen Elektrikli Tren Adapazar ile Haydarpaşa arasında 1977 yılında başlayabilmişti. Özellikle ilk dönemler E40 ile çekilen trenlere ara sıra E14'ler de eşlik ediyorlar, Söğütlüçeşme, Bostancı, Pendik ve Gebze istasyonlarında halk trenleri karıştırabiliyordu.


Bir zaman sonra E14'lerin bir kısmı Ankara Banliyösü'ne gönderildi, kalanı da Haydarpaşa Banliyösü ve Adapazar Ekspresi'nde çalıştılar.


En sonunda 1992 yılında Ankara ile Haydarpaşa Banliyö Hatları arasındaki elektriklendirilme işlemleri bitirilince Boğaziçi Ekspresi Ankara'dan E40 ile hareket etti.
Elektrifikasyon çalışmaları hâlâ devam etmekteydi, önce uzun zamandan beri Yunanistan'dan geçen Edirne hattı 1971'de kendi sınırlarımızın içinden Edirne'ye erişti ve 1985 yılında hat elektriklendirildi.


Daha sonra da İskenderun ile Divriği arası elektriklendirildi.
Tüm bu faaliyetlere rağmen Banliyö Trenleri İzmir'de gerçek anlamda ancak 2010 yılında faaliyete geçebilmişti.


Ve bir rüya gerçek oldu.
TCDD Hızlı Trenlerini 2009'da Ankara - Eskişehir, 2011'de Ankara - Konya, 2012'de Konya - Eskişehir ve şimdilik son olarak da 2014'de Ankara - Pendik arasında hizmete soktu.


Daha da önemlisi 2013'te İstanbul Boğazı Marmaray Trenleriyle aşıldı.
Bu konuda size güzel bir yazım vardı diye hatırlıyor ben.


İşte kısaca benim aklımda kalabilen kadarıyla Devletimin Trenlerinin hikâyesi, ama emin olun bu hikâye asla bitmez, bitemez.
Son resmim de size küçük bir parodi, yani bir nevi geyik muhabbeti, ama ne kadar doğru olduğunu herkes anlamış olmalı sanırım.
Şimdi ise en kısa zamanda Marmaray Hattının bitirilmesini bekliyor biz.

Hoşça Kal Yaz

Yaz bugün resmen bitti. Çünkü takvimler çabuk değişiyor ne yazık ki =(((


Hoşça kal tatil, plajlar, yazlık mekânlar, deniz, yüzme, mayolar, bikiniler, havlular, çantalar, simitler, sevgililer, gece kulüpleri, Alaçatı, Çeşme, Bodrum, Fethiye, Antalya, Mersin, Kınalıada, Büyükada, karpuz, kavun, şeftali, kayısı, sıcak, güneş, bronzlaşma, güneş yanıkları, koruyucu kremler, Nivea, Delial, rakı, balık, sahiller, kumsallar, müzik, happy hours, disk jockey performans, blush time, Ayfon Beş, terleme, kıl, ağda, saç boyası, şampuan, valizler, uçak biletleri, parmak arası terlikler, sandaletler, yelkenli, jet siki, diet, günbatımları izleme, gündoğumları izleme, güneşli akşamlar, Çilay, Reyna, tekne turları.


Ve tabi ki en önemlisi "Yaz Aşkları", olmazsa olmaz. Sonbahar geldiği ve yazlıklardan dönüşümüzde unutmak zorunda kalsak bile mutlaka yaşanması gereken şey.


Bu konuyu bir gün uzun uzun deşeceğim, çünkü gerçekten ne olup ne olmadığı hakkında fazlama bir malûmatfuruşa sahip değilim. Yalnız ben değil, hiç kimse bunun neden olduğunu bilmez.


Tüm bu yukarıdaki listede yazılan nesne-i şeriflere içimiz elvermese dahi kocaman bir güle güle demekten başka çaremiz kalmadı artıkım.


Bir zamandan beri yapraklar da sararmaktalar zaten.
Önümüzde artık serin hava, yeşilçay, kahve, çorba, kaşkol, şal, atkı, kazak, pantalon, çorap, nezle, öksürük, palto, okul, dersler, iş, stres, hüzün ve sessizlik bekler bizi.
Tabi yağmur ve soğukları saymadım.


Bugün artık sonbahara giriyoruz. Girerken dikkâtli girelim, dokuz ay sonraki yaz zamanına kadar kendimizi hasta etmeyelim.
Yüzünüzden gülücük, kâlbinizden sevgi eksik olmasın canlarım benim.

Askeri Moda

Kaç zaman sonra askeri kesim paltolar çıktı meydanlara.
Belki millet giymedi henüz ama modacılar çekimlerinde bu malzematı kullanmaya başladılar.
Aslında şaka maka kadınlara da yakışmıyor değil.


Kış mevsiminde çok güzel paltolarla birlikte olacağız sanırım, aslında kendilerini modaya yön veren modacılar sanan terzi çırakları bunu biraz geç keşfettiler ama olsun.


Emin olun ne giyerseniz giyin, kendinize yakıştırmayı deneyin derim size.
İşte şurada az sonra göreceğiniz resimde olduğu gibi.


Hemen buradaki mankeni takdim edeyim, bu bendenizim. Hem de Selfiye =)))
Sizin için Zara'nın askeri paltosuna mankenlik yaptım, dilerim siz de beğenirsiniz.

22 Eylül 2014

Üç Harfli Stayl

Başlık sizi şaşırtmasın, buradan bu sefer hiç kimseye sözüm yok, bazı resimlerden paylaşım yapabilmek için özellikle seçti ben bu cümleyi.


Az önceki yazımın devamı sayılabilecek bir defile olsun bu seferki yazım.
Bu arada biraz da eğlencelerimize ve malûmatlaşmalara bakalım biz hayatlarımızda.


Moda çekimlerimizden arta kalanlar devam ediyor, aslında bunun özel bir eğitimi ve zamanı olmalı ama ben şimdilik kafama göre takılıyorum, ama ara sıra dahi olsa sizderya okuyucularıma ve arkadaşlarıma biraz giyimden de bahsedebilirim.


Emin olun şu dünya üzerinde birbirlerine en çok yakışan renk sarı ve laciverttir.
Hani Fenerbahçeli olduğum için söylemiyorum ama tarihe bakarsanız Galatasaray'ın da ilk kurulduğu dönemde forma renklerinin sarı ve lacivert renklerden oluştuğunu söylersem herhâlde küçücük dilinizi yutabilirsiniz.
O formayı size başka bir yazımda paylaşacağım ve o zaman isterseniz de kulüpten de sorgulayabilirsiniz.


Bol paça pantolonlara alıştık ama paçalarının yere sürülmesi kadar iğrenç bir görüntü ayrıntısı yoktur sanırım, ya siz ne düşünürdünüz?


İşte klâsik bir sonbahar kıyafeti daha, hani tam hava kışa dönüşmemiş ama ben bir şeyi çok merak ediyorum:
Bu kış gibi soğuk havada nasıl oluyor da külotlu çorap giymeden üşümemeyi becerebiliyorsunuz?
Bu bizim resmen kar altında sadece gömlekle sokağa çıkmamızla eşdeğer değil mi?


Resmen altı kaval üstü Şişhâne, bu ne perhiz bu ne lahana turuşusu?
Hani ayakların sıcak tutulması lâzımdı hayatta, bu kadar mı olur yani?

Sonbahar Modası

Normâl şartlar dahilinde pek moda hakkında yazmam, benim modadan anlayışım sadece ve sadece Moda semti ile alakalı olduğunu bugüne kadar beni okuduysanız bilirsiniz.



Gelgelelim bu sefer biraz değişiklik yapalım istedim, malûm her konuda yazacaktım değil mi ben size? Hazır mevsim değişmişken bir parçacık da kadın modasından yazmak istedim.


Resimler için Pinterest'e teşekür ederim, bu da benim son sosyal medya organım.
İçinde ne ararsan var, bugüne kadarki bütün sosyal medya sitelerinin toplamı gibi bir şey. 


Ama ben burada Web-Site tanıtımı yapmayacağım, bizim konumuz moda çekimlerinden arta kalanlar. Bu yazım belki de bu yazın son yazısı, onun için biraz şatafatlı bir kapanış yapmalı.


Elbette sonbaharda hepimiz açık yerlerimizi kapatacağız, belki yazdan daha da güzel olacaktır hâllerimiz, kim bilir?


Bazı zamanlar yazı arasak bile emin olun sonbaharın da apayrı bir güzelliği vardır mutlaka bir yerlerde saklanmış.


Ben ki sonbaharda sürekli hüzünlenirim ve morâlim bozulur, çünkü gün erken bitiyor ve sararmış yapraklar ağaçlardan etrafa saçılıyorlar, çok değil birkaç gün öncesine kadar yemyeşildiler bu yapraklar ve henüz ağaçların üzerlerindeydiler.


Yazın biz insanlar çıplaklaşıyor ve ağaçlar giyinikleşiyorlar ya, kışın da nöbet değişimi gibi bir şey, bu sefer ağaçlar çıplak ama insanlar giyinik. Ne kadar da ironik değil mi?


Ama şimdilik hem ağaçlar soyunmaya hazırlanacaklar, her ne kadar mevsim çok hızlı değişiyorsa dahi hâlâ hazırlanma dönemleridir bahar mevsimleri.