Bu Blogda Ara

10 Nisan 2019

Sigarayı Bırakma

Sigara sağlığa zararlıdır.
Aslında bunu sigarayı fosur fosur içenler de bilirler, ama bilmelerine rağmen içmemezlik etmezler.
Yine de sigara konusunda bazı karikatürleri çizmeden de duramaz bazı karikatürcüler.
İşte onlardan biri, ki bu yeni geldi önüme:


Sigara bırakmak demek bir sigara markasını bırakarak başka markaya geçmek demek değildir, bırakınca ne eski içtiğiniz markayı ne de bir başka markayı içmemelisiniz.
Herkese sigarasız ve sağlıklı günler diler ben.

Yanlışın Götürdüğü Doğrular

Örgün eğitimde bir kural vardır, sınavlarda üç yanlış bir doğruyu götürür.
Yani otuz soruluk bir sınavda yirmiyedi adet soruyu doğru cevaplamanıza rağmen üç adet yanlış yaparsanız alacağınız not yirmiyedi değil yirmialtıdır, Çünkü bu üç yanlış toplanmış ve doğru cevapladığınız sorulardan birinin puanını yanlışlar hanesine yazılmasına sebep olmuştur.
Ancak okuldaki öğretilenlerden ziyâde konumuzu hayatın gerçeklerinde araştırmaya başlarsak bazı şeyler daha değişik olarak çıkıyor karşımıza.


Bazı insanlar vardır dünya üzerinde yaşayan, bunların ortak özelliği her zaman yalan söylemek ve işin daha da tuhafı bu söyledikleri yalana kendileri de inanmaktadırlar.
Ancak bir yalan yüzünden yıkılan güveni ve huzuru geri getirebilmek kolay mıdır?
Yalan söyleyen insan söylediği kişiye sadakâtsizliğini de kanıtlamış olmuyor mu?
Bir insan aslında her zaman sadece kendisini kandırabilir, karşısındaki insan bir defa kanar ama başka sefer kanmaz, hâttâ bu sefer yalan söyleyen kişinin söylediği doğruları bile sorgulamaya başlar.
Ahanda işbu mevzuat-ı umumiyede benim söyleyeceklerim bitmiştir.
Herkesi yalancı kişilerin şerrinden korumasını Gök Tanrı Tengri'den niyâz eyleyerek bitirdim.

09 Nisan 2019

Rüyaları Hatırlama Rehberi

Hepimiz geceleri uyuduğumuz zaman rüya görürüz. Ancak birçoğumuz uyandığımız zaman gördüğümüz rüyaları hatırlamayız. Buna ben de dâhilim, eğer çok ama çok güzel bir rüya gördüysem müstesna tabi.
Bilim adamları ve araştırmacı tayfa çalışıyor, bizim gibi tembel tembel bir kaya üstünde oturmuyor. Demek ki onlar geceleri gördükleri rüyaları hatırlıyorlar.


Kedi de olsa uykuculuk uykuculuktur. Kedilerin de uyumaya ihtiyacı vardır, üstelik bizden daha fazla uyurlar ama konumuz bu değil.
Efenim bizim demeyeyim ama benim sayfalarımdaki yazılarımı okuyanlar çalışkan Amerikalı bilim adamlarından bahsettiğimi bilirler. Bunlardan Harvard'lı olanlardan bazıları rüyalarımızı hatırlamamız için bazı önerilerde bulunmuşlar, imdı onların yazdıklarına kâlem veriyoruz:

Rüyanızı hatırlamaya istekli olun.
Ben istekliyim ama hafızama pek güvenemiyorum.

Uyanır uyanmaz rüyanıza dair hatırınıza gelenleri yazıyla not alın ya da sesinizi kaydedin.
O uykulu hâlimle mi? Çok zor, çünkü çok zor ayılır ben.

Fiziksel bir zorlanma ve değişiklik hafızanızı da değiştirir.
Aynen telefonun ya da bilgisayarın da hafızasını değiştirdiği gibi.

Notunuzu spor yapmadan kahve içmeden ve telefonunuza bakmadan önce alın.
Yanı başımda kâlem kâğıt var mı acaba?

Uyumadan önce hangi pozisyonda yattığınızı unutmayın. Uyanınca uykuya daldığınız pozisyona dönmeye çalışın.
Bunu ancak yazarsam bulurum.

Gece süresince her üç saatte bir saatlerinizin zilini kurun.
Uyanıp hatırladıklarınızı not alın.
Böyle uyku mu olur? Ondan sonra ertesi günü iptâl olurum.
Uyku dediğin kesintisiz olmalı, yoksa olmaz.

Sonra uyumaya devam edin.
Kolaydı sanki, en az yarım saat uykuya dalma nöbetleri beni bekler.


Aynı bilim adamları zihninizin sağlığını korumak ve güçlü kılmak için rüyalarınızı hatırlamayı öğrenmeniz gerektiğinden de bahsediyor.
Biz insanların günlerinin üçte biri uykuyla geçirilmeli, az uyumak aptal çok uyumak tembel yapar derler.
Yine de uzmanların bahsettikleri konuları uygulamak benim gibi uykucular için çok zordur.
Ya siz ne düşünüyorsunuz işbu mevzuat-ı umumiyede?

30 Mart 2019

Marmaray'dan Resimler - Volüm Dört

Bugün Cumartesi. Aslında yarın sabah seçim var, belediyelerimiz ve muhtarlarımız için yarın sabah sandık başına gidip koy vermeyeceğiz, boş vermeyeceğiz, sukoy da vermeyeceğiz, ama oy vereceğiz.
Gelgelelim ben yine bir trene bindim, bu sefer de bir şeyler paylaşayım istiyorum.


Marmaray istasyonları için genel olarak yeni giriş ve çıkış kapıları yapıldı, çoğu istasyonun geçiş yerleri değişti.
Bunlardan biri de Yeşilköy'deki istasyon, giriş kapısı otuz metre kadar yan tarafa kaydırıldı.


Eski istasyon ve yeni istasyon arasındaki farklar bu resimde daha açık olarak meydana çıkıyor.
Eskiden yapılan peronlarda yolcuların ve memurların korunabilecekleri kapalı yerler özene bezene yapılmış, ama yenilerinde peronların üstleri apaçık ortada, biraz rüzgâr esti miydi insan üşütür ve hasta olur.
Gerçi önümüz yaz ama bu yazın bir de kışı var.


Marmaray üç ray olarak yapıldı, iki ray Banliyö Trenleri, üçüncüsü ve kimi noktalarda üçüncüye bağlanan dördüncü ray Anahat Hızlı ve Yük Trenleri için yapıldı.


Bu yapılış düzenine göre Kuzeyde kalan Hat-1 Gebze'den gelip Halkalı'ya devam eden Marmaray Trenleri, ortada kalan Hat-2 Halkalı'dan gelip Gebze yönüne giden Marmaray Trenleri, Güneyde kalan Hat-3 ise çift yönlü olarak Anahat ve Yük Trenleri tarafından kullanılacak.
Hat-3'ün tek handikapı Tüp Geçitten geçmemesi, Rumeli tarafında Kazlıçeşme'den itibaren eski yoldan İstanbul Garına bağlı, Anadolu tarafında ise Ayrılıkçeşme'ye gelmeden hemen önce Haydarpaşa Garına doğrudan bağlanacak.


Rüzgârı kesen ise aynı anda aynı istasyonda bulunan Marmaray Trenleri, ama bu anı her dakika yakalanamayacak şekilde, çünkü bir yöne giden trenden sonra onbeş dakikalık bir boşluk kalıyor, bu boşlukta peronda olanlar soğuk havalarda hasta olmazlarsa iyidir.


Burası ise trenden indiğim Suadiye İstasyonu, burada demin ne demek istediğim daha net olarak anlaşılabilir.
Şu merdivenlerin arasında kalan bölümde Kazlıçeşme İstasyonundaki gibi en azından camlı birer kapalı bekleme yeri yapılamaz mı?


Yine de bu kadar olumsuzluğun arasında bulduğum olumlu bir konuyu da dile getireyim, istasyonlardaki elektrikli prizler.
Özellikle günümüzde akıllı telefonların pilleri çok hızlı bittikleri için işbu prizleri kullanarak telefonlarımızın pillerini biraz olsun doldurabiliyoruz Gök Tanrı Tengri'ye çok şükür.

Burası da bir zamanlar bizim tren beklediğimiz başka bir istasyon olan Suadiye'deki eski bekleme salonu ve bilet kişesi.
Her güzel şeyin bir sonu olduğunu resmen haykıran bir şekilde yenisi gelince tarihi bir tarafa bırakmışlar gibi duruyor.
Kim bilir ileride ne amaçlarla kullanılacak?

28 Mart 2019

İkibinondört Liralık Sınır

Ekomonimiz her geçen gün büyüyor gelişiyor ve çok ama çok çalışıyor.
Bir yandan maaşlarımız yükseldi, diğer yandan harcamalarımız daha da fazla yükseldi hamd olsun.
İşin güzel tarafı nüfûsumuz da çoğalıyor, hele de her ailede en az üç çocuk yapılacak komutundan sonra herkes ama herkes en ucuz eğlenceyle her akşam vur patlasın tokmağı çal oynasın mızrabı eğleniveriyor.


Ancak buna rağmen içinde bulunduğumuz üçüncü ay olan Mart'ta çekirdek ailelerin yani anne baba bir kız bir erkek çocuğun olduğu ailelerin armudun sapı üzümün çöpü ile sağlıklı beslenebilmesi için ceplerinden toplamda çıkartılacak masrafın karşılığının İkibinondört Türk Lirasıcık olduğunu açıkladı bu sabah Türk-İş Sendikası.


İkibinondört yılı yaklaşık beş kocaman yıl önce geride kaldı.
Biraz önce bahsettiğim işbu çekirdek ailenin masraflarına elektrik su doğalgaz giyim eğitim ulaşım harcamaları da eklenince oturdukları evin kendilerine ait olduğunu var sayarsak işbu sayı Altıbinbeşyüzaltmışbir Türk Lirasıcık'a çıkıyor.
Allah'tan memleketimizde işler güçler çok yolunda ve işsizlik oranı sıfıra yakın da hepimiz çalışıyor ve memleketimizi kalkındırıveriyoruz.


Ancak buna rağmen Gelir Vergilerimizi ödediğimiz işbu ay ile geçen yılın aynı ayından itibaren geçen zaman zarfında gıda ücretlerinin de Yüzde Yirmibir oranında arttığını ve memleketimizdeki besin tüccarlarının zenginleştiğini de belirtmem gerekmekte.
Çünkü hepimiz gibi tüccarlarımız da çalışıyorlar, hem de çok çalışıyorlar.
Doğa Ana sağ olsun tarlalarımıza her yıl güzel bir hasat dönemi yaşatıyor, her yıl bir önceki yıldan daha fazla ürün elde edebiliyoruz, çiftçilerimizin yüzleri gülüyor.


Bindokuzyüzseksendört Yılı yapımı rahmetli Natuk Baytan'ın yönettiği ve rahmetli Kemâl Sunal'ın başrolünde her ne kadar adı "Niyâzi" de olsa "Şaban"lıktan tam olarak kurtulamamış olan Atla Gel Şaban adlı Yeşilçam Klâsiği içinde pek dikkât edilmeyen bir sahne vardır, bize göre sağ yanında çocukları ve kaynanası solunda da eşi rolünde Nevra Serezli'nin hayat verdiği "Zehra" karakterine söylediği bir replik vardı:
"Zehra, binliği küçümseme, alınacak zavallı."


Bir zamanlar üstte paylaştığım "Mor Binlik" ile burada görülen "Binlik" aslında aynı değerdedir ama aradaki geçen zaman zarfında gerçek değeri çok ama çok düşmüştür.
Çünkü Niyâzi'nin aldığı maaştan ay sonunda arta kalan bu "Binlik" kendilerini bir kocaman ay boyunca geçindirecek ve günde sadece "Otuzüç" Liracık harcırah bırakacaktır.


Niyâzi'nin mantığına göre her ay artan işbu "Bir" Liracık ile üçbin yıl sonra çocuklarına çok istedikleri bisikletlerini alabilecektir.
İşte böyle sevgililer, hayat ekomoni hayatı ve devri, her ne kadar işbu yazımda okuduğunuz hiciv ve mizaha rağmen hiçbir şeyin kolay olmadığını sizlere anlatmak istedi ben.
Okuduğunuz için teşekkürler.