Bu Blogda Ara

30 Nisan 2018

Yeter Ki Solmasın

Dünyada sadece çiçekler veya kâğıtlar ya da aşklar solmaz, üzerinde uzun zamanlar çalışılan resimler de solabilirler. Onları ilk günkü canlılığında saklayabilmek için korumak gerekir.
Tıpkı haftada sadece bir saatliğine Dublin'de bulunan Ulusal Müze'de ziyaretçilerin görüşüne arz edilen ünlü İrlandalı ressam Frederik William Burton'un Kule Merdivenlerinde Buluşma adını verdiği tablosu gibi.


İşbu temaşa ettiğimiz tablomuzun renkleri solmaması için sadece Perşembe günleri 17:30 ilâ 18:30 arasında haftanın geri kalan yüzaltmışyedi saatini geçirdiği ahşâp sandıktan çıkartılıyor.
Bu sayede eser-i şerifimiz ilk günkü canlılığını korumayı başardı.
İmdı bir mâlumatfuruş ekleyeyim ki Leonardo Da Vinci'nin ünlü Mona Lisa tablosunu bile Louvre Müzesi işbu şekl-i şerifte saklamıyor. Yakın zamanda solacak hani hatırlatayım dedi ben.

Çiçekli Evle Selfiye

Ben bizim Karadeniz hâlkının yaptıklarına da hayranım zekâlarına da. Essahtan da bazen öyle değişik nesne-i şeriflere imza atıyorlar ki temaşa edenlerin küçük dillerini yummilenmesi işten bile değil.
İmdı sizleri Rize'ye kadar bir uzatıyorum ve orada bir ev var uzakta diyorum, gitmesek de oturmasak da o ev bizim evimizdir.


Çünkü efenime söyleyeyim işbu ev-i şerif büyüklerden günümüzdeki mirasçılara miras kalmış ama işbu mirasçılar evle alakadar olmamışlar.
Bakılırsa bağ olan ama bakılmazsa dağ olan her nesne-i şerif gibi evi de zamanla sarmaşıklar bir sevgili gibi sarıvermiş. Bahar memlekete avdet eyleyince de işbu sarmaşık-ı şerifler çiçeklenivermişler ve evin çevresini kocaman bir çiçek buketine çevirivermişler.
Köyden gelip geçenler de gitmeden önce işbu benzersiz plân-ı arkada selfiye çekmeyi ihmâl etmiyorlar.

Dünya İyiliğe Hasret

Son zaman zarfında artıkım koskocaman dünyanın çivisi yerinden çıkmış ve kötülüklerin adam yerine konulup itibarlaştırıldığı iyiliklerin enâyi denilerek dalga ve mal diye taşak geçildiği bir düzen-i şerif oluvermiş.
Sanırım düzülenler düzenlerden ziyâdesiyle memnun olmalı ki henüz işbu mevzuat-ı umumiye hakkında bereketli bir harekete geçmiyor hiç kimse.
Düşünün ki bir bebeği kucağınızda uyutmak bile sizlerden herhangi birini kahraman yapabilir.


Çünkü efenime söyleyeyim memleketimizden çok uzaklarda bulunan Yeni Zelanda'da bir hastahanenin acil seervisine başvuran kadının tedavisi sürerken bebeğiyle o esnada müsait olan başka bir doktor ilgilendi. Bebek de işbu ilgi-i şerife karşılık bir saat kadar doktorun kucağında şekerleme yapıverdi.
İşbu yaşanan an-ı şerifler hastahanenin güvenlik kameralarına yansıdı, kayıt-ı şerifler de sosyâl mediada paylaşıldı. Üstelik onbinlerce beğeni aldı. Beğenen vatandaşlar doktoru kahraman ilân ettiler.
İçlerinden en can alıcı yorumu da aynen şöyle:
"İyiliğe o kadar hasretiz ki küçücük bir nezâketi bile kahramanlık sanıyoruz."

İmdı sizlere de soruyor ben, ne olacak işbu dünyanın hâli?

İnstegram Turizmi

Eski zamanlarda turizim genelde seyahâtnamelerde azimet edip temaşa eyleyenler tarafından anlatılan ve kâğıda basılan birkaç resm-i şerifle sadece güzelliğin konuşulduğu, üstelik de bazı mıntıka-i şeriflere ulaşımın oldukça meşakkâtli olduğu bir mevzuat-ı tâtiliyeydi.
Ancak zaman geçtikçe ve imkânlar çoğaldıkça sosyâl medianın da sayesinde turizim dünyası işbu hadise-i şerifte bir tarz-ı nevin yakaladı.
Artıkım seyahât yazıhâneleri tanıtımlarını "İnstegram'lık resim çekmeye uygun noktalar" vaad-i şerifiyle insanları müspet anlamda kandırıyorlar.


İşbu haber-i şerifte tarz-ı nevin tanıtımlardan sadece iki adedi gözlenmekte, sol resimde bulunan Rosario Adaları'ndaki mekânlar estetik arka plâna sahip olmasıyla, sağ resimde olan Matamba Adası tam bir beş yıldızlı tâtil resm-i şerifleri garantisi ile misafirlere arz edilmekte.
İşbu resm-i şerifler Kolombiya'da bulunmakta, ama bizim memleketimiz kadar güzel olup olmadığı konusunda herhangi bir mâlumatfuruşa sâhip değil ben, çünkü henüz gözlerimle temaşa etmek nâsip olmadı.

İsveç Köftesi Bizim Çıktı

Şu koskocaman Ewropa'nın bizim güzelliklerimizi kendilerine mâl etmelerine ve sahiplenmelerine iyice uyuz olmakta ben.
Önce Yunanistan'ın bizim Gaziantep'ten çıkan baklavamızı sâhiplenmeye çalışmasıyla başlayan ve kahveyi pişirme usülümüzü de buna ekledikten sonra işbu hırkıslık-ı milliyeden sonra sıra köftelerimize geldi.
Elbette karşılıklı kültür alışverişimiz olacak ama biz nasıl onların kültürlerini ve yemeklerini kendimize mâl etmiyorsak onlar da bizim işbu hassasiyet-i şeriflerimize saygı göstermelerini istemek hakkımız.


Ancak bu sefer bizim köftelerimize İsveç'ten güzel bir iade-i itibar geldi tarafımıza.
Üstelik aslında bizim olan ama o zamanlardan beri İsveç Köftesi olarak adlandırılıp dünya üzerinde de o şekilde şöhrete sahip olan köfteler hakkında bizzat devlet "Bizim köfteler aslında Kral Onikinci (Demirbaş) Karl'ın Osmanlı'dan getirdiği tarife dayanıyor." diye bir açıklama yayınladı.

Ancak hadise-i tarihin gelişme-i şerifi bildiğiniz gibi değil, imdı sizlere biraz anlatacak ben.
Efenim zamanın İsveç kralı Onikinci Karl 1697 yılında tahta çıktığında henüz onbeş yaşındaydı. Henüz çocuk yaşta tahta çıkan birinin olması Rusların denize açılması için güzel bir fırsat olarak gördüklerinden üç yıl sonra Rus çarı olan Deli Petro İsveç'e savaş açtı. Ama Narva cephesindeki savaşta İsveç ordusu Rusları ağır bir mağlubiyete uğrattı. İşbu galibiyetten sonra İsveç bölgede söz sahibi oldu ve bu sefer Rusya'yı işgâl etme hayaline kapıldı.
Bu sefer de 1707 yılında İsveç Rusya'ya savaş açtı, her ne kadar ilk muharebelerde başarı sağlasalar dâhi tarihin en soğuk kışlarından birinin Moskova üzerine bastırması yüzünden kuşatmayı kaldırması gerekti ve seferine Ukrayna yönünde devam etti.
8 Temmuz 1709 günü Paltova kâlesini almak için uğraşan İsveç ordusu Deli Petro'nun komutanlığındaki Rus ordusu karşısında ağır bir mağlubiyet aldı ve hem kral hem de geri kalan askerler Osmanlı İmparatorluğuna ait olan Özi kâlesine sığınmak istediler. Ancak kâlenin muhafızı Abdurrahman Paşa İsveçlilerin topraklarına saldırabileceğini düşünerek önce izin vermedi ve bu zaman zarfında ordu Ruslara teslim olmak zorunda kaldı.
İşbu teslimiyetin ardından kral ve ordudan geriye kalan ikibin askerin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına girmelerine izin çıkmış, daha sonra da günümüzde Moldova'ya bağlı olan Bender'e taşınmıştı kral.
Bender'de dört yıl yaşayan kral Onikinci Karl siyasetini buradan da sürdürdü.
Dört yılın sonunda bu sefer de bir yıllığına Dimetoka'ya yerleşen kralın Osmanlı İmparatorluğunda ikâmet etmesi uluslar arası bir sorun olmaya başladı.
Bunun üzerine zamanın padişahı Sultan Üçüncü Ahmet (سولتان وچونجو اهمه​ت) krala ya Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlığına geçmesini ya da İsveç'e geri dönmesini tebliğ etti.
İşbu tebligatı tebellüğ eden kral ve yanındakiler altıyüz kişilik bir ordunun eşliğinde sarayına kadar götürüldü.
Demirbaş Karl'ın Osmanlı İmparatorluğu topraklarında kaldığı beş yıllık zaman zarfında neredeyse tüm masrafları bir krala yakışır şekilde bizimkiler tarafından karşılandı.
Üstelik giderken de birçok armağanla birlikte gitti.
Kral giderken bir senet imzalamış ancak uzun zaman boyunca tahsil edilememişti. Aradan yıllar geçip de Demirbaş Karl Hakk'ın rahmetine kavuştuktan yıllarca sonra 1738 yılında İsveç Krallığı Osmanlı İmparatorluğu'na eski krallarının borcuna karşılık gemicik ve askeri mühimmât olarak bir kısmını ödemiştir.

İşbu hadise-i misafiriyenin sebep ve sonucunu dilimin döndüğünce özet olarak kıraat ettiğimiz aslında pek de beklenmeyen nedenler sonucu köftelerimiz de İsveç Köftesi olarak anılmaya başlandı.
Ne dersiniz yanlış hesap Bağdat'tan dönerdi eskiden ama günümüzde Stokholm'den de dönebiliyor.