Bu Blogda Ara

15 Ekim 2014

Gelinlik

Sanki her şey çok normâlmiş gibi bir de evlenmemi istiyor hayat.
Madem evlenmemi çok istiyor, neden bana evleneceğim insanı karşıma çıkartmıyor?
Bugün Pinterest'te dolaşırken yine aklıma geldi bu konu, tesadüfün böylesi gelinlikler çıktı karşıma.
Birkaç modeli sizin görüşünüze sunmak istiyor ben.


Öncelikle bir davetiye gerek .. Davetiye olmadan gelinlik olur mu? Olmaz!
Eğer evlenecek olursam böyle şatafatlı bir davetiye istiyor ben.


Basit ve klâsikle başlıyoruz, aslında tüm gelinlikler bu modelin üzerinde çeşitli oynamalarla elde edildiler neredeyse.


Bazen renklilere de rastlasak gelin elbisesi beyaz olur genelde.


Böyle ağaçların aralarından süzülür gibi gelmeli.


Duvaksız hiç olmaz, sayfada olmazsa olmaz.


Bu model de biraz kabarık bir etek modelli, eğer kuyruğu tutacak çok insan varsa ideâldir.


Bazen mini eteklilere de rastlanır, ama topuk bu kadar yüksek olmamalı sanırım, yoksa üç harfli stayla çok döner.


Çiçekli ve desenliler de çok güzeldir, daha bir hava ve albeni katıyor.


Bu da ceket modeli, kim bilir kaç kişi bu eteği tutacak damadın yanına gelinceye kadar?


Gerçekten iddialı bir gelinlik bu, tüm damatların favorisi olacağına eminim.


Bu yazıdaki şu ana kadar en havalısı bu bence, gerçi her ne kadar zevkler ve renkler tartışılmaz da olsa herkesin fikrine saygım var benim.
Son olarak da sürpriz bir konuğum var.


Harbi gelinlik böyle olur.
Huzurlarınızda Majesteleri Kraliçe İkinci Elizabeth ve Prens Philip.

14 Ekim 2014

Üç Harfli Style

Bugün yeniden size geniş paça modasından örneklerim var yine.
Biraz fazla mı oldu ben nedir?
Ama hakikâten nasıl yürünülebildiğini hâlâ anlamayı beceremedi ben.


Lengerli Fötürüden başlayalım, yine Maho Ağa'ya saygısızlık var burada.
Sahi, bizim Maho Ağa ne zamandan beri marabalarından birine nasip etmiştir fötür şapka giymeyi?


Bir zürafa modeli, üstelik de kürklü zürafa, zürafalar benim bildiğim kürk giymezler.


Kışın beyaz pantolon giyilir mi hiç?
Beyaz giyersen söz olur, üstün kirlenir, malûm kış, yağmur çamur derken çamaşırdır kirlenir Omoyla temizlenir.


Ha, beyaz üste giyilince bir nebze, kışın açık renk giyerseniz üşümenizden korkar ben.


Bu da artık absürdü, hem kürk hem gözlük hem de lengerli fötür, olur mu?

13 Ekim 2014

Cahvais Stayl

Dün kahveden bahsetti ya ben size, şimdi bir de kahvedekilerin tarzlarını da yazmak farz-ı ayn oldu.
Malûm-u aliniz ki kahve içmek bir sanattır, üstelik de kültürdür.
O tarz yerlerde oturabilmek için kahvenin hakkını vermek gerekir, yani şık olmak lâzımdır.


Bizde daha yeni yeni oturuyor bu alışkanlık ama sanırım güne kahve dükkânında bir gazete okumakla başlamak kadar değişik bir tecrübe yoktur sanırım.


Hangi çeşit ve hangi taddaki kahveyi içtiğini bilmiyor ben güzel kız, ama siyahlar içinde sanki bir dünya güzelisin.
Yanında Chanel'in çantasıyla nerelerden gelir nerelere gidersin?


Bizim buralarda kaldırımlarda kahve servisi sistemi pek oturabilmiş değil ama sanırım Ewrupa bu konuda bizden hayli ileride, bir de bizim usül pişirebilseler şu kahveyi tam süper olacak kanımca.


Kahve sokakta değil, Devletimin Trenlerinde de içilir, gerçi bu resimdeki çay ama olsun, çay da ayrı bir kültürdür, bu konuya başka gün değinecek ben.


Gönül birilerini ister kahveler bahane derler, zaten kahve öyle salozca sorular sormaz, kahve sizi anlar.
İşte bu yüzden kahve biraz da yalnızların içeceğidir.


Bu yazı kahve değil de moda yazısı olsaydı bu resimde eleştirecek bir çok şey bulurdu ben, ama yolda yürürken kahve içmeyi de hiç denemedi ben.


Belki Ewrupalılar arasında çok moda olabilir ama o moda henüz Kapıkule'den Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine girmedi.


Tabi yolda yürürken ellerinde kartondan kahve bardakları olanları unutmadık, onlar da apayrı bir modayı temsil ediyorlar.


Genel olarak iş hayatında rastlanır bu tarza, çünkü hepinizin malûmudur ki iş beklemez, önce iş sonra keyif düsturu yüzünden ellerinde kahvelerle gezen insanlara yakında alışabilecek sanırım biz.


Bir de böyle bir pozu Kristina Bazan da verdiğine göre tehlikenin farkında mısınız?
Sanırım kendisi çok yoğun çalışıyor bu aralar, hak vermek lâzım.


Bu gidişle Starbaks bence sokaklarda satmaya başlasın kahvelerini, zira yolda yürürken kahve içenler çoğalıyorlar.


Bir de kahve molasının sonunda içilen kahvenin maddi değeri manevi değerinin yanında gözyaşları içinde kalır.


Biz kalkıp dükkândan ayrıldıktan sonra bile başkaları gelir ve yine dükkânın kazancına daha da fazla katkıda bulunabilirler.


Dükkânın müşterileri sürekli değişir, ama masalar birer canlı tarihtir, dillerinin olmaması sorun değildir, ama birçok yaşanmışların şahitleridir.

12 Ekim 2014

Trip

Sözlükteki anlamı yolculuk demek olan ama dilimize "Sitem" olarak geçen bir sözcük.
Genelde de zaten kadınlar naz yaparlar. Yapmazlarsa da şaşarım zaten. Boşuna "Kız evi naz evi" dememişler atalarımız, değil mi?
Ama fazla naz da aşık usandırır derler, ki çok doğru bir lâf-ı güzaftır.


Bu yazımda İnternet'ten birkaç tane bulduğum sitemlerden bahsedecek ben size.
Öyle böyle de değil hani, erkekleri doğduklarına pişman edecek tarzda sitem bunlar.


1. Anladım, sen sarışınlardan hoşlanıyorsun.
Böyle açık tenli gibi.


2. Az önce arayan kimdi?
Hasan yurt dışında, Servet başka yerde, Tolga uyuyor, Şahin Doğan'la birlikte, Berk de kız arkadaşıyla pastahanede, hiçbiri olamaz bile peki kim bu?


3. O kız kimdi? Kimdi o kız?
Daha önce bana hiç bahsetmemiştin ama.


4. Biraz daha kibar olsan?
Ben geçerken kapuları tutsan mesela, Kibar Feyzo gibi.


5. Neden orada elimi tutmadın?
Birlikte olduğumuzu bilsinler istemiyorsun değil mi?


6. Bu saata kadar neden aramadın?
Yok, ondan değil, ararım demiştin bekledi ben de.


7. Neden beni ailenle tanıştırmıyorsun?
Niyetim ciddi demiştin ama.


8. Aldığım kazağı neden giymiyorsun?
Yoksa beğenmedin mi? Neden söylemedin? Söyleseydin değiştirirdik.
Zaten sen benim zevklerimi beğenmiyorsun. Beğenseydin hâlâ eski sevgilinin aldığı kaşkolu takmazdın. O zaman ben de bir daha hiçbir zaman ....


9. Önceleri böyle yapmazdın.
Son zamanlarda bana karşı çok kabasın.


10. Galiba beni eskisi kadar sevmiyorsun.
Eskiden olsa beni bekletmek ne demek, kapılarda merdivenlerde karşılardın.


Not: Bu yazı alıntı, isimler de tamamen sallamadır.


Neden sitem etmemize gelince, aslında sitem etmek dürüstlüktür, "Seni önemsiyorum" demektir. Sevmediğine sitem edemezsin mesela, ona sevgini belli edersin içten içe.
Onun için üzülebildiğini ona göstermektir. "Beni üzebilecek kadar değerlisin" demektir. Çocukçadır ama kâlptendir aynı zamanda.
Sitem etmek sevdiğini başka türlü söylemektir, bir yerde de vazgeçememektir, susup gitmek yerine "Senden vazgeçemiyorum" demektir.
Ve yalansızdır. Onu aklından kâlbinden anılarından hafızasından atamayanların yapabildikleri tek şey sitemdir.

Cahvais

Hayatta en sevdiğim şeydir. Her gün üç fincan içmeden kendime gelemem.
Bu kadar tutkuyla ve aşkla bağlı olduğum kahve hakkında da bir şeyler anlatacak ben size.
Şeytan kadar kara, cehennem kadar sıcak, melek kadar saf, aşk kadar tatlı.
Örneğin tarihinden başlayalım.
Bir fincan kahvenin hatrının kırk yıl olduğunu söylerler, ama arkasındaki tarihi de bilmezler.


Dünyanın ilk kahve dükkânı Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'da 1544 yılında açıldığını hiç kimse bilmez, ama öğrenecekler.
Halep'ten gelen Hekim ve Şam'dan gelen Şems adlarında iki kişinin aynı zamanlarda ilk iki kahvehaneyi açtıkları rivayet edilir.


Kahve kısa zamanda itibarlı bir içecek olarak Osmanlı Saray Mutfağındaki yerini almıştır, hâttâ saray görevlileri arasında "Kahvecibaşı" adlı bir rütbe bile eklendi.
Kahvecibaşları sadık ve sır tutmasını bilen kişiler arasından seçilirdi, zaman içinde sadrazamlığa kadar yükselenler bile olmuştur.


İstanbul'a gelen Venedikli tacirler çok sevdikleri kahveyi Venedik'e taşıdılar, böylece Ewrupa 1615'te kahveyle tanışmış oldu.
Önceleri limonatacılar tarafından sokaklarda satılan kahve İtalya'da 1645'te ilk adresini buldu.
Kısa zaman zarfında o kadar büyük ilgi gördü ki, sürekli her yere kahve dükkânları açılmaya başladı, bu dükkânlarda da özellikle sanatçılar, öğrenciler, yöneticiler başta olmak üzere her kesimden hâlk bir araya gelerek sohbeti koyulaştırdığı mekânlar oldu.


1643'te Paris, 1651'de de Londra kahveyle tanıştılar.
Tabi bizim Viyana Kuşatmaları sırasında her ne kadar Viyana'yı topraklarımıza katmaya muvaffak olamadıysak dahi savaş meydanında unuttuğumuz çekilmemiş kahve çekirdeklerini elbette Viyanalılar buldular ve savunmada göstermiş olduğu kahramanlıklar nedeniyle Ukrayna asıllı Polonyalı olan Jerzy Francizsek Kulczycki'ye hedaye ettiler.


Kendisi de Viyana'da ilk kahve dükkânını açarak kahveyi Ewrupa'ya tanıştırılmasında önemli bir rol oynamıştır.
Yukarıdaki resimde ise kahve dükkânının fermanını aldığı unutulmaz anı tasvir ediyor.


Dünyanın en pahalı ve en az üretilebilen kahvesi olan Kopi Luwak, Sumatra yahşi kedilerinin yedikleri ve sıçtıkları kahve çekirdeklerinden üretilebilmektedir.


Kilosu 350 dolara ulaşan fiyatıyla dünyanın en pahalı kahvesidir.


Burası da Hindistan'da bir alışveriş merkezinde bir mağazaları, tabi boncuk bulmak bu olsa gerek.


Dünyada tüketilen kahvenin 40%'ı Kolombiya ve Brezilya'dan gelir, yani üretimi bu iki devlet paylaşmaktadır.
Yetiştirilen her bölgede de başka türlü bir tad sunar sizlere.


Dünyada kahve üretimine elverişli ülkelerin bulundukları coğrafyaya "Çekirdek Kuşağı" deniliyor.
Tüketimde ise Finlandiya uzak ara önde şekilde görüldüğü gibi.


Kahve çekirdeği dünyada dondurularak saklanabileceği ilk yiyecek maddesi olarak keşfedilmiştir. Onu o kadar sevmişiz ki ilk olarak dondurmuşuz uzun süreli saklarken.


Kahve petrolden sonra dünyada ticaret hacim en büyük üründür. Kahverengi elmas diye boşuna dememişler.


Bugün dünyada en çok içilen tür olan Cappucino kelimesi Cappucin Keşişleri'nin giydikleri kahverengi cüppelerden gelmiştir.


Espresso ise İtalyanca'da "Zorla çıkartılan şey" demektir. Yani Ekıspıres değil, bildiğiniz pres.


Java ve Mocha da kahvelerin üretim sonrası gönderilen limanların adlarıdır.
Jawa Endonezya'da, Mocha ise Yemen'dedir.


Kahve alışılmadık uyarıcı etkilerinden dolayı Dördüncü Murat tarafından içkiyle beraber yasaklanmıştır.
Padişah kahvehanelerin de kapatılmasını emretmiş, yasağa uymayanların da asılmasını istemiş, hâttâ birkaç tanesini bizzat kendisi uygulamıştır.
Tarihçiler arasında bu yasağın asıl nedeninin kahve ve kahvehanelerin tembelliği arttırıp camilere devamın azalması olduğu görüşü hakim diyelim.
Tüm hastalık verdiği söylenen nesne-i şeriflerin yasaklanmasına rağmen kendisinin hakkın rahmetine kavuşma sebebinin siroz olduğu da ayrı bir ironi.


Afiyet şeker bal reçel lokum olsun, kahveniz bol olsun, sohbetiniz de daim olsun.
Kahveli sohbetlerimiz yine devam edecek, size kahvenin tarihini başka yazılarımda da anlatacak ben.