Bu Blogda Ara

28 Eylül 2014

Sorrento

Amalfi'de bu kadar dolandık sanal olarak belki, biraz da Sorrento'ya uzanalım iyisi mi ...
Bu da benim için öğrenmem gereken dersleri barındırıyor.


Bir sabah şuracıkta uyanabilmek için çabam zaten. Biraz olsun İstanbul'dan uzaklaşmak istiyor ben.
Sıçmaya gitmeyi daha çok isterdim, ne işim var şimdi oralarda?


Bir de şuralarda yüzmek isterdi ben, ama ben gidemiyor ne yazık ki ...
Olsun, resimlerine bakmak da iyidir, böylece adam olursun.


Bir de şuralardan bir deniz uçağına binmeyi becerebilseydi ben çok daha iyi olabilirdi.
Ama ne olursa olsun, nereye gidersen git, günün birinde geri dönüp götünün üzerine oturmak zorundasın.


Zaten bu uçurumu görünce gitmeyi aklından çıkartmaz mısın hiç? Ama o kayalıklara o binaları güzel yapmışlar, haklarını vermek lâzım.


Bu da Sorrento'nun genel görünüm resmi, hakikaten çok güzel yermiş, resimlerinden gördü de ben, kanaat da getirdi, bir gün oraya gidilecek ve görülecek!

Yaghmour Vol. Bilmemkaç

Bu sefer size yağmurun değişik ve güzel yönünü göstermek istiyor ben.


Her şey öncelikle bulutların birbirlerine çarparak şimşek oluşturmasıyla başlar, bu şimşeklerin içinde bu dünyada kullanılmakta olan elektrikten çok daha güçlü bir elektrik mevcuddur.
Fizik dersi vermiyor ben ama yeri gelmişken paylaşayım istedi.


Ondan sonra rüzgâr eser ve o esen güçlü rüzgârda şemsiye açmak bazen şemsiyenin ters dönmesine, belki daha güçlü bir esintide uçup gitmesine sebep olabileceği için pek tavsiye edilmez.


Şemsiye uçup gittiği zaman elinde kamerasıyla ıslanmış fare gibi sırılsıklam kalmış bu güzel kız gibi olmanızı istemem, çünkü kamerasıyla resim çekerken malesef kamerasını da yakında bozacağından sanırım haberi yok ne yazık ki =(((


Bu yağmurun güzel yanlarından biri de aynı şemsiye altında yürüyen iki sevgili gibi olmaktır, ama bu bendenizde malesef namevcud.
Kısacası benim işbu vaziyet-i nefaset dahilinde şansım namevcud.


Böylesi daha da güzel, çünkü bu sefer şemsiyeyi değil paltoyu paylaşıyorsunuz.


Bu da romantizmin doruğa eriştiği an, yağmur altında çılgınca öpüşmek kadar güzel bir şey olamaz sanırım.
Sanırım dedim çünkü bugüne kadar hiç denemek kısmet olmadı şahsım adına, lâkin deneyenlerin yalancısıyım.

Sonbahar Ve Doğa

Puslu soğuk hava, dökülen yapraklar, en sevdiğim mevsim değil sarı sonbahar.
Herkes her şeyi yanlış biliyor, hiçbir şey benim suçum değil, eğer bugün işbu vaziyete geldiyse ilişkilerimiz, suçu kaderde arayın.


Belki koşacak, belki düşecek, belki de ağlayacak ben, ama ne olursa olsun sonbahar geldi ve devam edecek.


Bakın atkı mevsimi gelmiş, hava dışarıda rüzgâr çok şiddetli esebiliyor bazen, korunabilmek için şekilde görüldüğü gibi giyinmek lâzım.


Yağmur da bizi bekler, daha doğrusu biz yağmuru bekleriz, zaten beklememiz de gerek. Çünkü yağmur yağmazsa barajlarda su dolmaz, zaten barajlar boşalmaya başlamış.
Burada sincap bile kendisine çiçekten şemsiye yapmış, insanlardan akıllı.


İşte saksının içindeki kediye bakın, ne de güzel uyukluyor, sanki kış uykusuna yatmış, ama biraz sonra kalkmazsa ben ne olayım.


Kuş deyip geçmeyin, bu gördüğünüz bizim için fasa fiso diye tabir edilen dalla kendisine ev yapacak.
Hâttâ bu kırlangıçların yaptıkları evleri emin olun insanların yaptıkları en lüküs beton evlerden bile daha sağlam, netekim geçen yıl kasırgada görmüştük.


Sincaplar fındık fıstık ve bilumum kuruyemiş toplamaya çıkmışlar, onlar da kış uykusuna yatacaklar ama ayılar gibi değiller onlar.
Yemekteyiz'e yeni birer karakterler eklendi, koş vatandaş =)))


Yollar bile yapraklarla süslendi, artık sadece asfalt yok, yolların yeni zemini yapraklar oldular.


Sarmaşıkların renkleri bile değişiveriyor sonbahar geldiğinde, aslında binanın tuğlaları da değişik bir renge bürünmüş, sanki gerçek rengi bu değil gibime geliyor.


Bakın sandaliye bile bir zaman önce cıvıl cıvıl olan yerde şimdi tek başına gelebilecek romantikleri bekliyor.


Buradaki sincap almış yemeğini evine gidiyor, en az iki sincap doyar onunla kanımca.


Ve kedi, balkabağıyla poz vermiş, boynunda da atkısı.
Aslında bu resim Cadılar Bayramında yayınlanırdı ama kediyi şimdilik buna alet edemez ben.


İşte sonbaharın en sevdiğim tarafı, arkadaşlarımızla buluşup birlikte alışverişe çıkmak.
Bu soğuk havada biraz da alışveriş merkezlerine kapanalım.
En azından dışarıda gezerken üşümez ve hasta olmayız.

Üç Harfli Stayl

Tuhaf varyete, aşır lokumu ye.
Pazar günüyle size böyle bir yazı yazacağımı hiç bilmezdi ben.


Takım elbiseden bahsetmiştim geçen yazılarımdan birinde, isterseniz görmemezlik etmeyin.
Belki bu yukarıdaki de takım elbise olabilir ama böyle güzel cinse ben bir şey demem.
Hâttâ çok da yakışmış derim.


İşte görüyorsunuz sarı ve lâcivertin birlikte olan asaletini, ama burada sarı malesef beyazların arasında kaybolmuş. Mankenimiz sarışın olmasa kazağının sarı olduğunu belki de benim tavuk karası gözlerim fark edemeyebilirdi.


Dar pantolonları bırakıp geniş paçalılara gelelim, ama sanırım buradaki mankenimizin boy kompıleksi olmalı, paçaların altından görünmüyor ama ayakkaplarının topukları o biçim yüksek.
Hani anlamıyor ben, bu kadar yüksek topukla nasıl yürüyebiliyorsunuz?
Yanlış anlamayın benim buradaki tel eleştirim ayakkaplarına, yoksa kazak da, pantolon da, mont da, çanta da süpper uyumlu, ama pantolon biraz kötü.


İşte geçen takım elbise gibi bir kombin var içeride, ama bu sefer uyumundan mıdır kesiminden midir bilmiyor ben ama üstteki pardesü ve çanta ile mükkemel olmuş.


Geldik bu yazımızın son resmine, bu kez buna tek bir kusur bile bulamıyor ben, ama yine topukların yüksekliğini ve yürüyebilme zorluğundan bahsedebilir ben.

Ayfon On

Bu Ayfon çılgınlığı bir türlü bitmiyor, ama baktım ki Ayfonların numaraları büyüdükçe kendileri de büyüdüğü gerçeğini gördüğüm cihetle sizderya okuyucularıma işbu resmi paylaşmayı istedi ben.


Ama gelgelelim görgüsüzlük almış başını gitmiş, adamın teki aldığı Ayfon'un kukusunu ve kendi arabasını Swarm'dan paylaşmakta, üstelik de alaycı bir ifadelerle.


Bir de para resmi de komuş, yemeyin de yanında yatın. Ne demek istiyorsa artıkım?
Ben senin paranın çokluğuyla ilgilenmiyorum, sadece adamlığın gerekli bana, ama sen adam olmadığını o kadar belli ediyorsun ki anlatamam sana.
Adam ol ki molla desinler!


Alabilen var alamayan var, ama dünyada ne kadar görgüsüz insan varsa İstanbul'ta toplanmış, Allah sonlarımızı hayırlara eriştirsin, evet istemiyoruz, hayır istiyoruz.