Bu Blogda Ara

05 Mayıs 2018

İkiyüzyirmibir Yıllık Bira

Alkollü içkiler aslında o kadar kolay bozulmazlar. Bunun için şaraplar yıllandıkça güzelleşirler ve tadları daha bir kendine gelirler.
Ancak bu sefer konumuz şarap değil bira. Bizim günümüzde çeşitli bakkallardan aldığımız Efes Pilsen veya Tuborg markalılar en fazla iki yıl dayanabiliyorlar.
Yine de dünyamızda gizemleri çözülemeyen hadise-i tuhafiyeler mevcut.
Örneğin memleketimizden çok uzaklarda olan Avustralya'da dalgıçlar Bindokuzyüzdoksanlı yılların birinde gemi enkazı keşfi sırasında çok eski bir bira şişesi bulmuşlar.


Buldukları şişenin içinde denizdeki dondurucu soğuk sayesinde henüz canlı olan maya yeniden o günkü düzenekle ve tarifle yeniden üretilecek ve dünyanın en eski birası yakın zaman zarfında satışa arz edilecek.
İşbu en yaşlı birayı alacak ve içecek herkese şimdiden afiyet şeker bal reçel olsun.

Horlamak Kafayı İnceltiyor

Çoklarımız horlarız geceleri uyurken, üstelik farkında bile olmadan.
Horlarken yanımızdakini rahatsız ederek uykusuz kalmasına yol açtığımız gibi kendimize de zarar vermekte olduğumuzu çalışkan İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmada ortaya çıkardılar.


Çünkü horlarken çıkardığımız gürültünün kafatası kemiklerimizi incelttiği cihetle omurilik sıvısı kaçağına karşı koruma kalkanını da zayıflatıyor.

İnsanlık Robotlara Hazır

Geçen ay içinde yazdığım robotlarla alakalı yazımı hatırladınız mı bilmiyor ben ama yine de birer bağlantı vereyim, çünkü işbu yazım da o iki yazıyla bağlantılı.
Önce her iki yazıyı bağlantıları tıklayarak biraz kıraat edelim ve özet geçelim.
İşbu yazımda İngilizler robotlardan çekinmekteydiler. Pek haksız da sayılmazlardı.
Çünkü ikinci yazımda da birinin aynen ikizi gibi bir robot imâl ettiler ve birlikte gittikleri mekânda robotla insanı ayıramadılar.
Ancak aradan geçen sekiz günlük zaman zarfında Amerikan hâlkının İngilizler kadar korkak olmadıkları ortaya çıktı.


İngiltere'deki araştırmadan sonra çalışkan Amerikalı bazı bilim adamları da işbu mevzuat-ı umumiyeyi araştırmışlar ve aslında insanlığın hangi boyutlara eriştiğini ortaya çıkartmışlar.
İmdı sizlerle de paylaşacak ben bu sonuçları ama şunu da eklemeden geçemeyecek ben.
Hayat sanal değildir, şahsen bir robotla yaşayacaksam hiç yaşamam daha iyi.
İşbu düşünce-i şahsiden sonra önce neticeyi görelim ve sonra tartışalım.


Her on kişiden dördü bir robotla sevişmeyi norminâl olağan ve sıradan buluyor.
Bunlardan yüzde onaltısı ulaşılabilir olduğu sürece bir robotla düzenli olarak sevişebileceğini söylemiş.
Yine onda dörtlük bir kesim konuşabilen hafızası ve sezgileri olan robotları arzulayabileceğini söylemiş.
Bunların yüzde onüçü duygusal ve cinsel ilişkilerinde robotları insanlara tercih etmeye hazırmış.
Yüzde dördü de sevişeceği robotta insana benzeme şartını gözetmeyeceğini belirtmiş.
Ve imdı avdet eyledik zurnanın zartladığı yere: Çoğunluk bir robotla sevişebilmek için onbin lira ödemeyi göze alıyormuş.


İmdı bütün bunları kıraat eyledikten sonra nereden bilinmez aklıma yıllar önce Yeşilçam'da çevrilmiş olan Erdoğan Tünaş'ın yazdığı, Kartal Tibet'in yönettiği, Kemâl Sunal'ın çalıştığı mekânın assolistine plâtonik olarak aşık olan esas oğlana, Fatma Girik'in de o assoliste hayat verdiği "Japon İşi" adlı film avdet eyledi.
Filmde bir akşam evine giderken mekândaki Japon misafiri yolda soyup soğana çevirenlerden sonra yanında kendi evine götüren esas oğlan Veysel misafirinin illâ yardımına karşılık vermek için ettiği ısrarlara dayanamayıp mekânın assolisti olan Başak'a olan aşkını itiraf eder.
Japon misafiri ertesi akşam yeniden gelir ve Başak'ın programını kameraya çeker, Japonya'ya döndükten iki hafta kadar sonra ona bir paket yollar, pakette de aynen Başak'a benzeyen bir robot çıkar ve hadiseler gelişir.
Sizler de benim gibi temaşa etmeyi arzu ederseniz Youtube'den paylaşayım.
Otuz yıl önceden Erdoğan Bey acaba bugünü mü görmüş? Karar sizin, düşüncelerinizi yorumlarınızda paylaşabilirsiniz.

Sekizbin Suriyeli İşletme

Ben korkuyorum bu Suriyeliler başımıza kalacaklar.
Hani kendi memleketimizde kendi vatandaşlarımızdan esirgenen haklarımız onlara sorgusuz suâlsiz verilmekte olması bir yana bizim kendi sıkıntılarımız bize zor yetiyor.
Adam gibi gelenek ve göreneklerimize uyanlara lâfım yok ama kabadayı gibi takılanlara kafam takılıyor. Araştırma bile bunun böyle olduğunu söylüyor.
Komşularımızdır, ortak bir tarihimiz var, yıllarca topraklarında hüküm sürdük gibi konuları bir tarafa bırakalım ve günümüze bakalım. Kıraat edelim ve bilgilenelim.


Ta İkibinonbirden beri onbirmilyon adet Suriye vatandaşı ne yazık ki savaş yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldıkları bilinen bir hakikât.
Hiçbir ülkenin ki buna müslüman geçinen Arap devletleri de dâhil bizim kadar onlara sâhip çıkmadığı da mâlum.
Raporda geçen yılın Aralık ayına kadar üçmilyondörtyüzbin Suriyeliye evsahipliği yapmaktayız.
Ancak bu yazımda işin güzel taraflarını ortaya çıkartacak ben, çünkü hepsi boşta takılmıyorlar.
Her ne kadar bunlardan üçte biri okuma yazma bilmese ve eğitim çağındaki birmilyon çocuk ve gencin üçyüzyetmişbini okula gitmese bile günümüzde Suriyelilere ait altıbin adet kayıtlı işletme mevcut. Henüz kaydedilmemişlerle birlikte bu sayı sekizbini aşmakta.
Bu işletmelerin toplam sermayesi yaklaşık Üçyüzotuzmilyon Dolar değerinde.


Keşke her şey işbu yazı kadar basit ve fasit olsa ama inşallah Suriye'de harp biter ve hepimiz barış içinde yaşamaya devam ederiz.

04 Mayıs 2018

Tek Kare İle İkiyüzsekizbin Türk Lirası

İnternette para kazanmak böyle bir nesne-i şerif olmalı.
Her şeyden önce ünlü olmalısınız, kadın olmalısınız, ünlü markalarla anlaşmanız olmalı ve biraz da sempatik olmalısınız.
Tabi bir de İnstegram hesabınızın olması ve işbu hesabınızı herkes görebilmeli ve takipçi sayınız da milyonları bulabilmeli.
Tıpkı bugünkü örneğimiz olan sayın Romee Strid gibi.


Çünkü sadece telefonuyla İnstegram'dan paylaştığı çeşitli resm-i şerifleri sayesinde günümüzde dörtmilyonüçyüzbin takipçiye ulaşan Romee Hanım paylaştığı her reklâmlı kare sayesinde ikiyüzsekizbin lira servetine ekliyor.
Ben sadece maşallah diyorum, ama İnstegram'dan para kazanmaya özenmeyin de diyorum.