Bu Blogda Ara

29 Nisan 2018

Tablo Gibi

Bu aralar Kuzey Yarımkürede her geçen dakika-i şerif bizi Yaz mevsimine yaklaştırıyor.
Baharda her zaman çiçekler açarlar, ancak aynı çiçekler İzmir'in dağlarında bir Sonbahar ayı olan Eylül ayında açılmışlardır ama tam açılmıştırlar.
Ancak bu sefer memleketimizin bambaşka bir mıntıka-i şerifi olan Şanlıurfa'da gelincikler patır patır Nisan'da patınca tarlalar kırmızılı birer örtüye dönüştüler.


Gelincik mâlumunuz reçeli ve şurubu yapılan güzel bir çiçektir ancak oldukça narindir. Elinizi değdirdiğinizde yapraklarını hemen döker ve can çekişmeye başlar. İşbu sebepten ötürü ya değer değmez kopartın ya da hiç ellerinizi dokandırmayın.
Şanlıurfa hâlkı da işbu manzara-i nefasetiye mucibince tarlalara koşup resim çektirmeye başladı, sonra da birer birer gelincikleri toplamaya ve işlemeye başladılar.

Yargıdan Argo Ayarı

Argo konuşmaya çok meraklı bir milletiz vesselâm, konuşurken iki kelime-i şeriften biri ama hafif ama ağır küfürden müteşekkil, özellikle de Çarşı'da.
Bendeniz hayatımın yirmi yıllık bir bölümünü çarşıda geçirdiğim cihetle küfre son derece karşı olmama rağmen hiçbir gün küfür duymadan günü bitirebildiğimi ya da daha açık olayım küfre herhangi bir şekl-i şerifte muhatap olmadan herhangi bir günümün hasarsızca geçebildiğini malesef söyleyemeyeceğim.
Her ne kadar küfrün adını günâh komuşlarsa dâhi çevremizde öyle hadise-i rezilliyeler vukua avdet eylemekte ki işbu hadise-i rezilliyelerin kahramanlarına küfrü basmak ne yazık ki vacip olmakta.
Zaten ben işbu blog-u şerifi neden kâleme alıyorum sanmaktasınız?
Emin olunuz sadece rahatlayabilmek için, yoksa siz okumuşsunuz okumamışsınız o kadar da ehemmiyetli değil benim için. Yani kıraat eyleseniz de aynı eylemeseniz de aynı, çünkü ne de olsa muallim değil ben. Ama okuyorsanız da inşallah sizlere bir şeyler öğretebiliyorum, bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi size?
Aman neyse işbu mevzuat-ı umumiyeyi imdı tarihin tozlu sergenlerine yerleştirelim çünkü vakt-i şerifleri avdet eyleyince o kadar da tozlanmamışsa şöyle bir üfleriz geçer azimet eyler ve de sergide görücülere çıkarlar.


Demin bendenizin düşünce-i şerifleri tarihin tozlanmış sergenlerine imdı yerleştirdik ama bu sefer de ahanda işbu haber-i şerif karşımıza geçiverdi.
Ankara'da bilmem kaçıncı idare mahkemesi bir vatadaşımızın başvurması üzerine gerçekte argo olmayan ama argoda da anlamı bulunan bazı kelime-i şeriflerin argo anlamlarının Türk Dil Kurumu Sözlüğünden kaldırılması hakkında müsbet karar verdi.
Ancak bir üst mahkeme işbu karar-ı şerifin yürürlülüğünü durduruverdi.
Gerekçeli kararında argo anlamları bulunabilen kelime-i şeriflerin sözlükte yer almasının değil bunların aleni olarak birinin yüzüne karşı sözle veya yazıyla kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu ve cezai müeyyidesinin bulunduğunu belirtti.

Yıl Sonunda Açılacak

Dünya genelinde adam gibi metro hatlarına en geç kavuşan büyükşehirlerden birisi İstanbul'dur.
Ben hatırlıyorum ufaklıkken pek metro kategorisinde gösterilemeyecek olan Tünel vardı ki sisteminin yıllar sonra füniküler olduğunu öğrenecektim.
Sonraları ergenlik dönemlerime girdiğim zaman günümüzün M-1 hat kodlu metronun o zamanlardaki kesimi olan Kartaltepe - Emniyet arasındaki kısmı açılmıştı.
Zamanla bu metroları diğer hatlar takip ettiler. Geçen yıl açılan M-5 hat kodlu Üsküdarı metrosu ise Türkiye'nin ilk sürücüsüz yani makinistsiz metrosu olmuştu.


İşbu haber-i şerifimizde ise M-7 hat kodlu Mahmutbey - Kabataş metrosundan bahsedilmekte.
Hattın inşaat çalışmalarının yüzde doksanlık bölümünün tamamlandığı belirtilen haber-i şerifte işbu hattın hizmete açıldığı zaman Mecidiyeköy istasyonunun en önemli aktarma merkezi olacağını söyleyen Metro İstanbul yetkilileri Kabataş veya Mahmutbey istikâmetinden gelen yolcuların metroyla Yenikapu veya Hacı Osman istikâmetine ve metrobüsle Söğütlüçeşme veya Beylikdüzü istikâmetlerine aktarmayla gidebilecekler.
İşbu hat şu anki mevcut metrolara Mahmutbey'den Kirazlı ve oradan da Yenikapu'ya veya Atatürk Havalimanı ya da Otagar'a aktarmayla erişebilecekler. Kirazlı yönüne giden metro ileride Bakırköy'e de uzatılacak, diğer tarafta İkitelli ve Atatürk Olimpiyat Stadına da erişimi sağlamakta.
Daha ilerideki plânlamalara göre M-7 hattı Mahmutbey'den itibaren Esenyurt'a uzatılacak.
Hattın Kabataş tarafında ise İstanbul'un ana caddesinden de geçip Bağcılar'a dek uzanan Çağdaş Tramvay ve Taksim'e çıkan yeni füniküler hattına aktarma verecek. Kabataş'ta şimdilerde yapılmakta olan deniz taşıtlarının iskeleleri de bitirilince sanırım güzel bir manzara çıkacak.
Tabi işbu metronun güzergâhında bulunan istasyonlarının çevresinden geçen veya yeni ihdâs edilecek olan İett otobüs hatlarından bahsedemiyor ben, çünkü sahada herhangi bir çalışma yapmadı.

Besledi Kargayı

Ben diyorum dünya üzerinde hâlâ Gök Tanrı Tengri'nin sessiz kullarına iyilikle muamele eden insanlar bitmedi.
Günümüze kadar birçok davetsiz misafirler çeşitli sofralara gelip yemek istediler, çoğunlukla da işbu istediklerini elde ettiler. Fâkât yine de hiçbiri ahanda işbu karga kadar sevimli olamadı.
Efenim işbu hadise-i şerif aslında türlü olayların çevrildiği İstanbul'da bir lokantada yummilenmekte olan İbrahim Gümüş adlı bir vatandaşımızın başına vukua avdet eyledi.


Açık camdan kanatlarını çırparak içeri giren kargayı görünce İbrahim Bey önce afalladı. Ancak bizim davetsiz misafirimiz olan karganın yummilenmeden oradan gitmeye hiç niyeti yoktu.
İbrahim Bey de baktı ki karga gitmiyor başladı onu beslemeye. Önce kaşıkla pilava buyur etti, sonra da şişeden suyu içmesine müsade etti.
İşbu an-ı şerifler her zaman tantanasından bahsedilen sosyâl mediadan paylaşılınca oldukça beğeni topladı.
Karga ise korkmayın atasözündeki gibi gözlerini oymadı tabii ki.

Ben sürekli diyorum çok fazlama çoğalmazsak dünya hepimize fazlasıyla yeter de artar bile.

Ev Aslanı

Her ne kadar kocaman orman kralı sıfatı da taşırlarsa taşısınlar aslanlar da aslında kedidirler.
Ancak bildiğimiz kedilerden daha iri cüsselidirler ama sonuçta cüsselerinin büyüklükleri aslanların kedi oldukları hakikât-i şerifi değiştiremez.
Özellikle de çocukken bakıma o kadar muhtaçlardır ki insanlar gibi hani gözlerinizle temaşa eylerseniz sütlerini dökmüş kediler gibi çaresizdirler.
Aynen işbu yazımdaki kahramanımız Simba Aslan gibi.


Efenim buradan kilometrelerce uzakta bulunan Fransa'da küçük sayılabilecek bir hayvan yaşam parkı sahibi olan Dominik ve Jülyet Cases çiftinin bakıp beslediği bir aslan miyav deyip dokuz ay kadar önce Simba'yı dünyaya getirdi. Getirmesine getirdi ama evlâdını yemek gibi kötü huyu olan anne aslanın ağzından çiftimiz son anlarda kurtardı.
İşbu hadise-i yummiyeden sonra iyice savunmasız kalan Simba'ya sahip çıkarak evlerinde beslemeye başladılar.
Üstelik işbu zaman zarfında Simba sanki evcil bir kedi gibi ev hayatına büyük bir uyum sağladı.
Yalnız biriki yıla kadar ufukta bir ayrılık görülüyor çünkü çiftimiz Simba'yı biraz palazlanıp kaşarlaşınca yani kendisini koruyabilecek olgunluğa eriştiğinde doğal ortamına bırakacak.