Bu Blogda Ara

03 Ekim 2010

Deprem

Biraz önce küçük çaplı bir sallantı hissettim, sanki oturduğum masa sallanıyor diye fazlama üstelemedim ...
Eve geldiğimde de sağolsun Annem bana sorduğu soruya bakın:
"Akşam nerelerdeydin, Adada falan mı?"
Oysa Adaya gitmeyi bırakın, sadece Cevahir'e kadar ancak gidebilmiştim, canım da orda bir "Sandeviç" çekmiş, onu tıkınıyordum.
Sordum "Neden?" diye.
"Deprem oldu" dedi bana ...
Aklı sıra beni korkutmaktan korkuyor, ama ben bu konularda korkağın tekiyim ...
Kaldı ki depreme denizde mi karada mı evde mi yollarda mı, ya da her nerde yakalanmıyacağımızı Allah'tan başka kim bilebilir?
Belki sallantıyı hissetmemiş olabilirim, iyi ki de hissetmemişim, fakat bu benim kabahatim değil.
Hem madem böyle, işbu vaziyet-i sallantıye dahilinde Japonya'da oturanlar ne yapsınlar? Orda sallantısız bir gün dahi geçmiyor ...

Coşkun Deniz

Bu aralar coşmuşum, dalgalandırıyorum bayrakları sürekli :-))
Yoksa hayatıma birileri mi girecek?
Baksanıza son bir kaç haftadır sürekli gelen ilhamlar, biraz biraz unutmadığım rüyalar, sürekli yazma arzusu, şahsımın bazı sorumluluklar alması, her şeyden önemlisi de içimde aslinda hep var olan ama bazen suskun kalan duygu ve düşüncelerimin tutsaklıklardan kurtulma çabası. Gönlüm susuyor gibi görünüyor dahi olsa bile içinde biriktirdiği cümleleri toparlamaya çalışmakta ... Ara sıra kopya da çekicek tabi, çünkü bir eser meydana getirirken esin kaynağın olmazsa olmaz :-))

Ben Ekim'im


"Sen Hayko olmalısın herhâlde galiba sanırsam?"
Çok tuhaf, benim adımı bildi, sanki beni çok iyi tanıyor gibiydi, ama ben değil onu, ona benzeyen bir kişi dahi tanımıyorum, bu sefer çuvallama sırası bana gelmişti.
Tuhaf bir bakışı vardı kızın, henüz arkadaş olmadığımız hâlde bana güven verecek. Fakat ona beni nasıl tanıdığını soramıyorum cesaretimi toplayıp :-(
Bir anda "Sus" gelmişti bana, kendimi toparlamamı sağlayan onun soğuk nefesi olmuştu:
"Lütfen üfleme böyle, beni üşütüyorsun!" dedim heyecanla.

Birden ayağa kalkıp yanıma geldi:
"Böyle incecik giyinirsen ben seni daha çook üşütürüm ..."
Aslında al başına belayı, çünkü üzerimde incecik bir "Thea Shirt" ve bir de "Short Trouser" haricinde hiçbir şey yoktu ... Kısacası üşümeyi sanırım biraz da ben istiyordum.

Çantasını açtı, elinde korkutucu cinsten bir paket vardı:
"Sana bundan vermek istemiyorum, beni istemediğim şeyleri yapmaya mecbur bırakma!"
Ben bir çığlık attım, fakat beni duymadı bile:
"Çığlıkların beş para etmez, şu sırtına bir şeyler al!"

01 Ekim 2010

Serinlik Başa Bela

Akşam vakti ... Gün bitmiş, eve dönücez :-)
Tek başına gün değil biten, bu biten gün haftayı da bitirmiş. Bir hafta sonu daha bizi bekliyor, kim bilir kaçıncı kez (?)
Sahi, hayatınızda bir sefer bile olsa hiç Hafta Sonlarınızı saydınız mı akıllarınıza getirip?

Fakat bu güzel ve serin Sonbaharın Akşamında sizleri Soyut Kavramlarla güzel kafalarınızı fazlama karıştırmak istemiyorum.
Hem biraz da başka yönleri görmek lazım, hayat sürekli değişiyor, yaşanıyor, her şeyden önemlisi de bitiyor. Kaldı ki bu soyut kavramlar bugüne kadar birçok kişiye fayda getirmedi :-)

Eveet, işbu günü de imdı akşam ettik
Malum-u aliniz mevsim değişimleri başladı ...
Fakat eskisi gibi alıştıra alıştıra değil artıkım, bir anda hava ya soğuyor ya da ısınıyor :-( Böyle de olmaz ki?
İşbu vaziyet-i umumiye dahilinde insanat da bu şekliyle sağlam kalmaz ki ...

Adım Ekim, Ben Geldim

Kapı çaldı az önce .. Zır zır tak tak falan filan feşmekan :-)
Yıkıcak sanki ortalıkları ...
Uyku sersemiyim, zar zor kalktım yerimden, malum-u aliniz biraz Şişkoyum, bu şekilde bir on dakka geçivermiş -sanırım-.
Bir kere daha taktakladı kapının tokmak kafası.
"Ay patlama, geliyorum!"
Taklarken aslinda kimin geldiğini anlamıştım, ama emin olmam lazım, ama "Kimsiz?" demek için artık çok geç.
Ne olursa olsun açtım kapıyı, hazırlıklıyım her türlü olumsuzluklara.

Karşıma uzun kollu bir palto, Başında çok şık bir şapka, Boğazında iki sefer sarılmasına rağmen nerdeyse yerleri süpüren bir atkı, mini sayılabilicek bir elbise ve nerdeyse dizlerine kadar uzanan çizmeleriyle heybetli bir kız çıktı.
Sırtındaki çantası o kadar büyüktü ki, içine belki ben dahi girebilirdim.

Az daha küçük dilimi yutucaktım, bu mevsimde böyle bir tip :-!!??

Kız da bu duygularımı hissetti, bu sefer kendi de çuvalladı.
Fakat onu görünce bir anda üşümeye başladım, onun üflediği nefes beni Dondurma Kazanına düşürülmüş Çaklıta çevirdi :-(
Bu halimi görünce kız da bana gülümsedi.
Bu gülümsemesi de beni az ewelki Dondurmanın Sahlep Denizi içinde olduğumu hissettirdi :-))
Nefesi üşümeme, gülümsemesi de terlememe rağmen içeri aldım onu, koltuğa kurulunca kendini tanıttı:
"Adım Ekim, ben geldim!"