Bu Blogda Ara

26 Haziran 2010

Kınalı Ah Kınalı Senden Nasıl Kopmalı

Kopabilir miyim acaba?
Yazlığın Yaz zamanı gelmiş gün dahi dönmüş, hasretim dokuz ayı bulmuş, Kış Kaçamağımızı saymazsak eğer ... Bir de Extradan beklenilen bir Üç Hafta da var ki, nerdeyse kavuşamadan sonsuza dek ayrılıcakmışız gibiydi :-((

Ama bu sefer sana gelmeyi başardım :-))
Gelgelelim Denizin çok Kirliydi :-(
Buna mukabil Köften Harikaydı, ama Dondurman sanırım Dünden Kalmaydı, midemi bozdum :-((
Yeni İskelen Hayırlı Olsun, basit küçük ama güsel, dilerim tüm halkın iyi günlerde kullanır.

Bir başka dileğim de Seni bugünkü gibi Çorko'suz Bulmak, yarı tenha yarı sessiz.
Kısacası Aşkım, Yazımız Hayırlı, Vaporumuz Büyük, Denizimiz Temiz, Hayat da Hepimizin Olsun.
Seni Diğer Blog'umda bol bol didikliyicem, kusurumu bağışla cnm.

19 Haziran 2010

Evlilik Mi?

Evlilik ... Çok kişi için olmazsa olmazlardan ... Benim de başımın etini yemeleri yetmezmiş gibi sanki kendileri evlenmişler de başları göklere erişmiş :-)
Ben hayatımı bekarlık üzerine kurmuşum, kolay mı beni evlendirebilmek?
İşte gerekçelerim:
 
1. Eskiden insanlar en fazla kırk yaşına kadar yaşıyordu. O yüzden de herkesin yirmibeş yaşından önce evlenmesine sıcak bakılıyordu.
Ama günümüzde ise, teknolojinin bize sunduğu sonsuz imkanlar sayesinde seksen yaşına kadar yaşayabiliyoruz.
Dolayısıyla kırk yaşımızda evlensek bile, eşimizle en az otuz veya kırk yıl birlite olabiliriz. Görüyorsunuz ki şu vaziyet-i umumiyede evlenmek için aceleye hiç gerek yok.

2. Eşleri tarafından seçilmiş olmak, evli insanları iyi birer av yapmıyor. Yani Adolf Hitler, Saddam Hüseyin ve Frankenstein de evliydiler. Evli olmak insanları diğer insanlardan üstün kılan bir özellik değildir.

3. Bütün süper kahramanlar bekardır. Örnek mi? Kedi Kadın, Buddha, Afrodit, Superman, Red Kit, Buggs Bunny.

4. Tüm bunların ötesinde Tanrı'nın da bir eşi olmadığının da altını çizmek lazım.

5. Evlenmek çok kolay bir iş. Öyle olmasaydı, her yıl ikimilyon insan evlenmezdi.
Hem illa ki bir işe zorlayacaksanız, daha ilginç bir şey yaptırabilirsiniz.

Bundan bir süre önce de demiştim, isteyenler yandaki linkimi tıklayıp görebilirler. Burdaki de o günkü yazıma eklemedir:
Evlilik bir anda alınabilicek bir karar değildir.
Sadece bir kere evlenilebilinir.
Bunun için de çok ince eleyip çok sıkı dokumalıdır.
Çünkü evlendiğiniz kişiyle kocaman bir ömrü paylaşacaksınız, ne istediğinizi dikkatli düşünün, benden size bir arkadaş veya öğretmen tavsiyesi.

17 Haziran 2010

Trafik

Trenlerdeki tehirler bitti sıra artıkım trafiğin sıkışmasına geldi :-( Sabahları dükkana ulaşabilmek için henüz Devletin Trenleri çalışıyorken dahi çok büyük bir işkence halini aldı. Çünkü on dakkada gelebildiğimiz Yenikapu'dan Cağaloğlu'ya yirmisekiz dakkada gelebiliyoruz.
Sebep malum: Sağlık Müdürlüğü önündeki park eden araçlar, daracık sokaklara sokulan kocaman otobüsler, sırf bu köşelerdeki ve sokaklar boyuncaki park eden ya da ettirilen arabalar yüzünden dönemeçlerdeki dönüşleri yapmayı becerememeleri.
-Kocaman otobüslerin şu daracık sokaklarda ne işleri varsa artık?-

Bunun çözümü şöyle olur:
Öncelikle büyük otobüs yerine midibüs kullanılır. En azından sıkışıklık yaratmaz, kapasite olarak düşüktür belki ama oturamayan yolcular ayakta seyahat edebilirler, çünkü Turistik Bölge Rıhtıma fazlama uzakta değil.
-Turistler sanki kendi memleketlerinde hiç mi kendi belediyelerinin otobüslerine binmemiş?-
İkinci olarak illa ki büyük otobüslerle taşıma yapılıcaksa bir sabit güzergah belirlenir, bu güzergah boyunca da arabaların park etmeleri yasaklanır. Otobüsler de güzergah dışına çıkmazlar. Bir kaç adet durak konulur, bu durak yerlerinde turistleri indirir, indirdikten sorna da yoluna devam edip Depo'ya gider. Yolcu alma saatinde de gelir, yolcuları alıp gidecekleri yere kadar götürür.
Üçüncü olarak Rıhtımdan gelen otobüs eski Cankurtaran Stadı'nın olduğu yerdeki Park'a gelir ve turistleri orda indirir, turistler Çarşı'ya ve Sultanahmed'e yürüyerek giderler.
Dördüncü olarak Taksilere birer çekidüzen verilir, yolcu getirmediği takdirde Duraksız Taksiler Turistik Bölge'ye sokulmaz.

Ben İstabnul'da çok görmüşümdür, trafiğin tıkanmasının nedenlerinden birinin Taksiler, diğerinin de kocaman Turist Otobüsleri olduğunu.
Fakat bunlara birer düzen verilirse yüzde kırkını çözebilirler.
"Yetkililer Uyuyor Mu?"
Uyusunlar da büyüsünler, biz burdan hep birlikte zat-ı şahanelerine birer ninni söyliyelim :-)

06 Haziran 2010

Yağmur

Suskun Blog'cunuz kimbilir kaçıncı kez yağmuru yazıyor bilinmez ... Fakat herkes gibi açık ve güneşli bir hava beklerdi.
Çünkü planında Ada vardı, Deniz girmese dahi en azından keşif ve gezinti için ...
Her şeye rağmen yağmur da güzel yağıyor, ara sıra sağnak bulutların arasında kısa süren molalar da her zaman var olduğunu bildiğimiz Güneş kendisini göstermeyi başaramamasına rağmen havanın sıcaklığını hissettiriyor bize.


Hava serin, ortam güsel, daha fazla ne isterim?
Yolumuzu aslinda Adaya programladık, fakat kanal bozulunca Moda çıktı karşımıza, Şaşkınlar da cabası.




Gün sonundaki tek "Keşke"m biraz daha erken çıkabilmek, biraz daha fazla gezebilmek için ... Belki gelecek sefere artıkım.


Bakalım bu Yağmur ne kadar zaman sürecek?

29 Mayıs 2010

Eurovision – 29.5.2010 – Oslo - Norveç

Aslinda tarihteki en büyük zevkimdir Eurovision Şarkı Yarışmaları, yıllardır ola ki izlemeyecek olursam kendimde bir eksiklik hissederim.

Farklı ülkeler ve farklı kültürler arasında köprü olma amacını güden yarışmanın bu yıl düzenleme sırası Norveç'in Oslo kentindeydi … Genel olarak şarkılar güzel de olsa ikinci sırada yarışan İspanya'nın sahnesinde bir holiganın yarattığı kötülük geceye damgasını vurdu … Bunun üzerine şarkıların sonunda İspanyanın tekrar sahne almasına karar verildi, bu da Eurovision tarihinde ilk kez oluyor.

Jessy Matador'un seslendirdiği Fransa'nın şarkısı "Allez Ola Ole!" ve Paula Seling ve Ovi'nin seslendirdiği Romanya'nın şarkısı "Playing With Fire" bu yarışmanın gözde şarkıları olmaya aday.

Tabi bu arada bizim televizyondaki sayın Bülend Özveren Şov ve faciasını saymıyorum, çünkü laf aralarında Fenerbahçe'ye sokuşturduğu bazı istenmeyen laflar benim gibi tüm Fenerbahçelileri çileden çıkartmaya yetti de arttı bile.

Fenerbahçe ile dalga geçilmez, Fenerbahçe en büyüktür.

Zaten artıkım Allahın emri olan dost ve kardeş ülkelerin birbirlerine 12 puan vermelerine alışkınız, ama bu kadar da dile verilmez ki?

Örnek mi, işte karşınızda:

Yunanistan – Kıbrıs Rum Kesimi

İngiltere – Malta

Yugoslavya Cumhuriyetleri

Baltık Devletleri – İskandinavya

Türkiye – Azerbaycan

Tabi bu arada Türk vatandaşlarının yaşadıkları Avrupa memleketlerinden gelmeyen puanlara kızması da ayrı bir laf-ı güzaf, bunu fazlama konuşmaya değmez.

Biz bu sahneleri de çok gördük :-(

Gelelim zurnanın zırt dediği yere:

Eğer bir insan bir yarışma sunuyorsa tüm katılımcılara eşit mesafede durması lazımdır, birine fazla yaklaşması ötekini dışlaması ve onu küçük düşürmeye çalışması affedilemez bir hatadır.

Çünkü önce Yarı Final günü "Ermenistan, şarkısında ana vatana duyduğu özlemi anlatıyor, hangi ana vatansa artık" yorumunu ağzından kaçırması, Final Günü ise oy verme sırasında ekrana elinde "Apricot Stone" ile çıkan Ermenistanlı Sunucu meslektaşına karşı arkasından "O kayısı çekirdeğini kendi vatanına gömsün" diye talihsiz bir laf konuşması "IRKÇILIK" değil de nedir?

-Biri artıkım yarışma sunma ve terceme etme işini hakkaten bir başka arkadaşına versin, yoksa gelecek yılki yarışmayı bambaşka kanallardan izlemek zorunda kalacağım-

Kısacası, eğer Eurovision Şarkı Yarışması bir kültür buluşması ise burda böylesi ifadelerin ne işi var? Yok eğer bir siyaset yarışması ise müziğin burda ne işi var?

Yarışmanın puanlama sırasında bir arkadaşımla mektuplaşırken yazmıştım benim şahsi puanlamamı, huzurlarınızda paylaşıyorum, here are the results of Me, Myself and I Only:

Iceland (İzlanda) : 1 Point

Spain (İspanya) : 2 Points

Ukraine (Ukrayna) : 3 Points

Greece (Yunanistan) : 4 Points

Turkey (Türkiye) : 5 Points

France (Fransa) : 6 Points

Danemark (Danimarka) : 7 Points

Germany (Almanya) : 8 Points

Armenia (Ermenistan) : 10 Points

And Finally 12 Points go to

Romania (Romanya) : 12 Points

Puanlamada ne mi oldu?

Almanya 246 puanla uzak ara götürdü yarışmayı, hem de daha puan verecek beş ülke daha varken ilan etmişlerdi şampiyonluklarını uzun uzun yıllardan sonra … Nasıl bazıları Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası kazandığını gör(e)mediyse, - ki ne zaman göreceğimiz de size bir itirafta bulunmam gerekirse hiç umudum yok – Alman halkı da Eurovision şampiyonluğu için yirmi üç yıl bekledi. Ne diyelim, hayırlısı olsun, güle güle kullansınlar, bir daha ne zaman olabilecekleri de meçhul, aynı Türkiye gibi.

- Hiç bir zaman kazanamaz deniliyordu bizim için, fakat 2003 yılında Sertap Erener tüm Avrupalı kalıpları ve kabukları kırarak bize bu büyük başarıyı kazandırdı, lakin hayatımda izleyemediğim tek Eurovision'a denk gelmesi hala içimde kalmış ve sonsuza kadar da kalacak olan bir ukdedir –

Sonuç olarak aslinda her şeyin harika olduğu bir Eurovision Şarkı Yarışmasını az önce geride bıraktık, aslinda sizin için bir de Eurovision Web-Sitesi yapsam mı diye düşünmüyor da değilim hani, bu fikrimin ince gülüne siz sevgili okuyucularım olarak ne dersiniz?

Sevdiğiniz gülün dikenlerine katlanır mısınız, yoksa o dikenleri kendi topraklarınıza mı dikersiniz, ya yoksa sayın Bülend Özveren'in dediği gibi dikenleri çekirdeğe çevirip gider başkalarının toprağına mı dikersiniz?

Ya da başkaları gelip de kayısı çekirdeklerini size dikmesinler diye topraklarınızın çevrelerini dikenli tellerle mi kapatırsınız?

Size bu sefer yarışmayı kazanan şarkının güftesiyle veda ediyorum, uzun zamandır size şarkı da yollamamışım sanırsam, bu da sizin için olsun, gelecek yıl Almanya'dan size yazabilmek ümidiyle inşallah :-))

Almanya'ya yirmiüç yıl sonra şampiyonluk getiren şarkı huzurlarınızda efenim:

Satellite

I went everywhere for you
I even did my hair for you
I bought new underwear, they're blue
And I wore 'em just the other day

Love, you know I'll fight for you
I left on the porch light for you
Whether you are sweet or cruel
I'm gonna love you either way

Love, oh, love, I gotta tell you how I feel about you
'Cause I, oh, I can't go a minute without your love
Like a satellite, I'm in an orbit all the way around you
And I would fall out into the night
Can't go a minute without your love

Love, I got it bad for you
I saved the best I have for you
You sometimes make me sad and blue
Wouldn't have it any other way

Love, my aim is straight and true
Cupid's arrow is just for you
I even painted my toe nails for you
I did it just the other day

Love, oh, love, I gotta tell you how I feel about you
'Cause I, oh, I can't go a minute without your love
Like a satellite I'm in an orbit all the way around you
And I would fall out into the night
Can't go a minute without your love
Oh, love, I gotta tell you how I feel about you
'Cause I, oh, I can't go a minute without your love

Where you go, I'll follow
You set the pace, we'll take it fast and slow
I'll follow in your way,
You got me, you got me
A force more powerful than gravity
It's physics, there's no escape

Love, my aim is straight and true
Cupid's arrow is just for you
I even painted my toe nails for you
I did it just the other day

Love, oh, love, I gotta tell you how I feel about you
'Cause I, oh, I can't go a minute without your love
Like a satellite I'm in orbit all the way around you
And I would fall out into the night
Can't go a minute without your
Love, oh, love, I gotta tell you how I feel about you
'Cause I, oh, I can't go a minute without your love
Love, love, love, love, love

Biraz da kazananları tanıyalım kanımca, çok gerilimli bir yazı oldu bu kez, ama size bu kadar gerilimi yaşatmaya hakkım yok, siz bizim için değerlisiniz, nereden anlayacaksınız ki o gece ırkçılık ve komşuluk kavramlarını birbirine karıştıranların gecesi olduğunu?

Şarkıyı seslendiren Lena Meyer Landrut 23 Mayıs 1991'de Almanya'nın Hannover kentinde doğdu. Almanya'nın henüz birleşmediği dönemde 1980 ile 1989 arasında Federal Almanya'nın Sovyetler Birliği Elçisi olan Andreas Meyer Landrut'un torunu olan Lena, beş yaşındayken dans dersleri almaya başladı.

Önce klasik bale sonra da modern dans çalışan Lena Meyer Landrut çeşitli TV kanallarında yayınlanan programlarda rol aldı. Daha sonra da müziğe yöneldi.
En son olarak da henüz on dokuz yaşında Almanya adına katıldığı Eurovision Şarkı Yarışmasını rekor bir puan farkıyla kazandı.